Kadınlar
           
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuk ve Çocuk bakımı hakkında bilgiler
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlar için Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Faydalı bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Yemek Tarifleri

» Japon mutfağı

Japon mutfağı

2010-04-19 08:08:36 Kadinlaricin.net sitesinde Japon mutfağı baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Japon mutfağı ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Japon mutfağı

 

Japon mutfağı yükselen mutfaklar arasında. Tabii Türkiye'de. Yoksa dünyanın çeşitli kozmopolit şehirlerinde çok uzun zamandan beri revaçta olan çeşitli Japon restoranları var. Şimdi İstanbul'da da Japon restoranları açılmaya başladı. Swiss Otel bünyesinde bir tane, Talimhane'de bir tane ve Tarlabaşı caddesi başında Udonya. En eski olanı ise Barbaros Bulvarı üzerinde olanı. Bu hafta siz de sushi denemeye bunlardan birine gidebilirsiniz. Udonya'nın yeni sezon önerilerinden biri Ebi Tempura Nigirisushi. Yani başta karides ve çeşitli sebzelerin, yumurta, su ve Japon unundan hazırlanan sosa batırılıp kızgın ateşte kızartılması. İştah açıcı olarak da Zenzai çeşitlerini deneyebilirsiniz. Ama benim favorim yine de çiğ balıklardan oluşan sashemi ile bunların pirinçli versiyonu sushiler. Dikkat fiyatlar dolar üzerinden.

Bundan yaklaşık on beş yıl önce Japonya'ya ilk gittiğimde aklımdan geçenleri bugün artık saklayacak değilim. Japon toprakları üzerine ayak bastığım ilk yirmi dört saatin sonunda aynen şöyle düşünüyordum: Japonların, biz de dahil olmak üzere, Batılılar ile görülür benzerlikleri iki kol, iki bacak, iki göz, iki kulak, bir ağız ve bir burundan ibaret. Bunun dışında bir Batılı ile bir Japon muhakkak ayrı türden iki yaratık.

Hani Türk filmlerinde tecavüze uğrayan kadının klasik sözleri vardır ya, ‘‘vücuduma sahip olabilirsin ama ruhuma asla’’ diye, işte Japonya'da da durum aynen böyle. Bir Japonu veya daha genel anlamıyla Japonya'yı tanıdığınızı sanabilirsiniz, ama onlarla bir ömür geçirmezseniz toplumun ruhunu asla kavrayamazsınız.

Bu durumu en güzel Ki-Ka-Ku adında, bir Japon hai-kai ustası dile getirmiş. Hai-kai'ler üç dizelik ve on yedi hecelik geleneksel Japon şiirleri. Şair bu hai-kai'sinde şöyle söylüyor:

‘‘Çiçek bayramı

Annesinin elinden tutmuş

Bir kör çocuk’’

DİNSEL ETKENLER

Japonların böylesine karmaşık bir yapısı olmasına karşılık yine de dikkatli bir gözlem, birçok şeyi farketmeyi mümkün kılıyor. En azından mutfak alanında bunu söyleyebilirim. Yalnız yeter ki, yemeğin kültürün bir parçası olduğu bilinsin. Yeter ki, yemeğin başka kültürlerdeki serüvenlerinden haberdar olunsun. Yeter ki, ayrıntılar ile özün arasındaki fark görülebilsin.

Japon mutfağı, öncelikle Japon inancının etkisinde kalmış.

Japonlar hiç bir karmaşaya yer vermeden hem geleneksel Şinto dinine hem de Budizme birarada inanmakta.

Şinto, ölülerin ruhlarını tanrılaştırmaya dayanır. Ataların ruhu olan kamilerin birçok çeşidi vardır. Ailenin kamileri olduğu gibi, klanın kamileri, milletin kamileri, bilhassa İmparator'un atalarının ruhları vardır. Nihayet bazı kamiler de tabiata, ağaçlara, taşlara, hatta aletlere, mutfak kap ve kacaklarına kadar her şeye can verirler.

Şintoizm yoluyla Japon, tabiatla içiçe yaşar.

Budizm ise bu ülkeye Kore yoluyla girmiş. Onların da Çinlilerden aldığı bu din Japonya'da yerel bir karakter kazanmış. Budizm nesnelerle varlıkların geçici olduklarını iddia eder. Buda, evrensel ısdırabın bu geçicilikten doğduğunu öne sürer. Estetik duygulu Japon ise, aksine, evrenin kendi içinde hayranlık duyulacak değişimine inanır. Boyuna değişen manzaralar, erik ve kiraz ağaçlarının çiçek açması, ay ışığının tatlı parıltıları, ağaçların güzün kızıllaşan yaprakları, karın büyülü güzelliği hep evrende hayranlık duyulacak değişim göstergeleridir.

Budizmin dünyanın geçiciliğine dair formülasyonuna on sekizinci yüzyıldaki bir hai-kai şairinin cevabı ne güzeldir:

‘‘Bu hayal dünyası

Bir hayal dünyasından ibarettir;

Ama yine de!...’’

Ama yine de bu hayal dünyasında yaşamak çok güzel bir şeydir.

Japon Zen-Budizm'i, gerçeğin ancak güzellik yoluyla elde edilebileceğini anlatır. Ben daha buna ne ekleyeyim!

MUTFAKTAKİ İNCELİK

Tabiatla ve güzellikle bu kadar içiçe bir ruh dünyasının mutfağa yansımasındaki inceliğe hiç şaşırmamak gerek.

Japon mutfağının en bariz özelliği, tabiata elden geldiğince yakın olması. Bunun en güzel örneğini de ‘‘saşimi’’ler oluşturur.

Budizm yiyecek amacıyla hiçbir hayvanın öldürülmesine izin vermez. O yüzden bu inanca saygı duyanlar, vejetaryen bir diyet izlerler. Türkçesi sebze ve meyveyle ve tahıllarla yetinirler. Oysa Japonlar, bu yasağı sadece dört ayaklı hayvanlara uygulamışlar. Tarihleri boyunca hep balık ve deniz ürünlerini sofralarında baş köşeye oturtmuşlar. Budizmin hükmü ancak deniz kıyısına kadar geçerli olmuş.

Saşimi, balığın çiğ olarak sunulduğu bir yemek türü. Batılıların çoğunun sandığının aksine, herhangi bir yöntemle pişmiş bir balıktaki o kendine özgü koku ve tat saşimi'de bulunmaz. Saşimi'de sadece tazelik ve kırılgan denecek ölçüde bir incelik hissedilir. Bunun vurgulanabilmesi için de saşimi olarak sunulacak balık neredeyse canlı denecek bir tazelikte olmalıdır. Hatta birçok lokantada saşimi için bazı balıkların canlı olarak su içinde saklandığı söylenir.

SAŞİMİ YAPIMI

Saşimi için ilk aşama balığın seçimi ise, ikinci aşama da sunulacağı tabağın aranıp bulunmasıdır. Saşimi'nin balığının rengi, dokusu, dilimlerin büyüklüğü ve daha akla gelebilecek bir sürü faktör gözönüne alınarak bütün bunlara uygun bir biçimde, renkte ve büyüklükte bir tabak seçilir. Yeri gelmişken hemen söyleyeyim ki, Japonya'da tabak bizdeki gibi mutlaka yuvarlak, kenarlı ve muhtemelen beyaz olmak zorunda değil. Boyutlar konusunda da hiçbir sınırlandırma yok. Bir evde en az yüz çeşit -artık tabak demeyeyim de- yemek sunma kabı görsem şaşırmam.

Üçüncü aşamada balıktan önce fileto çıkartılır. Sonra geleneksel yöntemlerden birine uyularak balık dilimlenir. Nihayet bu dilimler bir ressamın tablosuna gösterdiği özen içinde biraraya getirilir.

Süsleme için zar inceliğinde dilimlenmiş Japon turpu veya salatalık, rendelenmiş taze zencefil, rendelenmiş Japon turpu ve biber ya da ünlü hardal, tatlı turp vasabi içinden seçilen biri veya birkaçı kullanılır. Ya da bunlardan hiçbiri olmaksızın, yalnız bir yeşillik dalıyla süslenerek sunulur.

Balığın doğal tadı, Japonların çok hafif soya sosu, şoyu ile hafifçe dengelenir. Bazen bu şoyu'ya biraz pirinç rakısı diyebileceğimiz sake eklenir. Misafir, tabağındaki vasabiyi de bu sosun içine katıp çubuğunun ucuyla karıştırır. Balık dilimi öyle sosa bulanmaz. Bir ucundan hafifçe batırılıp ağza atılır. O kadar!

Saşimi, doğadaki mükemmelliğin hiçbir abartıya yer verilmeksizin en yalın yoldan gidilerek elde edilmiş bir estetik anlayışla sunulmasıdır.

Nihayet Japonya'da saşimi evlerde yapılmaz. Çünkü saşimi, bütün hayatını bu işi yapmaya adamış bir sanatçının elinden çıkacak mükemmelikte olmazsa yenmeye değer görülmez.

SONUÇ YERİNE

Japon mutfağı elbette sadece saşimi'den ibaret değil. Ama ben saşimi'nin Japon mutfağının en uç ve güzel örneği olduğuna inanlardan biriyim. Çünkü bu yiyecek Japonların doğaya saygısını, mevsimlere ve tazeliğe gösterdikleri hürmeti, mükemmelliği arayıştaki sonsuz gayretlerini, her şeyin ancak en iyisinin istenebileceği yolundaki inançlarını, lezzetin aynı zamanda estetikle birleşmesindeki zorunluğa duydukları inancı ve güzelliğe olan düşkünlüklerini ve şu anda aklıma gelmeyen daha birçok Japon özelliğini çok iyi gösteriyor.

Montaigne'nin şiir üzerine söylediği bir söz vardır. Bu yazıyı noktalarken onu anmadan geçemeyeceğim. Şöyle der ünlü Fransız denemeci: ‘‘Şiirin orta hallisi veya kötüsü için kurallar, ustalıklar bir ölçü olabilir. Ama iyisi, yükseği, harikuladesi aklın kurallarını aşar. Onun güzelliğini tam ve sağlam olarak görenler, bir şimşeğin ihtişamına benzer bir parıltı görmekle kalırlar. Büyük şiir muhakememizi tatmin etmez, allak bullak eder.’’

Yukarıdaki cümlede yer alan ‘‘şiir’’ sözcüğünün yerine ‘‘yemek’’ sözcüğünü koyarak cümleyi tekrar okuyuyun.

Japon mutfağı hakkında ne düşündüğümü en iyi o zaman anlayacaksınız.

Kuzenimiz Japonlar

Japonya'ya birçok kez gitmiş olmayı büyük bir şans sayıyorum. Şanssızlık ise her gidişimde bir hafta, bilemediniz on gün gibi kısa süre kalmış olmam. Oysa Japonya tam bir ceviz. Önce dışındaki etli yeşil kabuğu soyacaksınız. Sonra içindeki sert kabuğu kıracaksınız. Ancak ondan sonra o içteki sütlü harika meyvayı yiyebilirsiniz. Japonlar çadıra bürünmüş kadınlar gibi. Dışarıdan görünen bir kütleden ibaret. İçindeki kadına ait hiçbir ayrıntının dışa vurmasına izin verilmiyor. Bari biraz olsun gözlerini görsem, elini veya hiç olmazsa parmaklarının ucunu görsem diyorsunuz ve ona bile izin vermiyorlar.

Şimdi böyle bir ülkede insanın birkaç hafta geçirmesi hiç yeter mi?

Halbuki çok ciddi bir iddiaya göre biz Japonlarla kuzeniz. Yani onlar amcamızın oğlu. Aramızda büyük benzerlikler olmasını gerektiren bir husus bu. Aslında bu tür benzerlikler eksik de değil.

Japonlarla kuzen olduğumuz iddiası elbette bana ait değil. Bunu birçok ciddi kaynak söylüyor. Dilbilimciler de bu yönde ipuçları veriyorlar. Türk, Kore ve Japon dilleri arasındaki ilişkiler dilbilim araştırmacılarının gözde bir alanı.

Ancak ne zaman böyle iddialı bir laf etsem, bunu kafamdan uydurduğumu düşünenler çıkar diye, bu kez ulaşabildiğim kaynakları pazar sabahı oturup üşenmeden taradım. Japon mutfağı üzerine harika bir kitap yazmış olan Margaret Leeming ve Mutsuko Koşaka'nın ortak eseri ‘‘Japanese Cookery’’de aradığımı buldum. Hadi yazarlardan İngiliz olanı bunu uydurdu diyelim, Söylenen yanlış olsa Japon yazar buna hiç itiraz etmez miydi?

CİDDİ BİR İDDİA

Sözünü ettiğim iddia şu: Milattan önce 2000 yılları civarında Orta Asya'dan Japonya'nın en büyük adası Honşu'ya büyük bir göç yaşanmış. Göçenler Orta Asya'dan gelen avcı bir toplulukmuş. Bunlar Japonya'ya Kore üzerinden geçmişler. Bugünkü Japon halkının temelini de bunlar oluşturmuş. Milattan sonra 250 yılları civarında ise yine Orta Asya'dan ve yine Kore üzerinden Japonya'ya ikinci bir ciddi göç daha gelmiş. Bu kez gelenler ise Japonya'nın güneyindeki Kyuşu Adası'na yerleşmişler. Bunlar tarımla uğraşan çiftçilermiş. Göç yolları üzerinde ise pirinç yetiştirmeyi öğrenmişler ve bunu Japonya'ya taşımışlar.

Bütün akrabalık ilişkilerine rağmen, benim durumumda olan gezginler için Japonya'da ancak bazı izlenimler sözkonusu olabilir. Ondan ötesine geçmek çok zor. Nasıl zor, bakın size bunu küçük bir hikaye ile anlatayım.

Richard Hosking ile yıllar önce Oxford Üniversitesi'ndeki Saint Anthony College'da bir toplantıda tanışmıştım. Hoskins bir İngiliz sosyolog. Cambridge'den mezun olduktan bir süre sonra biraz macera tutkusuyla Japonya'ya gitmiş. 1973 yılından beri Hiroşima'daki Şudo Üniversitesi'nde ders veriyor. Derslerden ve akademik çalışmalarından geri kalan zamanının neredeyse tümünü yemek araştırmalarına ayırıyor.

TANRILARIN YEMEKLERİ

Richard, bir toplantıda bize şimdiki Japon veliaht prensinin o zamanki nişanlısını anne ve babasına takdim edişine ilişkin bir gazete kupürü göstermişti. Kupürdeki fotoğrafın arka planında Japon İmparatoru ve eşi tahtta oturmakta, önde ise Veliaht Prens ve müstakbel eşi yerlere kapanmış bir halde onları selamlamaktaydı.

O sıralarda Japonya'da yirmi yılını çoktan doldurmuş olan dostumuz Richard, bu fotoğrafta neyin dikkatimizi çektiğini sordu. Verdiğimiz hiçbir cevap onu tatmin etmedi. Sonra fotoğrafın bir köşesini biraz büyüttü. Orada bir sehpanın üzerindeki kapların içinde bazı yiyecekler görülüyordu. Ama doğrusu biz buna da bir anlam veremedik.

Hikayenin bundan sonrasını anlamak için biraz yakın Japon tarihini bilmek gerek. Japonların tarihinde sadece bir hükümdar soyu vardır. Japonlar yaradılıştan bu yana aynı ailenin hükümdarlık yaptığını düşünürler. İmparator ise Şinto dininde bir tanrı sayılan Güneşin Oğlu'dur. Yani İmparator tanrının ta kendisidir.

Japonlar İkinci Dünya Savaşı'nı kaybedip Amerikan işgaline uğrayınca, İşgal Kuvvetleri Komutanı General McArthur Japonya'ya kendince yeni bir nizamat vermeyi kararlaştırmıştı. Bu arada Japon İmparatoru'nun bir tanrı olması saçmalığına da son vermeyi düşündü. Yeni Japon Anayasası'na bunu aynen böyle yazdırdı. Artık İmparator gökyüzünden yeryüzüne indirilmiş ve ölümlüler arasına katılmıştı.

Hiç unutmam, hikayenin tam burasında sevgili Richard, ‘‘siz öyle sanın’’ diye bağırdı. ‘‘Japonlar yabancılara aynen yeni anayasadaki maddeyi tekrarlayarak cevap verirler. Ama fotoğrafın ucundan görünen kapların içindeki yemekler geleneksel Japon kültüründe sadece, ama sadece tanrılara sunulan ve ölümlü insanların asla tadamayacağı yiyecekler’’ dedi. Sonra da bir güzel bunların tümünü adları ve sanlarıyla söyleyip uzun uzun anlattı.

Şimdi böyle bir ülke ve böyle bir kültür ile ilgili benim gibi gelgeç bir gezgin, sekiz on kez bu ülkeyi ziyaret etmiş olsa bile, kısacık yolcuklukları ile ilgili ne kadar derin şeyler anlatabilir, artık varın siz tahmin edin.

Bu defasında şansım vardı. Çünkü Japonya'ya gitmeden hemen önceki hafta Japonya'nın önde gelen yemek yazarlarından seçkin bir grup Birleşmiş Milletler Uluslararası Zeytinyağı Konseyi'nin davetlisi olarak Türkiye'yi ziyaret ettiler. Ben de, Konsey'in resmi ajansı Scope'un daveti üzerine kendilerine bazı ziyaretlerinde eşlik ettim. Birlikte uzun zaman geçirdik. Masabaşlarında uzun yemek sohbetleri yaptık. Ben onlara Türk mutfağını anlatmakta elimden geldiğince cömert davranınca, onlar da birazcık olsun peçelerinin ucunu açıp birşeyler göstermeyi kabul eder bir tutumu benimsediler.

Tabii bu tavırda bizim ağırlamamızın rolü de gerçekten çok büyüktü.

Önce bu ağırlamalara Ege mutfağı üzerine gerçek bir otorite olan Gökçen Adar, yemek kültürümüz üzerine araştırmalarıyla zaten çok tanınan Artun Ünsal, bir başka araştırmacımız Vedat Başaran gibi isimlerin katılması etkileyiciydi.

YEMEK ŞOVU

Nihayet İstanbul'da Japon konuklara hoşgeldin partisini düzenleyen Four Seasons Hotel, Akdeniz geleneğini harika yemeklerle tanıttı. Türk mezelerini sergileyen Lütfi Kırdar-Borsa Restaurant ile gala yemeğini hazırlayan Divan Lokantası, Fatih'teki Hünkar Lokantası, Kandilli'deki mütevazı balık lokantası Suna'nın Yeri, geleneksel Türk mutfağını gerek yemekleri, gerek servisi ile gözyaşartıcı bir biçimde sundular. Kuşadası'nda Derici Otel, İzmir'de Deniz Restaurant ve Ayvalık'ta Lale Restaurant ise geleneksel Ege yemeklerini sundu. Aynı yemekler Gökçen Adar tarafından bizzat evinde yapıldı ve büyük bir keyif ve neşeyle de yendi.

Japon lokantaları çok şımardı

Ninja adlı Japon lokantasına gittik. Hesap ne geldi biliyor musunuz, 67 milyon lira! Bu Japon lokantaları müşteriyi resmen söğüşlüyorlar bence. Bir masal anlatıyorlar bize, güya yemeklerde kullandıkları her malzeme dışardan geliyormuş bu nedenle pahalı olmak zorundalarmış falan filan. YALAN. Resmen yalan söylüyorlar.

Son zamanlarda kiminle karşılaşsam öğle yemeğinde Kırıntı'ya gittiğini söylüyordu.

Hakkında bu kadar söz edilen bir mekanın Teşvikiye'de büyük kalabalıklar çekmemesi düşünülemezdi gayet tabii ki. Tam da düşündüğüm gibi erken saatlerde başlayıp sürekli dolup taşıyor Kırıntı.

Mekanın dıştan görüntüsü Meksika lokantalarının havasını andırıyordu, gerçekten de mönüde Meksika yemekleri de yer alıyor.

Çok kalın bir mönüleri var, böyle listeleri görünce ben hep Amerika'nın Diner diye adlandırılan 24 saat açık lokantalarını hatırlıyorum. Diner'larda neredeyse ne ararsanız bulursunuz, fiyatlar son derece ucuzdur ve gelen yemeklerin porsiyonları da müthiştir.

Bizim lokantalarımızda bu tür özellikler yok ne yazık ki. Mönüsü çok zengin olan lokantanın mutfağı da hayli iddialı olmalı, farklı yemekleri aynı anda aynı kalitede müşteriye sunacak potansiyel bulunmalı. Bu son derece zor bir iş ve İstanbul'da bu konuda standardın üstüne çıkabilen lokanta sayısı da son derece az.

Ben o gün hem etli hem de tavuklu Fajitas'ı deneyeyim diye Combo Fajitas (8,5 milyon lira) ısmarladım. Hem tavuk hem de et lezzetli gelmedi bana.

Bidiburger adında bir de hamburger getirtmiştik, hamburgerde de aradığım lezzeti bulamadım açıkçası.

Bunun nedeni acaba dondurulmuş etlerin açılma süreciyle mi ilgili yoksa soslarda biraz takviye mi gerekiyor buna karar verebilmiş değilim.

Baktım da etrafıma o gün hemen herkes halinden çok memnundu, bu nedenle belki o gün bana çatan bir talihsizlik olmuştur mutfakta. Bu da ihtimal dahilinde yani.

Sonuçta burası şimdi bölgenin gözde mekanlarından, dolayısıyla da detaylara takılmadan orada bulunmanız şart.

Bir öğle yemeğinde ise yine son zamanlarda adını sık sık duyduğum NİNJA adlı Japon lokantasına gittik.

Size bir şey söyleyeyim mi bu Japon lokantaları artık iyice şımardılar. Müşteriyi resmen söğüşlüyorlar bence. Hepsi yapıyor bunu ve hepsi de bizleri enayi yerine koyuyorlar bunu bilin. Bir masal anlatıyorlar bizlere, güya yemeklerde kullandıkları her malzeme dışardan geliyormuş bu nedenle pahalı olmak zorundalarmış falan filan.

YALAN. Resmen yalan söylüyorlar.

O gün altı adet roll yedik, bir tanesinde sadece salatalık, diğerinde sadece sebze vardı.

Ana yemek olarak iki adet makarna çorbası geldi (UDON), içinde sadece kalın makarna, ıspanak, yeşil soğan vardı, sadece bir tanesinde iki adet tempura karides bulunuyordu.

Bir adet bira, iki adet diyet kola içtik.

Hesap ne geldi biliyor musunuz. 67 milyon lira.

Sevgili okurlar. Yukarda saydığım yemeklerin hiçbir tanesinde ithal edilmiş malzeme yok, hepsi yerli malı.

Japon restoranları biz müşterileri aptal yerine koyuyor.

Hem neden hesap dolardan? Kola ve Efes birası da neden dolar üzerinden isteniyor benden? O yemek taş çatlasa 20 milyon liraya yenir ve bundan bile restoran kar eder.

Aptal yerine konmayın lütfen ve bu fiyat politikasını sürdürmekte ısrar edenleri de sorgulayın, umursamazlarsa da gitmeyin o lokantalara olup bitsin.

NİNJA Şehit Muhtar Caddesi 22/1 Taksim

KIRINTI Abdi İpekçi Caddesi No.32 Nişantaşı

Nabemono

Konumuz lezzet. Ama öyle herkesin anladığı lezzetlerden değil. Japon mutfağı ile yakinen ilgileneceğiz. Malum hem sağlıklı, hem de afrodizyak etkileri var. Udonya da bu lezzeti sunanlardan. Efendim şimdilerde Udonya'da yepyeni bir tad keşfediliyormuş: Nabemono. Nedir bu nabemono? Japon usülü tencere yemeği. Kimisi tofu ve yosun sosuyla hazırlanıyor; kimisi somon balığı, sebze ve miso sosu ile tadlandırılıyor. Ancak... Gene de japon mutfağına merak sararsanız önce suşinin tadını keşfetmeniz tavsiye olunur.

Japon mutfağı hakkinda aciklamalar Japon mutfağı konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Japon mutfağı ,japon mutfağı tarifleri,japon mutfağı yemekleri,japon yemekleri

 

 

Yemek Tarifleri Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 13
Hamilelikte karın çatlakları
Okunma: 12
Bacak ağrısı Bacak ağrıları
Okunma: 11
Selülit kremleri
Okunma: 9
ilk gece korkusunu nasıl yenebilirim
Okunma: 5
Çeyiz Listesi
Okunma: 4
Cinsiyet belirleme yöntemleri
Okunma: 4
Kil maskesi
Okunma: 3
Stres Topu
Okunma: 3
Safra kesesi taşlarının bitkisel tedavisi
Okunma: 3
Gözaltı torbaları neden oluşur
Resim
Kısırlığa Çare
Kısırlığa Çare

 |   |   |   |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!