Kadınlar
           
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuk ve Çocuk bakımı hakkında bilgiler
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlar için Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Faydalı bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Yaşam » Kim Kimdir

» Kemal Sunal Kimdir?

Kemal Sunal Kimdir?

2010-08-28 07:15:25 Kadinlaricin.net sitesinde Kemal Sunal Kimdir? baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Kemal Sunal Kimdir? ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Kemal Sunal Kimdir?

 

Kemal Sunal, yılbaşı, yaşgünü gibi özel gecelerde dışarı çıkmayı pek sevmez. Fakat nasıl olursa bir yılbaşı gecesi çoluğunu çocuğunu alır gazinoya gider. Gecenin ilerleyen saatlerinde, alkolün etkisi altına giren bir hayranı, soluğu Kemal Bey'in yanında alır. Ve gece boyunca beş dakikada bir gelir; öper, koklar, konuşur, laf atar. Bu muhabbetli şahsın tavırları gazinodaki diğer müşterilerin de dikkatini çeker. Gecenin sonlarına doğru Kemal Sunal'a karşı masaların birinden bir pusula gelir: ‘‘Kemal Bey, bugüne kadar sanatınıza hayrandım. Bu gece de sabrınıza hayran oldum. Sevgi ve saygılarımla.’’

Yukarıdaki olay, 20 küsur senedir Türk halkına Şabanlık yapmış biri için oldukça hafif bir ‘‘taciz’’ örneği. O yine de hayranlarının ilgisinden hiç bunalmadığını söylüyor. N'aber Şaban, diye ensesine vuran olmamış hiç. Biraz laubali biçimde hal hatır soranlar Kemal Sunal'ın ölçülü cevabından sonra kendilerine çeki düzen veriyorlarmış. Artık biliniyor ya, bir kere de ben söyleyeyim. Kemal Sunal, kelimenin tam anlamıyla cool birisi. Allah vergisi bir ciddiyeti var.

ÇOK DAYAK YEDİM

1944 yılında İstanbul'un yoksul semtlerinden birinde, Küçükpazar'da dünyaya gelir. Arka bahçesinde bütün meyve ağaçlarının olduğu, iki katlı ahşap bir evde, kendisinden küçük kardeşleri Cemil ve Cengiz'le büyür. Yoksul ama mutlu bir ortamda, haylaz bir çocukluk geçirir: ‘‘Babamdan çok dayak yedim, ama hepsini de hakederdim. Şimdi çocuğa iki laf etmeye kalkıyorsunuz, aman söyleme çocuk bunalıma girer diyorlar. Valla bize söyleniyordu ne kabahat yaptıysak. Güzel bir dayak yiyorduk, rahatlayıp uyuyorduk. Kafamızda mesele kalmıyordu, babamızın kafasında da kalmıyordu. Şimdi aman söyleme bunalıma girer, aman sağ gözünle bakma bunalıma girer. Çocuklara böyle davrana davrana çocukları daha beter bunalıma soktuk. Hiç kimse bir şey diyemez oldu.’’ O çocuklarını dövmüyor, ama biraz ‘‘babadan kalma bir baba’’ olduğunu da ekliyor.

Öğrenciliğinde daha da yaramazdır. Ortaokul ve liseyi, Vefa Lisesi'nde toplam 11 yılda bitirir. Kaçıp sinemaya gitmeler, hocaları tongaya düşürmeler. Okul hayatı daha sonra oynayacağı Hababam Sınıfı'nın bir prototipi gibi:

‘‘Öğretmenler odasında hep bizim sınıfın vukuatları konuşulurdu. Hocalarımız hala bizi özlediklerini söylüyorlar. Bir hocamız, bizden sonra gelen öğrencileri beğenmediğini söylerdi. Öğrencinin hafifçe kulağını çekiyormuş, çocuk hemen ağlamaya başlıyormuş. Biz sağlam dururduk hocaların karşısında, dayanıklıydık.’’

Vefa Lisesi'nde bir öğretmeni var ki, Kemal Sunal'daki yeri bambaşka. Öğrencilerinin hepsiyle ayrı ayrı ilgilenen felsefe hocası Belkıs Balkır, sen tiyatrocu olmalısın der ve öğrencisinin elinden tutup Müşfik Kenter'e götürür. O sıralar Kenterler, Fadik Kız adlı oyunun provasını yapıyordur. Bu oyundaki sözsüz rolüyle profesyonelliğe ilk adımını atar Kemal Sunal:

‘‘Sahneyi baştan başa yürüyüp çıkıyordum, hiç konuşmuyordum, bir mimik filan da yapmıyordum. Öyle bir kahkaha kopuyordu ki...’’ İlk filmi yine figüran olarak rol aldığı ‘‘Tatlı Dillim’’ olur. Yine çok az görünür ve yine çok dikkat çeker:

‘‘Esas amacım, kafamdaki mesele sinemanın starı olmaktı ve bir gün bunu başaracağımı biliyordum ben. Ona ister altıncı his deyin ister başka bir şey. Ama sinemada star olmayı kesin kafaya koymuştum. Ama bunun için hiçbir çaba sarfetmiyordum. Hiçbir yere gidip başvurmuyordum.’’

Sıkı proje bekliyor

Kemal Sunal reklamcıların benzerlerini yıllar sonra yaratabildiği, gerektiğinde pekala kurnaz olabilen, dünyayı kavrayamasa da kendi çıkarlarını çok iyi bilen, hafif saf ‘‘Şaban’’ tipini, fiziğinin de yardımıyla başarıyla canlandırdı. Bütün kariyeri boyunca ne Şaban onu bıraktı ne de o Şaban'ı. Zaten ona göre, sinemada tutmuş bir tipi bırakıp yeni arayışların içine girmek bir starın düşebileceği en büyük hata:

‘‘John Wayne 70 yaşında kovboy oynuyordu, at sırtına biniyordu. Amerika'dan daha mı iyi biliyoruz bu işi? Tipinizin dışına çıktığınız an seyirci küser.’’ Benzer bir deneyimi kendisi de yaşadı. Dizilerde canlandırdığı farklı tipler pek de ilgi görmedi.

Sunal en son beş sene önce ‘‘Varyemez’’ adlı sinema filmini çekti. Beş senedir film yapmadığı için, artık çok sıkı bir proje olursa kamera karşısına geçmeyi düşünüyor. Bu arada ilk göz ağrısı tiyatro konusunda da birtakım heyecanları var: ‘‘Çok yoğun istek var tiyatro yapmam için. Aslında korkuyorum tiyatrodan. Hemen hemen 23 senedir çıkmadım sahneye. Ama bakarsınız hem sinemayı hem tiyatroyu aynı anda yaparız. Daha güzel olur.’’

Kemal Sunal'a göre, sinema starı ünlü olduğu tipi terketmemeli

Telefon açıp Kemal Bey, dedim; albüm sayfası için sizinle konuşmak istiyorum. Karşımdaki ses, tamam konuşalım, deyince açıkçası çok şaşırdım. Acaba konuştuğum başka bir Kemal miydi? Kemal Sunal, öyle sağda solda fazla görünmez, röportaj tekliflerini hemen kabul etmez, hele televizyonlara hiç çıkmaz. Hyatt Regency Oteli'nin lobisinde konuşurken bu mevzu açıldı. Kemal Sunal'ın en istikrarlı politikası, televizyonda hergün oynayan filmlerine inat, yüzünü eskitmemek. Peki yaptığınız röportajlar sizi anlatıyor mu, onların arasında pişman olduklarınız, keşke söylemeseydim dediğiniz şeyler var mı diye sorunca, kendinden son derece emin bir tavırla cevap verdi: ‘‘Ben hep doğru röportajlar yaptım. Doğru zamanlarda, doğru insanlarla konuştum. Yanlış bir tane röportajım yok. Bu yazı da güzel çıkacak.’’ Büyük halk sanatçısı Kemal Sunal, içten sevgi gösterileri arasında Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine tevdi edildi. Kavuklu Hamdi, Naşit Özcan, İsmail Dümbüllü çapında en seçkin halk komedyenlerinden idi.
Ansiklopedilere sinema yüksek sanatının isimlerinden biri olarak geçmeyecektir. Ama halkımızın yüzünü güldürmeye devam edecek, unutulmayacaktır.
Kültür tarihçileri aşağı yukarı bu şekilde değerlendirecekler. Şimdi, okuyucularımın müsamahasına sığınarak, şahsî duygularımı yazmak istiyorum.
Okuyucularımız bizi, karmaşık ilim, kültür, sanat kitaplarından baş kaldırmayan bir kişi şeklinde görür. Doğrudur. Ama dinlenmek için -dehşetli düşkünü olduğum- polis romanları yanında çocuklara mahsus çizgi romanları okurum. Sinema ise, her yaşta önemli meşgalemdir.
Sinemada hiç Kemal Sunal filmi görmedim. Ancak siyah-beyaz döneminden bu yana televizyonlarda oynanan bütün Sunal’ları seyrettim. Birçoğunu defalarca... Çok eğlendim. Hoşça vakit geçirdim. Kederli zamanlarımda yüzüm güldü. Bir entelektüele asla hitap etmediği sanılan esprileri, tavırları, beni neş’eye gark etti.
Doğuştan komedyen bu seçkin sinema adamının, trajik sayılacak şartlarda ve zamansız kaybı, beni de üzdü. Uçağa binemeyen kişiler tanıdım. Ciddiye alınması gereken bir korkudur. Yükseklik, asansör, kapalı mekân, deniz korkuları çeşidinden bir komplekstir. Mantık yoluyla ikna kesinlikle mümkün değildir. Saygılı bir dikkat ve ihtimam lâzımdır. Sanıyorum temmuz sıcağına eklenen kendisi için çok tatsız uçak zorlaması, insanlarımıza sevgi ve iyimserlik aşılayan büyük sanatçının hassas kalbini durdurdu.
Kemal Sunal’ı candan seven halkımızın başı sağ olsun.

Türkiye’yi güldüren adam 65 milyonu ağlattı... Özellikle “Hababam Sınıfı”nda başlayan ünüyle Türk halkının ve çocukların sevgilisi olan Kemal Sunal, 56 yaşında hayâta vedâ etti. Allah rahmet eylesin!..
Yüzlerce filmdeki tiplemesi, mimikleri, sesi ve yorumuyla Türk toplumu ve sinemasında daimâ saf, temiz ve dürüst rolleri üstlendi sürekli... Canlandırdığı bu pek çok tiple 7’den 70’e sevenlerinin kalbinde taht kuran Kemal Sunal, henüz uçak kalkmadan ve çevireceği yeni filmin yerine ulaşamadan hayata gözlerini yumdu...
Giden gidene... Zamanlı, zamansız yaprak dökümü misâli!.. Türk halkına ve özellikle sanatın her dalına yıllarını veren; hizmet eden, yeri doldurulamayacak şahsiyetler!..
Hepsini bu sütuna sığdırabilmek imkânsız olduğuna göre, hiç olmazsa son yıllarda aramızdan ayrılanların isimlerini zikredelim: Zeki Müren, Barış Manço, Neriman Köksal, Erol Taş, Tarık Gürcan, Cinûçen Tankıkorur ve Kemal Sunal!..
Türk sanat musikisine özgün besteler veren ve yetiştirdiği birçok sanatçı, halen Türk sanat dünyasının önemli yerlerinde bulunan Cinûçen Tanrıkorur daha geçen hafta vefât etti ve bir iki gazetenin minicik sütununda yer aldı göç haberi?!..
Spikerlerin duayeni; hocaların hocası Tarık Gürcan, geçen yıl vefât etti ve bir cümleyle haberi duyuruldu, ya da duyurulmadı... Topluma mâlolmuş isimlerin neticede birbirinden farkı yok ya!... İşte bu vesileyle hepsinin ruhu şâd olsun!...

O mi

Aslında hepimiz birilerini oynarız. Aslımızı, kendimizi bir yana koyup farklı kimlikler ediniriz. Ya mesleğimiz gereği ya da öyle olmasını istediğimiz için... Kimi zaman da çevremiz bizi değiştirir biçimlendirir, hakiki kimliğimiz, nasıllığımız, niceliğimiz geri planda durur.
Kemal Sunal da görebildiğim kadarıyla sanatkârlığının ve canlandırdığı tiplerin gerisinde çekingen, belki içe kapalı, mütevazı bir insandı. İyiden, güzelden, insandan yanaydı çabaları. Sürekli ortalıkta belirip kendini şurda burda gösterip dedikodu batağına girip çıkan göstermeliklerden değildi. Buna ihtiyacı yoktu ve öyle bir yapıya da anladığım kadarıyla sahip değildi. Hatta kendisini toplumun bunca sevgisine rağmen bu toplumdan dışlamış, kabuğuna çekilmiş gibiydi.
Filmleri gündemdeydi, eskimiyordu ve bunlara yenilerini ekliyordu. Fakat kendisi nadiren ortaya çıkıyor birkaç söz söyleyip çekiliyordu.
Sanatkâr böyledir, başka türlü olamaz zaten.
 Bütün çocuklar onu seviyor, ondan vazgeçemiyorlardı. İnanın ben hem Kemal Sunal’a üzüldüm hem de onu kaybeden çocuklara... Çocukların gözlerinde gözyaşları gördüm çünkü. Çocukların ilgi alanında olmak sanıldığı kadar kolay değildir. Onlar Kemal Sunal’ın defalarca seyrettikleri bir filmini yeniden seyretmekten bıkmıyorlardı.
Filmlerindeki bazı sövgü niteliğindeki sözler dolasıyla onu eleştirenler olmuştu, ben de eleştirmiştim. Ama şimdi düşünüyorum, o bu tür sözlerle toplumun rahatlamasını mı sağlıyordu acaba? Onca geçim sıkıntısı çeken, haksızlığa uğrayan insanın mutlaka onda bulduğu birşeyler vardı. Bir bakıma geniş kitlelerin temsilcisi olmuştu.
Kimdi Kemal Sunal ve toplumun bunca sevgisini nasıl kazanmıştı? Rıfat Ilgaz’ın ünlü eseri “Hababam Sınıfı’ndaki İnek Şaban rolüyle başlamıştı gönüllere girişi. Öteki arkadaşlarından ezberciliğiyle ayrılan saf, deli dolu genç... Sonraları çoğunlukla dar gelirli vatandaş, öğretmen, memur, esnaf, saf köylü görünümünde ince bir alay ve yergi çerçevesinde haksızlıkları, ezilmişlikleri fakat umutları tüketmeden dile getirmişti.
Köyden kente göç vakıası, siyaset manevraları, bürokrasi katılığı, bozuk düzen, hile hurda ne ararsanız toplumda çürüğe çıkmış, onun filmlerinde sergilenirdi.
Öteden beri Yeşilçam’da gelenekselleşmiş yakışıklı romantik genç adam imajını böylece gerçeğin aynasını yüzlere tutarak kırmış ve galiba bir devrim yapmıştı sinemada. Piyano ya da keman çalan zengin bestekar Orhan’ın ya da görkemli bir malikanede oturan yazar Nejat’ın karşısına böylesi eti canı olan, nefes alan, bizim içimizde yaşayan bir insanı getirip koymuştu.
Sanırım asıl büyüklüğü bu noktadadır. Kemal Sunal bu tarzıyla sinemada bir başlangıçtır. İlklerdendir. Toplum gerçeklerini dile getirmiş fakat hiçbir zaman ideolojik bir tavır içine girmemiştir. Daha çok insanda oyalanmış, insanda çarpmıştır yüreği.
Onu erken kaybettik. Hem de filmleri her gün mutlaka bir televizyon kanalından gülümserken... Takdir böyleymiş. Hababam Sınıfı’nın öğrencisi Kemal Sunal artık bir okuldur.

Halkımız, hem de yediden yetmişe kadar, Barış Manço’dan sonra, Kemal Sunal’a da içten gelen bir vefa sergileyerek kadirşinaslığını yeniden kanıtlıyor.
Yıllarca Türk halkını güldüren, güldürürken düşündüren Kemal Sunal, bugün fatihalarla defnediliyor.
Öyle umuyoruz ki, cenaze törenine binlerce kişi katılacak, güldükleri Sunal’a gözyaşı dökerek ebediyete uğurlayacak.
Kemal Sunal’ın vefat haberini, Amsterdam’da günün çok erken saatlerinde aldığımızda şaşkınlığımız ve üzüntümüz büyük olmuştu. Yıllardan beri çok yakın arkadaşı olan Tempo Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Levent Evkur, haberi iletirken, hüngür hüngür ağlamaktan kendini alamıyordu.
Sigara bile içmeyen rahmetlinin yüksek tansiyon ve şeker hastası olduğunu; bu arada, uçağa binmekten çok ürktüğünü öğrenince, her şeyi birbirine irtibatlandırmaya başlamıştık.
Nitekim, doktorlar da, uçak korkusunun kalbi tetiklediğini söylüyor.

Ecel gelmiş
Aslında, “ecel” geldikten sonra her şey bahane diye düşünmek ve kabullenmek gerekiyor.
Gerçekten de, eninde sonunda hepimiz Hakk’a kavuşacağız.
Sadece “ölüm, ölümsüz”
Rahmetli Kemal Sunal için, çok şey yazıldı ve söylendi. Daha da, yazılıp söylenecek. Herkes yaşadığı veya bildiği özelliği çekinmeden payına düşercesine, ya yazıyor ya söylüyor. Bu ilgi rahmetliye gösterilen vefanın bir tezahürü olarak kabul edilmeli.
Elbette, bizim de Sunal hakkında anlatacaklarımız var.
En azından, Kemal Sunal’ın öğrenciliğiyle ilgili bir anımızı, ruhunu şad ederek nakledelim.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde mesleki dersler verirken bir gün sanatçıyla koridorda karşılaştık. Tebessüm ederek, selamlaştık. Sonra, Dekan’a, Kemal Sunal’ın fakültede ders vermesinin sevinç kaynağı olduğunu belirtir belirtmez “Yanlışınız var, Kemal Sunal sizin gibi hoca değil, öğrenci hem de çok ciddi bir öğrenci” cevabını alıverdik.
Büyük sanatçı Kemal Sunal’a karşı duyduğumuz sevgi ve saygının, o günden sonra kat kat arttığını söylemeliyiz.

Çocuklar ve gençler
Özellikle çocuklar ve gençler, yıllar yılı onları güldüren, saatlerce oyalayan, eğlendiren Kemal Sunal’ın vefatı karşısında şok olmuş durumdalar.
Gerçi, rahmetlinin, reyting rekorları kıran filmleri sinema ve televizyonda yine gösterilecek, uzun yıllar izlenecek ve alkışlanacak.
Ne var ki, doğan boşluğu doldurmak çok güç olacaktır sanırız.
Hollanda’dan dönerken uçakta Akbank Genel Müdürü Özen Göksel ve eşiyle, Kemal Sunal’ı uzun uzun konuşurken, rahmetlinin aile dostları olduğunu bu arada, Kemal Sunal’ın, ünlü işadamımız Sakıp Sabancı’nın taklidini, hem de yüz şeklini benzeterek yaptığını da öğrendik.
Diyeceğimiz şudur ki, Kemal Sunal geniş halk tabakalarından en tanınmış muhite kadar, herkesin sevgilisi, herkesin gözbebeği nadir sanatçılardan biri kabul edilmeli.
O’nu daima en azından tebessüm ederek anacağız ve ruhuna fatihalar okuyacağız.

mikleriyle konuşan, gözleriyle gülen adam. O Türkiye’nin “Şarlo”su, geniş toplum katmanlarını peşine takıp sürükleyen bir fenomen, bir idol. Üniversite mezunu olabilmek uğruna 27 yıl bıkmadan usanmadan direnen, öğrencilere ve öğrenci olmak isteyenlere çok iyi bir örnek. Daha lise öğrencisiyken başladığı (belki de sıkıntıdan) tiyatronun ardından Ertem Eğilmez’in “Hababam Sınıfı” projesiyle tanıdığımız “İnek Şaban” sevinçleri, hüzünleri ve bilinmeyenleri ile ülkemin insanına malomuş gerçek bir sanatçı...
Ömür boyu güldürdüğü, düşündürdüğü, bazen çok önemli mesajlar verdiği milletinin gözü önünden bir yeni esere imza atmak üzere yola çıkarken uçup gidiveren muhteşem insan...
Üç gün önce “Balalayka”nın basın toplantısı gecesinde ayağını topraktan kesen deniz ve hava araçlarına karşı çok dirençsiz olduğunu, çok korktuğunu, mecbur olduğu için bazen binmesine rağmen kesinlikle tasvip etmediğini söylüyordu. O gün için bunun anlamını kimse anlayamamıştı. Böyle bir kaderi de zaten kimse beklemiyordu. Sağlığına son derece titiz olan Kemal Sunal’ın en ufak bir ayrıntıda bile doktoruna müracaat ettiğini düşününce sabah yola çıkarken hiçbir sıkıntısının olmadığını, belki zor ikna edildiğini ama 11 kişilik ekibin gidiş hazırlıklarına göre onayladığı bir seyahat olduğunu biliyoruz. Ama yüce Allah onun ruhunu bile çok nahif ve onu incitmeden aldı.
Cem Davran “Sanki uyuyormuş gibi başını yana dayamıştı. Yüzünde bir nur vardı. Bir de baktık ki bizi terketmiş” derken gözle kaş arasında geçen saniyelere kimse inanmak istemiyordu. Belki Özal’ın ölümünde geç gelen ambülans, bulunamayan doktor, ikisinin ortak kaderiydi. Bu gelişmeler ikisinin arasındaki benzer noktalarını oluşturuyordu.
O artık yok. Ama yıllar yılı onun filmlerini bilmem kaç bininci kere oynatan yayın kurumları hep telif ödemeyi değil, onun filmleriyle reyting toplamayı düşündüler. Sağlığında “Bundan çok şikayet etmesine rağmen yapabileceği bir şey olmadığını” söyler, “Geçinmek için paralı işleri kabul ettiğini, hatta tutmayan televizyon dizilerini bile bunun için çevirdiğini” ifade ederdi. Bugün son yolculuğuna uğurlayacağımız Kemal Sunal belki fikri haklar konusundaki eksiklerimizi de görmemizi sağlar ve başka fenomen sanatçılar mağdur olmaz. Kabrinde rahat uyu Kemal Sunal.

Ölümün güzeli
 
Pazartesi sabahı biraz huysuz, biraz asık suratlı kalktım yataktan. Bilgisayarın etrafında dolandım, parmaklarım tuşlara değemedi bir türlü. Halbuki ortada farkında olduğum bir sorun yoktu. Vakit geçirmeye çalıştım. Olmuyor. Bir gerginlik var üzerimde, adını koyamıyorum.
Derken bayağı zaman geçirmiş olmalıyım ki kapı çaldı ve bir arkadaşım kahve içmek için uğradı. Onun da yüzünde tuhaf bir ifade...
“Haberin var, değil mi?” diye sordu.
Neden haberim olacak ki? Televizyon seyretmem. Henüz sokağa çıkmamışım. Gazetelerde özellikle dikkatimi çekecek bir konuyada rastlamamışım.
“Yooo” dedim, anlayamayarak.
“Biraz önce sana gelmek için İnternational Hospital’ın önünden geçtim” diye anlatmaya başladı. “Kapının önü insan kaynıyordu. Dayanamadım, oradakilerden birisine sordum ne olup bittiğini.
Meğerse Kemal Sunal ölmüş, oraya getirmişler.”
Dinliyorum ama anladığımı sanmıyorum. Bir takım kelimeler çarpıyor kulağıma fakat beynim süzmüyor. Teknik olarak duyduğum Kemal Sunal’ın vefat ettiği.
Kısa bir süre geçiyor. Arkadaşım tepkisizliğime anlam veremiyor, yüzünden okunuyor bu. Ben hâlâ bir tuhafım. Kemal Sunal ölmüş.
Birden nasıl olduysa kafam çalışmaya başlıyor. Hangi Kemal Sunal, bizim çok sevdiğimiz, saygı duyduğumuz, Türk halkının bayıldığı, her gün bir kanalda mutlaka filmlerinin gösterildiği aktör Kemal Sunal mı?
Olamaz canım, isim benzerliği falandır. O Kemal Sunal neden ölsün ki? Sahi insanlar neden ölürler ki? Ama doğru, her canlı bir gün tadacaktır bu ölüm denen başlangıcı. Zaten isim benzerliği olsa ne diye arkadaşım bu bilgiyi bana flash haber formunda sunsun?
Demek yılların koca Kemal Sunal’ı da göçtü, gitti.
Her zaman örnek alınacak bir kişilik sergileyen, tanıdığım en ciddi insanlardan birisi olan Kemal Sunal...
İyi bir aktör, iyi bir eş, iyi bir baba, iyi bir öğrenci olan Kemal Sunal.
Daha bir kaç yıl önce gayret göstererek üniversite diplomasını alıp hepimizi tembelliğimiz yüzünden utandıran, bununla da yetinmeyip mastırını tamamlayan kişi.
Yeni bir filme başladığını gazetelerden okuduğum, en son Propaganda’da izlediğim ama gözümün önünden Hababam Sınıfı’ndaki hali gitmeyen, tanınan, sevilen Kemal Sunal.
Elli altı yaşında, filminin çekimine katılmak için uçağına binme sırasında kalp krizi geçirip hayata gözlerini yuman Kemal Sunal. Geride “yalan olduğunu söyleyin” diye yürekler parçalayarak feryat eden annesini, hanımını, iki çocuğunu ve milyonlarca izleyicisini bırakan Kemal Sunal.
İnanılır gibi değil.
Şu anda ben bu satırları yazarken, onun birkaç sokak ötede ki hastanenin morgunda yatıyor olduğunu bilmek şaka gibi. Bir gün hepimizin başına geleceğini bildiğimiz bir gerçeğin aniden suratımıza çarpılması gibi bir şey.
Ve geriye kalan boşluk, sessizlik. Yapılacak bir şey yok. O artık bu dünyadaki işini bitirmiş, rızkını tüketmiş. Dualarla, göz yaşlarıyla uğurlanacak. Ateş düştüğü yeri yakacak. Allah ailesine ve yakınları sabır ihsan etsin.
Ölümün güzeli olmaz derler. Katılmıyorum. Olur.
Kemal Sunal’ın vedası güzel bir ölüm. Evinden bir yere gitmekte olduğunu bilerek ayrılmış, işini yapmaya hazırlanmanın huzuru
içinde, çekmeden, kimseye muhtaç olmadan gözlerini yumdu.
Allah gani gani rahmet eylesin.
Güldüren adamın ölümü
 
İşte böyle; bir varmış bir yokmuş. O mutlak gerçek, ne şöhret dinliyor ne de sanatçı olmayı. Her nefs istisnasız ölümü tadıyor. Bunu Kitap, aynen haber vermekte.”Külli nefsün zaikat’ül mevt.”
Sonunda Kemal Sunal da öldü...
Köyden kente göç, kendi kültürü oluşturuyordu. Bu bir anlamda dışlanmışların hayat tarzıydı. Bu garip üslup, kendi temsilcilerini de yetiştirdi.
Orhan Gencebay, Yılmaz Güney, Kemal Sunal ve diğerleri.
Orhan Gencebay, köy-şehir arasında arabesk kalan insanın dert ortağıydı. Ezilen, horlanan, varoşların dar sokaklarına sıkışan insan, Orhan Gencebay’ın sesinde teselli buluyordu. Kent kıyılarında tutunmaya çalışanlar, tıklım tıklım dolu minibüslerinde çaldıkları plak ve kasetlerle O’nu burnu havadaki burjuvaziye zorla kabul ettirdiler.
TRT’nin ekran ve mikrofonları Gencebay’a böylece açıldı...
Yılmaz Güney’e kadar Yeşilçam, yakışıklı erkeklerin icrayı san’at ettikleri bir mekândı. Aktör olmak için mutlaka briyantin saçlı, kaytan bıyıklı, baygın bakışlı jigolo tipli erkek olmak şarttı. Bunu ilk defa Yılmaz Güney yıktı. Devrin basını, başarısını gördükten sonra bu kara-kuru adama “Çirkin Kral” dedi. Çirkin Kral, kendine iki kurşun sıktı, biri ideoloji kurşunu diğeri tabanca kurşunu...
Türk sinemasının dünkü kaybı Kemal Sunal’a gelince... Kemal Sunal, iyi bir karikatüristti.
Emsalsiz bir mizah ustasıydı.
“Salak” intibaı veren saflığı, “aptal” zannedilen tabiiliği ile insanları kırıp geçirmekteydi. Bir zamanlar dört dağ arasına sıkışmışken büyük şehre gelince onun insan yutan canavar yanı karşısında çaresiz kalan Varoşlu, Gencebay’la inliyor, Yılmaz Güney’le adaletsizliğe isyan ediyordu. Bu stresleri yaşayan insanın gülmeye ihtiyacı vardı. Yeşilçam yönetmenleri, varoşlu insandan yepyeni bir tip çıkarttılar. Başlangıçta varoşlu O’nun filmleri ile kendi açmazlarına gülüyordu. Aynaya bakmaktaydılar. Kemal Sunal, sonra bunu dengeledi. Şehirli insanın zalim kurnazlığını da alay konusu yaptı. Böylece toplum her kesimi ile bu “dişlek” gülüşlü” saf tipe bağlandı. Eğer, o büyük kabiliyeti ile evrenseli yakalasaydı bugün dünya çapındaydı. Dün Başbakan Bülent Ecevit bile Kemal Sunal filmlerini hiç bıkmadan defalarca seyrettiğini ve bundan sonra da seyretmeye devam edeceğini söyledi. Bu sürpriz itiraf dahi kendi halinde bir sanatçının nerelere kadar uzanabildiğinin göstergesidir.
Sayın Ecevit’in dile getirdiği defalarca seyretme sözü Kemal Sunal san’atının anahtar cümlesidir. O kadar ki merhum Sunal dahi senelerin eskitemediği ilgiyi izahta çaresiz kalmıştı. Bizzat kendisine dair doktora çalışması yapması bu yüzdendir.
Orhan Gencebay, Yılmaz Güney, Kemal Sunal... Belki; fakat muhakkak olan Barış Manço ve Kemal Sunal’dır. Her ikisi de iki ayrı uçta halkla bütünleşerek sevgi köprüleri kurdular.
Kemal Sunal dün öldü.
Çevirdiği uzun metrajlı filmler, televizyonlarda defalarca oynatılırken O, mevzuat izin vermediği için beş para alamıyordu. Tam malum reklam filmi ile hayata ‘e kolay’ diyecekti ki kalp krizi O’nu aramızdan alıp götürdü.
Sloganı gibi acaba ölümü de kolay oldu mu?
Filmlerinde en gerilimli anlarda 32 dişi ile birlikte gülerek karşısındakileri yumuşatıyordu. Acaba ölüm meleklerine de gülebildi mi, onları da yumuşattı mı?
Tabutuna alkış tutanlar bunları düşünecek mi dersiniz?
Yoksa beklenmedik ölüm karşısında dehşete düşerek Çiçek Pazarı’na mı uğrayacaklar? Ne yaparsınız öyle bir gerçek ki ne gülmenin faydası var, ne ağlamanın ne de alkış tutmanın.
Tek çare dua. Herkes ona muhtaç. Sanatçı da hamal da siyasetçi de. Yer-gök dua üstüne.

 

Kemal Sunal Kimdir? hakkinda aciklamalar Kemal Sunal Kimdir? konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Kemal Sunal Kimdir?, kemal sunalın hayatı,kemal sunalın biyografisi,kemal sunalın kişisel özellikleri

 

 

Kim Kimdir Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 13
Hamilelikte karın çatlakları
Okunma: 12
Bacak ağrısı Bacak ağrıları
Okunma: 11
Selülit kremleri
Okunma: 9
ilk gece korkusunu nasıl yenebilirim
Okunma: 5
Çeyiz Listesi
Okunma: 4
Cinsiyet belirleme yöntemleri
Okunma: 4
Kil maskesi
Okunma: 3
Stres Topu
Okunma: 3
Safra kesesi taşlarının bitkisel tedavisi
Okunma: 3
Gözaltı torbaları neden oluşur
Resim
Bebeğin ağzında pamukçuk
Bebeğin ağzında pamukçuk

 |   |   |   |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!