|
Karadenizde gezilecek yerler
2009-12-08 18:41:15 Kadinlaricin.net sitesinde Karadenizde gezilecek yerler baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Karadenizde gezilecek yerler ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Dünyada hızla değişen tatil anlayışı ve alternatif turizm türlerine ilginin artması Türkiye'yi de ‘‘deniz-kum-güneş’’ dışında arayışlara itti. Ve maviyle yeşilin eşsiz koylarda buluştuğu, enerjik, sıcakkanlı ve esprili insanların yaşadığı Karadeniz yeniden keşfedildi.
Turizm Bakanlığı, yeşili, yaşam biçimi, kültür ve gelenekleriyle Türkiye'nin diğer bölgelerine göre farklı bir dokuya sahip olan Karadeniz'i dünyaya tanıtmak için başlattığı ‘‘Yeşil Tur’’un üçüncüsünü gerçekleştirdi. 2-11 Eylül tarihleri arasında yapılan Yeşil Tur 97'ye 14 ülkeden 24 gazeteci ve turizmci katıldı.
Yeşil Tur, Karadeniz'in en büyük limanı, sanayi ve ticaret merkezi Samsun'dan başladı. Samsun'da ‘‘Amazon’’ adı verilen savaşçı kadınların yaşadığına inanılıyor. Yunan mitolojisine göre amazonlar, at üstünde savaşan, ok ve yayı rahat kullanmak için göğüslerinden birini kesen bir kadın topluluğu...
Yüzlerce çeşit ağaç türünün bulunduğu yemyeşil Kunduz Ormanları, Yeşil Tur konuklarının Karadeniz'e ‘‘merhaba’’ dediği ilk duraktı. Samsun'a yaklaşık dört saat uzaklıktaki Kunduz Ormanları'ndan sonra en zengin Atatürk giysileri kolleksiyona sahip Samsun Atatürk Müzesi ziyaret edildi.
SİNOP'UN DOĞALLIĞI
Samsun'un ardından ikinci durak, yöre halkının ‘‘Keşfedilmemiş Cennet’’ diye tanımladığı Sinop'tu.
‘‘Gölge etme başka ihsan istemem’’.
Şarkılara bile dize olmuş bu ünlü sözüyle tanıdığımız filozof Diyojen, İ.Ö. 413'te Sinop'ta doğmuş. Her türlü gösterişten uzak, yaz kış fıçı içinde yaşayan Diyojen, en büyük erdemin doğaya uygun yaşamak olduğunu, böylece insanda tutku, ölçüsüzlük ve kendini beğenmişlikten eser kalmayacağını savunmuş. Sinop, ağırlıklı olarak bu felsefeyi benimseyen insanların yaşadığı bir kent. Turizmciler ve kentin yöneticileri, Sinop insanını şöyle anlatıyorlar:
‘‘İnsanlar çok sıcaktır. Geleni Sinoplu yapmaya çalışırlar. Genç kızlar sokaklarda sabahlara kadar korkusuzca gezer, balıkçı kahvelerinde oturup çay-kahve içerler. Kimse de rahatsız etmez. Polisiye olay hiç yok gibi. Sinop'ta herkes birbirini tanır. Sanayisi gelişmediği için başka illerden göç olayı da yok.’’
Karadeniz'in en kuzey ucunda bir yarımada üzerinde kurulu olan Sinop, iki büyük doğal limana sahip.
Akliman, üç tarafı ormanlarla bir tarafı denizle çevrili, yemyeşil düzlüklerden oluşan bir piknik alanı. Rengarenk çiçekleriyle ünlü Hamsaroz Koyu'nda tekne turları yapılıyor. Sinop'un Karadeniz'e 175 kilometre uzunluğunda kıyısı bulunuyor. Kıyı şeridinin çoğunluğu yer yer sarp kayalıklar, ormanlar, çakıllı ve kumlu doğal plajlardan oluşuyor. Boztepe Burnu'ndan bakınca gemi şeklinde görünen Sinop Kalesi'nde tavşan kanı bir bardak çay yudumlarken eski Sinop evlerini ve yeşil-mavi koyları seyretmenin tadına doyulmuyor.
Balıkçı kahveleri, Yalı kahvesi, eski Sinop evleri, Tersana Hamamı ve Sinop Müzesi de görülmeye değer...
RUMLAR'IN NOSTALJİSİ
Turizmciler, Sinop'a en çok Rum turist geldiğini söylüyor. Mübadele ile birlikte evlerini barklarını terkedip giden ve özlemlerini ‘‘Ah Sinop vah Sinop, ayvalık meyvelik’’ sözleriyle dile getiren Rumların torunları, ellerinde adreslerle mahallelere dağılıp dedelerinin yaşadıkları evleri arıyorlar. Geçen yıl 78 bin turistin ziyaret ettiği Sinop'ta 7'den 77'ye herkes turizmi konuşuyor. Otellerin yanısıra üçer odalı 200 tane de pansiyon bulunuyor Sinop'ta.
Sinop'un tepeler arasına sıkışmış ve çay havzası üzerinde kurulmuş şirin ilçesi Ayancık'ta da bitki örtüsünün gürlüğü dikkati çekiyor. Orman literatüründeki tüm ağaç türlerinin bulunduğu Ayancık'ta kirlenmemiş doğal plajlar, suların aşındırarak ilginç şekiller verdiği kayalıklar var. Yaz ile kış arasındaki sıcaklık farkının da az olduğu söyleniyor. Deniz ve orman manzaralı otellerden deniz birkaç dakika uzaklıkta... Yüzlerce yıllık geleneklere bağlı olarak dokunan keten kumaşlar da insanı hayran bırakıyor.
BÜTÜNÜYLE KORUNAN TEK KENT
Gezinin önemli duraklarından biri de sahip olduğu mirası korumadaki başarısı nedeniyle 1994 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi'ne alınan Safranbolu'ydu. Türkiye'de bütünüyle korunan tek kent olması nedeniyle ‘‘Korumanın Başkenti’’ ve ‘‘Müze Kent’’ diye anılan Safranbolu, Yeşil Tur konuklarının en çok etkilendikleri kent oldu. Yabancı konukların çoğu eski Safranbolu evlerinde geçirdikleri geceyi, beş yıldızlı otellere tercih edeceklerini söyledi. Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü dönemlerinde elde edilen ekonomik zenginliğin bir ürünü olan kent, geleneksel Türk toplum yaşamının tüm özelliklerini yansıtıyor. İlçede 1008'i koruma altında bulunan çok sayıda kültürel eser bulunuyor.
Ahşabın ustalıkla kullanıldığı Safranbolu evlerinin tavan işlemeleri, dantel perdeleri ve sedir düzeni, konukları en az dış görünüm kadar cezbetti.
ÇEŞM-İ CİHAN BU MU OLA?
Fatih Sultan Mehmet'in Bakacak Tepesi'nden ovaya şöyle bir göz atarak ‘‘Lala lala, Çeşm-i Cihan bu mu ola?’’ dediği şirin belde Amasra... Yeşil Tur konuklarının sahilinde çay molası verdikleri Amasra, Türkiye'de ‘‘turizmin başladığı yer’’ olarak tanınıyor.
Amasra'da 1940'lı yıllarda ev pansiyonculuğu ve çadırlı kampçılık gelişmiş. 1950-1965 döneminde Türkiye'nin en çok turist çeken yeri olmuş. Ancak sonradan Akdeniz ve Ege'ye yenik düşmüş... Amasralı turizmciler, az rastlanır doğa güzelliği, ılık yaz mevsimi, plajları ve koyları ile yeniden keşfedilmeyi bekleyen Amasra'yı ‘‘uyuyan prenses’’e benzetiyor. Yarımadanın üzerine kurulu şehrin iki koyu ve iki adası var. Adalardan birine kayıklarla diğerine ise roma döneminden kalma tek gözlü bir kemerle ulaşılıyor.
Yedi göl, yedi kardeş
Sazlıgöl, Nazlıgöl, Büyükgöl, Küçükgöl, İncegöl, Deringöl ve Seringöl... Kayan kütlelerin vadilerin önünü kapatması sonucu oluşan, yüzeysel ve yeraltı akışları ile birbirine bağlı yedi göl. Yedigöller 238 değişik bitki türüne sahip bir milli park. Otobüslerle uzun ve çetin bir tırmanıştan sonra çok hoş bir sürpriz oldu konuklar için. Minik şelaleler, ağaç dalları arasından süzülerek suyla buluşan güneş ışınları, sessizliğin sesi, göz dolduran ve insanı sarıp sarmalayan yeşil... Yedigöller, Yeşil Tur'un adına yakışır bir durak oldu konuklar için.
Yeşil Tur'un son günü Batı Karadeniz'de ayakta kalan tek antik kent olan Konuralp gezildi. Antik adı ‘‘Prusa ad Hypium’’ olan Roma tiyatrosu ve müzede bulunan Roma ve Bizans eserleri de ilgi çekti. Türkiye'de turizm hareketlerinin ilk başladığı yerlerden biri olan Akçakoca ile konuklar Karadeniz'e veda etti.
Baston mu, sanat eseri mi?
Yeşil Tur konukları için keyifli bir duraktı bastonlarıyla ünlü Devrek... Birer sanat eseri gibiydi işlemeli, kartal başlı, yılan başlı bastonlar.
‘‘Dostlarınıza baston vermek, onlara uzun ömür dilemenin en güzel yoludur’’ diyor Devrekliler... Devrek'te bastona sadece yaşlı insanların dayanak olarak kullandığı bir araç değil, aynı zamanda giysileri tamamlayan bir aksesuar gözüyle bakılıyor. Devrek bastonları ince, zarif ve esnek olması için kızılcık ve gürgen dallarından yapılıyor. ‘‘Bir gün elinize mutlak bir baston alacaksınız. İşte o zaman neden elinizde dünyada nadir olan bir devrek bastonu olmasın’’ sesine kulak veren konuklar birer baston satın aldılar.
Karadeniz turist bekliyor
Karadeniz’in tabii güzelliklerinin bilinmesi, tanıtılması ve insanların istifade etmesi için çalışanlar arasına İstanbullu belediye başkanları da katıldı. Karadeniz’in tanıtımına öncülük eden Pendik Belediye Başkanı Erol Kaya, memleketinin tanıtımı için adeta turist rehberi gibi çalıştı. Kaya’nın basın mensupları için düzenlediği gezinin ilk durağı Trabzon oldu. Sümela Manastırı ile Uzungöl yaylasının gezilmesinden sonra Rize’nin Çat, Elevit ve Ayder yaylalarına çıkıldı. İnanılmaz güzellikteki çiceklerin süslediği Kaçkar Dağları’nın zirvelerinde bir yayladan diğerine “treking” yapıldı. Yeşili, çimeni ve tertemiz havasıyla her yaylada ayrı bir manzara sergileyen Karadeniz için bölge belediye başkanları da gayret gösterdiler. Karadeniz gezisine, bölge belediye başkanının çoğunluğu katıldı. Yöre insanının turizm yatırımı yapılırken tabii güzelliklerin bozulmamasına azami özen gösterdiğini hatırlatan başkanlar, bu şekilde bölge insanına da bir geçim kapısı aralanacağını ifade ettiler. Alternatif turizmle göçün önlenebileceğini ya da yavaşlatılabileceğini savunan başkanlar, Karadeniz’in iyi tanıtılması halinde bundan hem Türkiye’nin, hem turistlerin, hem de bölge insanının kazançlı çıkacağını ifade ettiler. Trabzon Belediye Başkanı Asım Aykan da, Karadeniz insanının coğrafi yönden büyük çapta bir sanayileşmeye gitmesinin mümkün olmadığını vurgulayarak, “Sıkıntılarımız da çok; bunların en başında tanıtım eksikliği gelirken, sürekli karşımıza çıkan bir başka problem de yaylalarda mülkiyet meselesinin halledilmemiş olmasıdır” dedi.
Sinop'ta Nuh Tufanı'nda kalan köy bulundu
Karadeniz dibinde tufan konusundaki araştırmalar uzun süredir devam ediyordu. Amerikalı bilimadamları geçen yıl yine Sinop açıklarında deniz seviyesinden 180 metre kadar derinliğinde binlerce yıl önceden kalan bir kıyı şeridi buldu.
Bu keşif kutsal kitaplarda yer alan Nuh tufanı hikayesini de doğruluyordu.
Karadeniz'in dibinde araştırmalarını derinleştiren bilimadamları bir süre önce Sinop'un 20 kilometre açığında ve 180 metre derinlikte antik bir yerleşim birimine rastladılar.
MEDYADAN BÜYÜK İLGİ
Araştırmacıların keşfi, Amerikan medyasında da büyük ilgi uyandırdı. Washington Post gazetesine bir demeç veren araştırma ekibinden Robert D. Ballard "Bulduğumuz veriler inanılmaz, bizim tahmin ettiklerimizin ötesinde" dedi. Bulunan yerleşim birimlerine ait kalıntıların daha derinlere inildikçe daha da artacağına inanan Ballard "derinlere indikçe daha bir çok şey bulucağımızdan eminim" diyerek şaşkınlığını gözler önüne serdi.
KARADENİZ DOĞAL MÜZE
Karadeniz'in 200 metre altında oksijen ve dolayısıyla hayat bulunmadığı için bölge binlerce yıldır bozulmadan kalabiliyor.
Bilimadamlarının belirlediği yerleşim merkezinde bir ambar, çöp, ağaç parçaları üçgen şeklinde bir ev ve cilalı taşlar buldular.
Araştırmayı yöneten bilimadamlarından Pensilvanya Üniversitesi Arkeologu Fredrik Hubert yerleşim bölgelerinde kilden yapılmış gibi olan gereçleri gördüğünde "beynimden vurulmuşa döndüm çünkü benzerlerini karadaki çalışmalarım sırasında görmüştüm" diye konuştu.
NUH'UN GEMİSİ SİNOP'TA
Kolombiya Üniversitesi Jeoloji Profesorlerinden ve şu an çalışmalarda bulunan William Ryan ve Walter Pitman bir yıl kadar önce Nuh'un gemisinin sanıldığının aksine Ağrı dağı yakınlarında değil buzul çağının gereği Sinop yakınlarında olması gerektiğine inandıklarını açıklamıştı.
Arkeologlar bu durumun tufanın bir kanıtı olduğuna inandıklarını tufanın ise buzulların erimesinden sonra eskiden tatlısı gölü olan Karadenizin Akdenizin taşması sonucu tuzlu suyla dolması sonucu olduğu teorisinin güçlü olduğunu söyledi.
Arkeolog Pitman ve Ryan, Bogazların Karadeniz için bir baraj vazifesi gördüğünü ancak Akdeniz sularının Niyagara şelalesinden 200 kat daha yüksek hızda suların bu bölgeyi bastığını ve Karadenizin oluştuğuna dikkati çekti. Bu seller sırasında arada kalan Anadolu topraklarındaki insanların ve canlı yaşamında tahrip olduğu sular çekildikten sonra tuzlu suyun Karadenizde dibe oturduğu belirtildi.
Karadeniz'in umudu yaylada
Zirveleri yer yer karla kaplı yemyeşil dağları ve eşsiz görünümleriyle tüm dünyanın dikkatini çeken Karadeniz yaylaları, artık daha iyi tanıtılacak. Trabzon Valisi İsmet Gürbüz Civelek, dört ayrı yaylayı turizme açmayı hedeflediklerini bildirdi. İlk aşamada Trabzon'a en yakın yayla olan Hıdırnebi'de ‘‘ahşap kent’’ kuracaklarını bildiren Vali Civelek, yaylalarda mülkiyet sorunu nedeniyle 2 yıl sadece arazi tahsisi için uğraştıklarını bildirdi. Civelek, Hıdırnebi, Kayabaşı, Hamsiköy ve Uzungöl'de uygulamayı düşündükleri projeyle ilgili olarak şunları söyledi:
AHŞAP KENT
‘‘Karadeniz denince akla yayla geliyor. Yaylaya gelenler, konaklayacak yer bulamayınca günübirlik dönüyor. Yaylaların döviz bırakması için hiç çivi kullanmadan, tamamen geçmeli ahşaptan yapılacak toplam 118 yataklı, 8'i büyük, 18'i küçük ahşap yapı ile sosyal tesisleri bu ayın sonunda hizmete açacağız. Turizmin önünü açmaya çalışıyoruz. Hıdırnebi'de 35 dönüm arazi üzerinde kurulacak olan ahşap kent, ayrıca yöresel el ürünleri için iyi bir pazar oluşturacak. 300 milyarlık ahşap kent, istendiğinde kısa sürede sökülebilecek. Burası için ayrıca 80 milyar lira harcamayla yol yapacağız. Amacımız özel sektöre yol açmak. Açtığımız yol artık yürünebilecek patikadır. Trabzon'da birbirinden güzel 14 yaylamız bulunuyor. Buralarda çirkin yapılaşmanın önüne de geçmeyi hedefliyoruz.’’
BAŞKAN DAYANIŞMASI
Maçka ilçesi yakınlarındaki Soğuksu (Lişer) Yaylası'nda yapılan Sevgi Dostluk ve Hoşgörü Şenliği'ne binlerce kişi katıldı. Maçkalı olan İstanbul Bahçelievler Belediye Başkanı Saffet Bulut, Maçka Belediye Başkanı Ömer Yıldız ile İkizdere Belediye Başkanı Ayhan Biber de yayla turizmi için kolları sıvadılar.
Maçka ilçesi yakınlarındaki 2800 rakımlı Soğuksu (Lişer) Yaylası'nda yapılan Sevgi Dostluk ve Hoşgörü Şenliği'ne çevre köylerden 3 bin kişi akın ederken, kemençe eşliğinde horon tepildi. Mangallarda et pişirildi, döner tezgahları, yiyecek, giyecek ve hediyelik eşya stantları kuruldu. İnsanlar doyasıya eğlendi. Maçka Kaymakamı Cemalletin Özdemir, yörenin doğal güZelliklerini ve Karadeniz insananın sıcaklığını dünyaya tanıtmak istediklerini, şenliğin önümüzdeki yıldan itibaren festivale dönüştürüleceğini söyledi.
İkizdere Belediye Başkanı Ayhan Biber, ilçe yakınlarındaki 2800 metre yükseklikteki eşsiz Anzer-Gölköy ile 3 bin metre rakımlı Çağrankaya Yaylası'nın mutlaka turizmin hizmetine açılması gerektiğini bildirdi.
Trabzon mutfağı
Uzungöl yalnızca bir örnektir, Karadeniz’in doğal güzelliklerine... Orman deyince de herkesin aklına Karadeniz gelir. Doğu Karadeniz ise, yüzey şekilleri göz önünde bulundurulduğunda Karadeniz’in en sapa yeridir. Bu yüzden de tarım alanları sınırlıdır. Becerikli ve çalışkan Karadeniz insanı buna rağmen elindekini en iyi şekilde kullanmayı bilmiş ve buna paralel olarak da Doğu Karadeniz’e has bir yemek kültürü geliştirmiştir.
Kıyı kesimlerde yapılan balıkçılığın ve neredeyse Karadeniz’in simgesi haline gelmiş olan hamsinin de bu yemek kültüründe önemli payı vardır. Hamsi Karadeniz Bölgesi açısından hem önemli bir geçim kaynağı hem de vazgeçilmez bir yiyecektir. Özellikle Trabzon mutfağı deyince akla hamsi ve hamsiden yapılan onlarca çeşit yemek gelir. Hakkı verilerek yapılmış olan bir hamsili pilavın lezzeti uzun süre damakta kalacak niteliktedir.
Sanmayın ki, Trabzon mutfağı hamsiden yapılan yemeklerle sınırlı... Doğanın verdiği imkanları sonuna kadar kullanmışlar ve lahanadan, mısır ve mısırunundan, fasulyeden, karalahanadan da akıllarına gelen her şekilde yemek yapmışlar.
Yağmuru duyan Trabzon'a gelmiyor
Türkiye'nin en fazla yağış alan bölgesi olan Doğu Karadeniz'le ilgili meteorolojinin yaptığı yağış tahminlerinin, bölgenin turizm merkezi Tabzon'un turizm hareketine olumsuz etki yaptığı öne sürüldü.
Trabzon Belediyesi'nce yapılan araştırma, Trabzon ile ilgili hava tahminleri TV ve yazılı basında yer aldığında, özellikle yağışı duyanların olumsuz etkilendiği, bunun da iç turizmi baltaladığı belirtildi. Araştırmada, Trabzon'un, bulunduğu konum itibariyle az yağış aldığı belirtilerek, şöyle denildi: ‘‘Özellikle Trabzon merkez ilçe ve kıyı bandı istisna teşkil ederek bölge ortalamasının çok altında yağış almaktadır. Trabzon merkez, Arsin, Yomra ve Akçaabat ilçeleri diğer ilçelere göre daha az yağışlıdır. Meteoroloji bu özelliği gözönünde bulundurmamaktadır.’’
Giresun Adası'na vali sahip çıktı
Doğal güzelliği, çekiciliği ve kültürel varlıkları ile Giresun'un en büyük turizm potansiyeline sahip Giresun Adası'nın, tarihi ve doğal yapısı bozulmadan yeniden düzenleneceği bildirildi.
Birinci derece doğal ve arkeolojik SİT alanı olan ve 1993'te yapılan bir çalışma ile turizme kazandırılan Giresun Adası, valiliğin koruması altına alındı.
Vali Erhan Tanju, yaptığı açıklamada, kıyıdan bir mil açıkta yer alan ve 35 dönüm yüzölçümü ile Doğu Karadeniz Bölgesi'nin üzerinde insan yaşayabileceği tek ada özelliğini koruyan adanın sorunlarının tek tek belirlendiğini söyledi.
Vali Tanju, ‘‘Ada küçük ama sorunları çok büyük. Çevreci gözüyle bakıldığında, çöpler, yabani ve zararlı otlar, eskimiş ve çürümüş levhalar, kırılmış banklarla ada, çirkin bir görüntü içinde. Bunun düzeltilmesi lazım’’ dedi.
Kuşlar ve hayvanların doğal yaşam ortamını bozmadan adayı düzenleme kararı aldıklarını ifade eden Vali Erhan Tanju, adaya giriş çıkışların kontrol altına alınacağını ve ateş yakılmayacağını da bildirdi.
Giresun Adası'nı düzenleme çalışmaları kamu kurum ve kuruluşları ile çevreci kuruluşlar, TEMA gönüllüleri ve çevre vakfı tarafından yapılacak.
Karadeniz dağlarında... Sümela Manastırı’nı ilk defa inşa eden rahipler neden burayı seçtiler acaba, diye düşünüyorum. Ulu dağların bağrında, kayaların içine ibadethâne kurmak nasıl akıllarına geldi? Bu, her ne kadar kuş uçuyorsa da kervan geçmeyen yeri tercih etmelerinin akla gelen ilk sebebi gözlerden uzak olmak, gizlenmek ihtiyacı. Ama tarihler birilerinden kaçıyor olmadıklarını yazıyor. Aksine zamanlarının idarecilerinden hep saygı görmüşler. Acaba bu dağların eşsiz manzarasına mı meftûn oldular? Yoksa böyle bir yükseklikte, böyle bir ıssızlıkta Allah’a daha yakın olacaklarını, daha derin ibadet edebileceklerini mi düşündüler? Hangisiyse artık... Sümela Manastırı gerçekten görülmeye değer bir mâbed. O yükseklikte, kayalar oyularak nasıl vücuda getirildi, şaşmamak zor. Asırlara meydan okumuş freskler maalesef bazı densizler tarafından tahrib edilmiş. Sökülüp götürülenleri de çok; bu hırsızlığı, belli ki para kazanma uğruna yapmışlar, peki çakı ile üzerlerine isimlerini kazıyanların gayesi neydi? Boyların yetişebildiği yerlerdeki bütün freskler kadın-erkek isimleri ve tarihlerle delik deşik. “Gâvurun malına zarar verelim” gibi çiğ bir niyet olabilir mi? Yazık! Arada Rumca isimler de görülüyor. Onlar da “Geldik işte, bize engel olamazsınız” mânâsına mı yapmışlar bu çirkin işi? Manastırın içinde bulunduğu bölge, Altındere Vadisi Millî Parkı olarak korunmaya alınmış. Muhteşem bir coğrafya. Yeşilin her tonu ama daha çok koyu olanları. Sular gürül gürül. Kayalar, heykeller gibi şekil şekil. Millî Park’ın tesisleri de son derece güzel. Yeme içmeden hediyelik eşya alışverişine, konaklamaya kadar ziyaretçilerin her ihtiyacına cevap veren mükemmel işletmeler var. Bir tek “şey” unutulmuş. Bu “şey” Türkiye’de umuma açık hemen her yerde unutuluyor zaten ama Sümela gibi bir yerde unutulması bana biraz kara mizah gibi göründü. Millî Park’ın içindeki fevkalâde tesiste bir mescid yok! Rahipler yüzlerce yıl önce dağın bağrına, kayaları oyarak ibadet için koskoca manastır bina etmişler; biz iki rekat namaz kılınacak küçücük bir oda açmayı düşünmemişiz. Burada hemen hemen bütün gününü geçirecek ziyaretçilerin namaz kılmak isteyebilecekleri hiç akla gelmemiş. Ziyaretçilerin her türlü ihtiyacını düşünen bu çeşit işletme sahiplerinin, namazı da gözardı etmemeleri gerekir. Çaykara, Uzungöl, Sultan Murat yaylası ve civarını içine alan bölge de millî park olmaya, korunmaya alınmaya lâyık. Birkaç günün içinde birçok yabancı turistle karşılaştık. Arayıp bulmuşlar, buralara kadar gelmişler. Millî Park yapısı bölgeyi daha da canlandıracaktır. Meselâ, dağlara teleferik seferleri konduğunu hayal ediyorum. Hayal işte... Ama hiç değilse helikopter turları düzenlenerek o muhteşem coğrafya ziyaretçilerin gözleri önüne serilemez mi? Bu da mı hayal? Eski insanlarımızda zevk varmış. Tabiatla uyum içinde, taş ve ağaçtan zarif evler bina etmişler. Gözünüzü asla rahatsız etmeyen evler. O zevkli dedelere lâyık çok sevimli dağ evleri de yapılıyor ama bazı sonradan görmeler, yemyeşil dağların bağrına altı-yedi katlı betonarme apartmanlar dikmişler. “Ben buraya ait değilim!” diye bas bas bağıran binalar. Apartmanlaşma hızının artacağından korkarım. Bölge, millî park olarak korunmaya alınırsa çirkin yapılaşma da önlenebilir Karadenizde gezilecek yerler hakkinda aciklamalar Karadenizde gezilecek yerler konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Karadenizde gezilecek yerler,karadenizde gezilecek görülecek yerler,karadenizde tatil yerleri,karadenizde turistik yerler,karadenizde tarihi mekanlar,karadenizde turizm
|
|