Davulcu Manileri
2010-08-25 08:05:21 Kadinlaricin.net sitesinde Davulcu Manileri baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Davulcu Manileri ile ilgili yazi bulunmaktadir.
|
 |
|
|
| |
Eski Ramazanlardaki davulcular ile bugünkü köylerden gelen, sadece işi tokmak sallamak olan davulcular arasında erişilmez farklar vardı. Eski davulcular sahura yakın her evin veya kapısı önüne gelir, cinaslı sözlerle, okuduğu manilerle o kutsal ayların zevkini çıkarırlardı. Genellikle maniler; çokluk 4’er dizelik küçük şiirlerdir. Ancak pek az da olsa 4’den fazla dizeli manilere de rastlamak mümkündür.
Kavuştuk Ramazan’a... İşte size, eski devirlerde davulcuların okudukları birkaç maniyi burada sıralamak istiyoruz ki, bugünkü davulcularla, o günkü davucluların arasındaki farkı çok iyi anlayabilesiniz: Kavuştuk Ramazan’a Ne de büyük insana Midenin dinlenmesi Huzur verir insana Besmele ile çıktım yola Selam verdim sağa sola A benim şefkatlı efendim Ramazan-ı Şerif’iniz mübarek ola. Geze geldim, gece geldim İnci mercan dize geldim A benim şevketli beyim Arz-ı halim size geldim. Salih olan seçilir Gök kapısı açılır Oruçlunun üstüne Çok rahmanlar saçılır On üçüne geldik mi? Nefisleri yendik mi İmândadır saadet Bunu böyle bildik mi? Yenicami direk ister Söylemeye yürek ister Benim karnım toktur ama Arkadaşım börek ister.
Geldi mübarek günler... Bu da başka bir mani, biraz taşlamalı, biraz nasihatli ve hepsinden de öte, bir hayli de cinaslı: Fırın üstünde kürek Gene sızladı yürek Her derde dayanır da Naza dayanmaz yürek Geldi mübarek günler Sevindi insanlar Kalkıp ibadet eder Sahur vakti müminler Dert bela görmeyesin İmansız ölmeyesin Dilerim cennetlik ol Ateşe girmeyesin. Bir aya hürmet gerek Nimete şükür gerek Mübarek Ramazan’da Hakk’a ibadet gerek.
Aşıklar yalvarır Mevla’sına... Taşlamalı ve cinaslı sözler dışında, manilerde çok kez aşk ağırlıktadır. Bazı topluluklarda maniler kendi aralarında da söylenir, bazı karşılaşmalarda da delikanlılarla kızlar da birbirlerine manilerle sataşırlar, şakalaşırlardı: Su içtem serinledim Derde düştüm inledim Mektubunu okuyunca Büyük sözü dinledim Bak bülbül sedasına Şükreder hürâsına Aşıklar boyun eğmiş Yalvarır Mevlasına Yüksekleri aşmayın Kötüye yanaşmayın Eller ne dese desin Siz benden şaşmayın
Baklava börek... Bu mani de davulcuların ezeli istekleri bahşiş dışında baklava-börek’tir: Nerden geldi aklıma Kadayıfla baklava Aç gözlü olma diye Annem vurdu oklava Herkes sabırla bekler Kaybolmasın emekler İftira geliyoruz Hazırlansın yemekler Okudum yazar oldum Davette gezer oldum Her gün börek istiyor Nefsime kızar oldum
Manilerin en güzel tarafı Manilerin en güzel tarafı güzel sözlerin birbirine bağlantısı olmasıdır, bu da dinleyenin anlamasına bağlıdır. İşte size değişik anlamda birkaç mani daha: Var hanene selâm et Halin olsun selâmet Son günler yaklaştıkça Çoğalır olur davet.
İftara geldi sini Sakın unutma beni Çoktan karnım açtır Yeri, koymam gerisini
Gökten iner Melekler Kabul olur direkler Hoşgeldin Ya Ramazan Müminler seni bekler
Davulumun ipi kaytan Sırtımda kalmadı mintan Ver efendi bahşişimi Alayım sırtıma mintan.
BAYRAM SABAHI
'Sabahı iple çeken çocuklar, ortalık ışıyınca yataklarından fırlarlardı. Bu esnada büyükler de uyanmışlardır. Erkekler acele giyinerek bayram namazına giderlerdi. Onların dönüşüne kadar, evlerde çocukların yeni elbiselerini giyme merasimi başlardı. Bir oğlan, kendisinden küçük olan kızkardeşinin saçlarını tarayıp çift veya tek örgü ile kurdelelerle süslerken, daha onun cici elbiseleri giydirilmeden, duyduklarını büze büze bir öfke ile, bazan da bir ağlayışla, kendisinden evvel giydiriyorlar diye titizlenir, o zaman teyze veya hálá bu yaramazın tuvaleti ile meşgul olurdu.
Biraz sonra babalar, amcalar, dayılar ve yetişkin oğullarla torunlar namazdan dönerlerdi. O zaman, sırası ile, büyüklerin ellerini öpme yarışı başlardı. Büyükler de 'Allah nice seferlere kavuştursun; berhudar olun' duaları ile yavruların yüzlerini, gözlerini öperlerdi.
Biraz sonra kapı çalınmağa başlardı. İlk gelenler, yine yepyeni elbiseli komşu çocukları idi. Bunlar da el öpüp dua alırlar ve kendilerine pırıl pırıl gümüş bir iki çeyrek, bazan da -ailenin gelirine göre- bir çeyrek altını ipek mendillerinin ucuna düğümlenerek hediye edilirdi. Bu, Ramazanda bazı iftar sofralarındaki misafirlere giderlerken verilen 'diş kirası' bayağılığına hiç benzemeyen çok asil bir adetti. Şeker bayramlarındaçocuklara şeker ve lokum da yedirilirdi. Aradan biraz zaman daha geçince, evin hizmetçisi, kalfa veya aşçı kadınları da, -bunlardan hangisi varsa- evlerde efendi ve hanımların ellerini öpmeğe çıkarlar; evde uşak veya aşçı bulunuyorsa, onlar da, sırtlarında yeni mintanları ile, selamlığa inen efendilerinin ellerini öpmekte gecikmezlerdi.
Aradan yarım saat, bir saat geçmeden, uzak yakın dost ve akrabaların tebrik ziyaretleri başlardı. Fakat evin beyi herhangi bir hükümet dairesinde memursa, kalem arkadaşları ile bir gün evvel kararlaştırdıkları birinin evine gitmiş olurdu. O evde bütün arkadaşlarla birleşirler ve hep birden müdür beyin evine gidip tebrikte bulunurlardı.
Evlerde ziyaretçilere şeker, lokum ve şerbet ikramı devam ederken, sokaktan Ramazandaki gibi bir davul sesi gümbürderdi. Gelen bekçi ile yanındaki davulcusudur. Davulcu hem tokmağını gümbür gümbür davuluna indirir, hem maniler okurdu. Mahallenin emektar bekçisi de ev ev dolaşarak kapılardan verilen veya kafesli pencerelerin altından hanımların attığı bahşişleri toplardı.
Güneş’siz ilk Ramazan
Maniki başı mısın,
Cevahir taşı mısın?
Sana bir mani versem
Koynunda taşır mısın?
Yeni camii direk ister
Söylemeye yürek ister...
Benim karnım toktur ama
Arkadaşım börek ister...
Sözlerine bu manilerle başlayan ünlü tiyatro sanatçısı Erol Günaydın ile eski Ramazanları ve bir süre önce kaybettiği eşi Güneş hanımsız yaşamın nasıl geçtiğini konuştuk.
- Maniler Ramazan’ın vazgeçilmeziydi değil mi?
Ramazanlar böyle başlardı, davullar ve manilerle... Maniler de başka türlüydü, hepsinin ritmi vardı. Türkiye’de davul çalan çalana ama mani söyleyemiyor, ağızlarında yuvarlıyorlar. Levent Kırca bile profesör gibi söylüyor, dediği anlaşılmıyor. Eskinin manicileri bambaşkaydı. Şimdi müezzinler bile camiide mikrofonla seslerini duyuruyorlar. Şerefeyi görmek ancak televizyonda mümkün oluyor, camiilerin minareleri aşağıda kalmış. Eskiden duvarlara çıkar, kandillerin yanmasını beklerdik. Yanar yanmaz, kıyamet kopartarak bunu mahalleye duyururduk. Şimdi oruçlar televizyondan haber alınarak bozuluyor.
ŞARKI TÜRKÜ DERKEN GAZİNOCULARA İŞ ÇIKTI
- İnsanlar geçmişin Ramazanlarını arıyorlar mı?
Elbette, çünkü geçmişin sakinliğinde, elbirliğiyle temizlenen ve sobayla ısıtılan evlerde huzur vardı. Yaz aylarında buzdolabı olmadığı için buzlar satılır, talaşlarda iplere bağlanır, evlere getirilir, küplere dolduruldu. Bir de o zamanlar zeytinle orucumuzu bozardık. Şimdi her taraf hurma dolu, onunla bozar olduk. O güzel günlerde bir de muhabbetler çok güzeldi.
- Nasıl muhabbetler?
Şimdi Ramazan’ı eğlence ayı zannediyorlar. Ramazan 12 ay içinde bir tane sultan. Allah’a olan borçlarını ödüyor insanlar. Ama birden bire Ramazan gelince sakal, bıyık, ortaoyunu, maskaralıklar halinde sokaklara atıyorlar. Onun eğlencesi televizyonun olmamasından dolayı idi o zamanlar. Çoğu evlerde insanlar aralarında eğlenirler, erkek kısmı da direkler arasına, tiyatroya, kahveye gider, orada eğlenirdi. Vakit böyle geçerdi. Uyumamak için, sahura kadar oturmak için yapılan faaliyetlerdi.
- Bu tiyatroya, direklerarası oyunlara sadece erkekler mi giderdi?
Evet, bunların hepsi erkeklere dönük eğlencelerdi. Kadınlar kendi aralarında evlerinde eğlenirlerdi. 1970’lerde televizyon geldiği zaman Sadık Şendil, Haldun Taner, Selçuk Kasta gibi isimler eski Ramazanları, meddahları yazmaya başladılar. Ben, Münir Özkul, Adile Naşit, Gazanfer Özcan sırayla meddahlık yaptık. Geçmiş günleri bugüne nakletmek ve bugünün kuşaklarına anlatmak güzeldi. Sonra basın kızdı, ‘Yahu hep Ramazan eskiye mi aittir! Bugünün Ramazanı Ramazan değil mi!’ dediler. Bugünün gazinocularına iş çıktı. Şarkı, türkü derken, Ramazan anlayışı kayboldu.
ŞİMDİKİ KANTOLAR MÜSTEHCEN KAÇIYOR
- Eskiyi hatırlatan Ramazan şenlikleri de yapılıyor yine de.
Evet ama hepsi yanlış. Kılık kıyafet yanlış, ortaoyunları yanlış oynanıyor, şekiller, adetler hep yarım yamalak. Tenkit edecek kimse yok! Mesela Sultanahmet’te eğlenceler yapılıyor. Bu kadar masraf ediyorsun, bir tane kostümcü çağırıp, o zamanın esnafı gibi giydirmez misin o esnafları? Yavuz Sultan Selim gibi giyinip döner kesiyor, Fatih Sultan Mehmet’in kürküyle lokma döküyor! Bence bu detayları bilen, süpervize eden bir kişiyle bunu yapsalar, çocuklar da gelip doğru Ramazan eğlencesini görse iyi olur. Şimdi her yerde çadırlar kuruluyor, iki tane kanto söyleniyor. Zaten kantolar Ramazan’a müstehcen kaçıyor.
- Kantolar müstehcen mi?
Ramazan’ın kantoları değil onlar. Kantolar var ama sarayların kantoları var. Sazla söylenen nihavent türü makamlı kantolardır onlar. Onlar tozlu notaların aralarında kayboldu gitti. Bir Yalçın Tura vardır, o bilir o kantoları. Bizimkiler piyasa kantoları. Eskiden bir meddah vardı, Galata köprüsü taklidi yapardı. Karaköy’den Eminönü’ne gitmiş gibi olurdun. Köprünün üzerindeki satıcılar, acemler, araplar, lazlar, yahudiler arasından geçer, Eminönü’ne giderdi. Tramvayları yapanlar vardı. Ben, sesler ve çizgileri yapan Celal Şahin, 81 yaşında şu anda, onu çok arıyorum.
EŞİM GÜNEŞ’İ KAYBEDİNCE YALNIZLIK NEYMİŞ ANLADIM
- Rahmetli eşiniz Güneş Hanım’la da Ramazan muhabbetleri yapar mıydınız?
Ben onunla arkadaştım. Daima muhabbetteydik. Her zaman oruç tutamazdım ama ilk başında, ortasında ve sonunda tutardık. Birlikte ‘Ne yemek yapalım’ diye karar verirdik. Güneş, çok güzel tirit yapardı. Kuzu, koyun etiyle. Pideler ıslanır, sirkeli, yoğurtlu yapardı.
- Tiridine bandım oradan mı geliyormuş yoksa?
Evet, oradan geliyor. Tiritler yerdik, sonra gece boyu oturup, sabahlardık. Ne günler yaşadık beraber! Alışmak çok zor... Çünkü bir insanın eşiyle arkadaşlığı çok başka. Her şeyi konuşurduk. Ben şimdi anlatacak kimseyi bulamıyorum. Kendi kendime de konuşamıyorum. Yalnızlık zor! Asıl yalnızlık şimdi başlıyor. Biz yalnızlığı yalnız kalmak sanıyoruz ama değil! Yalnızlık insanın bütününün, içinin yalnız kalması. Bu çok kötü işte...
- Güneş Hanım’la kaç yılınız geçti birlikte?
40 yılımız geçti. Ama çok seviniyorum, acısız, ızdırapsız, sessizce çekip gitti. Ormanı var, ağaçlar dikildi ona. Yaşıyor hálá. Bizim içimizde kimse ölmez. Sevgiden kimse ölmez. Tabii Ramazan geldi duygulanıyor insan... İlk kez ayrıyız. Büyük kızım Amerika’ya gidecek, küçük kızım benimle kalacak.
ESKİDEN AĞIR YEMEKLER YÜZÜNDEN ÖMÜR KISAYDI
- İftar menülerinden bahsedebilir misiniz?
Önce çorba, arkadan bir et yemeği, arkadan börek, pilav, tatlılar yerdik. Sofradan kalktıktan sonra mevsim meyveleri yenirdi. Daha sonra da tombala oynanmaya başlanırdı. Bu arada yanında çerezler ve pestil olurdu. Ardından yatılırdı.
- Oooo, çok sağlıksız...
Evet, çok sağlıksızdı. Onun için ömürler çok kısaydı. Eskiden 60 yaşındaki adama çok yaşlı derdik biz. Ömür hakikaten o zaman kısaydı. Şimdi 70’indeki adama ‘genç’ diyoruz yani. Onun için nerede şimdiki diyetler? Ekmeği az ye derlerdi sadece, diyet yap denmezdi. Şimdi yağsız, tuzsuz sebze ve beyaz et yiyoruz.
- Cennet Mahallesi dizisine devam ediyorsunuz değil mi?
Evet o devam ediyor, bir de yeni bir dizi başladı, ‘Hırsız Polis.’ Uğur Yücel’in kötürüm babasını oynuyorum. Uğur sırtında taşıyıp duruyor beni. Çok şeker, bakışlarla oynanan bir rol. Yalnız çekimler sırasında üşüttüm. Bağırsaklarımdan da yeni ameliyat olmuştum. Tabii ilaçları alıyorum ama moralim bozuk. Alışamadım biraz tabii Güneş’in yokluğuna. Kışın tiyatro yapmak istiyorum. Belki Don Kişot’u iyi hissedersem, oynamayı istiyorum. Davulcu Manileri hakkinda aciklamalar Davulcu Manileri konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Davulcu Manileri ,Ramazan Manileri, kısa ramazan manileri, ramazan davulcusu manileri , Ramazan Davulu manileri
|