Brunch Mekanları Brunch Nedir
2010-04-12 16:54:01 Kadinlaricin.net sitesinde Brunch Mekanları Brunch Nedir baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Brunch Mekanları Brunch Nedir ile ilgili yazi bulunmaktadir.
|
Brunch Mekanlarını görmek
için resime tıklayın |
 |
Bıranç diye okunan bu kelime İngilizce breakfast (kahvaltı) ve lunch'ın (öğle yemeği) birleşmesinden oluşmuş.
Katiyen yaratıcı olmayan insanlar tarafından oluşturulduğu daha oluşumundan belli olan bu kelime, tanımladığı olay gibi aslında temelde bir hilkat garibesi.
İstanbullular bu brunch'ı çok severler.
Temelde 200 bin liraya yapılabilecek bir kahvaltı, bu brunch'lar nedeniyle pazar günleri 3 milyon ile 7 milyon papele kadar yükselmiştir.
Temelde sadece bu bile kapitalizmin, son derece ilginç bir ekonomik sistem olduğunu göstermeye yetip de artacak bir örnektir.
Kapitalizmin ilginçliği konusunda ek bilgi konusu sahip olmak isteyenler, ayrıca Das Kapital adlı eseri de okuyabilirler.
Ancak şunu da bilin ki, o kitap benim bu yazımdan kesinlikle uzun. Önceden haber vereyim de sonra beni filan suçlamayın, yanlış kitaplar tavsiye ediyorum diye.
***
Sosyetenin çok ilgi gösterdiği bu brunch, aslında ilginç bir şekilde ortaya çıktı.
Türkiye'de olduğu gibi her ülkede de insanlar cumartesi günleri eğleniyorlar.
Bu nedenle yiyecek içecek sektörü, cumartesi geceleri hiperaktifleşir.
Şefler yeni yemekler dener, rezervasyonlar çift düzene göre yapılır, falan filan.
(Yemin ediyorum bu yazıdan acayip sıkıldım. Ama teyzemin dediği gibi ‘Ne yapacaksınız, ekmek parası işte’. Başa gelen çekilecek, başka çare yok. Haydi ben bu işi para için yapıyorum da sizin bunu okumak için gerekçeniz ne, bunu da anlamam mümkün değil. Acaba Ertuğrul Özkök -ki kendisi son 100 yılın en seksi erkekler listesine 11'inci sıradan, hem de Antonio Banderas'tan bile ön sırada girmiş olan kişidir- size de bunu okuyasınız diye para mı veriyor?)
Pazar geceleri ise çoğu restoran çalışmaz.
Ölü gündür pazar, restoranlar için.
Genelde restoranlar, arta kalan yemekleri hafta içinde bir gece sonra da müşteriye gayet tabii ki verirler. Müşterinin bundan katiyen haberi olmaz.
Ancak pazar geceleri müşteri olmadığından, cumartesi yapılan yemekler elde kalmaya başladı.
İşte brunch denilen kavram bu nedenle icat edildi. Brunch'ın hemen her defasında açık büfe olması ve yemek çeşitlerinin çok olması bu anlattığım olay sonucudur. Mutfakta bir gece önce kalan her şeyi bir masa üstüne atarlar anlayacağınız.
Restoranlar pazar öğle vakti, atmak istemedikleri her şeyi açık büfeye koyarak bu işten para kazanırlar.
Anlayacağınız çöpün alternatifidir brunch büfesi.
***
Lokantalar genellikle perşembe günü hafta sonu hazırlığına başlarlar.
Perşembe akşamı da büyük kalabalıklar lokantada yer, ama asıl iş yapılan akşamlar cuma ve cumartesileridir.
Pazar akşamları lokantalar müşteri bulmakta zorlanırlar.
Dolayısıyla cuma-cumartesi tüketilmeyen ve pazar akşamına da kalsa bayatlamaya başlayacak olan birçok ürün brunch'ta müşterilere sunulur.
Tavuğun veya balığın pek taze olmadığı gerçeği örtülmek için de çeşitli soslarla yemek süslenir.
Bol acılı, kuvvetli tatlı otlar ve soslar yemeklerde kullanılır ki müşteri yediği yemeğin bayatlığını hissetmesin.
Bu, dünyada hemen her brunch'ta uygulanan bir kuraldır.
Hatta daha ileriye giderek söyleyeyim... Brunch, yemek endüstrisinin en geç cumartesi tüketilemeyen, elinde kalan ve hafif bayatlamaya başlayan mallarından kurtulması için icat edilmiş bir büyük oyundur.
Brunch'larda sunulan yemeklerin masalarda da saatlerce beklediğini ve bayatlamaya başlayan her üründe bakteriler ve virüslerle zaten yaşanmaya başlayan felaketin yemek masadayken daha hızlandığını da bu arada unutmayın.
Brunch'ın fazla tekin olmamasının bir nedeni de, mutfağın en yetkin personelinin o yemekleri hazırlamakta kesinlikle rol almamalarıdır.
En iyi şefler ve yardımcıları cuma ve cumartesi çalıştıktan sonra dinlenmeye giderler.
Ve salı gününe kadar da işe dönmezler.
O nedenle brunch'larda sunulan yemekler, işlerinde yeterince ehil olmayan mutfak personeli tarafında hazırlanır.
Üstelik brunch nöbeti, mutfaklarda kesinlikle aşağılanan, hiç kimsenin istemediği bir vardiyadır; çünkü bu yemeklerin hazırlanışında hiçbir yaratıcılık yoktur.
Dolayısıyla personel de isteksiz ve dikkatsiz çalışır. Bu da masaya gelen yemekteki sıhhatsizlik oranını daha fazla artırır.
* * *
Bir önceki bölümde iyi şeflerin ve yardımcılarının salı gününe kadar işe dönmediklerini yazdım.
Bundan çıkarılacak bir sonuç da, eğer mümkünse pazartesi günleri lokantaya gidilmemesidir.
Eğer illa da gidilecekse, bari bir tavsiyemi dinleyin ve pazartesi günleri sakın ha deniz ürünü yemeyin.
Birçok lokanta, hafta sonu için satın aldığı balığı ve deniz ürünlerinin hepsini müşteriye satmayı başaramaz. Lokanta işinde her ürünün bir şekilde müşteriye yedirilmesi gerekir ki para kazanılabilsin.
Perşembe günü veya cuma sabahı, hafta sonu için alınan balıklar lokanta mutfaklarında genellikle etler ve tavuklarla aynı buzdolabında tutulur. Muftağın çok yoğun olduğu saatlerde bu buzdolabı yüzlerce kez açılır ve kapanır. Herkes o koşuşturma içinde el yordamıyla aradığı et parçasını, tavuğu ve balığı bulmaya çalışırken, istemediği şeyleri de eller.
Bu arada balıklar da tabii ki tazeliğini hızla yitirir.
Pazartesi akşamı balık ısmarlarsanız, dünyada birçok lokantada soslu balık yemeklerinin yeğlendiğini göreceksiniz. Örneğin, safran soslu balık, kokuların giderilmesi için ideal bir formüldür.
Pazartesi akşamları hemen her balık lokantasında ya balık çorbası ‘‘spesiyali’’ vardır ya da boullabaise özel fiyattan müşteriye sunulur.
Her ikisinde de arta kalan deniz ürünleri bolca kullanılır, soslar ve baharatlarla balık suda iyice haşlanır ve masaya getirilir.
Herhangi bir zehirlenme veya başka hastalık vakası olmazsa da lokanta geceyi başarılı bir şekilde kapamış sayılır.
Bu işi icat eden insanlar bir sorunla karşılaştılar ilk günlerde.
Bazı pimpirikli müşteriler, yemekleri filan koklamaya ve hatta bunlar taze değil diye şikâyet etmeye bile başladılar.
Bu tür hainlerin sayısının artmasından korkan restoran sahipleri, ne yapalım diye düşündüler. Ve sonra hayati çözüm de bulundu. Pazar brunch'larında insanların bolca içki içmeleri de teşvik edilecekti.
Yemekten önce sabah sabah aç karnına iki kadeh şampanyayı deviren bir insanın, patates salatasının bir gece önceden kalıp kalmadığını anlaması mümkün değildi.
Aslında ayık insanların da bunu anlaması mümkün değil, ama bu başka yazı konusu olacak kadar zengin içeriğe sahip. Bilmem anlatabiliyor muyum?
***
Bugünlerde füzyon yemeği diye bir kavram da çıktı.
Bu, temelde çok farklı kültürlere ait olan yemeklerin bir sentez içinde birleştirilmesi anlamına geliyor.
Yani bir Fransız-Hint, İtalyan-Meksika yemekleri bir araya getirilerek yeni yemek sentezleri ortaya çıkarılıyor.
Şimdi hassas ruha sahip olanlar, halkların kardeşliğinden yana olanlar ve sosyal demokratlar, bu yeni gelişmeye bakıp ‘‘Ahhhhh ne güzel’’ diye iç geçireceklerdir.
Hatta aralarında gözleri yaşaranlar bile olacaktır.
Ama biraz durun.
Şunu bilin ki bu füzyon olayı da aslında brunch'ın ortaya çıkış nedeniyle aynı genetik deformasyona sahip.
Restoran sahipleri cumartesi geceleri ellerinde kalan yemekleri incelerlerken bir de baktılar ki, bazı yemekleri ertesi gün taze diye yutturmalarına imkân yok.
İşte o anda bir üstün zekâlı kişi ortaya fırladı ve ‘‘Aman canım kolayı var, ne üzülüp duruyorsunuz ki. Bu yemekleri birbirleriyle karıştırıp bulamaç yaparız olur biter’’ dedi.
İşte son günlerin yemek modası füzyon o an doğdu.
Füzyonda karıştırılan yemek çeşitlerine bir bakın. Mutlaka bir tanesi aşırı baharatlı bir ülkenin yemeğidir.
Şunu unutmayın ki, örneğin aşırı baharatlı bir Hint yemeğine kuvvetli miktarda siyanür bile koysanız kimsenin ruhunun duymasına imkân yoktur.
Ha tabii o kişi eve dönünce ölecektir, ama bu da restoranın sorunu değil doğal olarak.
Brunch
Brunch'ın en sevdiğim tarafı bütün yiyeceklerin öyle orta yerde dizim dizim dizilmesidir. Hani bazen öbür boyu içeceğimiz suyu, ömür boyu yıkayacağımız bulaşıkları görürüz gazetelerde. Hep hayal ederim, ömür boyu yiyeceklerimi kilometrelerce uzunlukta bir ziyafet sofrasına dizseler, masanın etrafında ha bire gidip gelsem. Onlar benim istihkakım, belki bir çırpıda hepsini yerim kime ne?
Gelelim pazar günkü Bruncher'a. Bütün duyu organlarım tatmin oldu. ‘‘Gözünü, damağını anladık da kulaklarının tatmini nasıl oldu?’’ derseniz, siz kızarmış ekmeğin üstüne bıçakla tereyağ sürerken çıkan sesi yabana mı atıyorsunuz? Ya sahanda yumurtanın cızırtısı?..
Yiyorum, yiyorum, yiyorum. Bir yandan da nefsimle mücadele ediyorum. Arada da ‘‘Bu yediklerimin hepsi faydalı şeyler, Ece'nin mutfağında sağlığa zararlı hiçbir şey bulunmaz’’ diye kendime telkinde bulunuyorum. O da ne? Garson tepsiyle pişi dolaştırıyor. Hani kızgın yağa ceviz kadar hamuru atıyorsunuz da ‘‘caz’’ ediyor ya, işte ondan. Dokuzuncu pişiye el attığımda mücadeleyi kaybettiğimi idrak ederek, nefsimi tebrik ettim. Bükemediğin eli öpeceksin.
Biraz zevattan söz edeyim. Herkes eş, ahbap, dost, tanıdık. Hem de değil. ‘‘Neden?’’ derseniz çoğunu gün ışığında görmüşlüğüm yok. Etrafıma bakıyorum, iyi ki kimse bugüne kadar benden eşgal istememiş. Katiyen isabetli bir tarif yapamazmışım. Zayıf zannettiklerim şişman, genç zannettiklerim yaşlı çıktı. Şöyle konuşmalar duydum gün boyu.
- Sen saçlarının rengini mi açtın?
- Yoo.
- Kilo almışsın.
- Beş senedir bir kilo bile almadım.
Herkes birbirinin gerçek halini keşfetmenin şaşkınlığını ve tabii ki keyfini yaşıyor. Ben kimseyi sevindirmemek için ‘‘sabah sabah’’ demedim boyanıp gittim. Böylece rujum ruj olalı ilk defa zeytinle buluştu.
Tekrar masayı turlamaya çıkıyorum. Dolma silsilesi gelmiş masanın başköşesine oturmuş. Yanında da boncuk Ayşe, zeytinyağlı. Dolma silsilesi derken abartmıyorum. Yaprak nev'inden ne varsa pirincin altına yatmış; yuvarlana yuvarlana yekvücut olup tencereye girmişler. Bir ara purolardan bile şüphelendim. Olur mu olur. Ayaküstü bir dolma
Derken Scrabble fırtınası başladı. Dörtlü gruplar olarak masalara oturduk. Veee... İşte gerçek. Herkesin okuma gözlüğü var. Bunun ne demeye geldiğini biliyorsunuz herhalde.
Aaaa, bu kadar da olmaz. Çocuklar için çeşit çeşit çikolatalar, oyuncaklar bile var. Yaş tahdidi konmadığından hepsinden birer tane aldım. Neme lazım, atladığım bir şey kalmasın.
Oh be! Pazar gününün miskinliğinden kurtulduk. Neydi o öyle, televizyonun karşısında sallana yuvarlana akşamı etmek.
Aslında bu yazıyı yazmamam lazımdı. Yozgat'taki okur, İstanbul'daki brunchla niye ilgilensin? Bazen ben bile söz konusu mekána gidebilme imkánım olmasına rağmen bozuluyorum bu tür yazılara.
Şu anda sizin de ‘‘Ziftin pekini ye’’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Hakikaten haklısınız. Ziftin pekini yerim inşallah. Kalorisi yüksek midir acaba?
Brunch günü
Lezzet ve keyif düşkünleri için bu tip haberlerden haberdar olmak bile önem taşır: Swissotel yazlık mekanlarını açtı. Şöyle ki dilerseniz manzaraya bakıp Roof Garden Restoran'da balık yiyebilir veya Sesta gezi teknesinin yemekli turlarına katılabilirsiniz. Üstelik Sesta'nın pazar günleri brunch turları da var. Benim ilgimi en çok bu brunch olayı çekti. Ama maalesef... Brunch Mekanları Brunch Nedir hakkinda aciklamalar Brunch Mekanları Brunch Nedir konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Brunch Mekanları, Brunch Nedir,brunch menüsü,brunch istanbul,brunch ankara
|