|
Stresle başa çıkma yöntemleri
2008-01-30 03:40:07 Kadinlaricin.net sitesinde Stresle başa çıkma yöntemleri baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Stresle başa çıkma yöntemleri ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Stres tehlikeli
Dünyanın her yerinden gelen 5 yüz dolayında bilim adamı İstanbul’da bildirilerini açıkladılar ve politikacıların insan hakları konusunda yeni tedbirler almalarını önerdiler. “Avrupa Travmatik Stres Konferansı” 36 ülkeden 5 yüz bilim adamının katılımı ile İstanbul ‘da yapıldı. The Marmara Oteli’nde yapılan konferansa katılan bilim adamları iş, aile, trafik, terör, çevre ve insan ilişkilerinden kaynaklanan stresin insan hayatı üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesi yönünde görüşlerini bildirdiler. Son dönemlerde Amerika, İngiltere ve Türkiye’de çocuk yaşta öğrencilerin okul basarak öğrenci ve öğretmenleri silahla taramasının arkasında kişilik bozukluğundan çok eylemcinin yaşamını olumsuz etkileyen nedenlerin kaynağının araştırılması gerektiğini açıkladılar.
Stres kalbi vuruyor
Stresin yol açtığı sağlık sorunları ile ilgili araştırmalardan biri daha sonuçlandı. ABD’nin Ohio State Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma sonunda, orta derecedeki stresin, geçici olarak kandaki kimyasal reaksiyonların artmasına yol açtığı, bunun da kalp rahatsızlıklarına neden olduğu belirtildi. Konuyla ilgili açıklama yapan Dr. Catherine Stoney, orta yaşlı 34 kadın üzerinde yaptıkları araştırmada, orta şiddetteki stresin, ‘’amino asit homocysteine’’yi artırdığını belirlediklerini bildirdi. Dr. Stoney, son 20 yıldır süren araştırmalarda, az miktardaki ‘’homocysteine’’nin bile, kadın ve erkeklerde kalp rahatsızlıkları riskini artırdığını belirlediklerini söyledi. ABD’de yayınlanan Journal Life Sciences adlı dergide yer alan araştırma raporu ile ilgili olarak uzmanların stresin kalp rahatsızlıklarında rol oynadığını bildikleri, ancak bu araştırmayla ‘’homocysteine’’in stresin doğurduğu bir mekanizma olduğunu belirledikleri kaydedildi. Homocysteine adı verilen reaksiyonun, kanda folik asit ve B vitamini ile parçalandığını belirten araştırmacılar, folik asit ve B vitamini eksikliği olan kişilerde, homocysteine miktarının arttığını ifade ettiler. Araştırmaların, yaşları 40-63 arasında 34 kadın üzerinde yapıldığı ve az miktarda homocysteine’in bile, kalp damarlarının cidarlarında pıhtılaşmaya yol açtığı ileri sürüldü.
Stres, AIDS gibi tehlikeli
Stresin, AIDS hastalığına yol açan virüs olan HIV gibi, vücudun direncini azalttığı bildirildi. Amerikan Tıp Birliği’nin yayın organında çıkan araştırma raporunda, stresin insan vücudunun savunma sistemi üzerinde anahtar rolü oynayan cytokinelerin üretimini azalttığı ve vücudun savunma sistemini zayıflattığı belirlendi. Araştırmacılar, yüksek stresin bazı aşıların etkisini de azalttığına dikkat çektiler. AIDS hastalığına yol açan HIV’in de T hücrelerini öldürerek, vücudun bağışıklık sistemini yok ettiği belirtildi.
STRES azı karar çoğu zarar
“Egzersiz yapın”... Dr. Ömer Çetiner, “Deprem Sonrası Stres Yönetimi” konulu konferansta, stresin insan sağlığına olumsuz şekilde etki yaptığını söyledi. Konferansı düzenleyen MESS Genel Sekreteri İsmet Sipahi, açılış konuşmasını yaptığı seminerde, Dr. Çetiner’in gösterdiği fiziksel egzersizlerini tekrarlayarak stres attı.
Az stresin insanın performansı için gerekli olduğunu belirten uzmanlar, aşırı stresin insan sağlığını olumsuz şekilde etkilediğini belirterek, “Stresten kurtulmak için fiziksel ve ruhsal egzersiz yapın” diyorlar...
Ülkemizi derinden sarsan Marmara depremi ve ardından devam eden artçı depremlerin sebep olduğu stresin bir çok rahatsızlığa sebep olduğu belirtilerek, gerekli tedbirin alınması istendi. Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS), bu çerçevede “Deprem Sonrası Stres Yönetimi” konulu bir seminer düzenledi. Hilton Oteli’nde dün düzenlenen ve sendikacıların katıldığı seminere konuşmacı olarak, Strata Training ve Consulting Danışmanı Dr. Ömer Çetiner katıldı.
DEPRESYONA YOLAÇIYOR MESS Genel Sekreteri İsmet Sipahi’nin açılış konuşmasından sonra salonda bulunanlara stres ve stresin sebep olduğu etkenler hakkında geniş bilgi veren Dr. Çetiner, insanların hayatı üzerinde en ufak bir değişikliğin strese sebep olduğunu söyledi. Az stresin insanın performansı için gerekli olduğunu, fazlasının ise son derece zararlı olduğunu belirten Çetiner, “Fazla stres insanlarda depresyona yolaçıyor. Depresyon da huzursuzluğa, halsizlik, bitkinlik ve uykusuzluğa sebep oluyor. Bu durumda insanların vücut dengesi bozuluyor ve hiç hesapta olmayan fakat sonradan hayati sonuçlar doğuran hastalıkları ortaya çıkarıyor” dedi. Dr. Çetiner, stresin yoğun olduğu kişilerde performansın düştüğünü, motivasyon eksikliğinin had safhaya çıktığını, karar verme güçlüğünün arttığını, bu durumun da insanın çalışma bakımından verimsiz hale geldiğini belirtti. Stresten kurumların da büyük oranda olumsuz etkilendiğini kaydeden Dr. Çetiner, sözlerini şöyle sürdürdü: “Stres kurumlara büyük darbe vuruyor. Stresin yoğun olduğu kurumlarda eleman sirkilasyonunda artış yaşanıyor. Personelin işe gelmeme, geç gelme oranları artıyor, hata yapma ihtimali yükseliyor, müşteri tatmini azalıyor; sonuçta verimlilik ve buna bağlı olarak da kâr oranı düşüyor” şeklinde konuştu.
DEPREM SONRASI... Dr. Çetiner, deprem, yangın gibi afetler sonrası insanlarda çok fazla stres oluştuğunu kaydetti. Bu durumda insanların depresyona girdiğini, uykusuzluğun arttığını kaydeden Çetiner, “Ülkemizde ve komşumuz Yunanistan’da görüldüğü gibi deprem sonrasında insanların stresi o kadar arttı ki uykusuzluk ve uykuya dalma güçlüğü çekiyorlar. İnsanlar, sabah hiç uyumamış gibi yorgun kalkıyorlar. Bunun üstesinden gelebilmek için mutlaka bedensel ve zihinsel egzersizler yapılmalıdır. Bu basit bir uygulama gibi gelebilir ama, hayati önem taşımaktadır” şeklinde konuştu. Dr. Çetiner daha sonra salonda bulunanlara, ABD’li bilim adamları tarafından tesbit edilen ve bir çok şirket ve kurumda toplu olarak insanlara yaptırılan egzersizleri göstererek uygulattı.
Moralinizi bozmayın ABD ve Avrupa’da yapılan son araştırmalar, stresin hastalıklara neden olduğunu ortaya koyuyor. Her şeyin başı moral! Diyelim hastasınız, iyileşmek istiyorsunuz, hem de bir an evvel. O zaman moralinizi sağlam tutacaksınız. Tabii eğer Türkiye’nin o ünlü hastanelerinden birinde yatıyorsanız, o zaman daha da yüksek bir morale ihtiyacınız olacaktır elbette, ama orası ayrı konu.
İngiliz psikologlar H.S. Greer ve T. Morris’in yaptıkları kapsamlı bir araştırma, “Her şeyin başı moral” düsturunu doğrular nitelikte. Psikologlar, göğüs kanseri ameliyatı geçirmiş hastaların beş yıl sonraki durumlarına bakıyorlar. Karşılaştıkça tablo oldukça şaşırtıcı. Ameliyattan sonra hastalığa karşı mücadele azmi taşıyanların yalnızca yüzde 35’inde metastaz, yani kanserli hücrelerin diğer organlara yayılması görülüyor. Ölüm, bu yüksek moralli hastalardan ancak yüzde 10’unu yakalayabilmiş. Geri kalan ameliyatlı hastalarda ne ölüm, ne de yayılma var. Durum iyi.
Ameliyat sonrası, kanseri kabullenenlerden yüzde 38’i ölüme yakalanırken, geri kalanlarda ise metastaz görülüyor. Bu tablonun tercümesi şu: Moralini yüksek tutan kanserli hastaların büyük kısmı hastalığa “dur” diyebilmişler.
Şimdi tam tersine moraliniz yoksa, fazlasıyla stresliyseniz, şu bol mikroplu, virüslü kış günlerinde sıcak evinizden dışarı adım dahi atmamanız gerekecek: Bu önerinin dolaylı sahibi ise ABD’li psikolog Sheldon Cohen. O da bir araştırmacı, ancak araştırmaları dünyanın en yaygın hastalığı olarak addedilebilecek nezle ile ilgili. Cohen’in bulguları da nezle virüsünün vücuda yerleşmesinde stresin önemli bir faktör olduğunu doğruluyor.
- EGZERSİZ ÖNEMLİ Düzenli egzersizin bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve bu hücrelerin strese maruz kalmaya tepki olarak daha uyanık hale geldiğini ifade edilen kitapta, uygulanacak egzersiz programında karın kaslarının güçlendirilmesi ve günde en az 100 mekik hareketi yapılması öneriliyor. Kasların güçlendirilmesinin morali de güçlendirdiği belirtilen kitapta, “Her gün egzersiz yapın. Zihinsel ve duygusal stresin aşırı zehirli bölümlerinden kurtulmak için enerjik egzersizler yapın. Vücut kimyasını değiştirmek için terlemelisiniz” deniliyor.
- GÜNDE EN AZ 50 KEZ GÜLÜN Kitapta, stresi bertaraf etmenin yollarından biri olarak, mizah gösteriliyor. İçten gelen bir gülmenin fizyolojik değişimlere sebep olduğu ifade edilen kitapta, gülmenin, nabız, tansiyon, cilt ısısı, beyin dalgaları faaliyeti ve kas gerginliğini etkilediği kaydediliyor. Gülmenin vücut ve zihin için iyi bir ilaç olduğu belirtilen kitapta, yüksek stres altında komik şeyler akla getirilmesi, günde 1 dakika gülerek başlanması ve her gün en az 50 kez gülünmesi tavsiye ediliyor.
- YEME ALIŞKANLIKLARI Beslenme ve su alma ihtiyaçlarının da yeteri kadar karşılanmadığı durumlarda stresin aşırı hale geldiği ifade edilen kitapta, devamlı bir uyumlu yeme alışkanlığının önemi vurgulanıyor. Sık ve hafif yemekler yenilmesinin önemi kaydedilen kitapta, güne daima kahvaltıyla başlanması ve dikkati artırmak için de protein ile karbonhidratların birleştirilmesi, yağın azaltılması vurgulanıyor. Günde en az 8 bardak su içilmesi tavsiye edilen kitapta, meyve, az yağlı proteinler, yapraklı yeşil sebzeler, salata, hamur, pirinç, kepekli tahıllar, yulaf ezmesi, şeker ilave edilmemiş mısır gevreği, yumurta akı, yoğurt, hindi ve tavuk, ızgara et ve sebzeler, meyve suyu ve suyun fazla tüketilmesi, kızarmış et, kızarmış sebze, margarin, mayonez, kremalı salata sosları, yumurta sarısı, dondurma, şekerlemeler, kurabiye, hafif ve sert alkollü içkilerin ise mümkün olduğ kadar az tüketilmesi tavsiye ediliyor.
Duygusal zekâ uzmanı Prof. Richard Boyatzis : ''Stres, beyni köreltiyor''
Case Western Reserve Üniversitesi Weatherhead School of Management Örgütsel Davranış Bölüm Başkanı, duygusal zekâ uzmanı Prof. Richard Boyatzis, Sabancı Üniversitesi Yönetici Geliştirme Birimi (EDU) tarafından düzenlenen “Ahenk Yaratan Liderler” konulu konferansta, duygusal zeka ve liderlik konusundaki görüşlerini konferansı izleyen yaklaşık 200 şirket yöneticisine aktardı. Belirsizliğin hüküm sürdüğü ortamlarda, değişken şartlarda ve kriz döneminde ‘duygusal zeka ve ahenk oluşturan liderlerin önemini vurgulayan Boyatzis, ancak bu tür liderler ile herkesin elinden geleni yaptığı, bireysel yetkilerini sonuna kadar kullandığı bir kurum kültürü oluşturmanın mümkün olduğunu söyledi.
Stresin çaresi EDU ve PERYÖN işbirliği ile düzenlenen konferansta ilginç açıklamalarda bulunan Richard Boyatzis, yapılan araştırmalara göre stres altındaki vücudun sinir sistematiğinde değişiklikler olduğunu ve beynin belli kısımlarının düşünmeye kapandığını söyledi. Boyatzis, “Stres olduğunda hormonlar harekete geçiyor ve 48 saat boyunca bağışıklık sistemimiz kapanıyor ve vücudumuz kendi kendini yiyor” dedi. Özellikle negatif iş ortamında strese giren insanların meditasyon ve benzeri uygulamalarla vücutlarını rahatlattıklarını anlatan Boyatzis, “Bu Müslümanlar için çok daha kolay, çünkü günde 5 defa namaz kılıyorsunuz. Müslümanlar namaz kılarak vücutlarını rahatlatıyorlar. Namaz, vücudun kortizon seviyesini düşürdüğü için rahatlatıyor” diye konuştu.
Bahar stresi Mevsimsel kaygıların ortaya çıktığı bahar aylarında üniversite öğrencilerine strese karşı, kır gezisi, spor yapmaları ve grup aktivitelerine katılmaları öneriliyor. Havaların ısınmaya başladığı bugünlerde soğuktan sıcağa geçerken vücutta bazı değişiklikler meydana geldiğini vurgulayan uzmanlar, bu dönemde sıcağa adaptasyon sürecindeki hormonal değişiklikler, gençlerde depresif belirtiler ortaya çıkarabildiğini kaydetti. En önemlisi de bahar yarı yılında havaların ısınması üniversite öğrencilerinde okulun kapanmasına az kaldığı düşüncesi yaratıyor. Bu nedenle, mevsimsel kaygı ortaya çıkarken, öğrenciler strese giriyor. Özellikle iş bulabilme, okulu bitirememe kaygıları son sınıf öğrencilerini ciddi boyutlarda etkiliyor. Diğer öğrencilerde ise üst sınıfa geçme heyecanı stres yaratıyor. En çok kız öğrenciler bu tip sorunlardan etkileniyor. Uzmanlar, öğrencilere kaygıdan uzak durmaları ve sadece okulu düşünmeleri gerektiğini vurguluyor. Kaygı ve stresin yarattığı depresif bozukluğun daha da ilerlememesi için üniversite öğrencilerine kır gezisi ve spor yapmalarını da önerilirken, aşamadıkları sorunlar için yardım almaları isteniyor..
Bahara dair
Baharın belirtilerini gördükçe, bu mevsim için birşeyler karalama gereğini duyuyorum. İşte bugün de denizin üzerinde yürüyen ak köpükleri seçmeme, yine rüzgarlı bir gün olmasına rağmen, güneşin çağrısına dayanamadım. Baharı görmeğe çıktım. Benim için, şehir toplantılarına pek katılamadığımdan “İnzivaya çekildi” diyorlarmış. İnziva sayılmaz. Sadece biraz uzakta olduğumdan, biraz da yazdıklarım, yazacaklarım beni boş bırakmadığından katılamıyorum. Yazabilmek için dışarı hayatının dozunu ayarlamak lâzım. O toplantılar bizsiz de nasıl olsa yapılır, yapılacaktır. Yazma işi ise ara vermeğe, sekteye hiç gelmez. Hele bu bir romansa bağlantıyı koparmamanız gerek. Bu sebeple bana sitemde bulunan bazı dostlarım, arkadaşlarım, bu konuda beni affetsinler. Güneş varsa, bir şeyler yerinden kımıldıyordur dedim ve yollara düştüm. Alışveriş merkezine gidip şunu bunu almak bahane, benim asıl maksadım, uyuşmuş gövdemi dışarıya atmak, kan dolaşımımı tazelendirmek, yürümek, yürümek, güneşle kaynaşmak, bahara dair bir şeyler görmek... Daha “çerağan vakti” gelmese de işte başlangıç! İnsanlar gülüyor mu, o önemli. Hiç tanımadığım halde orta yaşlı bir kadınla selâmlaşıyorum.. Böylece bir insan kazandığımı düşünerek güçleniyorum. O, ne düşünüyor, hiç bilmiyorum. Onu kazanmasam da birine değer vermenin mutluluğunu duyuyorum. Bu yetmez mi? Bakıyorum, sadece güllerde hareket var; kızıl yaprakçıkları patlamaya koyulmuş. Kışla birlikte gümüşî bir korunma rengine bürünen okaliptüs zaten yaprağını dökmemişti; salkım saçak yaprakları salınıyor. Çınarlar top top tohumlarını daha yeni yeni üzerlerinden atıyorlar; yapraklanmak şöyle dursun. Çamlar yine vakur, yine yeşil ama, kış boyunca yorulmuşlar. Mazılar ise hâlâ renk değişimlerini koruyorlar. Kışa has kahverengi tonundalar. Baktım, yol kenarında sarı sarı çiçekler baş vermiş. Küçük, narin şeyler baharı haykırıyorlar. İnceden bir serçe gülüşü sarmış ortalığı. Kabanımın altında terlemeğe bile başlamışım. İşte bahar, uzaktan uzaktan sezdiriyor kendini. Kısa bir süre sonra her şey birdenbire açılmaya koyulacak ve bahar “Ben geldim!” diyecek. Eve dönüyorum. Her yürüyüş sonrası, gelsin kuşburnu çayı. Küçük poşeti bardaktaki sıcak suya daldırdığımda kendini bırakan o rüyalı, yakut renginin kuşburnundan mı, yoksa özel bir boyadan mı doğduğunu bilmiyorum ama ne olursa olsun, renk çok güzel. Kırmızının en sevdiğim tonu; biraz şeker renk. Kutunun üzerini okuduğumda, içerisine ayrıca bamya çiçeği katıldığını öğrendim ve çok şaşırdım. Bamya çiçeği nasıl olur, bilir misiniz? Önce sarılı dürülü, bamyayı andıran bir şeydir. Çokları bamya sanıp koparabilir yanlışlıkla. O, sonradan açılır, iri, gramofon ağızlı bir çiçek olur. Açık sarı renktedir, siyah bir gözü vardır. Bu çiçeğin böyle hoş içimli bir içeceğe katılabileceği aklıma gelmezdi. Ama daha kimbilir bilmediğimiz ne gizli güzellikler vardır...
Kuşkusuz günlük yaşamın stresinden uzaklaşıp gönlünüzce bir tatil yapmak elbette size iyi gelecektir, ama bu iyileşmenin geçici olacağını da belirtelim. Kendinizi tekrar günlük sorunların ortasında bulunca, sinirleriniz gerilecek, eski halinize döneceksiniz. Günlük programınızı değiştirmeden uygulanması çok kolay olan önlemlerle sizi yaşamaktan bıktıran bir sinir küpüne dönüştüren gerginlikten kurtulabilirsiniz. Aşağıdaki önerilere bir göz atın:
Biraz yavaşlayın
Günlük temponuz çok hızlı. Sabahtan akşama kadar evde ya da iş yerinde koşuşturuyorsunuz. Üç dört saatte bir temponuzu yavaşlatmaya bakın. 15-20 dakikalık bir yavaşlama sizi rahatlatır. Yapmak istediğiniz işleri geciktirmeden gevşeme fırsatı bulursunuz.
Sakin kişilerle dostluk kurun
Her zaman durumundan yakınan, sürekli gergin olan kişilerle sosyal faaliyet içine girmek yanlıştır. İnsanlar birbirlerinden etkilenirler. Karşınızdaki kişinin ruh haline kendinizi kaptırmanız işten bile değildir. Genellikle olumlu düşünen, çabuk etki altında kalmayan kişilerle dostluk kurmaya bakın.
Başkalarının sorunlarıyla ilgilenin
Fırsat buldukça sosyal yardım kurumlarında çalışın. Başkalarının sorunlarıyla ilgilenmek size kendi sorunlarınızı unutturacaktır. Ayrıca büyük bir olasılıkla durumunuzu abarttığınızı ve sorunlarınızın sandığınız kadar büyük olmadığını göreceksiniz.
Yardım isteyin
Yakınlarınızla sorunlarınız paylaşmak sizi büyük ölçüde rahatlatacaktır. İçinden çıkamadığınız, çözüm bulmakta zorlandığınız sorunlar için çevrenizdeki kişilerden yardım isteyin. Aile bireyleriyle ya da dostlarınızla söyleşmek gerginliğinizi azaltacaktır.
Telefon sorunu
Telefonunuz çalmaya başlar başlamaz, hemen telefona sarılmayın. Zilin birkaç kez çalmasını bekleyin. Sonra derin bir soluk alın, soluğunuzu dışarı verirken sizi rahatlatacağına inandığınız bir sözcüğü birkaç kez tekrarlayın. Telefonu açın. Şimdi kendinizi çok daha sakin hissedeceksiniz.
Derin bir soluk
Sağlık uzmanları bir dakikalık stres atma programını uygulamanızı öneriyorlar. Bu programı günde üç kez tekrarlamanız yeterli. Burnunuzdan derin bir soluk alacaksınız, siz soluk alırken karın bölgenizin genişlediğini hissedeceksiniz. Bir an için vücudunuzun her köşesinde beyaz bir ışığın dolaştığını düşünün. Sonra yavaş yavaş soluğunuzu dışarı verin. Havayla birlikte stresin de kaybolduğunu farkedeceksiniz
Yoganın yararı
Uzakdoğu yöntemleri Batı dünyasında büyük ilgi görüyor. Özellikle yoga yapmanın gerginliği ortadan kaldırdığı iddia ediliyor. Basit yoga hareketlerini öğrenip bunları günde bir kez tekrarlamanız çok yararlı olacak.
Çevrenizden uzaklaşın
Zaman zaman duygularınızla baş başa kalmanın büyük yararı var. Çevrenizden uzak bir yerde, bir parkta yarım saat dinlenmekle üzerinizdeki gerginliği atabilirsiniz. Yabancısı olduğunuz bir semt, sizde değişik duygular uyandıracak.
Stresle başa çıkmanın yöntemleri
Uzmanlar stresle egzersizler sayesinde mücadele edilebileceğini belirtiyor.
Uzmanlar, günlük hayatta sıkça karşılaşılan stresin etkilerini fiziksel, psikolojik ve davranışsal olarak üç kategoriye ayrıyor. Fiziksel belirtilerin başında tansiyonun yükselmesi, terleme, sindirim bozukluğu, baş ağrısı gibi rahatsızlıklar gelirken, gerginlik, geçimsizlik, işbirliğinden kaçma ve sürekli endişelenme gibi unsurlarda psikolojik belirtiler olarak kendisini gösteriyor.
İş yükünün fazlalığı, işin sıkıcı olması, zamanın sınırlılığı, rol belirsizliği, rol çatışması, insan ilişkileri, yabancılaşma gibi unsurlar stresin kaynakları arasında dikkat çekiyor. Uzmanlar, bireysel olarak stresle başa çıkmak için şu önerilerde bulunuyor:
Bedensel hareketler: İnsan bedenindeki hücreler, kanın taşıdığı oksijen ve diğer faydalı maddelerle beslenir. Stres tepkisi esnasında damarlar daraldığı için hücrelere giden kanda azalma meydana geleceğinden hücreler yetersiz beslenecektir. Hücrelerin yaşam süresini uzatmanın ve onları sağlıklı kılmanın yolu fiziksel egzersizdir. Damarların genişlemesi ile artan ve hızlanan kan akımı nedeniyle hücreler daha iyi beslenir. Böylece hem daha sağlıklı olmaları hem de uzun ömürlü olmaları sağlanır.
Solunum egzersizi: Stres tepkisinin olumsuz sonuçlarını azaltmak veya ortadan kaldırmak için solunum egzersizi ideal bir çözüm yoludur. Stres esnasında vücutta meydana gelen kimyasal maddeler, solunum egzersizini sırasında kaybolur. Derin nefes alma kalp ve akciğerin daha iyi çalışmasını sağlar. Damarlar genişler ve oksijen vücudun en uç noktalarına kadar ulaşır.
Gevşeme: Gevşeme stresli ortamda bireye rahatlama becerisi kazandırır. Stres tepkisi esnasında kaslar gerilir, kan şekeri yükselir, solunum artar. Gevşeme hareketleri ile kaslar rahatlar, dikkat alanı genişler, tansiyon düşer, solunum rahat ve yavaş olur ve kan şekeri azalır. Bu teknikle eğitilmiş bireylerde dikkat alanı genişler, düşünce berraklaşır ve duyular keskinleşir.
Masaj: Masaj kasların gevşemesine yardım eder. Masaj yoluyla kas gerilimi azaldığından çeşitli ağrılar da azalır. Masaj sırasında bütün vücuda kaygıyı azaltan, düşünmekten çok hissetmeye olanak veren rahatlama duygusu yayılır. Bilinçli bir masaj bireyi stresin kargaşasından uzaklaştırarak, sağlıklı bir dinlenme olanağı sağlar.
GEVŞEMEYİ ÖĞRENİN
Kesinlikle çok yavaş yemek yemelisiniz. Eğer çok hızlı yiyorsanız, daha yavaş yemeyi öğrenmelisiniz.
Üç öğün yemek yemek zorundasınız. Eğer öğün atlıyorsanız, bundan zararlı çıkacak olan kişi yine sizsiniz. Öğün sayısını bir ya da ikiye indirdiğinizde, daha fazla yemek yiyeceksiniz. Eğer öğün atlarsanız, vücudunuz uyarı sinyalleri vermeye başlayacak.
Olabildiğince kalori sayımına özen gösterin. Kesin olarak bilmeseniz bile tahmini kalori sayıları ile beslenmenizi dengelemeye çalışın.
Egzersiz yapmalısınız. Eğer nefret ediyorsanız, yavaş yavaş ve hafif hareketlerle başlayabilirsiniz ama egzersizden vazgeçmemelisiniz. Hem sağlıklı yaşamak hem de kilo vermek için egzersiz yapmaya mecbursunuz.
Stresten kaçmaya öğrenin. Sizi gerginleştireceğini hissettiğiniz her durumdan uzaklaşın. Eğer kurtulamıyorsanız, stresle başetmeyi öğrenin. Gevşeme tekniklerini bilmek, bunun ilk adımı.
Stresten uzak durmalısınız. Çünkü stresle bağlantılı hastalıklar yakanızı bırakmayabilir. Baş ağrısı, astım, deri, mide hastalıkları veya tansiyon stres nedeniyle ortaya çıkabilir.
Stresli olup olmadığınızı anlayabilmeniz için bazı basit kriterlere dikkat edebilirsiniz. Dikkatiniz dağılıyorsa, uyumakta ve gevşemekte zorluk çekiyorsanız, kendinizi yorgun, heyecansız hissediyorsanız, sabırsız, tahammülsüz bir insan olduysanız, aç olmadığınız halde yemek yiyorsanız, daha fazla sigara ve içki içiyorsanız, sık sık ağlıyorsanız bir uzmandan yardım istemelisiniz.
Sizde gerginliğe sebep olan faktörleri tespit etmelisiniz. Eviniz, işiniz, evliliğiniz, arkadaşlarınız, çocuklarınız hatta otomobiliniz bile olabilir. Sinirlendiğiniz anlarda not tutabilir ve suçluyu belirleyebilirsiniz.
Stresi kullanabiliriz
Dünyada stresle ilgili her yıl 20 bin yayın çıkıyor. Bu; her gün stresle ilgili yayın okusanız ömrünüz yetmez, demektir. Daha önemlisi stresi hayatımızdan silmenin imkansızlığını ortaya çıkarıyor.Madem öyle, bununla yaşamaya, mücadeleye, hatta sevmeye alışmalıyız. Düdüklü tenceredeki buhar olarak tanımlanıyor stres. Yani yemeklerimizi hızlı ve lezzetli pişiren bir olgu. Tek yapacağımız bir supap ile fazlasını çıkarmak. Yani onunla yaşayıp onu kullanmak önemli olan... Aynı şekilde, lokomotifteki buhar stresi olmasa binlerce tonu taşıyan vagonları kim çekecek ki?..
Çılgın bir at gibidir stres. Binmesini bilirseniz o sizi her yarışta birinci getirir.
Yüksek gerilim hatlarını bir düşünsenize... Bu stresi hayatımıza sokmasak, dünyamız kararacak. Şehirlerimiz, odalarımız onunla aydınlandığı gibi, kafalarımız da bir yönüyle "stres-gerilim"le ışık saçıyor. Ama biz sürekli parmağımızı prize sokar da çarpılırsak elbette gerilimden, elektrikten; yani bir fiziksel stresten şikayetçi oluruz.
Stresi sevelim, stresle barışalım. Stresi kullanalım. Esenlikler.
Stresimi seviyorum Kendini emniyette hissetmek hepimizin ortak isteğidir. Onun içindir ki, insanoğlunun korkusu hep bilinmeyenler üzerinedir. Sonuçlarını bilemediğimiz, kontrol edemediğimiz her şey, korkmamıza sebep olmuş, kaçış mekanizmamızı harekete geçirmiştir. Hele deprem ve sel gibi mücadelesi zor felâketler, tarih boyu insan oğlunun kâbusu olmuştur. Bırakın tabii felaketleri, şehir ve iş değiştirmek, sevdiklerimizden ayrılmak, yeni insanlar tanımak gibi kontrol edebileceğimiz bir çok olayda bile hep korkarız. Ani durumlarla karşılaşınca da stres altına girer hatta hastalanırız... Stres... Ne çok konuşuluyor, adının önüne çağın hastalığı yakıştırması yapılıyor. Nedir bu stres ve neden olur? Tek sebep korkularımız mıdır, yoksa altında yatan başka şeyler de var mıdır? Ağzımıza çok sakız mı yaptık, yoksa hakikaten sağlığımızı anlamadan tehdit eden gizli bir düşmanımız mı var? Araştırma sonuçlarına baktığımızda görüyoruz ki ülkemizde maalesef stres altındaki insanların oranı hiç de düşük değil. Stres konusunda yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, halkımızın %35’i kendini her zaman veya genellikle sinirli ve stresli hissediyor ve bunun ciddi bir kısmını da büyük şehirlerde yaşayan 28- 45 yaş arası insanlar oluşturuyor. Bu sonuca bakarak, özellikle iş kaygısı, zor hayat şartları ve büyük şehirlerin trafik, yüksek kira, kirli hava vb. olumsuzluklarının da stresi artırdığını kolaylıkla söyleyebiliriz. Kelime anlamına baktığımızda aşırı gerginlik olarak ifade edebileceğimiz stres, sürekli vücut ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, aşırı sinirlilik gibi belirtilerle kendini ortaya koyuyor. Ve gerçekten de ciddi bir problem olarak hayatımızı tehdit ediyor. Konunun uzmanlarına göre, bazen bireyin kendisi stres kaynağı olabileceği gibi (yıllarca edindiğimiz alışkanlıklara bağlı stres, çabuk sinirlenme, hassaslık, titizlik) yaşanılan fiziki çevrede (gürültü, karanlık,) stres unsuru olabiliyor. Diğer taraftan günümüzün büyük bir kısmını geçirdiğimiz iş yerindeki gerginlikler ve en önemlisi ailevi sıkıntılar stresin birinci dereceden kaynakları... Stresle başa çıkma yöntemleri hakkinda aciklamalar Stresle başa çıkma yöntemleri konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Stresle başa çıkma yöntemleri, stres,stres belirtileri, stresle başa çıkma, stres nedir,
stres nedenleri, stres yönetimi
|
|