Kadınlar
     
Kategoriler
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuklar
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlara Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Pratik Bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Yaşam

» Yalnızlık yazıları

 

Yalnızlık yazıları

Kadinlaricin.net sitesinde Yalnızlık yazıları baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Yalnızlık yazıları ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Yalnızlık yazıları ,resim ,resimleri

 

Çağımızın hastalığı YALNIZLIK

Hiç kendinizi tek başına, ama birçok şeyin sahibi olarak düşündünüz mü? Son model bir araba, çok güzel kocaman bir ev ve birbirinden güzel eşyalar, elbiseler ve yalnızlık duygusu!.. Nasıl bir varlık ve yokluk ilişkisi? Soru, insana en başta çok marjinal bir durummuş gibi gelse de; derin düşünüldüğünde özellikle de büyük şehirlerde birçok kişinin ortak derdi: Yalnızlık! Zengin veya fakir kalabalığın içinde kayboluyor gidiyor insan. Okullar kalabalık, gençler yalnızlıktan bahsediyor. Aileler var, üyeleri yalnızlıktan bahsediyor. Fabrikalar çalışıyor, işletmelerde günler birbirini kovalıyor insanlar yalnızlıktan ve gerçek bir dost elin yokluğundan yakınıyor.

YalnızlıkKayboluyoruz!
Neler oluyor, hayat kolaylaştıkça bizler niye ferdi hayatın derinliklerinde kayboluyoruz. Komşuluklar, dost sohbetleri, karşılıksız dostluklar nereye gitti. İçinde ağırlayacağımız dostlarımız, göstereceğimiz sevdiklerimiz olmayınca evin, eşyanın ne kıymeti kalıyor? İnsan, insanla mutludur öyle değil mi? Peki nedir içinde bulunduğumuz bu durum. Her gün genç-yaşlı onlarca insan psikologların kapısını çalıyor ve “stresten, anlaşılamamaktan ve yalnızlıktan” yakınıyor. Son zamanlarda okuyucularımızdan da “arkadaşım kalmadı, dostluklar nereye gidiyor” şeklindeki sorular geliyor.

Çok yoğunuz...
Sebeplerine gelince, bir çoğumuz o kadar yoğun bir hayata sahibiz ki; şöyle bir düşündüğümüzde en yakın arkadaşlarımızla bile günlerce, haftalarca görüşemediğimizi fark edeceğiz. Hal böyle olunca da; istemeden birbirimizden uzaklaşıyor ve dost çevremizi kaybediyoruz. Ondan sonra da yalnızlıktan şikayet ediyoruz. Ancak bu sefer de ne yapacağımızı bilemiyoruz. Bazılarımız için de bazen yetiştiğimiz çevrenin etkisi bazen de kişilik yapımız yüzünden arkadaş edinmek, kendimizi başkalarına anlatmak çok güç. İçinde bulunduğumuz durumdan da hoşnut değilsek, ne yapacağız? Uzmanlar işin sırrının paylaşmaktan geçtiğini söylüyorlar ve bunun hiç de zor olmadığını vurguluyorlar.

Dostlarınızı ciddiye alın!

İnsanları dinleyin, söylediklerine cevap verin, sadece düşündüklerinizi cevaplamayın. Onların düşüncelerini takip edin, onların sizden ne istediklerini ciddiye alın, ona göre konuşun. Sizin için, kendilerinin önemli olduklarını hissettirin.
Sadece birileriyle beraber olmanın yeterliliğini kabullenmeyi öğrenin. Yaptığınız işlere ve katıldığınız aktivitelere sadece gelecekle ilgili programlarınızı göz önüne alarak katılmayın. Yani her şeyinizi planlara göre yapmayın.
Kendinize zaman ayırın. Hayatınızda ne istediğinizi keşfedin ve onun için çalışın. Kendinizle barışık ve içli dışlı olursanız, daha aktif, enerjik olursunuz.
Yeni aktivitelere katılmaya istekli olun. Daha önce yapmadığınız işleri yapmanın kendinize haz vermeyeceğini mi düşünüyorsunuz?
İlginizi çeken gruplara katılın, bunu sadece iş ilişkileriniz için yapmayın. Sizinle ortak şeyleri paylaşan insanlarla buluşun. (Bu arada şunu unutmayın ki, iş ilişkileri de arkadaşlıklara yol açabilir.)
Mekanlara yalnız başınıza gitmekten korkmayın. Bir çok insan lokanta veya sinemalara tek başlarına gitmekten nefret ederler. Bu tek başınıza yemek yiyemeyeceğiniz, sinemaya gidemeyeceğiniz anlamına gelmez.
Yavaşlayın ve insanlar size konuştuklarında onları dinleyin. Göz kontağı yapın, gülün, ilginizi gösteren sorular sorun, cevaplar verin, daha fazla bilgi öğrenmek istediğinizi gösterin. Her söylenileni onaylamak yerine, elle tutulur cevaplar verin. Sizin bu ilginiz, sizin konuyla düşündüğünüzden daha istekli ve alakalı olduğunuzu anlamanıza yol açabilir.
İşin peşini bırakmayın, takip edin. İnsanlarla buluştuğunuzda 24 saat içinde onları telefonla arayın, onları bilgilendirici e-mailler gönderin. Hatta mümkünse onlara söyledikleriniz hakkında yorumlarınızı da bildirin.
En önemlisi eski telefon defterlerinizi, tatil listelerinizi, adres defterlerinizi yeniden gözden geçirin. Uzun zamandır görüşmediğiniz bir çok dostunuzla ilişkileriniz istemeden de silikleşmiş veya tamamen yok olmuştur. Ama yine de çok geç değil. Bir çoğu sizden bir şeyler duymaktan çok mutlu olacaktır. Onlara kısa bir not yazın. Kart, e-mail atın, kendiniz hakkında onları bilgilendirin ve en önemlisi onların hatırlarını sorun. (Kart göndermek telefon görüşmesinden daha etkili olacaktır. Çünkü telefonla aradığınız an, uygun bir zaman olmayabilir ve bu kötü sonuçlar doğurabilir.) Onlardan cevap gelmese bile onları kart listenize ekleyin.

Arkadaşlarınız için zaman ayırın. Kahve içmek, sinemaya gitmek veya yemek yemek için onların davetlerini beklemeyin. Siz, sosyal çevrenizdeki bu konulardaki harekete geçirici, itici güç olabilirsiniz; öyle hissetmeseniz bile. Çok meşgul olmasanız bile, yemek için zaman ayırabilirsiniz değil mi? Niye bunu yalnız yapıyorsunuz?

Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, çocuklar günü, yaşlılar günü...
Gün, gün, gün... Neredeyse yılın 365 günü dolu... Bir neden bulunuyor kutlamak için...
Doğrusu ya, ilk bakışta güzel geliyor bana... Yılın bir gününde ellerinde çiçeklerle koşturup duruyor insanlar... Eller öpülüyor, sevgiler dile getiriliyor... Hoş doğrusu!..
Peki, geri kalan 364 günde neler oluyor? Keşke o sevgi dolu sözcükleri, bir gün yerine 365 güne dağıtsak!.. Yanılmıyorsam, “yaşlılar gününü” de kutladık bir süre önce.
Hani, yemeyip yediren, giymeyip giydiren, binbir fedakârlıklarla bizleri okutan, yetiştiren yaşlılarımızın günü...
Çevremde görüyorum, anneler-babalar yaşlanınca, ağır geliyor evlatlara... Yer aramaya başlıyorlar onlara... Acaba falanca ev mi, yoksa filanca ev mi olsun diye, harıl harıl araştırmalar... Ya da onca evlatlar yetiştiren anne babalar büyük bir içtenlikle, (aslında içleri kan ağlayarak):
-Evladım, beni bir yaşlılar evine yerleştir. Orada yaşıtlarım var, daha rahat ederim; diyor.
Evlat çok sevinçli!.. İstediği bu zaten... Hemen vakit geçirmeden isteğini yerine getiriyor büyüğünün.
“Oh... Annem rahat edecek orada... Günahı, vebali de yok, kendisi istedi çünkü.”
Yaa!.. Anne, baba, onca evlada bakarmış da onca evlat bir anne babaya bakamazmış... Ne acı!.. Sanki kendileri hiç yaşlanmayacak, sanki bir gün onlara da sıra gelmeyecek gibi...
Nerede kaldı anne, baba duasını almanın önemi?.. Ana hakkı, baba hakkı... Unutuldu mu bunlar?..
Birgün kaybettiklerinde, içleri sızlamayacak mı acaba?.. Keşke, keşke, diye pişmanlık yüreklerini dağlamayacak mı?
Ne olur, yaşlılarımızı sevelim. Evimizin bir köşesi onlarla süslensin. Evin neşesi, evin bereketidir onlar!
Onlarsız her şey yarım!..

Yalnızlıklar çağı

Artık dostlarımız makineler... Giderek yalnızlaşıyoruz. Demek ki toprak gibi insan da erozyona uğruyor. İnsanların meşguliyetleri arasında birilerini anlayabilmek, birilerinin soluk aldığını düşünmek bile listeye giremiyor artık.
Kötümserlik tablosu çizmek istemiyorum ama, dostluklar artık eski anlamında değil. Birbirimizle duvarların ardından konuşuyoruz. Usul gereğince....Gerçek bağlılıkların yaygın olarak yaşandığını hiç sanmıyorum.
Dostluk romanlarına, dostluk hikayelerine yeniden ihtiyacımız var. Geçen gece bir yabancı film seyretmiştim; kanserli fakat kimsesiz bir kadının etrafında insanî duygularla toplanan ve onu mutlu etmeye çalışan bir küçük kalabalık dostluğun ne olup ne olmadığını bana yeniden düşündürdü.
Önce hastalığın özelliği ve üzücü yanı sebebiyle onunla ilgilenmeye cesaret edemeyen, sonradan huzurlu yaşantısı içine böylesi bir sorumluluğu ve kederi kabul eden bir kadın psikolog ve yine hastanın sonlanacak hayatının geriye kalan buruk bölümünü paylaşan şurdan burdan bir takım insanlar...Bence o psikolog kendi beniyle hasta arasında bir tercih yaptı. Rahatlık yerine rahatsızlığı seçti. İnsanî olanı ve yakışanını tercih etti.
Noel'i görmek isteyen hasta kadın için o tarih bile farkettirilmeden öne alınıp kutlandı; o tek mutlu olsun diye. Yani o durumda ne kadar mutlu olabilirse...Söyler misiniz, bizde zamandan, işten ve bir sürü meşguliyetten kısıp birileri için böyle fedakârlıkları göze alanlar var mıdır? Bir gün içerisinde başkalarını düşünmeye ne kadar zaman ayırdığımızın muhasebesini yapıyor muyuz acaba? Yoksa yalnızca kendi doğrultumuzda mı yürüyoruz?
Evet bazı sanatçılar lösemili, böbrek hastası çocukları ya da çocuk esirgeme kurumlarında barınanları hediyelerle ziyaret ediyor, onları sevindirmeye çalışıyorlar. Bu tür ziyaretlerin kaçta kaçı samimi ilgilerden kaynaklanıyor bilemiyorum. Çünkü böylesi ziyaretler televizyonlardaki haber bültenlerinde olsun, magazin programlarında olsun, epeyce geniş yer tutuyor.
Tabii bu da sanatçılar için bulunmaz bir reklam vesilesi oluyor. Böylece sanatçı hem kendi varlığını duyuruyor, hem de kendisi hakkında olumlu şeyler düşünülmesini sağlıyor. "Ne kadar insan, ne kadar iyiliksever, ne gani gönüllü!" deniliyor. Az şey mi? Ona duyulan sempati yoğunluğu daha da artıyor.
Şöyle bir düşünmeli insan..Başkalarıyla bir gün içersinde neleri paylaşabiliyorum. Bugün kendimin ve ailemin dışında başkalarına ilgi gösterdim mi? Onları anlamaya dinlemeye çalıştım mı? Yaralarına merhem aradım mı? Sevinçlerine gerçekten sevindim mi? Bu ilgide samimi miydim?
Birilerinin yakınlığı bile artık o derece yüzeyde ve göstermelik ki bunu hissediyorsunuz. Bir çeşit kurgu roman kahramanına dönüşüyor insanlar. İçten gelen davranışlar bir bakıma tutuklu. Bizim yerimize karar veren, bizim yerimize oynayan başka birisi, birileri var artık...

Yalnızlığın acısı...
Bir kişinin yalnızlığı, beş kişinin yalnızlığı, bin kişinin yalnızlığı hep aynı. Evrendeki tüm canlılar, kümelerinin içinde yalnızlık çekerken uzaktan kalabalık görülmeleri dışarıdan bakanları yanıltır. Yıldız kümeleri, kuş sürüleri, insan toplulukları, öbek öbek yeşillik... Sayacağımız dolu örnek var. Ama her can kendi iç dünyasında yalnızdır. Acıyı, ıstırabı yalnız yaşar, çevresindeki sadece üzülür. Sancılanan bir kişinin sancısının şiddetini yanındaki anlayamaz. Ancak o kişi de aynı sancıyı yaşamışsa derinden üzülür, şiddetini fark eder. Babası ölen bir çocuğun acısını gene babası ölen biri anlar, üzülür, ama acıyı çeken bunu tak başına göğüslenir. Mücadelesinde ona destek verir çevresindeki...
Ama öyle anlar var ki, büyük afet!... Bu asrın, en büyük depremi kırkbeş saniyede asırlara sığmayan yalnızlık! Aynı evde, aynı odada, aynı yatakta yalnızlar ve çaresizler yığını...

HER CAN KENDİ DERDİNDE
Kıpırdamaya izin verilmeyen, dehşet anı! Aynı ailedeki fertlerin yalnızlığı, her can kendi yerinde ve kendi iç aleminin yalnızlığını bu depremde fazlasıyla idrak etti. Ne anneye uzanabiliyorsun, ne babaya, ne çocuklara... Bugün Marmara bölgesi, yarın başka bir yer. Dilerim bunu unutturmasın Mevlam. Unutturacak kadar yeni depremler verirse işte asıl kıyamet o zaman kopar. Şimdi bütün dünya ülkeleri yaralarımızı sarmak için yardım yarışı yapmakta, acımakta, üzülmekte; ama asıl acıyı felaketi yaşayan idrak etmekte, şokuyla, acısıyla, enkazıyla her can yalnız olarak dehşeti kalabalık bölgede yaşadı; seslendi, sesi ulaşmadı, haykırdı, feryadı boğazında düğümlendi, koştu, dizleri tutmadı... Ya deryaların derinine indi, ya enkazın altına girdi, ya da öldü sanılarak sessiz bekleyişinde bir kepçenin darbelerine yenik düştü. Yıllarını geçirdiği, “evim, ailem” dediği, “sıcak yuvam” dediği taş yığını ona mezar oldu, onun gibi binlere, birkaç kardeş sarılarak depreme direnirken ruhlarını teslim etmiş anne de yavrusuna kol-kanat germişti. Kanatlanmışçasına, acısına direnen, yalnız direnen canlar, gizli gücün karşısında nasıl da nâçarlar...

. Yalnızlık yazıları hakkinda aciklamalar Yalnızlık yazıları konusunda bilgiler

 

Yaşam Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 15
Şeker Hastalığı Açlık Tokluk kan şekeri kaç olmalı
Okunma: 14
İshal nasıl geçer
Okunma: 11
Referandum nedir?
Okunma: 8
Çocuklarda Yaz İshali
Okunma: 7
Tansiyon düşüklüğü ve tedavisi
Okunma: 6
Gerdek gecesi
Okunma: 5
İstanbul havuz rehberi
Okunma: 5
Kolesterol Nasıl Düşürülür
Okunma: 4
Enerjik olmak için ne yapmalı
Okunma: 4
Rus turistlerin tercih ettiği oteller
Resim
Doğu Türkistan tarihi
Doğu Türkistan tarihi

 |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!

Saglikarsiv Sigorta Kadınlar İçin Blog