Kadınlar
           
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuk ve Çocuk bakımı hakkında bilgiler
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlar için Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Faydalı bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Kadınlar için Tatil yerleri

» Doğa turizmi

Doğa turizmi

2010-05-25 07:51:05 Kadinlaricin.net sitesinde Doğa turizmi baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Doğa turizmi ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Doğa turizmi

 

Doğa turizmi 

 

Doğa turizmi doğa için büyük tehlike!

Vahşi yaşamda tuhaf şeyler oluyor. Hayvanlar giderek yerlerinde duramaz hale geliyor. Kutup ayıları, penguenler, yunuslar ve hatta yağmur ormanlarındaki kuşlar değişim gösteriyor. Zayıflıyor ve ölüyorlar. Ve bakteriler bulaşıyor. Tüm bunların nedeniyse, doğa turizmi...

Doğa turizminin bir anda yüzbinlerce insanı kapsayan kitlesel büyümesi biyologları endişelendiriyor. Turistlerin, hayvanları kötü etkiledikleriyle ilgili pek çok kanıt var. İlk etkileri, kalp atış hızlarında, fizyolojilerinde, stres hormonu seviyelerinde ve sosyal davranışlarında gözle görülür değişiklikler. Uzun vadedeyse, turistler, görmek istedikleri yabanıl yaşamı kendi elleriyle tehlikeye atabiliyor.

Doğa turizminin yararları olduğu da kesin. Yoksul, ancak biyoçeşitlilik bakımından zengin ülkeler, çevreye zarar vermediği sanılan turistlerin getirdikleri paradan faydalanıyor.

Kenya’daki Dünyayı Koruma Sendikası’nın (IUCN) Afrika sorumlularından Geoffrey Howard, ‘Bu tür turizm, doğal kaynakların aşırı tüketilmesine bir alternatif. Projelerimizin büyük bir kısmı, kırsal alandaki halkın ormanları veya balık alanlarını çok fazla kullanmadan, başka şeylerden para kazanması için doğa turizmini teşvik ediyor’ diyor.

Tehlikeye dikkat

Buna rağmen biyologlar alarmda. Yeni Zelanda’dalı biyolog Philip Seddon, ‘Vahşi dünyaya hastalıkların taşınmasını veya günlük uygulamalarla canlıların yaşamlarının bozulmasını belki dışardan bakan bir gözlemci fark edemeyebilir. Ancak tüm bunlar hayatta kalmayı ve çoğalmayı geriletebilir’ diyerek kaygılara dikkat çekiyor.

Yeni Zelanda’dan Rochelle Constantine ve ekibi, 1996’dan beri ülkenin kuzeydoğu kıyılarındaki iri burun balinalarını gözlemliyor. Ekip, bir turist teknesi yaklaştığında balinaların gereğinden çok fazla heyecanlandıklarını belirtiyor. Hayvanlar, 2 veya 3 tekne yakınlarda bulunduğunda, zamanın onda birini, tek bir araştırma teknesi bulunduğundaysa yüzde 68’ini sakin geçiriyorlar.

Karada yaşayan hayvanlar da bunlardan etkileniyor. 1980’lerin başından beri, konusunda uzman tekneler, insanları ekim ve kasım aylarında Kanada’nın Manitoba bölgesine götürerek o dönemde dinlenmeleri gereken kutup ayılarını izlettiriyor ve fok avlayabilmek için Hudson Körfezi’nin donmasını bekliyorlar.

Bilim adamlarıysa, erkek ayıların araçların yakınlaştığı dönemlerde 7 kat daha tetikte olduklarını saptadı (Biological Conservation, sayı 116).

Balinalar gibi kutup ayıları da davranışlarının değişmesi karşılığında ağır bir bedel ödeyebilir. Araştırmacılara göre, turistlerin bu ziyaretleri, hayvanların kalp atışlarını ve metabolizmalarını hızlandırmalarına neden oluyor. Bunun sonucunda da, gerçekte depolamak zorunda oldukları enerjilerini kaybeden hayvanlar, vücut yağlarını ve sağlıklarını yitirebiliyorlar.

Penguenlerin durumu

Yeni Zelanda’da çok fazla ziyaret edilen yeşil gözlü penguenlerin yavrularının, normalden 0.76 kilogram daha zayıf oldukları belirlendi. Bunun bir nedeni, anne ve babanın, sahilden topladıkları yemi yavrularına götürememeleri. Çünkü, bu penguenler insanların görüş alanlarına yakın yerlere konmuyor. Sahile gidip yem toplayan hayvanlar, biri gelirse yeniden denize doğru havalanıyor.

Tüm bu gidip gelmeler, penguenin yavrusunu beslemek için topladığı yiyeceği kendi enerjisini toplamak amacıyla yemesine neden oluyor. Turist trafiği sonuçta tüm popülasyonu yok edebilir.

Doğa turizmi, yılda yüzde 10 ila 30 gibi inanılmaz bir oranda büyüyor ve şu anda da her 5 kişiden 1’i bu tür gezileri tercih ediyor. Balina veya yunus izlemek milyar dolarlık bir endüstri haline geldi. 20 yıl önce 500 bin kişiyi bile etkileyemeyen bu endüstri, 1998’den bugüne 87 ülke ve bölgeden yılda 9 milyon insanı ağırlıyor.

Bunların yanında, iyi yapıldığı takdirde tabii ki doğa turizmi de başarılı olur. Princeton Üniversitesi'nden Martin Wikelski, deniz iguanaları gibi birçok türün korunmasıyla gerçekleştirilen turizmin para getirdiği Galapagos Adaları’nı örnek gösteriyor.

Biyologlar, doğa turizmi projeleri geliştirilmeden önce bilimsel çalışmaların başlatılmasını istiyor. ‘Turizm öncesi tüm veriler, mümkün olan her yerden toplanmalı, hayvanların iyi durumları gözetilmeli, çünkü onlar olmadan doğa turizmi diye de bir şey olmaz’ diyorlar.



Turist hastalıkları

Doğa turizminin bir diğer zararı, insanların yabanıl yaşama hastalık bulaştırması. Mikroplar iki şekilde bulaşıyor: giysi veya araçlardaki çamur veya kirlilikle; kısmi ıslah edilmiş olan lağım pisliğiyle.

New Scientist’in haberine göre (6 Mart) Afrika’nın doğusundaki vahşi gorillerin dışkılarını inceleyen araştırmacılar, turizmin gelmesiyle yeni bağırsak parazitleri tespit etti. Botswana’daki bir fare türü, 2002’de insanlardan tüberküloz kaptı.

Uzmanlar, özellikle Antarktika’daki vahşi hayvanlara hastalık geçmesinden korkuyor. Bölgede, her defasında en az bin hayvanın öldüğü sebebi bilinmeyen birçok toplu ölüm yaşandı. Ölenler arasında, Prince Gustav kanalındaki foklar, Kemp Land’deki Adélie penguenleri ve Auckland Adası’ndaki Yeni Zelanda deniz aslanları bulunuyor.

Enfeksiyonların insanlardan geçtiği henüz kesin olmasa da, kaygılanmak için pek çok neden var. Penguenlerde, çok sayıda mikroplu virüs taşıyan antikor saptandı.

Aladağlar'a büyük ilgi
Niğde'deki Aladağlar, Demirkazık ve Bolkar Dağları, son yıllarda yabancı turistlerin büyük ilgisini çekmeye başladı. Dağ turizmi için büyük potansiyele sahip bölge, rehberlik hizmetinin yetersiz oluşu nedeniyle gerektiği gibi gelişemiyor. Zengin bitki örtüsü, göl ve şelaleleriyle dağcılık ve doğa yürüyüşü için çok elverişli olan Aladağlar, Demirkazık ve Bolkar Dağlarını, son 5 ayda başta Fransız, İngiliz ve Almanlar olmak üzere 2 bin 500 yabancı turist ziyaret etti. Bu sayının ay sonuna kadar 3 bini bulması bekleniyor. Kapadokya bölgesiyle iç içe olan, büyük merkezlere yakın, yöre halkı konuksever bölge, özellikle yabancı turistlerin gözde alternatif tatil merkezi olmaya aday. Ancak turistlere verilen rehberlik hizmetinin yetersizliği, bölgede dağ turizminin gelişmesini önlüyor.

Kızılırmak ayıbı
Türkiye'nin en önemli sulak alanlarından dünyaca ünlü Kızılırmak Deltası, mahkeme kararlarının uygulanmaması yüzünden hızla betonlaşıyor. SİT alanı olmasına, geçtiğimiz günlerde uluslararası Ramsar Sözleşmesi kapsamına alınmasına rağmen, deltanın geleceği, rant çevrelerinin yağması nedeniyle karanlık görünüyor.


Asya ve Avrupa'nın biyolojik çeşitlilik ve doğal zenginlik açısından en önemli alanlarından biri olan Kızılırmak Deltası, acaba bir Avrupa ülkesinde olsa, bugün karşı karşıya bulunduğu felaketleri yaşar mıydı?.. Küçük hesaplar, çıkar çevrelerinin gayretleri, cehalet, avcılık ve ilkel siyaset adamları, benzersiz bir doğa hazinesini hızla yok oluşa sürüklüyor. Deltada barınan 311 kuş türünün geleceği, yapılaşma tehdidiyle karşı karşıya kalırken, Yargıtay'ın da onayladığı yazlıkların yıkım kararları bir türlü yerine getirilemiyor.


Delta içindeki 10 bin hektarlık sulak alan, 1994 yılında birinci derece doğal SİT alanı ilan edildi. Yörükler Köyü sınırları içindeki sahile yakın kısımda yapılan 60 yazlık villanın kaçak olduğu tesbit edilip mahkemeye başvuruldu. Mahkeme 1994 yılında orman yasalarına aykırı bulduğu villalar için yıkım kararı aldı ve bu karar Yargıtay tarafından da onaylandı. Ancak siyasi baskılar yüzünden bugüne kadar bir tek villa bile yıkılmazken, kaçak binaların sayısı 230'a yükseldi. Üstelik, Yörükler Belediyesi, bu yazlıklara altyapı hizmete götürdü, TEK de elektrik verdi. Sadece 2 bin hektarı şahıslara ait olan deltada, yasak olamasına rağmen, yazlık için arsa satışları bütün hızıyla sürüyor.


BENİM AVCIM AVLANIR


Kızılırmak Deltası'nda Doğal Hayatı Koruma Derneği'nin (DHKD) 1992'den beri çalışmaları var. Uygulamaya çalıştığı koruma projelerinin büyük bölümünde bürokrasi ve siyasi baskıya takılan DHKD, çalışmalarına son vermek zorunda kaldı. Hazırlanan raporda özetle Kızılırmak Deltası'ndaki doğa katliamının son hızla devam ettiği vurgulandı ve şu görüşlere yer verildi: ‘‘1993 yılında deltadaki av yasağının kontrolü için bir yerel koruma komitesi oluşturuldu, avcılara izin verilmedi. Ancak avcılar, zamanın bölge milletvekinden birine gittiler ve bu milletvekili, 3 minibüs adamla 'Benim seçmenim her yerde avlanır' diyerek deltaya girip yasağı deldi. Bundan sonra da işlevini kaybeden komite dağıtıldı...’’


Doğa bilimciler, Kızılırmak Deltası'nın turizm açısından da büyük önem taşıdığını vurguluyorlar. Deltanın bulunduğu Karadeniz sahillerinde deniz ve güneşten yararlanmak için herhangi bir turizm faaliyetine rastlanmadığını kaydeden uzmanlar, ‘‘Dünyada kuş gözlem turizmi, başlı başına bir sektör haline geldi. Kızılırmak Deltası, bu turizm türü için adeta biçilmiş kaftan. 4 mevsim boyunca kuş gözlemcileri ülke ülke dolaşıyor. Yeterli tanıtım yapılırsa, delta yerli ve yabancı turist akınına uğrar’’ görüşünü dile getirdiler.

Buralar İsviçre’den güzel
ABD Büyükelçisi Mark Parris, güneydoğu ziyaretinin son gününde Van'ın doğal ve turistik yörelerini gezdi. Parris, bölgedeki birçok yerin İsviçre ve Avusturya'da gördüklerinden daha güzel olduğunu söyledi.

 

AKDAMAR Adası ve Van Kalesi'ne yaptığı ziyaretten sonra Van'ın doğal güzelliklerinin Avusturya ve İsviçre'de gördüğü manzaralardan daha güzel olduğunu söyleyerek Vanlıların gönlünde taht kuran ABD Büyükelçisi Mark Parris, güneydoğu gezisinin üçüncü gününü tamamen turizme ayırdı.


ABD turizm acentalarının dikkatini bölgenin doğal ve tarihi turizm değerlerine çekmek amacıyla bir günde 400 kilometreden fazla yol katederek, Van'ın çevresindeki tarihi ve turistik yerleri gezen Büyükelçi Parris, ‘‘Türkiye'ye düzenli olarak turist getiren ABD'li turizm acentalarıyla temas halindeyiz. Ziyaretim ABD'li turizm acentalarının bölgenin turizm potansiyelinin farkına varmalarını sağlayacak’’ dedi.


TURİZM ZAMANI


Büyükelçi Parris, turizmin son 10 yılda durma noktasına geldiği Van'da kaldığı otelde 40 kadar ABD'li turist görmekten büyük mutluluk duyduğunu belirterek, güvenlik sorununda kaydedilen iyileşme üzerine bölgenin turizm potansiyelinden faydalanma zamanının geldiğini söyledi.


Bölgenin doğa turizmi, tarihi eserler ve yürüyüş sporlarından hoşlananlar için çok ideal bir yer olduğunu belirten Büyükelçi Parris, turizm ağırlıklı ziyaretine Muradiye ve Çaldıran arasında bulunan Bendi Mehdi Şelalesi'ni ziyaret ederek başladı. Altındere'de 3 bin koyunun yetiştirildiği Tarım Bakanlığı'na bağlı TİGEM'i (Tarım İşletme ve Geliştirme Merkezi) ziyaret ederek bölgenin hayvancılık potansiyeli hakkında bilgi alan Büyükelçi Parris, ‘‘Burada yaptığım gözlem Türkiye'nin bu bölgesinin canlı hayvan yetiştiriciliği konusundaki büyük potansiyeline ilişkin inancımı teyit etti’’ dedi.

 

Tanıtım için siz ne yapacaksınız?

 

Büyükelçi Parris, turistik ziyaretini, 1992'den bu yana güvenlik açısından sakıncalı olduğu için yerli ve yabancı turistlere kapalı olan Nemrut Dağı Krater Gölü'nü ziyaret ederek tamamladı. Krater gölünde Büyükelçi Parris'e bilgi veren yetkililer, güvenlik durumunda iyileşme kaydedilmesi üzerine, yerli ve yabancı turistlerin ideal bir kamp yeri olan krater gölüne çıkmaları konusunda teşvik edildiğini söylediler. Van Gölü'nün kuzey batı sahillerinde Nemrut ve Süphan Dağlarının eteklerinde Urartu ve Selçukluların yerleşim yeri Ahlat'ta bulunan Selçuklu Mezarlığı ve Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın torunu Rüstem Bey'in oğlu Emir Bayındır adına 1481'de yaptırdığı Emir Bayındır Kümbeti'ni ziyaret eden Büyükelçi Parris, izlenimlerini soran gazetecilere, ‘‘Buraların çok çarpıcı bir güzelliği var’’ dedikten sonra ‘‘Buraları siz de gördünüz. Sizler ne düşünüyorsunuz. Buraları yerli turistlere tanıtmak için sizler ne yapacaksınız?’’ sorusunu yöneltti.

 

Parris'e Clinton bastonu


Ahlat'ta kendisine ünlü Selçuklu bastonlarından hediye edildiği Büyükelçi Parris, bastonu çok beğenerek programının dışına çıktı ve Selçuklu Baston Atölyesi'ni ziyaret etti. Burada bastonların yapımı konusunda bilgi alan Parris, atölyede Başkan Clinton'ın fotoğrafını görüp ilgilenince, aynı bastonlardan Clinton'a da hediye edilidiğini öğrendi. Parris, bunun üzerine gülerek, ‘‘Aynı bastondan şimdi bende de oldu’’ dedi ve Clinton'ın resmi önünde gazetecilere poz verdi.

 

Hırsızdan bezdiler camilerdeki halıları sattılar


ANTALYA'nın Kaş İlçesi'nde, hırsızlık olaylarından bunalan müftülük, merkez ve köy camilerindeki halı ve kilimleri ihaleye çıkararak sattı.


Kaş İlçe Müftüsü Mehmet Güler'in komisyon başkanlığı yaptığı ihalede, ilçe merkezi ve köylerdeki 13 camide bulunan 249 parça halı ve kilim, satışa sunuldu. İhalede satışa çıkarılan halı ve kilimleri, 8 milyar 310 milyon lirayla Aydınlı halıcı Hüseyin Gürbüz satın aldı.


Müftü Güler, camilerde son günlerde sık sık halı ve kilim hırsızlıklarının yaşandığını, bu tür olaylara karşı yeterince korunma sağlanamadığını, bu nedenle camilerdeki halı ve kilimlerin satışına gerek duyulduğunu söyledi. Müftü Güler, gerçekleştirdikleri ihaleden elde edilen gelirin, camilerin bakım ve onarımlarında değerlendirileceğini sözlerine ekledi.

Uzuncaburç’ta bir Pazar günü

Tarih kokan Çukurova’da Uzuncaburç denilen bir yer var. Dağın zirvesinde ve buradaki tarihi kalıntılar hala zamana meydan okuyor. Gelin görün ki Silifke’nin en kıymetli hazinesi olan bu muhteşem bölgenin tanıtımı yapılamıyor

Kız Kalesinde Yaka Otel’in sahibi Yakup Kahveci’nin ifadesiyle “Bu bölge bir tanıtılabilse turizm canlanır. Çünkü dünyanın en harika tarihi kalıntıları bu bölgededir…” Sayın Kahveci böyle demekle haklıdır da…

Örneğin Pazar günü Uzuncaburç denilen yeri gezmeye gittim. Silifke’den sağa kıvrılıp dağa tırmanıyorsunuz ve 25 kilometre yukarı çıkıyorsunuz. Yollarda, bir hazineye doğru gittiğimizi işaret eden devasa kapılar var… Bunlar Roma devrinden kalma ve hâlâ ayakta. Bugüne kadar restore edilmeden ayakta kalmaları mucize gibi bir şey…

Toroslar’da kış çetin geçer. Yağmur yağar, kar düşer, fırtına eser ve her şeyi silip götürür ama tarihi eserler nedense tüm doğa olaylarına rağmen dimdik ayakta kalmayı başardı…


Uzuncaburç tarihi Olba kentinin tapınma merkeziydi.

Daha sonra bu merkez Romalılar’ın eline geçince bir site devleti haline dönüştü ve sütunlu caddelerden tutun, tören kapısına, çeşme binasına, Zeus Tapınağı’na, Roma Sandık Mezarı’na, Şans Tapınağı’na, Kent kapısına, Yüksek burçlara, tiyatroya ve kent surlarına kadar her şey yapıldı. Bu eserlerden önemli bir bölümü günümüze kadar geldi.

Uzuncaburç’un hemen yanında bir de köy var. Bu köyde peynirinden, ekmeğine kadar her şey üretiliyor lakin karnınızı doyuracak, şöyle oturup tarihi mekanı seyredecek bir çayhane bile yok. Susuzluktan ölebilir, açlıktan kıvranabilirsiniz. Yani turizmin gelişmesini istiyoruz da aklımıza köylüyü kalkındıracak bir proje gelmiyor…

Sanki koca mekan kaderine terkedilmiş. Bizde böyledir… SİT alanı ilan edersiniz, kimse buralara giremez ve eserler de viran olur gider… Bir nevi SİT alanı demek, mecburi ölüm anlamına da geliyor.

Oysa bu mekanlarda açılacak olan çayhanelerde o günün şartlarına göre giyinen Romalı kıyafetleriyle insanlar çalışıyor olsa, hem mekanın bakımı yapılır, hem de çevre köyler bu mekan sayesinde turizmi öğrenir, tarihlerini korurlar ve Uzuncaburç da çevresine para kazandırır. Yok öyle bir şey… Gidiyorsunuz, bakıyorsunuz, fotoğraf çekiyorsunuz ve dönüyorsunuz…

Mezar taşlarında, sütun başlıklarında bol miktarda üzüm motifleri var…

Ve öğrendim ki Ağustos ayında meyve veren asmalardan elde edilen üzümler mis gibi kokuyor. Yani köylünün tek geliri üzüm. Zaten yıllarca önce de öyleydi. Şimdi de aynı. Dağların çevresi üzüm bağları ile dolu… Satın almak isteseniz Silifke’ye inmeniz gerekiyor, orda satış yasak…

Varlık içinde yokluk çekmek buna denir işte…

Uzuncaburç’u görünce etkilendim, köylüyü dinleyince üzüldüm… Ve düşündüm ki bu bölgelere örnek projeler hazırlayıp turizmi paraya dönüştürmek lazım. Bir bekçiye verilen makbuzla alınacak olan parayla ancak turizmcilik oynanır, turizm yapılamaz…

Yine de yolunuz Çukurova’ya düşerse ve tarihi yerleri gezerseniz sakın Uzuncaburç’u atlamayın. Mutlaka yukarı çıkın, çok etkileneceksiniz. O günleri yaşıyor gibi olacaksınız…

Hoşuma gitti, sizlerle bu bölgenin güzelliğini paylaşmak istedim…

TEK YOL "TURİZMİ ÇEŞİTLENDİRMEK"
İzmir ve Ege bölgesinde turizm duyarlılığının artması sevindirici. Öyle ya; turizm "altın yumurtlayan tavuk".

Yararları sınırsız...

Döviz girdisi, katma değer, istihdam, üretim, sektörel canlanma, tanıtım...

Ooo, say say bitmiyor!

Bir de bölgenin tarihi, kültürel avantajları.

O zaman...

Hani... Un var, şeker var, yağ var...

Artık helvayı da yapma zamanı.

Son dönemlerde turizmcilerin ve sivil toplum örgütlerinin konuyla ilgili duyarlılıklarının ve özenlerinin artması sevindirici.

Çünkü... Tablo gerçekten kötü.

BASİFED (Batı Anadolu Sanayici ve İşadamları Dernekleri Federasyonu) güzel bir çalışma yapmış: "İzmir Turizmi Acil Eylem Planı".

Nitelikli bir kadro önemli değerlendirmeler ve saptamalar gerçekleştirmiş.

İzmir turizminin gelişmesi; bölgenin de şahlanması demek.

Konuya bu bilinçle yaklaşmak doğru mantık...

İzmir’e gelen turist sayısı 750 binler dolayında.

Türkiye’ye gelen turist içindeki payı da yüzde 4.5’larda.

Kabul edilemez bir oran!

İzmir’e en çok turist gönderen ülkeler sıralamasında Almanya var.

Onu Fransa, Hollanda, Belçika, İngiltere, İrlanda, Yunanistan, İtalya izliyor.

Oysa konukseverliğimizi göstereceğimiz o kadar çok ülke var ki!

Yine rapora göre; İzmir’e turistler daha çok Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında geliyor.

Diğer aylar "boş".

Onca güzellik, onca değer, onca tarih...

Hava cıva...

Termal kaynaklar neden yeterince kullanılamaz?

3. yaş turizminden neden daha çok pay alınamaz?

Turizmi çeşitlendirmek ve 12 aya yaymak şart.

Bunun için en uygun bölge Ege.

En uygun kentte elbette İzmir.

Deniz, güneş, kum, kültür ve tarih turizmini geliştirmek şart.

Nasıl mı?

İnanç, termal sağlık, iş, kurvaziyer, alışveriş, yat, su ve kış sporları, kongre ve Fuar, ekoturizm, dağcılık, doğa yürüyüşleri, av, golf, kuş gözlemciliği ve gastronomi turizmleri ile...

Yani... Seçenek sunumu...

İnsanlara Türkiye’nin güzelliklerinin, Türk insanının sıcak karakterinin çeşitli şekillerde sunulması...

Oteller çoğaldıkça... Turizm bilinci geliştikçe... Yollar ve otobanlar açıldıkça... Ulaşımda deniz, hava, demiryolu ciddi seçenekler haline dönüştükçe... Doğal güzellikler korundukça... Tarihimizin ve kültürümüzün üstü kapatılmak yerine tozlardan arındırılıp sunuldukça...

Gelecek aydınlık...

Yeter ki, bakış açımız; "İzmir’i kültürel, tarihi, arkeolojik, doğal ve rekreaktif unsurları içeren, kaliteli hizmet, etkin tanıtım, çağdaş pazarlama ile yeni ve çeşitlendirilmiş turizm ürünleri sunan bir cazibe merkezi haline getirmek" olsun...

Türkiye'nin gözbebekleri
Ekonomist Dergisi, son sayısında okuyucularına Türkiye'nin gözbebeklerini, milli parklarımızı tanıtan mükemmel bir kitapçık hediye ediyor. Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü'nün katkılarıyla hazırlanan 96 sayfalık kitapçıkta, Türkiye'deki 32 Milli Park hakkında bilgiler yer alıyor...


Türkiye, doğal ve tarihi güzellikleriyle dünyanın pek çok ülkesini gölgede bırakan bir ülke. Ancak doğal güzelliklerimizin ne kadar farkında olduğumuz tartışılır. Son yıllarda toplumda oluşan çevre bilinciyle bu konuya daha ciddi bir şekilde eğildiği gözlemleniyor. Ancak bu durum, ilginin gereken boyuta ulaşmadığı gerçeğini değiştirmiyor.


Haftalık Ekonomist Dergisi, hazırladığı Milli Parklarımız kitapçığında birbirinden güzel 32 milli parkı tanıtırken, bu noktaya da dikkat çekiyor. Milli parkların Türkiye'de toplam olarak kapladıkları alan 750 bin hektar. Bu rakam, Türkiye'nin yüzölçümünün sadece yüzde 1'ini oluşturuyor. Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü bu oranı yakın gelecekte üçe katlamayı planlıyor. Bu da imkansız değil. 1958'den 1993'e kadar 380 bin hektar alana yayılan milli parklar, geride bıraktığımız dört sene içinde sıkı bir çalışmayla 750 bin hektara çıkartıldı.


Erozyon, çarpık yapılaşma ve yangın gibi insanın sebep olduğu ve yine insan tarafından engellenebilecek tehditlerin ortadan kaldırılması en azından elimizde bulunan güzellikleri korumamızı sağlayacak. Yeni milli parkların oluşturulması ise yetkili makamlara kalıyor. Onlar da zaten boş durmuyor. Belgrad (İstanbul), Yaylacık (Bolu), Kocayayla Kardüz (Düzce), Uzuncaburç (Mersin) gibi ormanlar, Kastamonu Ilgarini ve Gümüşhane Mağaraları, Kekova Deniz Parkı gibi projelerin yakın gelecekte milli parka dönüştürülmesi bekleniyor.

 


MİLLİ PARKLARIMIZ


- Yedigöller (Bolu)


- Nemrut Dağı (Adıyaman)


- Altınbeşik Mağarası (Antalya)


- Munzur Vadisi (Tunceli)


- Kaçkar Dağları (Rize)


- Yozgat Çamlığı


- Kazdağı (Balıkesir)


- Manyas Kuşcenneti (Balıkesir)


- Karagöl - Sahra (Artvin)


- Uludağ (Bursa)


- Karatepe - Aslantaş (Adana)


- Soğuksu (Ankara)


- Kızıldağ (Isparta)


- Beyşehir Gölü


- Aladağlar (Niğde)


- Marmaris (Muğla)


- Hatilla (Artvin)


- Troya (Çanakkale)


- Olimpos-Beydağları (Antalya)


- Spil Dağı (Manisa)


- Dilek Yarımadası (Aydın)


- Ilgaz Dağı (Kastamonu)


- Boğazköy-Alacahöyük (Çorum)


- Köprülü Kanyon (Antalya)


- Honaz Dağı (Denizli)


- Güllük Dağı (Antalya)


- Kovada Gölü (Isparta)


- Göreme (Nevşehir)


- Saklıkent Kanyonu (Muğla-Antalya)


- Maçka Altındere Vadisi (Trabzon)


- Gelibolu Yarımadası


- Başkomutan Tarihi Milli Parkı (Afyon - Kütahya - Uşak)

Bu bayram, dünyayı şenlendiren, değiştiren bir bayram. Bütün yaratıklar bayram sevincini öyle bir yaşıyorlar ki, gören gözlerin ve işiten kulakların kayıtsız kalması mümkün değil. Bırakın kayıtsız kalmayı, etrafınıza şöyle kısa bir bakış attığınız vakit, içinizde birşeylerin kıpırdayıp harekete geçtiğini kuvvetle hissediyorsunuz. Hem de en duyarsız kişinin bile içini coşkuyla dolduracak kadar yoğun bir değişimi çıplak gözle izliyorsunuz.

Evet, dünya canlanıyor. Ve bu bayram, doğanın hayat bulma bayramı. Ağaçların, çiçeklerin, böceklerin ve tüm yaratıkların bayramı. Bahar bayramı.

Kurumuş gözüken dalların yeşerip canlanarak kutladığı, verimli ve bereketli toprakların üzerinde hayat bulan otların, çiçeklerin bayramı. Ve bu bayramı kutlayan doğaya, doğanın bir parçası olarak insan da katılmalı.

Tabii öyle sadece her hangi bir kurtuluşun bayramını yapmak gibi değil, canlanmakta olan doğaya tüm varlığınızla katılarak kutlamalısınız. Bedeninizle, ruhunuzla, zihninizle, bütün uzuvlarınızla doğaya eşlik etmeli, bu canlanışa coşkuyla katılmalısınız.

İçinizden yükselen sevinci bastırmayın. Düşüncelerinizi kasvetli ve sıkıntılı yönlerden çevirip yavrulayan, çoğalan, büyüyen doğaya yöneltmelisiniz. Düpedüz doğayla bütünleşmelisiniz.

Bunca derdin arasında kendimi nasıl doğaya kaptırabilirim, diyebilirsiniz, pek tabii... Ya da, ‘‘benim böyle bir lüksüm olamaz. İşlerim izin vermiyor. Zaman bana yetmiyor.’’ diyebilirsiniz. Hatta doğayla bütünleşmeyi aylaklık yapmak şeklinde bile yorumlayabilirsiniz. Fakat, bilmeniz gereken çok önemli bir nokta var ki, o da, ‘‘doğayla bütünleşmek’’ ne bir lükstür, ne aylaklıktır, ne de zamana tabidir.

Doğayla bütünleşmek, bütün zamanların ve kavramların dışında birşeydir. Ne bir gereklilik, ne öncelik, ne sonralık arzeder. Ve aynı zamanda bütün bunların hepsidir. Aklınıza gelebilen, hayal edebileceğiniz ne varsa, doğanın kendisidir. Ve, siz de doğanın vücut bulmuş diğer bütün görüntülerinden birisiniz. Bunu anlamak için böyle bir bayramdan daha iyi bir fırsat bulamazsınız. Bu fırsatı kaçırmayın ve her ne olursa olsun en iyi biçimde kullanmaya bakın.

Hayatın canlandığını içinizde duymak, kendi canlılığınızın farkına varmak için en iyi fırsattır. Bunun için yapacağınız tek şey doğanın içine girmektir. Zaten dışında değilsiniz. Fakat, anlayış kapılarını daraltan düşüncelerle boğuşurken, kendinizin dışında her şeyle böylesine meşgul olurken, bunu anlayabilmek mümkün değildir.

Anlayış kapılarını açmanın ve kendinizi anlamanın tek yolu, uyanmakta olan doğanın tam ortasında dolaşmak ve her türlü düşünceyi tamamen uzaklaştırıp bütün dikkatinizi çevrenize, canlanmakta olan dünyaya yöneltmektir.

İşte, anlayış kapılarını ardına kadar açabilmek için ne kolay bir yöntem. Doğanın kendi elleriyle sunduğu bu muhteşem fırsatı yakalamışken başka hiçbir şeyle uğraşmayıp kendinizi doğanın kucağına bırakın. Bırakın ve dinleyin. Hücrelerinizle, organlarınızla, ruhunuzla dinleyin.

İçinizde büyümeye başlayan coşkuyu serbest bırakın. Kozmik enerjiyle kucaklaşın. Kayıtsız, şartsız ve düşüncesiz bir biçimde doğayla birleşin. Böylece canlandığınızı hissedeceksiniz. Hem de öyle bir kuvvetle hissedeceksiniz ki, bütün kaygılardan, endişelerden ve mutsuzluğun nedenlerinden tamamen uzaklaşacak ve bayram sarhoşluğunu taa içinizde duyacaksınız.

El değmemiş güzellikler

Dağcılık, rafting ve avcılık gibi doğa turizmi açısından zengin bir potansiyele sahip Hakkâri'nin bu avantajları değerlendirilmeyi bekliyor.

Doğu Anadolu Bölgesi'nin en uç noktasında yer alan Hakkâri'de doğanın tüm güzellikleri ihtişamlı bir şekilde sergileniyor. Özellikle dağcılık, rafting ve avcılık gibi doğa turizmi açısından zengin olan potansiyelin değerlendirilmesini isteyen Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şen, proje üretilerek Hakkâri'ye yardımcı olunması gerektiğini söyledi. Dışarıdan yatırımcı getirmenin mümkün olmadığını vurgulayan Şen, yatırım olmayan yerde hareketliliğin de olmayacağını belirterek, şunları söyledi: "Hayvancılık bitmiş, sanayi yok, burada insanlar ne yapacak? Turizm kurtarıcı olabilir. Hakkâri bölgesi M.Ö. 7000 yılından bu yana çeşitli kavimlere beşiklik etmiş. Bu yöre, tarihin ilk dönemlerinden bu yana insan topluluklarının sürekli uğrak yerlerinden birisidir. Özellikle il sınırları içerisinde sarp kayalara çizilmiş resimler, tarih öncesi çağlarda Hakkâri'de mağara insanlarının yaşadığını ortaya koyuyor. Urartu medeniyetlerine ait hayli zengin eserlerin bulunduğu bu yerler restore edilmeyi bekliyor."Ayrıca dağcılık, kayak ve avcılık gibi sporların değerlendirilmesi halinde sosyal, kültürel ve ekonomik yönden Hakkâri'ye büyük bir hareketlilik geleceğini ifade eden Şen, "Dördüncü zamanın ilk yarısında teşekkül etmiş bulunan dağlar erişilmesi, güç ve dağcılık sporu için ideal. Cilo Sat dağlarına çıkmak için ulaşım ve diğer alt yapı ihtiyaçları halledildiği takdirde çevreye büyük bir canlılık getireceği bir gerçektir." şeklinde konuştu.

5 Göller doğa harikası

Abdal Musa Zirvesi eteklerinde yer alan 5 Göller, doğa turizmine yeni bir nefes kazandıracak özelliklere sahip. Göllerin etrafındaki kar kalıntılarını ve çiçekleri seyre doyum olmuyor.

3bin 300 metrelik Abdal Musa Zirvesi'nin 3 bin 100 metresinde yer alan 5 Göller, doğa turizmine yeni bir nefes kazandıracak özelliklere sahip. Göllerin etrafındaki kıştan kalma kar kalıntıları ve rengarenk çiçekler insanı büyülüyor. Koruma altında bulunan göller ve çevresi ile ilgili bilgi veren İl Turizm Müdürü Bahri Akbulut; "3 bin 100 metrede toplam 18 adet krater gölü bulunuyor. 5 Göller adını alan bu turizm alanında kamp ve karavan turizmi yapmak mümkün. Gümüşhane turizmi açısından çok önemli olan 5 Gölleri tanıtmak için valilik olarak geniş çaplı projeler başlattık. Burası dağcılık, traking, atlı dağ yürüyüşü ve kayak turizmi açısından önemli bir merkez. Flora ve yabani hayvan yönünden çeşit özelliği bulunan bir bölge."dedi.

Doğa turizmi hakkinda aciklamalar Doğa turizmi konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Doğa turizmi, doğa turizmi nedir, doğaya dayalı turizm,Turizm Çeşitleri, turizm çeşitleri nelerdir, turizm çeşitleri ve yapıldığı yerler,turizm çeşitleri nedir

 

 

Kadınlar için Tatil yerleri Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 13
Hamilelikte karın çatlakları
Okunma: 12
Bacak ağrısı Bacak ağrıları
Okunma: 11
Selülit kremleri
Okunma: 9
ilk gece korkusunu nasıl yenebilirim
Okunma: 5
Çeyiz Listesi
Okunma: 4
Cinsiyet belirleme yöntemleri
Okunma: 4
Kil maskesi
Okunma: 3
Stres Topu
Okunma: 3
Safra kesesi taşlarının bitkisel tedavisi
Okunma: 3
Gözaltı torbaları neden oluşur
Resim
Yeni mayo modası
Yeni mayo modası

 |   |   |   |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!