Kadınlar
           
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuk ve Çocuk bakımı hakkında bilgiler
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlar için Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Faydalı bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Kadınlar için Tatil yerleri

» Güney Kore turu

Güney Kore turu

2010-07-27 15:30:00 Kadinlaricin.net sitesinde Güney Kore turu baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Güney Kore turu ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Güney Kore turu

 

Güney Kore turu

Türk askerine minnettarlar
Bir ülke düşünün ki; kilometre kareye 400 kişi düşüyor, sınırlarından taşacak kadar yoğun bir nüfusa sahip, petrol ve maden gibi doğal kaynaklardan yoksun. 2 milyon kişinin hayatını kaybettiği bir iç savaşla ikiye bölünmüş. Yollar, köprüler yıkılmış, sanayii yara almış, işyerleri limanları mahvolmuş. Sert bir iklimin hüküm sürdüğü, dünyanın en ölü köşelerinden birinde yer bulan bir ülke. Halk, ülkenin komünizmin pençesine düşmüş diğer yarısının tehdidine karşı kendisini korumak için bir başka ülkenin bütün askerî unsurlarına topraklarını açmış. Egemenliğinin sürekli tehlike altında olması yüzünden bütçesinin üçte birini savunma giderlerine ayırmış. Bu ülke uzak doğuda Japonya’dan sonra teknolojinin en son imkânlarını kullanarak kalkınmış ve dünyanın 11. ekonomik gücü hâline gelmiş. Biz bu ülkenin başarılarını yakından gördük... Bilinmeyenleri öğrendik. Tarih, 17 Ekim 1950 Türk askerinin Kore’ye ayak basışı... Ve biz de Türk askerinden 50 yıl sonra gittik.

Şükran duyuyorlar
Dünyada hiç adını bilmediğimiz 137 ülke bize vize uyguluyor, ama Güney Kore, vize uygulamayan ender ülkeler arasında bulunuyor. Dar zamanlarında yanlarında olduğumuz için onlar bize minnet duyuyorlar. Onlar Türk milletine şükran borçlular. Türkler 1950’de Güney-komünist Kuzey arasındaki savaşta Güney Kore’nin yanında yer almış ve 4 bin 247 şehit vermiş. Savaştan sonra da Türk askeri Kore’de kalmış.
Kore, bize göre, dünyanın öbür ucu desek yeridir. Uçakla aktarmalı olarak gittiğinizde tam 20 saat sürüyor. Başkent Seul’e Singapur Hava Yolları ile ulaştık. İstanbul’dan Haliç devletçiklerinden Dubai’ye indik. Birbuçuk saat kaldıktan sonra Singapur’a uçtuk. Singapur’da uçak değiştirdikten sonra Seul’e hareket ettik. Kore ile aramızda ülkemizle 6 saatlik bir fark olduğunu da belirtmeliyiz. Biz bu kadar rahat uçtuk, ama Türk askerlerini uçak yolculuğu boyunca düşündük ve bu konuyu aramızda konuştuk. Türk askerleri gemiyle kim bilir ne kadar zamanda Kore’ye vardı. Herhalde bir aydan aşağı değildir..

Türkiye Kore’ye neden asker gönderdi
Tarih 26 Temmuz 1950... Türkiye, Kore’ye asker gönderme kararı alıyor. Bu 5 bin 400 kişilik birliğimizin BM’nin emrine verileceği haberi aynı gün bütün dünyada yankısını buluyor. Türkiye’nin bu kararı nasıl aldığını biliyor musunuz? Demokrat Parti 14 temmuz 1950’de iktidara gelmiş ve önünde Kore meselesini bulmuştu. Bunun yanında Sovyetler’in tehdidi sürüyordu. ABD’nin liderliğinde NATO’nun temeli atılmıştı. Türkiye, ittifak edeceği hür ülkeleri arıyordu ve bunların başında Amerika geliyordu. NATO’ya kolaylıkla girmek için de jest yapmak istiyordu. Bunun için Başbakan Adnan Menderes, meseleyi Meclis’e götürmeden hükûmet olarak karar aldı ve Kore’ye asker gönderileceğini açıkladı. Muhalefet emrivaki ile karşı karşıya kalmıştı. Bu yüzden CHP çok şiddetli tartışma başlattı, ama boşunaydı... Karar uygulamaya kondu.Türkiye ABD’den sonra karar vermişti. Kimse ülkemizden böyle bir jest beklemiyordu. ABD taraftar toplayabilmek için Türkiye’yi örnek gösterdi. ABD ile bağrı bitişik olan İngilizler bile bizden sonra katılma kararı aldı. Peki niçin Kore’ye gidilecekti?

Japonlar istila etti
1910’dan 1945’e kadar Japonya Kore’yi istila etti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya yenilince Rusya durumu fırsat bilip Kore’yi işgal etmek istedi. O zaman araları iyi olan Mao’nun Kızıl Çin’i de Ruslar’ı destekledi. Amerika bu defa gafil avlanmadı; Ruslar ancak Kore’nin yarısında kendi taraftarlarına hükûmet kurdurabildiler. Çin’le birlikte Kuzey Kore ordusu kurdurup bütün Kore’yi hâkimiyetlerine alma savaşı başlattılar. Kuzey Kore askerlei ile Çinliler sırt sırta savaşırlarken Ruslar geriden destek veriyorlardı.
Kore’nin tamamının komünist olması demek savaştan yenik çıkan ve ekonomisi ve askerî gücü sıfıra inen Japonya’nın da tehdit altında oılması demekti. Yani o zaman güçlü bir ideoloji olan komünizm sür’atle dünyaya yayılabilirdi. Tarih 17 ekim 1950 Mehmetçik Pusan limanında Kore topraklarına ilk adımı atıyordu. Bütün gün boyunca 5 nakliye gemisi askerlerimizi Kore’ye indirmişti.
Türk askerlerini karşılayan Pusan Valisi “Uzak bir diyardan kara günümüzde bize yardım etmek için geldiniz” sözleriyle müthiş kalabalığa duygulu anlar yaşatırken; Türk komutan ise “Memleketten, mazlum, mağdur bir millete samimi duygularla yardıma geldik. Kore’nin kurtuluşu için kendi memleketimizde imişiz gibi bütün gayretlerimizi sarfedeceğiz. Allah hepimizin yardımcısı olsun” sözleriyle karşılık verdi.
Tarihi yaşıyorlar
Seul havaalanında KIA Motors’tan bir rehber hanım bizi karşıladı. Buradan şehrin merkezinde Ambassador oteline götürdüler. Havaalanı şehre birbuçuk saat uzaktı. Otele yerleştikten sonra vakit kaybetmeden bizi Kore Savaş Müzesi’ne götürdüler.
Bu müze tarihlerini unutmamaları için Koreliler nazarında çok önemliydi. Önemi de bizi gezdirirken ilk ziyaret yeri olarak göstermelerinden anlaşılıyordu.
Savaş Müzesi’nde tabiatıyla Türk askerlerinin bir köşesi vardı. Geçmişi bütünüyle müzede sergilemişlerdi. Toplar, tüfekler, tanklar, uçaklar, mermiler ki hepsi savaşta kullanılmıştı.
Dönemin resimleri müzenin her tarafına asılmıştı. Savaşı canlandıran maketler kurulmuştu. Bir sinema solonunda savaş sahneleri sesli olarak gösteriliyordu. Bu filmlerin hepsi savaşta çekilmişti.

Bizimle kıyas edemeyiz
Bizim Harbiye’deki müzemizle burayı karşılaştırmak dahi istemiyorum. Bizim tarihimiz, başkalarının tarihine göre son derece zengindir. Ancak bu zenginliği oranında bir müzemiz olduğunu iddia edemeyiz. Koreliler, gençlerine tarihî şuur vermek için öyle bir müze düzenlemişler ki; bu müzeyi gezen bir çocuğun etkilenmemesi ve tarihine sahip çıkmaması mümkün değil!
Öyle bir savaş müzesi ki, saray gibi koskocaman müştemilâtlı binalar ve çok güzel dizayn edilmiş bahçeler... Bahçelerde tanklar, füzeler, uçaklar, helikopterler, büyük toplar sergileniyordu. Bunlar o güzelim bahçe içerisine öyle bir yerleştirilmişti ki, savaşın ürpertisini size unutturuyordu.
Gençler, çocuklar, askerler, savaşmış ihtiyarlar müzeyi dolaşıyorlardı. Hemen hepsiyle konuştuk, hatıra fotoğrafı çektirdik.

Çocuklar... çocuklar
Müzede öğretmenlerinin nezaretinde gezen çocuklar dikkatimizi çekti. Öğretmenleri hemen her bölümü çocuklara izah ediyorlardı. Kızlı erkekli, tertemiz renkli giyimli çocuklar sanki parka gelmişlerdi.
Çocuklar bütün dünyada aynı. Hemen kendilerine bir oyun kuruyorlar. Savaş müzesinde de, savaş oyunları kurmuşlardı. Topların arkasına geçiyorlar, birbirlerine ateş ediyorlar. Kimi uçağı, kimi tankı kullanır gibi yapıyor. Hepsi güleç, hepsi mutlu idi. Koreli çocuklar çekik gözleriyle çok sevimli oluyorlar...

Sürpriz savaşçı
Çocukların savaş oyunlarını, beraber büyük bir zevkle seyrederken, müzeyi gezen ihtiyarlar içinde göğsü madalyalarla dolu bir ihtiyar adam dikkatimizi çekti. Belli ki bu kişi Kore Savaşı’na katılmıştı. Hemen yanına gittik.
Önce fotoğrafını çekmek istedik. Bize:
- Nerelisiniz? diye sordu.
Cevabımız:
- Türküz.
Türk olduğumuzu duyunca, yaşlı eski savaşçının yüzüne, hüzünlü bir aydınlık yayıldı ve:
- Yılmaz Yıldızhan arkadaşımdı! Ne yazık ki savaşta kaybettik. Böyle bir cevap beklemediğimiz için biz de şaşırmış ve duygulanmıştık. Merakımız daha da arttı. Yaşlı adam İsveçliydi ve adı Andersan’dı. Pusan’da Türk birliği ile birlikte savaşmışlardı. Andersan da Türk askerleri gibi öncü savaşçıymış. Kore halkını kurtarmak için savaşmasından dolayı Kore hükûmetinin davetlisi olarak Seul’e gelmişti. Kore hükûmeti, sık sık, kendileri için savaşanları ülkelerine davet ediyor ve ağırlıyorlar. Eski savaşçılar da o günleri yâd ediyorlar.
Türk savaşçıları da Kore’ye, savaşın 50. yıldönümü münasebetiyle davet edildiler.
Dünya devleri arasında
Askeri müze bizi çok etkilemişti. “Teknik gelişince, kültür de gelişiyor mu?” sorusunu aramızda uzun süre tartıştık. Kim ne derse desin, medeniyet bir bütündür. Eğitim teknik gelişmeyi sağladığına göre, milletlerin kültürleri gelişiyor, anlayışları farklılaşıyor ve bu teknik gelişmeye paralel kültür anlayışları da değişiyor. Askerî müze bize bunu gösterdi...Bizim tarihimiz, Koreliler ile kıyaslanmayacak bir tarihti, ama bizim bir Kurtuluş Savaşı Müzemiz var mıydı?

Tertemizler
Bu düşüncelerle askeri müzeden çıktık ve bir taksiye atlayarak Olimpiyat Müzesi’ne gidecektik... Kore’nin para birimi Won. 1 Dolar, 110 Won... Bizdeki gibi bankalarda veya para değiştirme bürolarında para alışverişi yapabiliyorsunuz. Karaborsa yok. Askerî müzeye gelirken bindiğimiz taksi 3000 Won’dan açılmıştı... Bu bindiğimiz taksi ise 1300 Won’dan açıldı. Acaba biz bu “medenî” ülkede, gündüz, gece tarifesiyle mi yolculuk ettik? Yani bizi yabancı görüp soymak mı istediler?
Şoför durumu izah etti. İki türlü taksi varmış; biri normal, biri lüks. Lüks arabaların rengi siyah, geniş ve içi daha konforlu. Normaller ise yine Türkiye’ye göre lüks. Türkiye’de bulunan halkın bindiği arabaları düşünün. Normal taksiler bunlar. İlk bindiğimiz taksi lüks sınıfına giriyordu. Tabii bize başta izah etmedikleri için bilememiştik.
Taksi şoförleri “bozuğum yok!” muhabbetine yabancı. Biz “kalsın” dediğimiz hâlde, şoför buldu, buluşturdu, paranın üstünü son kuruşuna kadar vermek istedi.Taksiyle yol alırken merakla sokaklara, yürüyen insanlara, her şeye bakıyoruz. Dikkatimizi ilk çeken şey insanların son derece iyi giyimli olmaları. Sonra anladık ki, ne iş yaparlarsa yapsınlar, temiz giyinmeye özen gösteriyorlar. Bizi götüren taksi şoförünü görseniz, bir genel müdürken, can sıkıntısından değişiklik olsun diye taksicilik yapan biri zannedersiniz. Takım elbiseli, kravatlı ve son derece nazik.. Tebessüm yüzünden eksik olmuyor. Seul, İstanbul’dan da büyük. Çok geniş bir alana yayılmış ve 11 milyon nüfusa sahip. Ülkenin bütün nüfusu ise 46 milyon. Yüzölçümü de nüfusuna göre çok küçük 99 bin metrekare.. Biz 66 milyonuz yüzölçümü olarak neredeyse 8 kat büyüğüz. Nüfusu ise bizden sadece 20 milyon eksik.Onların millî gelirleri kişi başına 12 bin doların üstünde. Bizde yaklaşık kişi başına gelir 3 bin dolar.

Teknolojide ileride
Kore teknolojide dünya devleri arasında. Özellikle otomotiv sektöründe, önemli bir yere sahip. Siz de şu markaları hemen hatırlarsınız. Elektronik, enerji, petro kimya ve inşaat gibi sahalarda faaliyet gösteren Samsung ve LG şirketleri ile dünyanın otomobil devleri arasına giren Hyundai, Kia, Daewoo. Teknoloji bu kadar gelişmiş, 11 milyonluk şehirde metro ağı kurulmuş, ama teknolojinin getirdiği bazı kirliliklerin temizlenmesinde güçlüklerle karşılaşılmış. Meselâ trafik son derece sıkışık. Yalnız aklınıza bizim İstanbul yolları gelmesin. İnanın belki yolları bize göre 10 kat geniş, ancak Kore’de her üç kişiden birinin otomobili var. Bir de son 20 yıl içinde araba sayısı 12 kat artarken, yolların yenilenmesi bu derece mümkün olmamış. Arabalar tampon tampona yol alıyor. Tabiatıyla sıkıcı oluyor.
Biz ağır ağır yol alırken, şehrin televizyon kulesine yakın bir yerde bir çift minare gözümüze ilişiyor.. Kore’ye giden askerlerimiz bu ülke insanlarına İslâmiyet’i tanıttığını biliyorduk. Cami görünce, bizden bir yapıyla karşılaşmanın heyecanını duyduk. Yalnız ülkede kilise sayısı giderek artıyor. Koreliler semavî dinlere inanmazdı. Konfeçyüs’n felsefesi hâkimdi. Özellikle Kore Savaşı’ndan sonra Koreliler semavi dinleri tanımaya başladılar. Yalnız Hıristiyanlık süratle yayılmış. Bunda Amerika’nın da büyük etkisi var. Çünkü Koreliler’in kurtarılmasına öncülük eden ABD’ye karşı, bu ülkenin insanlarının büyük hayranlıkları var. ABD’li misyonerler bunu çok iyi değerlendirmişler ve Hıristiyanlığı yaymak için fazla emek sarfetmemişler. Bize verilen bilgiye göre 11 milyon Hıristiyan Koreli var. Bunun yanında Müslümanlar’ın sayısı ise 35 bin civarında. Kore’nin cumhurbaşkanı ve bakanlarının büyük bir kısmı da Hıristiyan.
Aile bağları çok güçlü
Biz de cami imamını merak etmiştik. Bir Türk cami imamı neden ve niçin Kore’ye gelmişti? Biraz sonra o bizim merakımızı, biz de onun merakını giderdik. Biz gazeteci olduğumuzu söyledik. İmam Faruk Zümbül sekiz yıldan fazla Kore’de vazifeliymiş. Kore İslâm Federasyonu Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan bir imam istemiş ve Zümbül vazifeye başlamış.
Türkiye’den imam gidişi, Türk askerinin Kore’den çekilmesinden beri gelenek halini almış gibi. Çünkü Kore’de İslâmiyet’in yaygınlaşması Türk askerleri sayesinde başlamış. Türk askeri savaşırken de ihtiyaçları için Türk Tugay Komutanı General Tahsin Yazıcı imam istemiş. İki müftü Türk askerleri için gönderilmiş. İlk gönderilen müftünün adı Zonguldaklı Abdülcafer Karaismailoğlu. Diğer müftü ise Niğdeli ve yedek subaymış. Seul’de Kore İslâm Federasyonu’na bağlı beş cami bulunuyor. Camiler Cuma günleri tıklım tıklım doluyormuş.Koreliler askerlerimizin hal ve hareketlerinden çok etkilenmişler. Askerlerimiz, savaş içinde bile sosyal faaliyet göstermişler ve bir okul yapmışlar. Okula da “Ankara Okulu” ismini vermişler. Bu okulun mezunları, her yıl bir araya gelir, geçmiş günleri yadederlermiş. İmam Zümbül de Zonguldaklı. Kore’de her hafta bir kişinin Müslümanlığı kabul ettiğini anlatıyor.. İmam Koreliler’e hutbeyi kendi dillerinden okuyor. Hutbe her hafta İngilizce ve Kore dilinde basılarak dağıtılıyor. İmam Zümbül’ün iki çocuğu da eğitimlerini Kore’de görüyor. Uzaklık yüzünden Türkiye’ye her yıl gelemiyorlarmış.

Olimpiyat Köyü
Camiden ayrılıp çok methedilen Olimpiyatlar Köyü’ne gittik. Seul’de 1988’de Olimpiyat düzenlenmişti.Olimpiyatın çıkış yeri Yunanistan ve bizim komşumuz. Kore ise çok uzakta bir ülke... Olimpiyatları düzenleyecek seviyeye gelmiş. Tâ 1988’de bu işi başarmış. Ama biz daha 10 yıl sonrası için umutvari değiliz! Koreliler, olimpiyat kompleksini, ileride de değerlendirecek bir şekilde yapmışlar.
Olimpiyat Köyü’nün yukarıdan çekilmiş resimlerini gördük; modern bir köy, kapalı spor salonları, stadlar, yüzme havuzları... Hepsi, millî milletler arası yarışmalara hizmet veriyor. Köyü gezerken enteresan şeylerle de karşılaştık. Gelin ve damat, kalabalık bir grupla köyü geziyor. Görüntü alıyorlar. Kaldığımız iki saat boyunca böyle altı gruba rastladık.
Gelini gezdirenlerin arasından birine sorduk:
- Neden düğün alayı Olimpiyat Köyü’nü geziyor?
- Köy çok güzel yapılmış ve Seul’ün de en yeşil mekânı. Burada görüntü çok güzel çıkıyor. Artık bu Olimpiyat Köyü’nü gezmek bir gelenek hâlini aldı.

Aile yapısı
Kore geleneklerine göre çocuklar evlenseler dahi ailesine ait oluyor. Bu da Koreliler’de güçlü bir aile yapısı olduğunu gösteriyor.
Gelin, baba evinden çıkıp kocasının ailesinin evine geliyor. Kapıdan girdikten sonra salonda kaynatasına secde eder gibi eğiliyor. Bunun anlamı “ölene kadar size bağlıyım” demektir. Bu da Konfiçyus felsefesinden ileri geliyor.
Koreliler’in âdetleri Anadolu âdetlerine çok benziyor. İlk erkek çocuk evlendikten sonra anne ve babasıyla aynı çatı altında oturmak zorunda. Annesinin yanında bile genç adam ne sigara, ne de içki içebiliyor. Yaşlılara ve çocuklara çok önem veriyorlar. Tanışmasalar bile birbirlerine saygıyla davranır ilk yolu ve yeri, yaşlı ve çocuklara verirler.

Üç isim kullanıyorlar
Koreliler’in muhakkak üç ismi bulunuyor. Esas ikinci isim kullanılıyor. Gelin evlenince isterse kendi soyadını taşıyabiliyor. İlk isim kişinin soyunu belirtiyor.
Kore’nin millî geliri çok yüksek, ama hayat da çok pahalı. Bir gencin ev sahibi olması için çok para kazanması lâzım. Mesela yeni evliler 60 metrekare evde oturabilmek için 20 bin dolar kaporayı gözden çıkarıyorlar. Sonra da en az bin dolar kira veriyorlar. Bir de şöyle bir usul var: 60 bin dolar verirseniz, evde ömür boyu oturmaya hak kazanırsınız, ama evin tapusunu alamazsınız. Tapu için bu miktarın üç katını ödemek zorundasınız. 90 metrekarelik dairelerin fiyatı 250 bin dolardan başlıyor.
50 yıldır beklenen ziyaret
Han Nehri, Kore’nin başşehri Seul’ü ikiye bölüyor. “Han” malûm, hakanlar için kullandığımız bir kelimedir. Korelilerin evvelden temasları olsa olsa yine Türklerledir. Hatta bir iddia da vardır. Korelilerin Türklüğünü ispat etmeye, en azından Türklerle iç içe yaşamışlıklarını göstermeye çalışan araştırmalar da vardır.
Bizde bir kesim Cengiz Han’ı Türk, bir kısım da Moğol kabul eder. Koreliler ise Cengiz Han’ı kendilerinden saymışlardır.
Daha önce bahsettiğimiz savaş müzesinde, Kore büyüklerinin heykelleri de sıralanmıştı. Başlarda Cengiz Han da bulunuyordu.
Han Nehri üzerinde 22 köprü bulunuyor. Köprülerin her biri ise ayrı bir güzellikte.Türk Büyükelçiliği, Seul’ün en büyük televizyon kulesinin yakınında, nehri gören bir yerde. Büyükelçimiz Halil Dağ ile daha Türkiye’den randevulaşmıştık. Murat Başaran’la beni bekliyordu. Dağ, dört senedir bulunan Kore’den çok memnundu.
Korelilerin Türkler’e platonik bir sevgisi var, ama bu ticarî ve sosyal alana, sevginin derecesi kadar aksetmiyor.

Türkiye’ye gelmek istiyorlar
Kore’den, yılda 1 milyar doların üzerinde ithalat gerçekleştiriyoruz. Onlar da bizden en fazla 30 milyon dolarlık mal alıyor. Uzaklığından olsa gerek, işadamlarımız Kore’ye mal satmak için çaba sarfetmiyor. Onların bize ihracatları ise daha çok Türkiye’deki yatırımlarından dolayı. Bu yatırım bildiğiniz gibi otomotiv sahasında.
Büyükelçi Dağ, iki ülke ilişkileri hakkında şunları söyledi:
“Koreliler, Türkiye’yi ziyaret etmek istiyorlar ama bir türlü kapı açılamamış. Gelenler ise, geçmişte Türklerin Kore’de savaşmalarının hatırasına geliyorlar. Turizm şirketlerimizin, bir organizasyona girmeleri gerekiyor. Ankara’dan defalarca bir Turizm Müşaviri istememe rağmen gönderilemedi.
Halkın sevgisi bâki ama, üst yönetim halkın sevgisine muvazi bir ilgi göstermiyor Türkiye’ye. Biz Kore’ye ayak basalı 50 sene oldu, teşekkür babından bile bir Kore Cumhurbaşkanı Türkiye’ye gelmiş değil. Kore’de Cumhurbaşkanlığının temsil gücü Türkiye Cumhurbaşkanı’na göre çok yüksektir.”

Kuzey-Güney birleşecek
Komünist Kuzey Kore ile hür Güney Kore’nin birleşip birleşmeyeceği bütün dünyanın merakı. Bizim oradaki temaslarımızda gördük ki, birleşme için ciddî adımlar atılmış. İki tarafın rejimleri birbirine taban tabana zıt. Nasıl birleşecekler şimdiden kestirmek güç. Ama parçalanmış aileler artık iki ülke arasında gidip gelebiliyorlar. Ki bu aileler yakınlarıyla 47 yıldır görüşemiyorlar ve haber alamıyorlardı. Baba oğuldan, oğul anadan ayrılmıştı.

Refah ve açlık
Para çok şey demektir. Kuzey Kore’yi dize getiren de para. Komünist Kuzey Kore’nin ekonomisi çok bozuk. Daha yakın zamanda Kuzey’de çocukların açlıktan öldüğüne dair haberler dünya televizyonlarında yer almıştı. Kuzey, hür dünyaya fazla direnemeyecekti. Güney, her türlü ekonomik yardımı yapmaya hazır olduktan sonra, Kuzey çaresiz kapılarını açacaktı.Halil Dağ bey, iki Kore’nin meselesini kaldığı dört yıl içinde iyi gözlemişti. İki ülke birleştiğinde, Güney’e her ne kadar büyük maddî yük gelse de, Kuzey’in iş gücü, bu yükü ister istemez hafifletecekti. Yapılan hesaplara göre, iki devlet dört yıl içinde birleşebilir.
İşçi şevkle çalışıyor...

Kore’ye gelmişken, KIA otomobil fabrikasını gezmemek olmazdı. Otelimizden fabrikaya, trafik sıkışıklığı yüzünden ancak 1.5 saatte gidebildik. Kore’de herkesin otomobili olduğundan, trafik İstanbul’u aratmayacak derecede yoğundu. Seul’ü görünce, trafiğinden çok şikayet ettiğimiz İstanbul’da yaşadığımıza dua ettik.KIA’nın üç fabrikası yan yana ve çok büyük. Üçünü de gezmek mümkün değil. Fabrika Müdürü, bize çalışmaları hakkında önce bilgi verdi. Slayt gösterisinde her şeyi tek tek izah etti. Fabrikalar, İstanbul’u bilenler için tarif edelim, Eminönü ilçesi kadar bir alanda kurulmuş ve deniz kıyısında. Üretim bandından çıkan otomobilleri, beklemeden gemilere yükleyip dünyanın dört bir tarafına gönderiyorlar.

Gıcır gıcır otomobil
Otomobilin büyük aksamı demir. Fabrikaya hammadde olarak geliyor. Diyelim ki, bir ucunda hammadde işlenmeye başlıyor, öbür ucundan gıcır gıcır bir otomobil olarak karşımıza çıkıyor.
İşçilerin gönüllerinin hoş olması ve şevkle çalışması için, fabrikada her şey düşünülmüş. Dinlenme tesisleri, çiçek bahçeleri, ruh sağlığı için toplu beden eğitimi yerleri var. İşçilerin çocukları da ihmal edilmemiş. KIA okulları kurulmuş. İşçi, KIA’nın yaptırdığı evlerde oturuyor.
Orada şunu anladım. İşçi işverenin velinimeti. İşçi hoşnut, ücretler tatminkâr. Sosyal haklar fazlasıyla var. İşçiler KIA’da ve KIA misali diğer şirketlerde, kendisini evinde, kendi iş yerinde hissediyor. Onun için zaman mefhumunu da kaldırmış. Normalde haftanın 6 günü, günün 11 saati çalışıyor.İşçiler, devasa fabrikalarda kısa zamanda şekillenen araçları görerek heyacanlanıyor. KIA otomotiv fabrikaları, tek başına, çağdaş Kore uygarlığının ve refahın simgesel bir görüntüsünü oluşturuyor. Fabrika, bir piramite benzeyen böylesine dev bir organizasyonda, robotlardan tutun da hiç beklenmedik bir anda karşınıza çıkan çiçek bahçelerine kadar herşeyin milimi milimine hesaplandığı çok düzenli işleyen bir yer. Fabrikada herkesin keyfi yerindeydi. Yeni bir araba ortaya çıkarıyorlardı: “Magentis”
Unutmadan birşey daha söylemeliyiz; otomobil üretiminde robotların da fonksiyonu çok önemli.

Herkes internette
Koreliler, teknolojinin bütün imkânlarından istifade ediyor. 46 milyonluk ülkenin yüzde 60’ı cep telefonu kullanıyor. En az yüzde 50’si de internete bağlı. Devlet tarafından yürütülen bir projeye göre, 2005 yılının sonuna kadar bütün ev kadınları internete bağlanmış olacak. Bunun için 35 milyar dolarlık bir telekomünikasyon bütçesi ayırmış. Neden ev kadınlarının internete bağlanması isteniyor? Devlet, toplumun bütün kesimlerini sosyal aktivitenin içine sokmak istiyor.

Bilgi teknolojisinde öncü
Devletin diğer bir projesi şu: Koreli, diğer devletin vatandaşlarını da kendi ülkesinin kalkınmasında faydalanabilmek için altın kart uygulamasına geçecek. Yüksek bilgiye sahip olanlara, Koreli iş adamlarıyla çalışanlara, ilim adamlarına altın kart verecek. Altın kart sahiplerine vize uygulanmayacak ve bunlar istedikleri kadar ülkede kalabilecekler. Kore’de okuma yazma bilmeyenlerin sayısı yüzde 1’in altında. Güney Kore eğitimde birinci sırayı alıyor. Her yıl 5 bin kişi üniversiteden mezun oluyor. Bunlar ülke kalkınması için hemen işe başlayabiliyor.
500 bin kişinin bilgi teknolojisi sahasında çalıştığını söylersek, Kore’nin neden en büyük ekonomik güce sahip devletler arasında 11. olduğunu izah etmiş oluruz. Araştırma-geliştirme faaliyetlerine bu sene 16 milyar dolar ayrılmış. Araştırmaya verdiği önemde de dünyada 76. sırada, patent üretiminde de ilk 10’a girmiş.

Denizaltı turu
KIA fabrikasını gezdikten sonra, bizi test sürüşü için Cheju adasına davet ettiler. Uçakla Seul’den bir saat uzaktaydı. En lüks ve modern otellerin inşa edildiği bu turistik adada, Kore kültürünün seçkin örneklerini görmek mümkündü. KIA, bizi çok güzel bir otele yerleştirdi. Sonra bizi bir denizaltına bindirdiler. Bu gezi bize son derece enteresan geldi.

Genellikle turistik gezilerde herkes dalgaları ve martıları seyrederken, biz yüz tonluk bir denizaltıdan suyun derinliklerini gördük. Öyle ki, bir akvaryuma girmişiz de balıklar bizi seyrediyorlardı! Karşılaştığımız manzara, insana heyecan veriyor. Denizaltının ışıkları, geçtiğimiz bölgeyi aydınlatmıştı. Bir dalgıç da yem atarak, balıkları penceremizin önünde topluyordu.

Kriz ve milliyetçilik
Ülkede, 3 yıl önce büyük bir ekonomik kriz yaşandı. 10 binlerce insan işsiz kaldı. Krizin sebeplerinin başında, büyük şirketlerin dünya bankalarından kullandıkları kredileri geri ödemede zorlanmaları geliyor. Kriz sırasında, Kore Cumhurbaşkanı televizyonlara çıkarak halktan özür dileme erdemliğini göstermeyi bilmiştir. Belki hatırlarsınız, Cumhurbaşkanı bu sırada gözyaşlarını tutamamıştı.
Halk da büyük bir milliyetçilik örneği göstererek, krizi atlatabilmek için döviz tasarruflarını kendi paraları Won’a çevirdiler, ithal mal kullanmamak için kampanya açtılar, fabrikalarda emeklilik süresi gelmiş olanlar, yenilerin önünü açmak için gönüllü emekli oldular. Halkın dayanışması ve devlete güveniyle krizi atlatmayı başardılar. IMF Heyeti ile günlerce süren görüşmelerin sonunda, Kore 57 milyar dolar yeni kredi almayı başardı. Son dilim 7 milyar dolarlık krediyi ise artık krizi atlattığı için kullanmaya gerek kalmadı.
Kore bizim ufkumuzu açtı. Keşke, herkes Kore’ye gidip gelebilse de, Korelilerin millî hislerini ölçebilse.

Ebedi gençlik sözünü okudum Güney Kore'nin yolunu tuttum
Berrin Köylü (45), Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi mezunu. 21 yıllık öğretmen. Ankara Yenimahalle Yunus Emre İlköğretim Okulu'nda, teknoloji ve tasarım dersleri veriyor. 1992'den bu yana dünyayı geziyor. Almanya'dan Japonya'ya 30 ülke görmüş şimdiye kadar. Bir gezi yazısında Changdokkungyo Sarayı'nın gizli bahçesindeki Pullamon Kapısı'ndan geçenin ömür boyu genç kalacağını okuyunca Güney Kore'nin yolunu tutmuş. Köylü, Pusan'ın tarihi dokusunun Seul'e oranla çok daha iyi korunduğunu söylüyor.

Almanya'ya akraba ziyareti ile başladığım yurtdışı gezilerim, zamanla tam bir yaşam biçimine dönüştü. Antarktika ve Avustralya hariç diğer kıtalarda 30'dan fazla ülke için epeyce yol kat ettik.

Farklı insanları, kültürleri, tarihi ve doğal güzellikleri keşfetmeyi çok seviyorum. Kitaplarda okuduğum, belgesellerde izlediğim yerlere ayak basmış olmak beni heyecanlandırıyor, hayatıma renk katıyor. Uzakdoğu'yla ilk tanışıklığım Japonya'da oldu. Dil eğitimi gören kardeşimin yanına gittim, güzel bir geziydi. Sonrasında turlarla Uzakdoğu'yu gezdik. En son Kamboçya - Vietnam turundan sonra daha farklı bir kıta ve ülkeler araştırırken, bir gezi yazısı okudum. Changdokkungyo Sarayı'nın gizli bahçesindeki Pullamon kapısından geçenin ömür boyu genç kaldığını yazıyordu. Biz de rotayı Güney Kore'ye çevirdik.

Yaklaşık 10 günlük gezi programı yaptık, birikmiş uçuş millerimizi de kullanarak yola düştük. Kore ile ilgili yazılarda Türklerin çok sevildiğini, İngilizce'nin yaygın konuşulduğunu okumuştuk. O rahatlıkla Seul'e uçtuk. İlk şok: İngilizce pek işe yaramıyor. İngilizce bildiklerini iddia eden, ek ücret talep eden "tercüman" taksicilerle bile zor anlaştık. İkinci şok: Türk olmamız pek bir şey ifade etmiyordu. Yine de Koreliler nazik ve güleryüzlü olduklarından sorun yaşamadık.

Koreliler, yerüstü kadar, yeraltında da çok geniş bir metro ağında, hızlı bir yaşam temposu içerisinde. Boş oturan yok gibi. 70 - 80 yaşındakileri (özellikle kadınlar) çalışma hayatının her noktasında görebiliyorsunuz. Güney Kore dünyanın 11. büyük ekonomisi. Gerçekten çok çalışıyorlar. Sokaklarda hep Kore üretimi araçlar, ellerde Kore markalı telefonlar gördükçe sanayi devlerinden biri olmalarına şaşırmıyoruz.

ŞEHİTLİKTE GURUR DUYDUK AMA BAYRAK HATALIYDI

Seul'den Pusan'a gidişte ünlü trenleri KTX'i seçtik. Bizdeki hızlı trenlere pek benzemiyor... Çok keyifli bir yolculuk yaptık. Saatte 350 kilometre hıza çıkabiliyorlarmış. Heyecanla beklememize rağmen monitörde 298'den fazlasını göremedik. Kalkış, duraklar ve varış süreleri söylenenden saniye şaşmadı. 550 kilometreyi üç saatte kat ettikten sonra, darısı Türkiye'nin başına, dedik.

Pusan'ın diğer adı Busan, 3,6 milyon nüfusuyla ikinci büyük şehir. Ayrıca en büyük liman. Kore savaşında zarar görmemiş, Seul'e göre tarihi dokusu daha yoğun. İlk bakışta, okyanus ve dağların muhteşem uyumuyla, tahmin ettiğimizden daha güzel çıktı.

Elimizdeki haritaya göre otelimiz istasyona yakındı, yol epeyce uzadı. Taksiciye derdimizi anlatamadığımızı düşünürken otele vardık. Kıvrılarak çıkan yokuşlar nedeniyle süre uzamıştı.

Eşyalarımızı bırakıp hemen, Pusan'a gelmemize neden olan Birleşmiş Milletler Kore Anıtsal Mezarlığı'na gittik. Belediye otobüsüyle yakınına kadar ulaşılabiliyor. Kapıda ülkemizi sordular ve asker selamıyla karşıladılar, gururlandık. Anı salonunda gönüllü bir rehber bize bilgi verdi, sık sık Türkiye'nin onlar için önemini vurguladı. Gençlerin tarihleri konusunda bilgisiz ve duyarsız olmalarından yakındı. Tanıtım filmini izlediğimiz salonda savaşa katılan 16 ülkenin bayrakları vardı. Bayrağımızın ne yazık ki rengi solmuştu, ölçüleri hatalıydı. Üzüldük, uyardık, düzelteceklerini söylediler. Oldukça yıpranmış ziyaretçi defterinde tahminimizden çok Türk'ün yazısını görünce, müzenin daha önce uyarılmamasına şaşırdık.

Kore'de bıraktığımız 712 şehidin 462'si Pusan'da yatıyor. Diğer ülkelerle birlikte toplam 2300 mezar var. Yemyeşil bir sessizlikte kendi bayraklarının altında yatan 2300 can. Türkiye'den götürdüğümüz toprağı mezarların üzerine serperken o duygu yoğunluğunda kendimi tutamadım. 5090 askerimiz, NATO'ya girmemiz için kilometrelerce uzakta savaşmaya gelmiş. İngilizlerden sonra en fazla şehit sayısı bizim maalesef. İnsan bazı şeyleri anlamakta ve gözyaşını tutmakta zorlanıyor.

Yine asker selamı ile uğurlandıktan sonra körfezin incisi Gwangan Köprüsü'nü ve ünlü balık pazarını görmeye gidiyoruz. Taksici bizi köprünün en güzel göründüğü noktada indirdi. Körfezi deniz üzerinden geçen, köprü iki katlı. Yedi yılda tamamlanmış. Otoyolu toplam 7.4 kilometre. Ballı ginseng çayımızı içerken köprünün gece görüntüsünü seyrettik.

TÜRK OLDUĞUMU ÖĞRENDİ "AAA KEBAP" DEDİ!

Balık pazarındaki sayısız restoran, girişteki havuzlardaki canlı deniz ürünleriyle müşteri çekmeye çalışıyor. Çeşitlilik göz kamaştırıcı ama benim gibi yemek özürlü birisi için pek iştah açıcı değil. Biz fotoğraf çekerken çoğunluğu kadın olan satıcılar, ne olduğunu bile bilmediğimiz ürünlerin isimlerini söylüyorlar. Korece telaffuzlarımız, satıcı teyzeleri epeyce eğlendirdi.

Pusan'da balıktan bol bir şey yok. Şehir merkezindeki modern Jagalchi Balık Pazarı çok popüler. Çok sevilen Kore filmlerinin bazıları da orada çekildiğinden birçok Asya ülkesinde biliniyormuş. Modern, çok katlı ve temiz bir pazar. Üst katlardaki restoranlarda benim damak tadıma bile uyacak açık büfeler var. Yurtdışında yemek yemek benim için hep sorun olduğundan bu fırsatı kaçırmıyoruz.

Pusan'da görülmesi gereken yerlerden biri de yaklaşık 1300 yıllık Budizm merkezi Beomeosa Tapınağı. Şehirden epeyce uzak. Metroyla mümkün olduğunca yakınına gidip sonra da taksiyle Geumjeong Dağı'na çıktık. Büyük bir ayin sırasında gitmişiz. Fotoğraf çekmeden sessizce beklememiz gerekti. Epey sonra müstakil ahşap binalardan oluşan tapınağın her odasından kendilerine has giysileriyle Budist kadınlar çıktı. Biz ünlü giriş kapısını, üç katlı ve ahşap işçiliğiyle ünlü stupasını görüp şifalı suyunu içene kadar vakit bir hayli geç olmuştu. Görevliler normal yaşamlarına dönüp akşam yemeği için hazırlıklara başladıklarında, dönüşümüz için araç olmadığını fark ettik. Turistlerin orada gecelemesi mümkünmüş. Otomobilleriyle dönen iki hanıma zorlukla derdimizi anlattık, bizi aşağı indirdiler. Türk olduğumuzu duyunca "aaa, kebap" dedi biri. Türkiye hakkında tek bildikleri buydu galiba. Sağlık olsun...

Pusan'da, Seul'deki Namdaemun Çarşısı kadar renkli ve hareketli olmasa da, Gukje Çarşısı ufak tefek alışveriş ihtiyacımızı karşıladı. Biz, gittikleri ülkelerin ekonomisine alışverişle katkıda bulunan gezginlerden değiliz galiba. Hele Kore gibi pahalı ülkelerde, gezdiklerimiz, gördüklerimiz bize yetiyor.

Kore'den dönüşte uçağa 50 kişilik liseli öğrenci grubu binince aklıma eski bir anı geldi. Tayland gezisinden dönerken havaalanındaki görevli "deklare edecek bir şeyiniz var mı" diye sorunca ben de, "Öğretmenin deklare edecek nesi olur ki" demiştim. O da bana "Öğretmenin Tayland'da işi ne" deyince üzülmüştüm. Mutlaka espriydi ama yine de üzücüydü. Koreli öğretmen ve öğrencilerin tatillerini yurtdışında geçirmeleri çok hoştu. "Keşke ben de bir gün öğrencilerimle böyle seyahatler yapabilsem" diye hayaller kurarken 12 saatlik uçak yolculuğu bitti ve dünyanın en güzel şehri İstanbul'a döndük.

Güney Kore turu hakkinda aciklamalar Güney Kore turu konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Güney Kore turu,güney kore turları, Güney Kore Hakkında Bilgi ,güney kore bilgisi,güney kore genel bilgi

 

 

Kadınlar için Tatil yerleri Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 13
Hamilelikte karın çatlakları
Okunma: 12
Bacak ağrısı Bacak ağrıları
Okunma: 11
Selülit kremleri
Okunma: 9
ilk gece korkusunu nasıl yenebilirim
Okunma: 5
Çeyiz Listesi
Okunma: 4
Cinsiyet belirleme yöntemleri
Okunma: 4
Kil maskesi
Okunma: 3
Stres Topu
Okunma: 3
Safra kesesi taşlarının bitkisel tedavisi
Okunma: 3
Gözaltı torbaları neden oluşur
Resim
Felç Belirtileri
Felç Belirtileri

 |   |   |   |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!