|
Telefonda etkili konuşma
Kadinlaricin.net sitesinde Telefonda etkili konuşma baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Telefonda etkili konuşma ile ilgili yazi bulunmaktadir.
|
 |
|
|
| |
Ahizeyi elinize aldığınızdaki tavrınız söylediklerinizin yerine ulaşıp ulaşmamasından sorumludur Özellikle çalışıyorsanız telefon görüşmelerinin sizin için farklı bir yeri vardır. Kimi günler telefonunuz belkide susmak bilmeden defalarca çalar ve artık çıldıracak duruma gelirsiniz. Ancak tam bu nokta da kendinizi frenleyip konuşmalarınızın dozunu çok iyi ayarlamanız gerekiyor çünkü yapacağınız yanlış bir konuşma sonradan başınızı ağrıtabilir. Teknolojinin hızla geliştiği günümüzde, artık günlük hayatımızın bir parçası haline gelen telefon görüşmelerinde neler yapmalısınız ya da yapmamalısınız? Sizler için bazı ipuçları hazırladık. Yapmanız gereken kısa bir zamanınızı ayırarak yazımıza göz atmak!
İLGİLİ DAVRANIN Öncelikle telefon görüşmelerinde etkili olabilmenin ilk yolunun konuştuğunuz kişiye ilgi göstermek olduğunu bilmelisiniz. Aksi takdirde karşı taraf ses tonunuzdan ya da konuşma şeklinizden ona önem vermediğinizi hissedecek ve size karşı olan tavrı değişecektir. ikinci en önemli nokta ise, karşı tarafla tartışmaya girmemektir. Bir de işyerinde olduğunuzu düşünürseniz, söyleyeceğiniz yanlış bir söz ya da ses tonunuzda ki yükseklik sonradan patronunuzla başınızı derde sokabilir. Bunun için yapmanız ve yapmamanız gerekenleri çok iyi bilmeniz gerekiyor.
YAPMANIZ GEREKENLER
Telefonda konuştuğunuz kişiye ilgili davranın.
Konuşmak kadar dinlemekte önemlidir. Bu yüzden konuştuğunuz kişinin söylediklerini anlamak için çaba sarfedin.
Diğer kişinin bakış açısını (doğru bulmasanız bile) anlamaya çalışın.
Farklı görüşlere saygı gösterin, ama sizin o fikirde olmadığınızı da belirtin. Bunu yaparken üslubunuzu iyi ayarlayın.
Diğer kişiye sizin fikirlerinizi sorma fırsatı verin.
Diğer kişiyle aranızda bir sorun çıkarsa, bu sorunun ne olduğunu tanımlamaya ve sinirlenmemeye çalışın.
Sorunun kendisi ile nedenleri arasındaki ilişkiyi diğer kişinin de anlamasına yardımcı olun.
Diğer kişiyi kendi sorunlarını çözmeye teşvik edin.
Suskunluk en iyi yanıt olduğunda susup dinleyin (anlamlı suskunluk).
YAPMAMANIZ GEREKENLER
Aynı fikirde olmasanız da, tartışmaya girmeyin.
İyi bir sebep olmadıkça, diğer kişinin sözünü kesmeyin.
Çabuk yargılaya varmayın.
Konuşmaya önyargılı bir şekilde başlamayın.
Diğer kişi hazır olmadıkça öğüt ya da davranışsal geribesleme vermeyin.
Tavrının sizi nasıl etkilediğini anlatmayın.
Öfkeye öfkeyle yanıt vermeyin; bu, olumsuz duyguları körüklemekten başka bir işe yaramaz. **************************************************************** Kadınlar ve telefon
Kadınlar niye telefonu kapamayı bilmez?
Karşımdaki yeni evli genç adam (YEGE: Yeni Evli Genç Erkek yani kek), en az on kere - giderek bıkkın bir tonda - “Tamam sevgilim, tamam, olur bi’tanem!..” dedikten sonra, nihayet telefonu kapadı, dönüp bana sordu: - Ya Serdar Abi, sen tecrübelisin, (Tercümesi : Şunca senedir evli, yaşını başını almış bir erkeksin!) kadınlar niye telefonu kapamayı bilmez? - Misafir kalkarken susmayı neden bilmezlerse, ondan...
Genç damat daha o konuya gelmemiş, afalladı.
- Anlamadım abi...
- Anlamazsın, zaten sonuna kadar da anlayamayacaksın!
Dumura uğradı garibim, sustu.
Konuşmaya şahit olan Ayşegül Hanım, yakın gözlüklerinin üzerinden şöyle (kötü) bir bakış attı bana, “Yaptığını beğendin mi, çocuk daha üç günlük evli” gibilerinden...
-Ben ona kırk kere söyledim, evlenme diye!
Ayşegül Hanım’ın ikinci nazarına muhatap olmamak için, başımı gazeteye gömüp, okur gibi yaptım. Bir yandan da için için gülüyorum... Yaşayarak öğrenmesi lazım, bu onun hayrına. Korkunç gerçekleri erken idrak ederse, ömür geçmek bilmez...
(Şu anda ne dinlediğimi söylesem inanmazsınız, Erkin Koray “Arkası gelmez dertlerimin bıktım illallah / Biri biterken öbürü de başlar, vermesin Allah / Böyle gelmiş böyle gidecek, korkadım vallah / Yok mu çaresi dostlar, fesuphanallah!” diyor...)
*
Telefon (hormonal dengesi yerinde) bir erkek için bir “iletişim aracıdır” yani bir araçtır, kadın için ise bir “amaç” !
Sanki kadınlar “telefonda konuşmak için” yaşarlar. (Hatta genel olarak konuşmak için yaşadıkları bile söylenebilir.)
İşyerinde bir bakın, kadınların 8 saatlik bir mesaiye kaç telefon konuşması sığdırdıklarına... Çalışan evli kadınların, evi, evdeki gündelikçiyi, akşamki yemeği, bakkalı çakkalı, kaynanayı, çocuğun öğretmenini vs telefonla idare ettikleri doğrudur. Ama geriye yine de 135 telefon görüşmesi kalıyor...
(Hormonal dengesi yerinde) Bir erkek, bunun onda birini bile beceremez, mümkünü yok.
Kadınların tele-üstünlüğü sadece sayısal da değildir üstelik, dakikasal üstünlükleri de su götürmez. (Hormonal dengesi yerinde) Bir erkeğin 3 dakikada tamamladığı bir konuşmayı 45 dakikaya yaymayı başarır kadınlar.
Ama bitmedi, asıl mucize bundan sonra...
(Hormonal dengesi yerinde) Bir erkek telefonda nasıl konuşur? Askerde Aselsan PRC-4620 sırt telsizini nasıl kullanmasını söyledilerse öyle, yani uluslararası tele-konuşma standardına uygun biçimde ve sırayla... Ki bu normalde genel bir iletişim kuralıdır.
1-Alo de konuş 2-Bitince sus 3-Karşı tarafı dinle 4-Karşı taraf susunca, hâlâ söyleyecek birşeyin varsa konuş 5-Bitince “Allah’a ısmarladık!” de, kapat.
Tele-konuşmada metod ve sıra budur... Zannedersiniz değil mi siz, n’hayır, kadınlar askerlik yapmadıkları için zahir, bu basit kuralı uygulamazlar, onların iletişim kuralları kendilerine hastır:
1-İkiniz de aynı anda konuşsun 2-Ama bu arada mucize eseri herkes karşısındakinin ne dediğini duysun ve anlasın 3-İki taraf da lafı kesip telefonu kapamasın...
*
Bak gene tepeme dikildi.
- Serdar Abi, sen ne demek istedin?
- Lo git lo başımdan!
- Allah aşkına söyle, kadınlar niye telefonu kapamayı bilmez?
- Önce sen şu yukarıdaki satırları oku, sonra ben bir karımı ararım senin yanında, bir musibet bin nasihatten iyidir, bir örnekle cevap vermiş olurum sana...
*
- Alo?
- Oooo beyefendi, hangi dağda kurt öldü de beni aradınız?
- Durup dururken niye arayayım seni, söyleyecek bir şeyim yoksa?
(Buna tulûatte “Açmaz vermek” derler, yani topu kaldırırsın ki karşındaki küt insin. Cevap asla şaşmaz...)
- Beni sevdiğini söylemek için arayabilirsin mesela!
- O kadar işin arasında aklıma gelecek de “Dur evi arayayım, karıma bir ‘Seni Seviyorum!’ diyeyim” diyeceğim öyle mi, bahçelerde maydonoz!
(Kütlük pas-2. Cevap yine klasiktir...)
- Aklıma gelecek ne demek, karın günün 24 saati aklından çıkmayacak beyefendi!
- İşim yoktu çünkü...
(Kütlük pas-3. Cevap yine şaşmaz...)
- Benden daha önemli ne işin olabilir ki?
- Yahu niye aradığımı unutturdun bana...
(Kütlük pas-4. Cevap yine belli...)
- Mühim değil, aradığın iyi oldu, benim sana söyleyeceklerim vardı zaten. Sen aramasan, ben telefon edecektim sana...
- Ne diyecektin?
(Buna artık açmaz, kapamaz, kütlük pas filan değil, intihar derler...)
- Oğlun şunu yaptı kızın bunu yaptı annen dedi ki kızkerdeşin gene kendine ne almış biliyor musun unutma akşam erken gel Ayşeler bize yemeğe geliyorlar unutmadın değil mi eminim unutmuşsundur zaten her zaman unutursun aslında hiç de halim yok ya misafir ağırlayacak korkuyorum yemekler az gelecek diye ne pişirdim bak sana bir sayayım da acaba yetecek mi dinle bak beni alo orada mısın beni dinliyor musun yahu konuşsana niye hiç senin çıkmıyor dinle bak ordövr olarak bir küçük meze tabağı yapacaktım aslında ama şarkütöri o kadar pahalı ki onun yerine bir zeytinyağlı dolma yaptı annen bana göndermiş sağolsun gerçi az ama olsun bir de ...
- Eline sağlık yeter yeter...
- Ama daha dinlemedin ki ne pişirdiğimi!
- Tatlım benim, her zaman yetmeyecek dersin, sonra kalanları bana kakalarsın üç gün boyunca! Hah, tamam, ne diyeceğimi hatırladım. (Bu noktada öyle bir şey isteyeceksin ki, telefonu kapamak karşı tarafın menfaati icabı olsun...) Ya, elektrik faturası ödenecekti, sabah unuttum, bir koşu bankaya gidiversen...
- Tamam tamam, vaktim olursa bakarım, şimdi kapamam lazım daha berbere gideceğim. Sakın geç kalma!
Dıııt – dıııt – dıııt – dıııt ...
YEGE hayran gözlerle beni seyrediyor. Karşısındakinin tecrübesini ve büyüklüğünü bir kere daha takdir ediyor.
- Sakın bunu evde denemeye kalkma, diyorum en ciddî tavrımla, bir felaketle sonuçlanabilir. Sen daha çok yenisin...
- Tamam abi de, şu “misafir kalkarken susmayı bilmeme” lafına taktım ben.
- Zil çaldı, onu da yarınki derste anlatırım!
Önemli not : Bu yazıda söz konusu kişiler ve olaylar tamamen hayal ürünüdür; gerçek kişi, kuruluş ve olaylarla her türlü benzerlik tamamen tesadüftür. Özellikle de – Ağh! – Allah başımdan eksik etmesin – Ağh! – sevgili karımla uzaktan yakından ilgisi yoktur! Benim bir tanecik karım – Ağh! – bu yukarıda anlattığımın tam tersidir... (Fransız mizah ustası Coluche’ün sözünü hatırladım: Kapitalizm insanın insan tarafından sömürülmesidir. Sendikalizm bunun tam tersidir!)
Telefonda takılmak
Telefonu icat eden adam herhalde şimdi durmuş halimize gülüyordur. Bütün bu üstün teknolojiler de eklenince, aslında çok keyifli olan küçük telefon sohbetleri birer kabusa dönüşüyor. Karşısındakini görerek konuşan telefonlar, arayan numarayı gösterenler derken, en iyisi aşağıdaki dört kuralı göz önüne alarak daha az masraf etmek.
İnsanları telefonda 30 saniyeden fazla bekletmeyin, beklerken son günlerin en trendi şarkısını dinletiyor olsanız bile.
Eğer telefonunuzda bekletme sistemi varsa -ki bu sistem Avrupa ve Amerika'da neredeyse her evde var- mutlaka ilk konuştuğunuz kişiye geri dönün ve sakın şöyle demeyin: ‘‘Artık kapatıyorum, daha eğlenceli biri var öbür hatta.’’
Siz duştayken biri ararsa ve mesaj bırakırsa, onu geri aramak için biraz bekleyin, hemen arayıp da başınızdan savmak istiyormuş gibi bir izlenim yaratmayın.
Artık telesekretere komik mesajlar bırakmak çok demode, bunu unutmayın...
Mesajınız var
E-mail, kim ne derse desin son yılların en önemli buluşlarından biri. İşte, evde, sosyal hayatta faydaları saymakla bitmiyor. Ama acaba e-mail yazarken, resmi bir mektup edasıyla ‘‘Sayın Bay...’’ diye başlayıp ‘‘Saygılarla’’ diye mi bitirmek lazım? İşte öneriler...
E-mail yazarken çok da resmi olmanın lüzumu yok. Eğer arada iş ilişkisi varsa, ‘‘Sevgili ...'ciğim’’ diye başlayıp, ‘‘En iyi dileklerimle’’ diye de bitirebilirsiniz.
Bilgisayardaki işaretleri kullanarak kısa yazmaya çalışmayın. Üzgün olduğunuzu belli etmek için :-( gibi bir mesaj yazana kadar, ne kadar sinirli olduğunuzu da pekala *?*%* gibi bir mesajla belirtebilirsiniz.
Gerçekten de göndermekte kararsız olduğunuz e-mail'leri (mesela işyerinde çok beğendiğiniz o adama yazdığınız aşk dolu satırları, ya da patronunuza yazdığınız öfkeli mektubu) göndermeseniz daha iyi. Hatta gönderilecekler kısmında bile saklamasanız olur... Sonra vazgeçerseniz, çok geç olmuş olabilir.
Modern sohbetler
Yeni tanıştığınız bazı insanlar hemen kişisel sorulara girmekte bir sakınca görmezler. ‘‘Ne kadar kazanıyorsun?’’ gibi bir soruyu beş dakika önce tanıştığınız birine sormak ve sonra da pişman olmak istemiyorsanız, işte ipuçları...
Eğer karşınızdaki sizden önce başlarsa, özel hayat konuşmalarına girmek kötü değildir.
Birine ne iş yaptığını sormak ayıp değilse de, o işe nasıl girdiğini sormak doğru olmayabilir.
En iyisi, karşınızdakine ne kadar kazandığı, ayakkabılarının fiyatı ve kaç günde bir seks yaptığı gibi soruları sormamak. Tabii önce karşınızdaki sormazsa...
Eğer zor durumda kalırsanız, hava durumu ve işyerindeki çalışmalarla ilgili olarak konuşun. Daha güvenli olacaktır...
Telefonda konuşurken daha fazla yalan söyleniyor
Bilim adamları telefonda e-postalara kıyasla daha fazla yalan söylendiğini saptadılar. Ve her telefon görüşmesi sırasında birden fazla yalan söyleniyor. Cornell Üniversitesi psikologu Jeff Hancock’un araştırmasına göre deneklerin %37’si telefonda yalan söylerken, e-postalarda bu oran sadece %14’te kalıyor. Yüz yüze yapılan konuşmaların ise %27’sinde yalan bilgiler bulunuyor. Bilim adamı New Scientist dergisinde yayımlanan yazısında sonuçların kendisi için sürpriz olduğunu söyledi. Çünkü psikolog e-posta mesajlarında daha fazla yalan söylendiğini tahmin ediyormuş. Hancock, e-posta mesajlarında daha az yalan söylenmesinin nedenini bilgilerin beyaz üzerine siyahla yazılması ve belleğe kaydediliyor olmasına bağlıyor. Sonuçta yazılı bilgiler ileride geçerli kanıt olarak kullanılabiliyor.
Bizi de dinleyin Konuşmak sanatı varsa, bir de dinlemek sanatı vardır... “Bak kızım, benim zamanımda gençler... Boşver canım ne önemi var, kafanı taktığın şeye bak!... İyi, dinle beni, sana kaç kere söyledim... Yeter artık bırak bu saçmalıkları da...” Bir düşünün bakalım, bunları ve benzeri sözcükleri çevrenizde kimbilir kaç kez duydunuz? Hatta bunlar bazen size söylendi, siz de başkalarına söylediniz öyle değil mi? Bir de sürekli olarak, “ben, ben” diyenler vardır; “ben çok iyi dans ederim, ben şuradayken, ben buradayken, benim evim, benim arabam, benim işim” bitmek bilmez benler ve egoları... Peki ya dinleyen ben, beni ne zaman duyacaksınız, benim duygularım, becerilerim, becerisizliklerim ve anlatmak istediğim onlarca şey ne olacak?” Hep dinlemek zorunda mıyım? Bazılarınızın anlat o halde dediğinizi duyar gibiyim. Anlatayım ama kime? Sürekli nasihat veren öğretmenime mi, patronuma mı, anneme mi? Yoksa, “aman boşver” diyen arkadaşıma mı? Söyleyin kime anlatayım? Gerçekten de, hepimiz canımızın sıkıntısını, neşemizi, başarımızı veya bir sorunumuzu, kısacası insanca birçok duygularımızı birileriyle paylaşmak isteriz. Ancak, zaman zaman karşımızdaki kişide arzu ettiğimiz hassasiyeti bulamayız ve hayal kırıklığı yaşarız. Hatta böylesi bir durum bazen bizi, işyerimizde veya okulumuzda yanlış anlaşılmak veya değerlendirilmek gibi haketmediğimiz bir duruma da düşürebilir. Oysa sağlıklı bir ailenin ve toplumun temelini doğru iletişim kurmayı becerebilmiş fertler oluşturur. Doğru iletişimin ilk kurallarından biri, iyi bir dinleyici olmaktır. Dinlemek çok önemli bir davranıştır. Karşımızdaki insanı, ancak dinleyerek anlayabilir ve tanıyabiliriz. Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu, Kaliforniya’da katıldığı ve Türkçe’ye “Yaşam Müfredatı” diye çevirdiği bir seminerde, dinleme üzerine verilen bilgileri şöyle aktarıyor bizlere; Dinlemeyen toplum olunca, tanınmayan toplum oluruz ve o toplumda yetişen insanlar kendi değerlerini bulamazlar: Dinlenmeyen çocuk, kendisini dinleyen arkadaşlarına uyar, kötü alışkanlıklarını onlara uyarak geliştirir. Gençlerini dinlemeyen toplum ancak suç işlediği zaman onları varsayar ve polisiyle, hapishanesiyle onları karşılar. Konuşma, dinlemenin bir fonksiyonudur: Karşınıza boş bir sandalye alın ve ona konuşun. Ne kadar çabuk yorulduğunuzu göreceksiniz. Sizi dinlemeyenlerle konuşmaya çalıştığınız zamanları hatırlayın, ne kadar can sıkıcıdır. Diğer taraftan konuşmaktan zevk aldığınız zamanları bir düşünün, mutlaka sizi dinleyen bir kişi vardır. Konuşmanızın hoşluğu, karşınızdakinin dinlemesine bağlıdır. Dostluklar, ancak dinleyerek oluşur: Gerçekten de dostluk, dinlemenin bir sonucudur; konuşmanın değil. Dinlemesiyle insanları anlayan ve değer veren kişi, herkes tarafından sevilir, tercih edilir: Bu kişiler çevrelerinde öyle bir güven ve anlayış ortamı oluştururlar ki herkes onları özler, onlarla birlikte olmak ister. Böylece dinleyen de kendini geliştirme ve karşısındaki kişinin fikirlerinden yararlanma imkanı bulur. İnsanları dinleyin. Dinlerken, karşınızdaki kişiyle ilgilenin, öncelikle işiniz onu dinlemek olsun ve göz temasına girin. “Hımmm,” “evet” gibi sözcüklerle konuşulanları takip ettiğinizi belirtin. Konuşan kişinin duygularını isimlendirin. “Demek çok üzüldün vb.” gibi. Diğer taraftan eğer siz, iyi bir dinleyici olduğunuzu ancak, “kendinizin dinlenmediğinizi” düşünüyorsanız; bu sefer, karşı tarafa yayını siz yapın. Karşı tarafı küçümsemeden, suçlamadan ve kırmadan ona duygularınızdan bahsedin. “Ben şöyle hissettim, şöyle düşünüyorum gibi...” Bunun için cesur olun ve saygı sınırlarını aşmayın, sonunda kazandığınızı göreceksiniz... . Telefonda etkili konuşma hakkinda aciklamalar Telefonda etkili konuşma konusunda bilgiler
|
|