|
Sessizlik nedir?
2010-08-23 14:26:00 Kadinlaricin.net sitesinde Sessizlik nedir? baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Sessizlik nedir? ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Bazen çevremizdeki sessizlikten ürkeriz. Bazen de hiç ses duymamak bizi rahatlatır. Özellikle şehirlerde yaşayanlar için sessizlik değerli bir armağan yerine geçer. Amerikalı ünlü şair Henry Wadsworth Longfellow, ‘‘Üç sessizlik vardır’’ diyor, ‘‘birincisi konuşmadan geçen zamanın sessizliği, ikincisi isteklerin sessizliği ve üçüncüsü düşüncenin sessizliğidir.’’
Konuşmak en çok düşündüğümüz şeylerin başında gelir. Ve de her fırsatta konuşmaktan sözederiz. Bu arada kocasıyla hiç konuşamamaktan yakınıp ‘‘iletişim kopukluğu yüzünden boşanmaya karar verdim’’ diyen kadınların sayısı da tahmin edilenden fazla. Evet, konuşmayı seviyoruz. Evde eşimizle karşılıklı oturup hiç konuşmadan saatler geçirmek bizi mutsuz ediyor. Evlilikle ilgili sorunlar gündeme geldiğinde sessizliğe, güzellikleri, mutlulukları öldüren bir katil gözüyle bakıyoruz.
Ama sessizliğin en kötüsü, bizi sevdiklerimizden ayıran, ilişkilerimize onarılmaz zararlar veren sessizliktir. Sessizliğin bu türünün tanımlanması çok zordur, inkar edilmesi ise o derece kolaydır. ‘‘Günün nasıl geçti?’’ diye sorarız. ‘‘Mavi ceketini temizleyiciye verdim’’ deriz. Hatta bazen de ‘‘Evet saat tam yedide geleceğim’’ diye söz veririz.
Böylece kişilerle ilgilendiğimizi, sorumluluklarımızı üstlenmekten kaçınmadığımızı ve görevlerimizi yerine getirdiğimizi belirtmek isteriz. Fakat bu sözler gerçek anlamda konuşma sayılamaz. Bu aslında duygularımızı örten sessizliktir.
Sonra da gizli gizli üzülürüz, öfkeleniriz, terkedilmişliğin ıstırabını yaşarız. Çevremizdekilerin bize yakınlık göstermelerini arzularız, teselli edilmenin özlemini duyarız. Sessizliğin yardımıyla bu duygularımızı karşımızdaki kişilerin algılayabileceklerine inanmak isteriz. Sessizlik, bir savunma aracı yerine konulduğu zaman bir düşmana dönüşür.
Rahatlatan sessizlikler
Sevilmesi gereken güzel sessizlikler de vardır. Örneğin evinizde her şeyin yerli yerinde olduğu bir sırada tek başınıza kalıp kendinizi dinlemeye fırsat bulursunuz. İşte böyle sessizlikler sevilir, özlenir. Tek başınıza kalıp sessizliğin tadını çıkarmaya çalıştığınız zaman güzel fikirler üretebilirsiniz. Çevrenizde o güne kadar hiç farkına varmadığınız bazı güzellikleri keşfedersiniz. Bu mutluluk veren sessizliğin ortasında kendi düşüncelerinizi duymaya başlarsınız. Bu tür sessizlik her zaman aranan ama çok ender kavuşulan sessizliktir.
Doğanın sessizliği de aslında bize verilmiş bir hediyedir. Elbette doğanın tam bir sessizlik içinde olduğunu söyleyemeyiz. Buna sükunet demek daha doğru olur. Doğa o sükunetiyle bize ne kadar güçlü olduğunu anlatır.
Güzel bir ilişkide sessizlik önemli rol oynar. Sevdiğiniz kişiyle karşılıklı oturup kitap okumak, denizi seyretmek, güneşin batışını ya da doğuşunu izlemek, sanat eserlerini incelemek, çocukları seyretmek insana ölçüsüz zevk verir. Uyumlu çiftler için böyle sessizlikler, eşleri birbirlerine iyice kenetler. Birbirini çok iyi tanıyan iki kişinin huzur içinde kendilerini sessizliğe teslim etmeleri mutluluk verir. Konuşmayı çok sevseniz bile böyle zamanlarda sessiz kalmayı tercih edersiniz.
Saatlerce konuşmanın yerine yarım saat sessiz kalmak, birbirinize daha çok bağlanmanızı sağlar. Böyle zamanlarda sessizlik, yaz sıcağında içilen buzlu su gibidir.
Kadın erkek farkı
Kadınlar nedense sessizlikten ürkerler, erkekler ise hoşlanırlar. Kadınlar çocukluk dönemlerinden itibaren yumruklarını değil kelimeleri kullanarak kendilerini savunmayı öğrenirler. Erkekler ise tam tersine, konuşmaya fırsat bırakmadan sorunlarını güç kullanarak halletmek isterler.
Sessizliği sadece erkeklerin sevdiğini iddia etmek yanlış olur. özellikle günümüzde kadınlar da sessizliğin önemini ve değerini anlamaya başladılar. Ve de erkekler zaman zaman sessizlikten ürkerler. Kadın-erkek ayırımı giderek azalırken iki cins arasındaki duygu farklılıkları da ortadan kalkacağa benziyor. Beraberliklerin yürümemesinden sessizliği sorumlu tutmak da yanlış olur. Sessizlik aslında bizim herşeyimizi yansıttığımız bir perdedir. İşte bu yüzden sessizliği bazen seviyoruz, bazen de ondan nefret ediyoruz.
İnsan sessizce yaşar Şu an bütün herşeyimden emekliyim, gece işkenceleri ve yalnızlıklar hariç. Dünyada bıraktığım hiçbir şeyim olmadan ırmağa karışan derecikler gibi kaybolup gideceğim. Gözlerimin güzelliğini, anılarımı anlatacak ne bir yakınım, ne de bu saçmalıkları dinleyecek bir kimsem olacak. Erişmek için çaba göstereceğim hiçbir şeyim yok artık. Kendimi tümden kaybedilmiş bir dünya ile henüz diğerine ulaşılamamış iki dünya arasında taşıyacağım, devamlı olarak, isteksiz ve yorgun. Adresimin nereye ait olduğunu bilmeden, hissetmeden. Sadece şunu bileceğim; yer kabuğunun üstünde olduğumu ve yüreğimin arkasında itici bir gücün görüntüsü olan, durmadan içimi hortumlayıp daraltan rüzgara karşı savaşmam gerektiğini ve bir de dünyanın çok yaşlı olduğunu... Genç sevgilimin benden kaçışı gibi ben de uzaklaşmaya çalışacağım, oturduğum koltuktan, şu anda karşımda duran insan kalabalığı tablolardan, dokunduğum bardaktan. Kuruluk incitecek beni, bir kitap sayfasının sertliğine, bir pencerenin rüzgarda yuvasına çarpmasına dayanamayacağım. Çocukluk ve gençlik dönemi anılar üretir hiç durmadan. Ve ihtiyarlıkta onları tüketerek yaşar insanlar. İç dünyamızın kararmışlığını, ancak anıların uzakta yanan hazin ve sisli ışığıyla aydınlatmaya çalışır, bize bir anlık da olsa soluk aldırır. Arkasından yılan başı ve ejderha şeklinde olan yalnızlığımızla başbaşayızdır, yatağımızda, gökyüzüne baktığımız bir akşam vaktinde. Ön caddede bir yaşlı ilerliyordu, yan apartmana doğru. Gece karanlık ve soğuktu, üstelik yağmur yağıyordu. Yoldan gelen arabaların far ışıkları ihtiyarın gözünü alıyor, ikide bir gözünü kapatıyordu zavallı. Perdeyi çekmek istedim, ancak bir türlü ihtiyardan kendimi alamadım. Ne kadar yürüdüğünü hatırlamıyorum, bir ara rüzgar, yağmur hızlanırken çantasını yere bıraktı, biraz dinlendi. Ve köprüyü geçti, köprüye baktığında mahallenin sağ yakasını çoktan geride bırakmış olduğunu anladı. Su, bir hayli yükselmiş, iki rıhtım boyunca uzayıp giden taş duvarları aşmaya çalışıyordu. Kimsecikler yokken sislerin altından sessizce akıp gidiyordu ırmak. Gece birçok şeyi örtmüştü, saklamıştı. Hiçbirşey duyulmuyordu, sadece adım sesleri... Ayakları onu bir yerlere sürüklüyordu sanki. Eski yapıların kararmış gölgesiz kaldırımların yalnızlığında yürürken yavaşça çukura doğru kaydı, irkildim birden. Boğazın girişindeki lambalar yanıp yanıp sönüyordu. Korku, cinayet, esmer gözlerin kederleri, sokakların esrarı, mutluluk çığlıkları hepsi oradaydı. Ve gövdemi yavaşça çukurdan kurtarmaya çalıştığımda, üzerime yağmur yağıyor, perdeyi aralayan hiçbir insan gözükmüyordu şehirde...
Neden? Hayat bazen ne kadar boş gelebiliyor insana. Bir gün önce her şey yolundayken bir gün sonra bütün emekleriniz yerle bir olabiliyor. Hani iskambil kağıtlarından ev yapardık küçükken ve en ufak bir titreşimde yıkılıverirdi. O yıkımı gördüğümüzde önce kızardık sonra yeni bir hırsla yeniden yapmaya başlardık. Bu böyle sürer giderdi. Kurulan ve yıkılan kağıttan evlerle farkında olmadan hayatın ilk dersini alırdık. Sürekli bir şeyleri inşa etmek, her hayal kırıklığından sonra yeniden hayata dört elle sarılmak ve ümit etmek... Yeniden, yeniden. Ta ki artık gücümüz tükenene kadar. Bu kadar uğraşı verdikten sonra bir gün insan öyle bir noktaya geliyor ki son gözyaşı da akmış oluyor. Artık ağlayacak, çırpınacak, mücadele edecek gücü kalmıyor. Şişen ve batan göz kapakları içten içe kalp sızısını arttırıyor. Beynin içinde hep aynı ses çınlayıp duruyor. “Bu kaçıncı?”, “Kaç kere daha?”, “Nereye kadar?” ve en çarpıcı soru sonda geliyor. “Neden?” Evet “Neden?” Galiba insanlığın karşısındaki en basit ve en derin soru bu. Bu soruyu her şey için sorabilirsiniz. Dünya neden böyle, insanlar neden kavga edip duruyor, ben neden bir türlü huzur bulamıyorum vs. vs. Bütün bu soruların cevabı hem yok hem de çok. Çokluğu basit. Yüzlerce maddeden oluşan listeler hazırlayabilirsiniz. Ama aslında bilirsiniz ki hiçbirisi dişe dokunur sebepler değildir. Olmuştur çünkü olması gerekiyordur. Çaresiz boyun bükersiniz. Sessizliğinizin diğer adı sabırdır. Sessiz kalmasanız da söyleyebileceğiniz fazla söz yoktur zaten. Kelimelere, düzgün cümlelere ve doğru tonlamalara çok inanmama rağmen biliyorum ki çoğu zaman susmak daha olumlu sonuçlar getirir. Bazı durumları düzeltecek kelime yoktur dünya dillerinin hiçbirisinde. Mesela karşılıksız aşka tutulmuşsanız ya da kandırılmış, boşu boşuna oyalanmışsanız birisi tarafından; verecek cevap bulamazsınız. Ne derseniz deyin kalbinizin kırıklığını yeterince izah etmeyecektir sözcükler. O zaman susarsınız. O suskunluk size güç verir. Allah’a sığınırsınız. Çünkü kullar sizi anlayamaz ve teselli edemez. Tek çare zamandır. Geçmesini beklersiniz. Zaman geçer merak etmeyin. Onu durdurabilecek herhangi bir kul gücü yoktur. Ve geçtikçe acınız hafifler. Birazcık izi kalsa bile bir gün gelir geçmişe karışır gider. Ve siz bir kez daha ayağa kalkarsınız. Taa ki bir kez daha düşene kadar ayakta kalırsınız.
Sözün Özü Acımayana acınmaz.
Levha Dünyada mağlup olanlar ahirette galip gelecektir. Sessizlik nedir? hakkinda aciklamalar Sessizlik nedir? konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Sessizlik nedir? ,sessizlikle ilgili sözler,sessizlikle ilgili özlü sözler,sessizlik sözleri
|
|