|
Side tatil rehberi
Kadinlaricin.net sitesinde Side tatil rehberi baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Side tatil rehberi ile ilgili yazi bulunmaktadir.
|
 |
|
|
| |
Side’de gezmek kolay. Kalıntılar denize, deniz de arka sokaklara ve yeniden kalıntılara ulaşıyor. Antik kenti gezerken, bazen mermer yollarda, bazen de kumda yürüyorsunuz. Küçük bir yerleşim olması avantaj. Çarşısına, arka sokaklarına ve sahile kolay ulaşılıyor. Bahçeli, havuzlu pansiyonların yanısıra merkezin dışında, Sorgun ve Titreyengöl’de beş yıldızlı oteller bulunuyor. Uzun plajlar, iyi yemek veren restoranlar, canlı bir gece hayatı, civarda kiralık bisiklet ya da motosikletle gezilebilecek, cip safari yapılabilecek, manzaralı yollar, şelaleler ve antik kentler var. Merkezdeki Turizm Danışma çok aktif değil ancak mezarlığın yanındaki Turizm Side Turizm İşletmecileri Derneği’nden (0242 753 30 00) broşür alabilirsiniz.
Side, bu kente özgü antik dilde ‘nar’ anlamına geliyor. Bölgede koloniler kurmak isteyenler, kenti bu kayalıklı burnun savunmaya elverişli olduğunu düşünerek MÖ 7. yüzyılda kuruyorlar. Roma dönemine kadar, kentte basılan paraların, mermer kabartmaların üzerinde hep nar var. Sikkelerdeki yazılardan anlaşıldığına göre, halk Side Alfabesi adı verilen özel bir alfabe kullanıyordu. Bugün hálá Side dili tam olarak çözülebilmiş değil. Side, MS 2. yüzyılda, altın çağında, 60 bin nüfuslu zengin bir liman kenti. Zenginliği büyük ölçüde sınırları içinde bulunan, yasadışı esir pazarından kaynaklanıyor. Kent yöneticileri, korsanların elinde bulunan ve her gün binlerce insanın alınıp satıldığı bu pazara göz yumuyorlar. Bu esir ticaretinin yasaklanmasından ve Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra, Side, MS 7. yüzyıldaki Arap istilalarına uğruyor. Araplar, kenti ateşe vererek halkı kovuyorlar. Arap coğrafyacı Idrisi, kentten ‘yanmış Antalya’ diye bahsediyor. 12. yüzyılda tamamen terk edilen kent, birkaç depremin ardından, büyük ölçüde yıkılıyor. 19. yüzyılın başlarında buradan geçen gezginler, üzeri kumlar ve yabani otlarla örtülü harabelere bakarak, hayaletli olduğu üzerine hikayeler yazıyorlar. 1895’ten itibaren, Girit’ten gelen göçmenler, terk edilmiş bu antik kentin kalıntıları arasına yerleşerek, Selimiye adlı köyü kuruyorlar. Bu köy, bugün bütün yarımadaya yayılan yerleşimin kalbi. Zaman içinde, bu kalıntılar ve Selimiye’deki küçük köy evleri, Side’nin turizme açılmasında en etkili rolü oynuyor.
ŞEHİR TURU
Side’ye varan ve içlerine doğru ilerleyen yol, antik kent kapısından geçiyor. Ancak iyi durumda olmadığından fark etmeyebilirsiniz. Turizm Danışma’yı geçince, solda bir çeşme, Piskoposluk Sarayı ve Bazilikası, bazı kuleleriyle birlikte iyi korunmuş Kent Surları ve Portikli Yol var. Sağdaki Sütunlu Cadde, Side’nin yazıtlarda Büyük Kapı olarak nitelendirilen Helenistik dönem suruna ait ana kapısını, Agora, Hamam, Tiyatro ve çeşmelerin bulunduğu kent merkezinden geçerek, yarımadanın ucunda yer alan liman ve tapınaklara bağlıyordu. Sağda, birkaç market, araba ve motosiklet kiralama şirketini geçince, Sütunlu Cadde’nin girişinde, sağa doğru ‘Yaya Yolu’ olarak tabelalandırılmış bir yol ayrılıyor. Bir kısmı kumsaldan yürümeyi gerektiren yol, arkadan gittikçe yükselerek, deniz kenarındaki otellerin, restoran, kafe ve dükkanların önünden geçerek çarşıya, oradan da limana ve tapınaklara çıkıyor. Akşamüstü yüründüğünde, yol boyunca günbatımını seyredenlere ya da akşam yemeği için alternatif arayan turistlere rastlamak mümkün.
Tekrar Sütunlu Cadde’ye dönünce, caddenin karşı kaldırımından başlayan Portikli Yol’un kenarındaki Piskoposluk Sarayı ve Bazilikası’ndan içeriye, denize doğru yürüyünce, harabelerin arasında, MS 6. yüzyıldan kalma bir Bizans Hastanesi var. Denize daha da yaklaşırken görünen son yapı, Devlet Agorası ve Kütüphane. Bir kısmı ayakta olan agoranın, etrafa yayılan sütunları ve süslemeleri de görkemli. Hemen birkaç adım sonra, aşağıya inen merdivenler, Büyük Plaj’a ulaşıyor. Sağ tarafsa Küçük Plaj ve hemen üzerinde Barlar Sokağı var. Plaja inmeden, Devlet Agorası ve Kütüphane’nin hemen karşısındaki kemerli kalıntının altından, pansiyonların bulunduğu dar sokaklardan kıvrılarak ve Tiyatro’nun yaslandığı tonozların yanından geçerek Side’nin içine çıkmak mümkün.
Portikli Yol üzerinde, tabanındaki mozayikleri bugün hálá görülebilen Konsollu Ev’i geçince, solda kazıların devam ettiği ve yere dağılmış dev sütunlarıyla, MS 2. yüzyılın önemli esir ticareti merkezi Agora’ya varılır. Ortada temelleri görülen tapınak, Kader Tanrıçası Tyke’ye aitti. Tiyatronun yanındaki, yarım daire şeklindeki yapıyı farkedebilirseniz, burası bir zamanlar, aynı anda 24 kişinin birden oturabildiği bir Latrin (tuvalet) idi. Hemen Agora’nın karşısında, muhteşem bahçesi ve Side’nin üç hamamından biri olan, MS 5. ve 6. yüzyıllarda inşa edilen Agora Hamamı’ndan dönüştürülen kaçırılmayacak Side Müzesi (her gün 08.30- 17.30, yazın 19.30’a kadar açık, 0242 753 10 06) var. Müze, tamamıyla zamanın Roma hamamının orijinal planı korunarak restore edilmiş. Müzede dolaşırken, aynı zamanda hamamın bölümlerini de geziyor, Frigidarium’dan Caldarium’a oradan da Tepidarium’a geçiyorsunuz. Müzede, nar simgeli lahitler, amforalar, Hermes, Herakles, Zafer Tanrıçası Nike, Hygiea, Zeus’un Doğuşu, İksion’un cezalandırılışı gibi heykel ve kabartmalar var. Özellikle büyük salon Caldarium’da bulunan, zarafet, bereket ve güzelliği simgeleyen Kharitler (Üç Güzeller) ve Herakles heykelleri dikkat çekici.
Müzenin ilerisinde, altından geçen araçlarla zaman zaman trafiğin aksadığı, halen ayakta kalabilmiş kemerli Anıtsal Kapı, aynı zamanda bugün Side’nin çarşısına, konaklama ve eğlence merkezine açılan girişi. Kapının hemen solunda, MS 74’te yaptırılarak, İmparator Vespasian’a adanmış bir çeşme var. Kemerden geçince, ileride solda, Pamfilya’nın en büyük tiyatrosu, 20 bin kişilik Side Antik Tiyatrosu (08.00- 17.00, yazın 22.00’ye kadar açık) fark edilmeyecek gibi değil. Perge ve Aspendos tiyatrolarından farklı olarak, MS 2. yüzyılda yapılan bu tiyatro, yamaca yaslanmak yerine, bağımsız bir yapı olarak, bir dizi tonozun üzerine kurularak inşa edilmiş. Orkestra olarak adlandırılan bölümün etrafını çevreleyen iki metre yüksekliğindeki duvar, gladyatör gösterileri sırasında, seyircileri vahşi hayvanlardan korumak için yapılmış.
KENTİN SEMBOLÜ TAPINAK
Side’nin ana caddesi, tiyatroyu ve çarşıyı geçerek, deniz fenerinin olduğu eski limana uzanır. Tekne turlarının kalktığı, restoranların sıralandığı, balıkçıların ağlarını tamir ettiği ve yürüyüşlerin yapıldığı bu rıhtımdan sola dönünce, yolun sonunda, MS 2. yüzyıla ait Apollon ve Athena Tapınağı var. Apollon Tapınağı’nın bir kısmı yeniden ayağa kaldırıldıktan sonra, beyaz sütunlu girişiyle Side’nin sembolü oldu. Ayrıca güneşin batışının en güzel fotoğraflarının çekildiği yer de burası. Bulunan paralardan ve diğer belgelerden birbirine tıpatıp benzediği belirlenen bu iki mermer tapınak, liman ve gemicilerin koruyucu tanrıları Apollon ve Athena’ya adanmış. Tapınaklar kısmen tahrip olduktan sonra, MS 5. ve 6. yüzyıllarda, ikisini de ön avlusunda içine alan büyük bir Liman Bazilikası inşa edilmiş. Bu kilise bugün harap durumda.
Side içine yayılmış diğer kalıntılar arasında, hemen denize yakın bir agora, daha içerilerde kum tepelerinin altında gittikçe kaybolan bir Bizans kilisesi, Camii Sokak’ta ise Kleopatra’nın yıkandığı rivayet olunan birkaç odalı, bahçeli ve mermer banklı antik hamam kalıntıları, Barlar Sokağı’nın ilerisinde, Men Tapınağı var.
Side’nin, özellikle yaz aylarında, bu kadar popüler olmasının en belirgin nedeni, ince kumlu plajları. Side’nin içinde, Büyük Plaj ve Küçük Plaj var. Batıya doğru, 10 kilometrelik plajlar boyunca, lüks oteller, Beach Club’lar ve sörf malzemesi kiralayan mağazalar bulunuyor. Yaz aylarında bu bölge kalabalık. Daha sakin bir plaj isteyenler, Sorgun’u tercih ediyorlar. Merkezden çıkıp, doğuya doğru ilerleyince, Turizm Danışma’dan sağa, Sorgun ve Titreyengöl tabelaları izlenerek, ormanlık bir alan geçilerek 3 kilometre sonra varılıyor. Side ve Manavgat otogardan kalkan Sorgun- Titreyengöl minibüsleri de (08.00-23.00, yazın 07.00- 24.00) bu plajlara uğruyor. Sorgun’un bulunduğu 70 dönümlük ormanlık alanın denize bakan tarafında oteller sıralanmış. Sorgun çevresinde at kiralayan birçok at çiftliği var. Sorgun’dan doğuya doğru, Side’nin en popüler tatil merkezi Titreyengöl geliyor. Bu yol üzerinde, hem göl kenarında hem de denize kıyısı olan beş ya da dört yıldızlı, büyük oteller sıralanmış. Titreyengöl, adını titrek sularından alıyor. Böyle adlandırılmasının nedeni, Manavgat Çayı’nın bir kolunun denize dökülmeden önce genişleyerek, akıntısının yavaşlaması ve böyle bir görünüm alması. Batıdaki plajların ilerisinde, aşırı yapılaşmanın olduğu Kumköy’den sonraki Çolaklı da bir sayfiye.
CİVARDAKİ GÜZELLİKLER
Manavgat Şelalesi ve Seleukia Toros Dağları’yla çevrili olan Side ve Manavgat, geçmişte Pamfilya olarak bilinen ovada, Antalya ile Alanya’nın tam ortasında bulunuyor. Eski adı Melas olan Manavgat Nehri, bölgenin önemli bir geçim kaynağı. Yöre halkı, Manavgat Nehri’nin kıyısındaki verimli topraklarda çiftçilik yapar, ürünlerini bölge pazarlarında satar ve bir kısmını da ihraç eder. Side, Sorgun ve Titreyengöl çevresinde yoğunlaşan turistik tesisler nedeniyle, Side merkezden 8 kilometre mesafedeki Manavgat’ta konaklama pek tercih edilmiyor. Ancak pazartesi günleri, civar köylerden ürünlerini satmak için gelen yerlilerin kurduğu pazar burayı renklendiriyor. Biraz abartılmış da olsa Manavgat’ın ünü şelalesinde. Ancak burası fazlasıyla turistik bir nokta olmanın bütün dezavantajlarını yaşıyor. Yaz aylarında, genellikle ana baba günü. Buna rağmen yıllardır bir hac yeri gibi ziyaret ediliyor. Katmanlar halinde dökülen şelalenin etrafına yaydığı serinliğin, ağaçların suya uzanışının ve gölgelik çay bahçelerinin keyfini çıkarmak için, belki de buraya sezon dışında gelmek gerek. Büyük Şelale’ye gelmeden önce, sağa bir yol Küçük Şelale’ye ayrılıyor. Küçük Şelale, bir kilometre içeride. Side’den olduğu gibi Manavgat’tan da Manavgat Nehri üzerinde tekne gezileri yapılıyor. Manavgat’ı ikiye bölen nehir üzerinde, şelaleden denize uzanan gezilere katılmak için, Fevzipaşa Caddesi kıyısından kalkan tekneler var. Ancak Side otogarın karşısındaki iskeleden kalkan ve şelalelere doğru yapılan daha uzun bir yolculuk da keyifli olabilir. Çoğunluk Manavgat Şelalesi’ni görüp döner. Ancak şelaleden sonra 13 kilometre içinde, ilgi çekebilecek başka noktalar var. Şelaleden 9 kilometre sonra, çok önemli olmasa da doğasının el değmemişliği nedeniyle gezilebilecek Seleukia antik kenti var. Manavgat Ovası’na bakan ve bir çam ormanı içindeki antik kentin ayakta kalabilmiş en belirgin yapıları, hamamları ve iki katlı agorası.
Oymapınar Barajı Şelaleyi ve Seleukia sapağını geçtikten sonra, şelaleye 14, Manavgat merkeze ise 18 kilometre mesafede, Türkiye’nin en yüksek barajlarından biri, Oymapınar Barajı var. 180 metre yükseklikteki baraj, dar bir vadiye kurulmuş ve bu ürpertici konumunu en iyi barajın üzerine çıkarak görmek mümkün. Tarihi Naras Köprüsü ve Side’ye Manavgat’tan su taşıyan antik su kemerlerinin yanından geçerek ulaşılan baraj, turistlerin ve cip safarilerin sık geçtikleri bir rota üzerinde. Giriş kapısında kimlik bırakılarak içeri giriliyor. Araçların çıktığı noktada bir seyir terası var. Barajın arkasındaki, Oymapınar Baraj Gölü’nde, av yasağı olan aylar dışında sazan avlanıyor. Göl kıyısında yemek servisi veren ve tekne turu düzenleyen Yeşil Restaurant’tan (0532 612 58 71) bilgi alabilirsiniz. Mevsimine göre, restoranın açık olup olmadığını öğrenmekte yarar var. Ayrıca gölün etrafını dolaşan toprak yolda, bisiklet ya da motosikletle gezmek de keyifli olabilir. Ayrıca Toros Dağları’nın eteklerinde bulunan, Anadolu Türkleri’nin ticaret yollarında konaklamak için inşa ettikleri, Kargı Han ve Tol Han kervansarayları, Konya yolu üzerinde Manavgat’a 70 kilometre mesafedeki Akseki ve oradan da 20 kilometre sola sapılarak varılan İbradı ve Ormana’daki tarihi Türk evleri görülebilir. İbradı’ya Oymapınar Baraj Gölü’nün solundan geçen toprak yoldan da gidiliyor. İbradı’da dünyanın en büyük ikinci yeraltı gölü olduğu söylenen Altınbeşik var.
Alarahan Kervansarayı ve Kale Side- Alanya yolu üzerinde, doğuya doğru, Manavgat’tan 30 kilometre mesafede, solda Alarahan tabelasını göreceksiniz. Buradan kuzeye sapınca, 10 kilometre sonra Alara Çayı kenarında, 13. yüzyıldan kalma, restore edilmiş bir Selçuklu Kervansarayı var. Bu kervansaray, Selçuklu kenti Konya ile Alanya limanı arasında iş yapan tüccarların konaklamaları için inşa edilmiş. Alanya Kalesi’ni de yaptıran, Sultan Alaaddin Keykubat’ın emriyle inşa edilen kervansarayda, bugün turist gruplarına Türk geceleri düzenleniyor ve gündüz hediyelik eşya satılıyor. İleride piramit şekilli bir tepenin üzerinde, zor farkedilen eski bir kalenin kalıntıları var. Kaleye tırmanış; kervansaraydan 200 metre daha devam eden asfalt yolun sonunda başlıyor. Buradan itibaren 100 metre patika, 70 metre yokuş, yaklaşık 180 basamaklı bir tünel ve ardından da işaretlerle belirlenmiş bir patika, yer yer dikleşerek yukarı ulaşıyor. Burada karşınıza baş döndürücü Alara Çayı ve orman manzarası çıkıyor. Bir rehberle çıkmak isterseniz, İlyas Yıldırım (0536 772 20 90), size eşlik edecektir. Alara Çayı kıyısındaki kır kahvelerinde, serin bir mola verebilirsiniz.
Aspendos Tiyatrosu Side’ye 38 kilometre mesafede, batıya Antalya’ya doğru, günümüzün en iyi korunmuş antik tiyatrolarından biri, Aspendos Tiyatrosu var. Tiyatro, Roma İmparatoru Marcus Aurelius (MS 161-180) zamanında, mimar Xenon tarafından inşa edilmiş. Yörede yaşamış olan Xenon adlı bu gencin yarattığı kusursuz akustiğin sırrı hálá çözülememiş.
KAÇIN
Side çarşının trafiğe kapalı olduğu saatleri bilmemek
Side Müzesi’ni atlamak
Side’nin sakin plajlarını bilmemek
Manavgat Şelalesi üzerine büyük beklentilere sahip olmak
YAKALAYIN
Side tatilini, eylülde, antik tiyatroda yapılan Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali’ne denk getirmek
Limandaki Sanat Sokağı’nda sanatçıların çalışmalarını izlemek
Günbatımında Apollonik Cafe’de kekikli çay içmek
‘Side Evleri’ tarzındaki pansiyonlarda konaklamak
Manavgat Çayı’nda tekne turu yapmak . Side tatil rehberi hakkinda aciklamalar Side tatil rehberi konusunda bilgiler
|
|