Suyun Faydaları
Kadinlaricin.net sitesinde Suyun Faydaları baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Suyun Faydaları ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Suyun kalp, damar, böbrek hastalıklarında olumlu etkileri bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.
Lütfi Kırdar Ulusalararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda dün yapılan 4'üncü Ulusal Su Sempozyumu'nda konuşan İstanbul Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ferruh Korkut, sularda da önemli oranlarda bulunan kalsiyum ve magnezyumun, kalp ve damar hastalıkları üzerinde olumlu etkileri bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Korkut, kalsiyum eksikliğinin hipertansiyonun gelişmesine zemin hazırladığını, varsa şiddetini artırdığını belirtti. Prof. Dr. Korkut, magnezyum eksikliğinin ise miyokart enfarktüsü, damar sertliği, kalpte ritm bozukluğu, koroner arter spazmı gibi etkilerinin bulunduğunu söyledi.
İdeal şişe suyunun magnezyum ve kalsiyum bakımından zengin, az miktarda sodyum içermesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Korkut, ‘‘Su vücuttaki biyolojik ve kimyasal olayların içinde bulunur’’ dedi. Prof. Dr. Korkut, çalışmaların magnezyumun ani ölüm riskini azaltığını gösterdiğini söyledi.
Su sağlıktır Bol miktarda sıvı alımı böbrek taşlarının oluşumunu engelliyor. Günde 8 bardaktan fazla su içen kadınların kolon kanserine yakalanma riski ise, içmeyenlere oranla yüzde 45 daha az. Mayo Clinic uzmanları, “Suyun önemini kavramak için vücuda yararlarını bilmek gerekir. Yağ miktarına bağlı olarak vücudumuzun yarısı ile 4/5’i arası suyla dolu. Beyinde yüzde 85, kanda yüzde 80, kaslarda ise yüzde 70 oranında su bulunuyor. Kısacası tüm vücut sistemlerinin çalışması suya bağlı” diyorlar.
Gün boyunca terleme, nefes verme, idrar yapma nedeniyle yaklaşık 5-10 bardak su kaybediliyor. Spor yapma, terleme gibi hararete neden olan diğer aktiviteler, sıcak ve rutubetli hava, sıvı ihtiyacını artırıyor. Uzmanların açıklamalarına göre su; 1. Vücut ısısını ayarlıyor. 2. Vücutta biriken zararlı maddeleri dışarıya atılmasını sağlıyor. 3. Hücrelere besin ve oksijen taşıyor. 4. Eklemlere destek sağlıyor. 5. Kabızlığı engelliyor. 6. Bazı toksinleri atarak böbrek ve karaciğerdeki yükü azaltıyor. 7. Vitaminler, mineraller ve diğer besinlerin çözülmesine yardımcı oluyor.
BÖBREK TAŞINI ÖNLÜYOR
İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Esen, idrar yolları enfeksiyonları ve kanamaların bile sadece bol su tüketimiyle kontrol altına alınabileceğini söyledi. Yine bol su içilmesinin böbrek taşlarının düşürülmesinde ve nükslerini önlemede de etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Esen, ‘‘Taş nüksünden korunmanın en pratik, en ekonomik ve güvenli yolu bol sıvı, su alımı’’ dedi. Günlük idrar atımı 1 litrenin altında olan kişilerin böbreklerinde taş oluşma riski taşıdıklarını belirten Prof. Dr. Esen, ‘‘Günde asgari 3 litre su içilmeli. Günlük idrar atımı 2 litrenin altına düşmemeli’’ dedi.
İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı'ndan Dr. Mine Karagülle, mineralli suların, osteporozu önleyen kalsiyumun açısından da zengin olduğunu söyledi. İstanbul Tıp Fakültesi Spor Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abidin Kayserilioğlu da spor yapanlar için yarı yarıya sulandırılmış portakal suyunun ideal sıvı olduğunu söyledi.
BÖBREKLERİNİZİ KORUYUN
Sigara içmek akciğerleriniz ve damarlarınız için ne kadar zararlı ise yeteri kadar su tüketmemek, böbrekleriniz için en az o kadar zararlıdır. ‘Bol bol su için’ önerisinin genel sağlığı koruma ve optimal kiloyu sürdürmede etkili olduğu doğrudur, ama içtiğiniz her yudum suyun öncelikle böbreklerin susuzluğunu giderdiğini unutmayın. Yeterince su tüketirseniz böbreklerinizin çalışmasını güçlendirir, onun vücudunuzu artık ve toksik maddelerden temizleyici özelliğine katkı sağlarsınız. Düzenli su tüketiminin sizi böbrek taşlarından, böbrek ve idrar yolları enfeksiyonundan koruyacağını ve detoks süreçlerinizi hızlandıracağını da unutmayın
Magnezyum kalp krizine engel oluyor
Magnezyumun kas ve sinir fonksiyonlarının düzenlenmesinde etkisi var,
Kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu,
Damar sertliğini önlüyor,
Miyokart enfarktüsü, kalpte ritm bozukluğu ve koroner arter spazmını önlüyor,
Suyun yanısıra, deniz ürünleri, fındık, tahıl ve lifli sebzelerde bulunuyor.
Kalsiyum hipertansiyonu önlüyor
Kas ve sinir sistemi üzerinde de etkili,
Hipertansiyonu önleyici etkisi var,
Kalsiyumun D vitamini ile beraber alınması, kemik kaybı ve kemik kırık riskini azaltıyor,
En fazla süt ve süt ürünleri ile suda bulunuyor.
Suyun kitabı yazıldı
Alarko Carrier tarafından bilimsel bir araştırma kitabı yayımlandı. "Su Arıtımı / Temel Bilgiler, Standartlar, Sistemler, Ürünler" isimli kitapta suyun içinde bulunan ya da suya sonradan giren katkı maddeleri ile suyun kalitesini etkileyen ve sanayide katkı maddesi olarak kullanılan proseslerde istenmeyen maddelerden kurtulma yöntemleri kitapta ele alınan konulardan. Kireçli suyun temizliğe etkisi, içme suyu problemi, suyun tortu maddesi, kireç, koku ve kimyasal atıklardan arıtılması için alınması gereken önlemlerin de konu edildiği aldığı kitapta üniversiteler, bayiler, servis, mühendis ve proje firmaları gibi kamu kurum ve kuruluşları için de son derece yararlı bilgiler bulunuyor.
Suyun yüzde 75’i sulamaya gidiyor
TGC’nin düzenlediği kurultayda konuşan Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, “Türkiye’de 40 milyar metreküp su harcanıyor ve bunun 30 milyar metreküpü sulamaya gidiyor” dedi. Eroğlu, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından Cağaloğlu Burhan Felek Konferans Salonu’nda düzenlenen Küresel Isınma Kurultayı’na katıldı. Eroğlu, “Türkiye’de 40 milyar metreküp su kullanılıyor. Bunun 30 milyar metreküpü sulama, 6 milyar metreküpü içme, kalanı sanayide kullanılıyor. Sulamada yüzde 30 tasarruf yapsak, bütün Türkiye’nin içme ve kullanma suyunu karşılarız” diye konuştu.
Suyun bilinmeyen gücü
Bilginin ve duygunun aktarılmasını sağlayan en önemli araç. Araçtan da öte, düpedüz bu aktarımı sağlayan tek neden. Ve, bu nedenin farkına varan insan, çağlar boyu suyu incelemiş, araştırmış. Kimi zaman tapınmış, kimi zaman var olabilmek için suya danışmış.
Suyun içinde kehanetler aramış, suyla meditasyonlar yapmış, kendini dengelemek için suyu kullanmış.
İlkel dediğimiz (Aslında hiç de ilkel olmayan) insanlar, her nasılsa, suyun önemini kavramış ve onun felaketlerini önlemek için ya da kendilerine yardımcı olması için, bilinmez ayinler yapmış.
Anlaşılmaz medeniyetlere ulaşan kimi kültürlerde suyla ilgili yapılan çalışmalar ve anlaşılmaz yöntemlerin, medeniyete katkısı inanılmaz boyutlara varmış.
Varmış da, şu anda, yaşadığımız çağda her nedense, canlılığın ciddi bir nedeni olduğu bilindiği halde daha öte bir anlayış ve kavrayış ortaya çıkmamış.
Halbuki, suyun gücü hiç de öyle gözardı edilecek, önemsenmeyecek bir varlık değil.
Varlık diyorum, çünkü, yetenekleri bilinen tüm bilgilerin ötesinde. Neredeyse, bir zeka unsuruna sahip denilecek seviyede. Tabii ki, bildiğimiz bilgiler doğrultusunda ‘‘Zeka’’ diyemiyoruz. Ancak, insan, bilinen yeteneklerini bile anlamamak için var gücüyle direniyor. Taa ki, kaçınılmaz sonuçlarıyla karşı karşıya gelinceye kadar...
Halbuki, düşünemeyeceğimiz, fikir bile üretemeyeceğimiz eski zamanların bilgeleri suyun gücünün farkına varıp hayatı kolaylaştırmak, kişinin dengesini sağlamak amacıyla bir takım yöntemler geliştirmişler. Bizim aklımızın ermediği, anlayamayacağımız bu yöntemlerle insanın bilinç altını düzenlemeyi başarmışlar.
Evet, ‘‘Su’’ hayat verici özelliğinin yanında bilinçaltına da hükmediyor.
Sebebini anlayamadığımız davranışlarımızın nedeni, bilinçaltımızda yatıyor. Ve, su, doğrudan doğruya bilinçaltımızla bağlantılı.
Yeryüzündeki suları harekete geçiren Ay, bilinçaltımızı kontrol ediyor. Suyun alçalıp yükselmesiyle birlikte organizmamız da harekete geçiyor ve sudan mürekkep salgılarımız daha bir artıyor ya da azalıyor. Tabii buna bağlı olarak duygularımız ve davranışlarımız da değişiyor, etkileniyor.
Günümüzün bilimsellik anlayışına uygun düşen bu açıklamaların birebir karşılıklarıyla ilkel dediğimiz insanlarda karşılaşıyoruz. Dinsel ve büyüsel metinlerde neredeyse bir zeka biçiminde, tanrı formunda karşımıza çıkan ‘‘Su’’ anlaşılmaz bir biçimde bugünün bilimsellik anlayışıyla bir uygunluk gösteriyor.
‘‘Suyun tanrısını kızdırmayalım, yoksa, başa çıkamayacağımız kötülüklerle karşılaşırız’’ diyen insanın geliştirdiği yöntemler, aklın kabul edemeyeceği boyutlarda bir bilgi ve felsefeye sahip.
Uyanık bir zihnin, yüksek bir bilincin ürünleri sanki...
Peki, çağımızın insanı, oluşturduğu bunca medeniyetin ışığında bu bilinci nerelere saklamış ya da ne şekilde yok etmiş ki, suyun gücünü küçümser hale gelmiş.
Suyun karşı konulmaz gücüyle karşılaşıncaya kadar, aklının ucuna bile getirmemiş.
Doğanın bir parçası olduğunu unutan çağımızın insanı, doğanın en temel prensiplerini bile hiçe sayarken, hangi bilgi ve güçle hareket etmiş?
Doğanın bütün dengelerini altüst ederken hangi bilgi ve gücüne güvenmiş de tüm yasaları ve ekolojik dengeleri bozmaktan çekinmemiş?
Bana kalırsa, bunların hiçbirini düşünmemiş. Aklının ucundan bile geçirmemiş. Bütün dikkati, yaptıklarına öyle bir odaklanmış ki, yaptıklarının ne çeşit sonuçları olabileceğine dair en ufak bir bilinç ışığı bile yanmamış. Veee, yaşadığı bunca felakete rağmen bilincinin uyanacağı da yok.
Aslında böyle demek doğru değil. Çünkü, insan öylesine mükemmel bir varlık ki, tüm yetenekleri ve bilinci dumura uğramış olsa bile, hayatını tehdit eden unsurlarla karşı karşıya geldiği zaman yokmuş gibi gözüken yetenekleri açığa çıkar ve bilinci uyanmaya başlar.
Fakat, bilincin uyanması için illa da böylesine şiddetli tehditlerle karşı karşıya mı, gelmek lazım?
İlla da ölüm derecesine geldikten sonra mı, uyanacağız ve ne yapmak gerektiğini düşüneceğiz.
Ya, ölümün ucundan dönüp sağlığımıza yeniden kavuştuktan sonra herşeyi, tüm yaşadıklarımızı unutursak? Daha önce ve her zaman yaptığımız gibi...
O zaman ne olacak?
Suyun gücünü öğrendik. Var ettiği gibi, hayat verdiği gibi, yok edebiliyor.
Peki, bu bilgiyi nasıl kullanacağız?
Bilincimiz yeterince (Kullanabilecek seviyeye ulaşırsa) yükselirse, başarabiliriz.
Bilgi ve bilincimiz dünyanın dengesini bozduğu gibi düzenleyebilir ve felaketlere son verebiliriz, diyorum
Musluklardan kana kana su içmek
Biri bana yakın tarihe kadar İstanbul’daki musluklardan gönül rahatlığı içinde kana kanu su içebileceğimizi söyleseydi inanmaz, bunun artık bir nostalji olduğunu söyleyebilirdim. Ama söyliyemiyorum. Çünkü hayata geçmiş bir gerçek... İstanbul’a bir teknoloji harikası diyebileceğimiz Taksim-4. Levent metrosunu kazandıran Büyükşehir Belediyesi’nin göndermiş olduğu bültenleri incelerken, adım başı rastladığımız “Büyükşehir Çalışıyor” ilanlarının büyük ölçüde gerçeği yansıttığını tesbit ettim. Aslında günlük yaşamın gailelerinden öylesine bunalıyoruz ki, başımızı çevirip de çevremizde yapılan güzel şeyleri göremiyoruz. Ama çalışanların hakkını yememek için görmek gerekir. Atalar “Biri bilmeyen, bini hiç bilmez” demişler. 2000 yılı, gerçekten İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin atılım yılı olmuş. İstanbul’un ömür tüketici trafiğini rahatlatmak için raylı sisteme ve deniz ulaşımına ağırlık verilmesi, park ve bahçe kavşaklarının ağaçlarla donatılması, sosyal ve kültürel atılımlar, surların ve tarihi çeşmelerin onarım ve restorasyonları gibi yüz ağartıcı işlerin içinde bence en önemlisi musluk sularının arıtılması ve Haliç’in temizlenmesi... Bu arada Marmara’dan denize girileceği umudunu da taşıdığımı hemen belirteyim. Okuyucularım hatırlayacaklardır. 90’lı yıllarda İstanbul halkı, büyük su sıkıntıları çekmişti. Önce Tayyip Erdoğan, ardından Ali Müfit Gürtuna zamanında bu su çilesini bitirmek için büyük çabalar gösterildi. Sonuçta başarılı olundu. Barajlar, dev isale hatları, su arıtma tesisleri inşa edilmek suretiyle muazzam yatırımlar yapıldı. İçme suyu şebekesinin %94’ü yenilendi. İSKİ Genel Müdürü Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun deyişiyle “su” meselesi artık tarihin derinliklerine gömülmüş oldu. Artık çeşmelerden suyun devamlı aktığını görmekle kalmıyor, akan suyu gönül rahatlığı ile içebiliyoruz. Taşıma sulardan neler çektiğimiz düşünülürse kazancımızın değeri anlaşılır. Üstelik, bunu gerçekleştirmek hiç de kolay olmamış. Önce mevcut su tesisleri yenilenmiş, ileri teknolojiyle işletmeye alınmış. Dünyanın en iyi içme suyu arıtma tesisleri devreye sokulmuş. İçme suyu standartları Dünya Sağlık Teşkilatı ve ABD’deki en ileri su kalite standartlarını sağlayacak yüksek evsafa ulaşmış. İstanbullular’a düşen görev; harap olmuş su tesisatlarını yenilemek ve eskimiş bina bodrumlarındaki depoları temizletmek... 2001 yılını “Suda Kalite” yılı ilan eden Büyükşehir Belediyesi Başkanı Gürtuna’ya, İSKİ’nin çalışkan Genel Müdürü Veysel Eroğlu’na ve emeği geçenlere teşekkürler... Su gibi aziz olsunlar!
Yakında susuz kalacağız
İnsan nüfusu ve taleplerinin artmasına karşın kullanılan su kaynaklarının miktarı sabit kaldığından, kişi başına düşen su miktarı giderek azalıyor. Suyun dağılımı, yağış miktarı, nüfus yoğunluğu gibi faktörlere bağlı olarak birçok ülkede su kıtlığı yaşanıyor. Türkiye'nin de yakın süreçte su kıtlığı çekecek ülkeler arasında yeralacağı bildiriliyor. Bilinçli su kullanımıyla su kaynaklarının kirlenmesi ve tükenmesinin önlenebileceğini belirten Çevre Bakanlığı, şu önerilerde bulunuyor:
Saniyede 1 kez damlayan musluktan 1 saat içinde 0.7 litre, tuvaletteki küçük bir sızıntı nedeniyle de 1 saatte 4 litre su boşuna akıyor.
Mümkün olduğunca suyu boş yere akıtmayın, bozuk muslukları en kısa zamanda onarın.
Diş fırçalarken açık bırakılan bir musluktan 15-20 litre, tıraş olurken veya bulaşık yıkarken 20 litre su boşa akıyor. Oysa diş fırçasını ıslatarak 1 litre, kap kullanarak traş olurken de 2 litre su kullanılıyor.
Balkon ve merdivenler, yıkamak yerine silerek temizlendiğinde, 3/4 oranında su tasarrufu sağlanıyor.
Arabanızı ya oto yıkama tesisinde yıkatın ya da hortum kullanmak yerine kovaya su doldurarak yıkayın.
Tuvaletlerdeki gereğinden fazla su sarfiyatını önlemek için rezervuarlardaki su seviyesini düşürün.
Geleceğin barış umudu: Su
Yorgun gezegenimizde, çevre kirliliği başta olmak üzere çeşitli etkilerden dolayı başlayan kuraklık, ekolojik dengeleri bozuyor. İnsanoğlunun tüm uyarılara rağmen çevreyi katletmedeki ısrarcı tutumu dünyamızı kötü bir sona doğru sürüklüyor.
Strateji uzmanlarına göre, önümüzdeki yıllarda su, önem bakımından petrolü sollayacak. Daha şimdiden sanal su savaşı senaryoları hazırlayanlara bile rastlanıyor. Suyun önemi giderek arttıkça doğal olarak dünyanın gözü de Türkiye'nin üstüne çevriliyor.
Kirlenmeden korunabilmiş ender akarsularımızdan biri de Manavgat Irmağı. En sağlıklı suların başında gelen Manavgat Irmağı'nda 122 milyon dolar harcanarak gerçekleştirilen Barış Suyu Projesi ise gelecekte bölgesel barışın en önemli etkenlerinden biri olacağa benziyor. Geçtiği topraklara bereket veren Manavgat nehri, şimdilerde uluslarası ilişkilerde önemli rol oynuyor. Manavgat Şelalesi de turizmde önemli bir cazibe merkezi.
Maden suyunun faydaları İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Karagülle, maden sularının Avrupa'da ‘‘medicine water-şifalı su' olarak da adlandırıldıklarını söyledi.
Prof. Dr. Karagülle, ABD'de yapılan bir araştırmanın, maden suyunda bulunan kalsiyumun, bağırsaklarda, kalsiyum deposu olarak bildiğimiz sütten daha kolay emildiğini ortaya çıkardığını söyledi. ‘Mineralli su' olarak adlandırılan maden suları, litrede 500 miligram kalsiyum ve 150 miligram magnezyum barındırmaları halinde, 1 günlük ihtiyacımızın büyük bölümünü karşılayabiliyorlar.
Prof. Dr. Karagülle, bu minerallerin fazla alınması halinde vücutta birikmediğini de belirterek, sağlıklı kişilerde, fazla maden suyu içmenin herhangi bir zarara yol açmadığını söyledi. Maden sularının mide-bağırsak sistemi üzerinde de olumlu etkileri bulunduğunu belirten Prof. Dr. Karagülle, ‘‘Örneğin, bikarbonatlı 1 şişe maden suyu, aldığınız 1 tane asit giderici hapa eşittir. Antiasit ilaçlar yerine içilen maden suyuyla da mide asiti giderilebilir’’ dedi. Prof. Dr, Karagülle, Avrupa'da bazı doktorların mide ve bağırsak sistemi hastalıklarında, kür halinde maden suyu tedavisi uyguladıklarını anlattı.
BÖBREK TAŞINA DA İYİ
Prof. Dr. Karagülle ‘Üriner sistem hastalıklarında da maden suyu kullanılıyor. Böbrek taşlarının oluşmasını engelleyen maden suları, oluşmuş taşların da büyümesini engelliyor. Ayrıca, çeşitli sistemlerle kırılan taşların vücuttan atılmasına da yardımcı oluyor’’ diye konuştu.
Yönetmelik soda üreticisini uyarıyor
PROF. Dr. Zeki Karagülle, maden sularının kaynağında korunması gerektiğini ve üreticilerin bir otokontrol sistemi geliştirmelerinin doğru olacağını söyledi. Çevre bilinciyle bunun gerçekleşebileceğini belirten Prof. Dr. Karagülle, basında çıkan haberler üzerine başlayan, maden sularının temizliğine ilişkin tartışmanın üreticileri uyarmak açısından yararları olduğunu söyledi. Prof. Dr. Karagülle, 18 Ekim 1997'de yayınlanan yönetmelikle, litrede 0.02 miligram nitrit bulunan madensuyu üreticilerinin uyarıldığını litrede 0.05 miligram bulunan şirketlerin ise kapatıldığını söyledi. Nitrat için litrede 25 miligram ve amonyum için 0.5 miligram değerleri öngörülüyor. Nitrit, nitrat ve amonyumun maden sularında bulunmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Karagülle, yönetmelikteki rakamların şirketler için uyarı niteliği taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Karagülle, bu maddelerden herhangi birini analiz sonuçlarında gören şirketlerin hemen önlem alması gerektiğini belirterek, ‘‘Bu korkunç bir olay değil. Nitrit, nitrat ve amonyum yetişkinler için büyük bir risk oluşturmuyor. Sadece, 0-8 ay arası bebeklerde mavi hastalığa neden oluyor. Ancak piyasaya sundukları maden suyunda bu 3 maddeden birine rastlayan şirketler, kirlenmenin kaynağını bulup, kirliliği yaratan etkeni ortadan kaldırmalılar’’ diye konuştu.
İlle de günde 8 bardak
Dünyaca ünlü beslenme uzmanları suyun yararlarından söz ederken bütün bu noktaların altını çiziyorlar. Bu arada güzellik uzmanları da cilt sorunlarının giderilmesinde suyun oynadığı önemli role değiniyorlar. Tıp uzmanları, güzellik uzmanlarının bu iddialarını kısmen doğruluyorlar. ‘‘İçtiğiniz bir sıvının doğrudan doğruya cilde yarar sağlaması olanaksızdır‘‘ diyorlar, ama hemen ekliyorlar; ‘‘Fakat vücuttaki su dengesinin bozulmaması, güzellik açısından önem taşır. Vücudu su kaybeden bir kadının çeşitli sorunlarla karşılaşması kaçınılmazdır.’’ Uzmanların görüşlerine göre vücutta normal oranda su bulunması güzellik açısından yarar sağlar. Vücudu susuz kalan biri çeşitli sorunlarla karşılaşabilir.
Suyla ilgili o kadar çok iddia ortaya atılıyor ki insan bazen bunların hangisine inanacağını şaşırıyor. Suyla ilgili en yaygın iddiaların hangisi doğru hangisi yanlış? Uzmanların görüşlerine bir göz atalım:
Su cildi aknelerden korur
Genellikle su içmenin kronik akneden kurtulmayı sağladığı söylenemez. Akne, genetik ve hormonlarla ilgili bir sorundur. Gözeneklerin kapanması sonucu ortaya çıkar. Ancak su, stresten kaynaklanan sivilcelerin çıkmasını önleyebilir. Su, vücuttaki hormon dengesinin normale dönmesini sağlar. Hormon dengesizliği nedeniyle ortaya çıkan cilt sorunları vardır. Yaşamınızın zor bir döneminde vücudunuz belirgin bir şekilde susuz kalmışsa vücudunuzun stres hormonu üretimi hızlanır. Bu da akneler için zararlıdır.
2 Bol su içmek kuru cildi nemlendirir.
Normal koşullarda içilen suyun cildi nemlendirmesi söz konusu olamaz. Cildin sudan doğrudan doğruya yararlanması için banyodan sonra cilt ıslakken nemlendirici uygulamak gerekir. Ancak vücut iyice susuz kaldığı zamanlar, cilt de kurur ve çatlamaya başlar.
3 Su, kan dolaşımını hızlandırır.
Doktorlar, mor halkalara alerjilerin, soğuk algınlıklarının ve genetik sorunların neden olduğunu belirtiyorlar. Onlara göre mor halkalarla kan dolaşımının bir ilgisi yok. Ayrıca fazla su içmek de kan dolaşımını hızlandırmıyor. Fakat vücudun susuz kalması var olan halkaların daha da belirginleşmelerine neden olabilir. Derinin alt kısmındaki hücreler susuz kalınca büzülürler ve gözler çukura kaçmış gibi görünür.
4Su, selülite karşı etkilidir.
Tıp dünyası bu iddiayı doğrulamıyor. Selilüt, yağ tabakalarından oluşur. Su içmek, selülite hiçbir şekilde etkili olmuyor. Su, vücudun düzenli çalışmasını sağlar ve sağlıklı kişilerin ciltleri de düzgün olur. Eğer yeterli miktarda su içiyorsanız, sağlıklı görünüşünüzle dikkat çekersiniz.
Ne kadar su içmeli?
Herkes günde 8 bardak su içmek gerektiğini tekrarlayıp duruyor. Peki ama bu sayı nereden çıktı? Beslenme uzmanları, ‘‘Normal koşullarda günde 2000 kalori harcıyoruz. Yaktığımız her 15 kaloriye karşılık sindirim yoluyla ve metabolizma kanalıyla bir yemek kaşığı su kaybederiz. Bu da ortalama olarak günde 8 bardak suyun yerini tutar. Günlük normal faaliyetimiz yüzünden kaybettiğimiz suyu böylece geri almış oluruz’’ diyorlar.
Eğer vücut egzersizleri yapıyorsanız ya da herhangi bir spor dalında faaliyet gösteriyorsanız, her gün daha fazla su içmelisiniz. Çay ve kafeinli içeceklerle su gereksiniminizi giderdiğinizi düşünmeyin. Bu içecekler idrar söktürücüdür, vücutta su kaybına neden olurlar.
Diyetiniz sulu olsun
Uzmanlar, vücudunuza fazla su girmesiyle açlık duygusunun azalacağına inananları uyarıyorlar. Diyorlar ki, ’’Su ancak besinlerde olduğu zaman sizi tok tutar. Doğrudan içilen suyun böyle bir özelliği yoktur.’’ Suyun mideyi çok çabuk terkettiği ileri sürülüyor.Yemekte önce çorba içmenin büyük yararı var. Ayrıca bol miktarda su içeren sebze ve meyveleri yemelisiniz. Örneğin kuru üzüm yerine taze üzüm gibi. Karpuz, suyu en fazla olan meyvelerdendir, hatırlatırız. Kuruyemişleri asla tercih etmeyin. Bunlardaki su miktarı yok denecek kadar azdır. . Suyun Faydaları hakkinda aciklamalar Suyun Faydaları konusunda bilgiler
|