Kadınlar
     
Kategoriler
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuklar
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlara Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Pratik Bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Kadın sağlığı

» Evrensel enerji nedir

 

Evrensel enerji nedir

Kadinlaricin.net sitesinde Evrensel enerji nedir baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Evrensel enerji nedir ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Evrensel enerji nedir ,resim ,resimleri

 

Streslerimiz, hayal kırıklıklarımız, üzüntülerimiz ile birlikte yaşamaya çalışıyoruz. Hatta sorunları sırtlayıp hayatımızı sürdürmeyi ‘‘yaşama yenilmemek’’ olarak görüp bundan bir övünç payı bile çıkarıyoruz. Ancak böyle bir yaşam bir süre sonra ruh ve beden fonksiyonlarımızı öylesine yıpratıyor ki vücudumuz buna isyan ediyor. Yoga ustaları bu aksak yaşam çabasını şöyle tanımlıyor: ‘‘Hepimiz ağzımızın içindeki kızgın bir çakıl taşıyla dolaşıyoruz, Bu taşı ne tükürebiliyoruz ne de yutabiliyoruz.’’ İnsanlar kendilerini keşfetmek, ruh dinginliğine ulaşmak istiyor. Bu arayışlar sonucu, Türkiye'de de merkezi bulunan yeni bir kapı aralandı: ‘‘Evrensel Enerji.’’

İnsan vücudunun mükemmel bir ritmi var. Bu ritm parçası olduğu evrenin ritmiyle uyum sağladığında, zihin ve ruh eğitilebildiğinde, ne hastalık kalıyor; ne de mutsuzluk. Bunun yöntemini binlerce yıldır insanlara sunan Yoga, Türkiye'nin artan stres ortamında hızla yaygınlaşıyor.

Yoga felsefesi önceleri yalnız rahiplere özgüyken zamanla halk arasına yayılmış ve farklı kimliklerde günümüze kadar gelmiş. Yoga'nın beden, zihin ve ruhu eğitmeyi, yüceltmeyi amaçlayan köklü ve derin bir bilim olduğu, onu gerçek anlamda uygulayanlar tarafından dile getiriliyor.

1846'dan günümüze gelen ‘‘Evrensel Enerji’’ (İngilizcesi spiritual human yoga) ise Yoga'nın biçimlerinden biri.

Akapunktur ve Uzakdoğu savaş sanatının da vücutta bulunduğunu kabul ettiği 7 temel hayati noktayı, yani çakraları temel alan Evrensel Enerji, felsefe olarak fiziksel ve ruhsal rahatlamayı hedef alıyor. Evrensel Enerji'nin amacı, başkalarını oldukları gibi kabul ederek, onların iyiliğiyle ilgilenme sorumluluğunu taşıyarak ve edinilen bilgiyi herkesin yararı için paylaşarak zihinsel huzuru bulmak. Bunun için belli aşamalardan geçmek gerekiyor. Felsefi ve psikolojik olarak belirli bir düzeye ulaştıktan sonra, başkalarına yardım etme yeteneği gelişiyor. Bu bölüm meditasyon egzersizlerini kapsıyor.

SRİ LANKA'DA DOĞDU

Evrensel Enerji'nin kurucu babası Dasira Narada, 1846'da Sri Lanka'da doğdu. 1871'de felsefe doktorasını aldı ve Sri Lanka hükümeti için çalışmaya başladı. 1906'da, Sri Lanka'nın yüksek dağlarına çekildi ve 1924'de ölünceye dek ruhani bir yaşam sürdürdü. Bu dönem içinde, Evrensel Enerji üzerine tüm bildiklerini bir sonraki Narada'ya aktardı. Şu anki Narada ise Usta Luongh Minh Dang. Dang, Vietnam'da doğmuş ve daha sonra bu öğretiyi merkez ABD'de olmak üzere hemen hemen tüm dünyaya taşımış.

Bugün 60 ülkede, 500'e yakın merkezi bulunan Spiritual Human Yoga'yı dünyada 8 milyon insan uyguluyor. Ülkemizde de bir merkezi var. Kursu veren Hasan ve Feride Cansever, Evrensel Enerji'yi tesadüf eseri bir arkadaşlarından duymuşlar. Daha sonra Hollanda, İsviçre, İspanya, Belçika ve İtalya'ya giderek eşiyle birlikte bu öğretinin tüm aşamalarını tamamlayan Hasan Cansever şeker hastalığı nedeniyle her gün kullanması gereken insülin dozunu yaklaşık 3 yıl sonunda 1/5'ine indirmiş.

Cansever çiftinin kurduğu merkezde öğreti, altı aşamalı 8 seminer halinde veriliyor. İlk dört aşama Türkiye'deki merkez tarafından veriliyor, diğer aşamalar ise yurtdışında. Dünyada 6 aşamayı alan 19 Türk mevcut. Bunların 4'ü yurtdışında yaşıyor. Öğretilen enerji transferi tekniğinin, tıbbi tedavinin yerine değil, sadece tamamlayıcı olarak uygulanması gerektiği her fırsatta dile getiriliyor. Evrendeki enerjiyi vücuduna alabilen insanın, bu enerjiyi başkalarına yardım için kullanırken asla para istememesi gerekiyor. Uzmanlar bazı hastalıkların fiziksel tedavi ile birlikte ruhsal olarak da yapılmasında hemfikirler.

Evrensel enerji

Evrensel Enerji'de amaç, evrenin enerjisini bedenimize alabilmek. Çoğu zaman bu enerji vücutta gerektiği gibi dolaşamaz. Evrensel Enerji ile bu enerji kanalları yeniden açılıp düzenli çalışmaları sağlanıyor. Kişi, enerji kanalları açık ve bu kanallardaki enerji akışı düzenli bir biçimde çalıştığında, en üst sağlık düzeyine kavuşuyor. Kişinin bunun için altı aşamadan geçmesi gerekiyor. Bir ve ikinci aşamada evrensel enerjiyi absorbe eden çakralar yüzde 60 oranında harekete geçiriliyor. Üç ve dördüncü aşamalarda ise bu oran yüzde 100'e varıyor. Beş ve altıncı aşamalarda ise öğreti derinlik kazanıyor. Usta Dang, bir söyleşisinde şöyle diyor: ‘‘İnsanlar kötü karmalar (en kötüleri gurur, kibirlilik, aldatma ve kendisinin Tanrı'dan üstün olduğunu düşünmektir) edinmeye başladıklarında özel yeteneklerini kaybettiler ve çakraları tamamen kapatıldı. Böylece geriye doğru geliştiler, her gün yozlaşma, maddiyatçılık, çatışma, cinayet ve savaşın kötü karmasına daha da gömüldüler.’’

Hastaya Evrensel Enerji'yi aktarmak için ilk aşamalarda sadece eller kullanılırken 5. aşamanın son bölümünden itibaren ve 6. aşamada Evrensel Enerji'yi konsantrasyon ve düşünce gücüyle hastalara iletmek de mümkün oluyor. Evrensel Enerji'nin gücünde de hiçbir sınır yoktur. Bu enerjiyi kullanabilmenin üç koşulu vardır: Bedenin eğitilmesi, Evrensel Enerji'nin bedende saklanılabilmesi, Evrensel Enerji'nin hastanın iyileştirilmesi ya da sağlıklı kişilerin hastalıklara karşı dirençlerini ve yaşam güçlerini artırmak için kullanılması.

Katılanlar ne diyor?

Sevgi Kalkan: Evrensel Enerji'yi arkadaşlarımdan duydum. İnanılmaz faydalarını görüyorum. Kronik faranjitim vardı. Bir ve ikinci aşamayı aldıktan sonra kendime enerji verdim. Faranjitten kaynaklanan ses kısıklığım düzeldi.

Nur Erkaymaz (Ev Hanımı): Göğsümden ameliyat olmuştum. Kolumu kaldıramıyordum, tek tedavi jimnastikti. Enerji vermeye başladıktan sonra daha kısa zamanda iyileştim. İnanarak yaptım.

Nergis Yazgan (Doğal Hayatı Koruma Derneği Genel Müdürü): İnsanın kendini keşfetmesi gibi bir şey. Modern çağımızda insanlar kendilerini dinleyemiyorlar. Bitki özlerinden yapılan ilaçlar kadar doğal Evrensel Enerji dünyada ve hayatta varolan bir kavram. Varolanı nasıl kullanmayı öğreniyoruz o kadar.

Semih Ersoy (Öğrenci): Mantıklı ve tutarlı bir yanı var. Havada kalan şeyler değil.

Bedenimizdeki 7 çakra

Evrensel Enerji öğretisine göre, insanda 7 temel enerji merkezi bulunuyor. Bu merkezlerin her birine çakra deniyor.

Vücutta bulunan 7 çakra ve bunların etkilediği bölgeler şöyle:

Çakra 1: Cinsel organlar ile anüs arasında. Kundalini adı verilen çok özel bir ateş/güç içeriyor. Bu ateş çakranın etrafında çöreklenmiş durumda. Dört yapraklı nilüfer çiçeği ile temsil ediliyor. Bu çakra yaşam enerjisi, arzusu, içsel güvenlik duygusu ve kendini koruma içgüdülerini kontrol ediyor. Gonod hormonu (yumurtalık ve erbezleri) üzerinde etkili.

Çakra 2: Tam kuyruksokumunda, belkemiğinin ucunda altı yapraklı nilüfer çiçeği ile temsil ediliyor. Yaratıcılık bilinci ve enerjisini, hayal gücünü her konudaki isteği, yuva ve aile kavramları içeren duyguları kontrol ediyor. Doğum olayını gerçekleştiren organlar, lenfatik sistem, anasütü ve böbreküstü bezleri üzerine etkili.

Çakra 3: Belkemiği üzerinde göbek hizasında. Sekiz yapraklı nilüfer çiçeği ile temsil ediliyor. İnsanda güce susamışlık, ihtiras, dışa vurulmuş bilinç, dinamizm, ego, kişilik, dayanıklılık ve uyum gibi kavramları kontrol ediyor. Sindirim sistemi, kan, hormonal çıkışları ve pankreas salgısı üzerine etkili.

Çakra 4: Belkemiği üzerinde meme uçlarını birleştiren hat hizasında. On veya oniki yapraklı nilüfer çiçeği ile temsil ediliyor. Evrensel sevgiyi, karşılık beklemeden sevme, hoşgörü ve mutluluk gibi kavramları kontrol ediyor. Kan dolaşımı, bağışıklılık sistemi üzerinde etkili.

Çakra 5: Omuz çıkıntısının altında. Boyun civarındaki sinir ağına bağlı. Onaltı yapraklı bir nilüfer çiçeği ile temsil ediliyor. Bilinçli sezgiyi, üstün yaratıcılığı, akıcı ifadeyi, dokunaklı konuşmayı kontrol ediyor. Ses telleri, duyma sistemi, kemik iliği, paratiroid bezi salgıları üzerine etkili.

Çakra 6: Frontal kafatası kemiğinin tam orta yerinde. Bu çakra da kafatası sinir ağına bağlı. Yüz yapraklı bir çift nilüfer çiçeği ile temsil ediliyor. Kutsal veya üçüncü göz olarak da tarif ediliyor. Üstün zihinsel bilinci, dünyayı ve yaratılışın algılanmasını, telepati, yaratıcı zeká bu çakranın üzerinde.

Çakra 7: Kafatasının tepesinde, alın kemiğinden artkafaya uzanan dikişin arka kısmında. Kafatası sinir ağına bağlı ‘‘ultra hücreler’’ adı verilen sinir hücrelerini içeriyor ve bin nilüfer çiçeği yaprağı ile temsil ediliyor. Bu çakra Yaradan'la ruhani iilişkiyi, ruhsal bilinci ve bağımsızlığı, akılüstü algılamaları kontrol ediyor. Kişi bu çakrayı güçlendirdiği ve saflaştırdığı ölçüde Tanrı'ya yaklaştığını hissediyor.

Öğrendikçe değişiyoruz

İçinizde kuvvetle hissettiğiniz ve sebebini tam olarak kavrayamadığınız değişim arzularının nedeni, şimdiye kadar öğrendiklerinizin birikiminden başka birşey değil.

Bilgilerin böylesine büyük bir hızla ardı ardına ortaya çıktığı bu dönem içinde daha bir tanesini kavrayamadan, içimize sindiremeden bir diğeriyle karşılaşıyoruz. Keşiflerle karşılaştığımız zaman büyük bir heyecan duyuyoruz. Peki, bu sırada neler düşünüyoruz?

Öğrendiklerimiz, bizi nasıl etkiliyor? Nasıl biçimliyor? Ve bütün bunlar davranışlarımıza nasıl yansıyor?

‘‘İçimize sindiremediğimiz ve kavrayamadığımız bilgiler, nasıl olur da bizi yönlendirebilir? Davranışlarımızı etkilemesi mümkün mü’’ diyenler çıkabilir...

Zaten anlamını kavramadan öğrendiğimiz o kadar çok şey var ki... Fakat, bütün ‘‘şeyler’’ bizi biçimliyor. Öğrendiklerimizin tümü, yaşam şeklimizi oluşturuyor. Bütün bunlar şuurumuzda oluşmasa bile bilinçaltımızı harekete geçirip ortaya koyduğumuz davranışlar şeklinde açığa çıkıyor.

Her gün farklı bir bilginin oluşturduğu yepyeni bir durumla karşılaşıyoruz. Ya da öğrendiğimiz bu bilgiler, o anda durum değişikliğine neden olmayıp bir işimize yaramasa bile kafamızın içinde bir yerlerde birikiyor.

Ve farkında olmadan biriktirdiklerinizin sonucunda oluşan potansiyeli gezegenlerden akan enerji harekete geçiriyor ve siz nedenini anlayamadığınız istekler duymaya başlıyorsunuz. Hem de o güne kadar aklınıza bile gelmeyen, varlığından bile haberinizin olmadığı çok başka istekler içine giriyorsunuz.

Şimdi, keşifler sonucu ulaşılan bilgilerin üzerinde düşünen ve anlamını kavrayan bir kişinin, öğrendiklerini kullanacağı ve pratik hayatına şuurlu bir biçimde yansıtacağı açıkça görülüyor. Böylece, değişen bilgilerle birlikte kendi içindeki değişikliği ‘‘şuurlu’’ olarak gerçekleştireceği için, çok daha sağlıklı bir gelişim ve devinim içinde bulunacaktır.

Halbuki, bilginin anlamını kavramamış olanlar, bu değişim sürecini sancılı bir biçimde yaşamaktadırlar.

Kesintisiz hareketin bir parçası olan insan, dahil olduğu topluluğun içindeki yerinde hareket ettiği gibi aynı zamanda toplulukla birlikte ve dünyayla birlikte devinmekte. Bu nedenle de ister anlamış olsun ister hiç kavramamış olsun, evrensel yasaların doğrultusunda devinmeye devam edecek.

Evrensel yasa, makro kozmozdan, mikro kozmoza kadar her planda aynı. Ve insan, kendi içinde kozmozun bir modeli. Ve, kozmozu çözdükçe kendisini de çözeceği, çok basit bir mantıkla anlaşılıyor.

Yıllardır kesin gözüyle bakılan bilgiler ve kitaplara geçirilen, değişmez denilen yasaların değişmesiyle birlikte elbette ki düşüncelerimiz ve hayata bakışımız da değişecek.

Eski kitapların hükümünü geçersiz kılan keşifler nasıl, yeni kitapların yazılmasına neden oluyorsa, bizim de algılamalarımızın değişmesine pek tabii ki, neden olacak.

Dünyayı böylece daha farklı görüp, eskisinden daha farklı değerlendireceğiz. Ve bütün bunlar davranışlarımıza istemesek bile yansıyacak. Nedenini çözemediğimiz, içinden çıkamadığımız, bize neler olduğunu telaşla düşündüğümüz, değişim arzularına neden olacak.

Böylece, kalıp halinde ezberlediğimiz kuralların değişmesiyle birlikte artık zihnimizin içindeki kalıplardan sıyrılabilir, daha açık ve net bir algılama içine girerek bilgileri kavrayabiliriz. Kozmik yasaların bizim içinde aynı şekilde çalıştığını öğrenebiliriz, diyorum

Peygamberlik taslamayın

'Günümüzde mucizeler o kadar olağan görülmektedir ki, yeni bir peygamberin kendisini kabul ettirebilmesi çok güç olacaktır.'

Bu sözler Lyall Watson tarafından 1974 yılında 'Ölüm Yanılgısı' adlı kitabın 'Mucizeler ve Başka Gerçekler' bölümünde geçmektedir.

1970'li yıllara baktığımız zaman bilgisayarın hayatımıza girmeye başladığını görüyoruz. Daha da ötesi bilimsel gelişmelerin hızı, mistiklerin çoktan ulaşmış oldukları noktaya doğru bizi götürüyor olması...

Bu durum düşünen insanı daha önce mucize olarak nitelendirdiği pek çok olgunun gerçekliğine doğru yaklaştırmaya başlıyor.

Bilgisayarın gelişmesiyle birlikte günlük hayatımızın içine giren mucizeler artık öylesine sıradan ki, kendi kendine açılan kapılar, sese veya ısıya duyarlı cihazlar hiçbirimizin üzerinde şaşkınlık yaratmıyor.

Çok değil, bundan 30 sene önce cep telefonuyla konuşan birini görseydik bunun bir kurgu film olduğunu düşünürdük. Halbuki 'Uzay Yolu' adlı filmde gördüklerimizi şimdi yaşıyoruz. Hem de hiç şaşırmadan. Son derece doğal ve sıradan bir şeymiş gibi...

Aslında aklın sınırlarını zorlayan bilimsel gelişmeler ölüleri diriltecek boyutlara ulaşmış durumda. Mesela kalbi duran bir hastanın öldükten sonra kalbine pil takılıp yaşatılmasını hiç garipsemiyoruz. Yumurtalıklarını donduran bir kadın, artık çocuk sahibi olabilme sınırını çoktan aştığı halde bebeği olabiliyor. Çaresi olmayan bir hastalıktan ölmek üzere olan bir adam bedenini dondurup 20-30 sene sonra hastalığın ilacı bulununcaya kadar tekrar hayata dönmek üzere süresiz bir uykuya yatabiliyor. (Kimbilir, belki de 'Yedi uyuyanlar' efsanesi, böyle bir teknolojinin ürünüdür.)

'Hindistan'a yapmış olduğum son yolculukta, İsa'ya mal edilen hemen bütün mucizeleri gerçekleştiren bir insan gördüm. Satya Sai Baba'nın hiçbir peygamberlik iddiası yoktur. Uzun ince boyu, kapkara kıvırcık saçlarıyla Bangalore yakınındaki evinde uçun, kırmızı ipek elbisesiyle kendisini ziyarete gelen kalabalığın içinde dolaşmakta, hiç kimseyi ayırt etmeksizin herkese sağlık ve varlık dağıtmaktadır. Kayaları şekere, çiçekleri mücevherlere dönüştürmekte, gökten muazzam küpleri doldurmaya yetecek kadar kutsal kül yağdırmakta ve hastaları gerek dokunma yoluyla, gerekse hiç değmeden uzaktan iyileştirmektedir. Onu daha yakından tanıma olanağı bulamadım. Ancak, Sai Baba'yla bir süre çalışmış olan Howard Murphet işe hiçbir hokkabazlık ve el çabukluğu hünerinin karışmadığına kesinlikle inanıyor.'

Bunlar Lyall Watson'ın sözleri. Ancak, ben de yerli yabancı Sai Baba'yı ziyaret etmiş pek çok kişiden benzer iddialar duydum. Ayrıca söz konusu sağlık olduğu zaman biyoenerji, akupunktur ve daha bir çok çeşitli adlarla anılan mucizevi iyileştirme yöntemleri var. Maharişi'nin kutsal Veda metinlerini inceleyip dünyaya tanıttığı TM ve Ayurveda teknikleri bütün dünyada biliniyor. Hatta TM tekniği ile yer çekimine meydan okuyorlar. Sonra Master Dank'ın Türkiye'de 'Sağlıklı Hayat Yolu' olarak bilinen evrensel enerji yöntemiyle mucizevi tedavileri sıradan insanların da öğrenip uygulamasını sağlıyor. Bunlar, hemen bütün dünyada giderek yaygınlaşan mucizeleri gerçekleştiriyorlar.

Bütün bunların dışında fazla yaygınlaşmamış, az bilinen uygulamalar da var. Ve bunların hepsi mucize olarak adlandırılabilecek türden şifa dağıtıyorlar ama hiçbiri peygamberliğini ilan etmiyor. Çünkü, bilimsel gelişmelerin ışığında (Henüz bilim keşfetmemiş olsa bile) olabilirliği kabul gören açıklamalar içeriyor. Ayrıca peygamberlik iddiasında bulunacak olurlarsa, günümüz insanı tarafından ciddiye alınmaları ve kabul görmeleri artık mümkün değil. Çünkü, bizler artık hayatın kendisinden başka bir mucize olmadığını biliyoruz. Kaldı ki, hayatın kendisi de her geçen gün bilim tarafından büyük bir hızla çözülüyor diyorum,

Hayırlı enerjiler
 
Kötü enerji, olumlu enerjiye kıyasla çok daha kolay ve çok daha çabuk yayılıyor. Gerilim olduğunda insanların birbirlerinden etkilenmesi inanılmaz bir süratle gerçekleşiyor. İşte bu yüzden günlük hayatta o kadar çok kavgaya rastlıyoruz. Tarihte her an çıkabilecek ağız dalaşları, sokakta yürürken aniden meydana gelen öfke patlamaları sonuçta hep bu yüzden.
Enerji, her soluk alıp verişimizde bizimle birlikte olan, kendi öz benliğimiz ve vücudumuzu ayakta tuttuğu gibi var olan her şeyin var olmaya devam etmesini sağlayan bir gerçek.
Zaten insanlığın bütün meselesi enerji ile alakalı. Bir elektrikli ev aletinin fişini çekip elektriksiz bıraktığınızda nasıl işlevini kaybediyorsa, ruh vücudu terkettiğinde de aynı sonuç vücut için geçerli oluyor.
Konu bu kadar önemli olduğu için birbirimize ne gibi enerji gönderdiğimize dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Vücuttan yayılan elektrik, içinde bulunduğumuz psikolojik durum ve bunun sonucunda yüzümüzde oluşan ifade, eleştirilerimiz, iltifatlarımız hep bir enerji birikimine sebep oluyor. Ve hiçbir şeyin kaybolmadığı evrende, gidip bir yerlerde birikim meydana getiriyor. Bu birikim eğer olumsuz yöndeyse, dönüp dolaşıp yine bizi buluyor.
Depremi hatırlayın.
Uzmanlar depremi, yerkürede, fay hattında biriken enerjinin stres atması olarak tarif ettiler. Biriken enerji ve oluşan stresin bir biçimde deşarj olmasına deprem dedi. Ve nasıl sonuçlar doğurabileceğini hep birlikte öğrendik.
Binlerce kişinin hayatını kaybettiği, bir o kadarının evini barkını ve yaşama biçimini kaybettiği bu deprem, belki de yerkürenin bizleri taşımaktan memnun olmayışındandı.
Herkes bundan sonra ders alınması gerektiğini söyledi. Ama tıpkı tahmin ettiğim gibi ders alan falan olmadı. Yine hepimiz günlük hayatımıza geri döndük ve eski hamam eski tas diyerek zaman geçirmeye başladık.
Stresini bir ölçüde atmış olan yerküre acaba şimdi ne alemde? Ya da biz nereye kadar risk almaya devam edeceğiz?
Huzurlu olmak için gayret sarf etmek dururken neden kendimizle ve etrafımızla bu kadar didişiyoruz, onu da anlamak zor.
Ürettiğimiz ve dışa vurduğumuz enerjinin nasıl ve ne zaman karşımıza çıkacağını bilmeden dünya üzerindeki hacmimizi işgal etmeye devam ediyoruz.
Bunca araştırmaya ve çalışmaya rağmen enerjiyi görüntülemeyi başaramayan teknoloji ve bilim dünyası, negatif üretimimizde ne derecede ciddi bir tehlike oluşturduğumuzun farkında aslında. Ama ikaz etmenin hiçbir fayda sağlamadığını defalarca tahlil ettiğimize göre hiç değilse susup kendi enerjimizin pozitif olmasına gayret edebiliriz.
Bu durumda birbirimize hayırlı enerjiler mi demeliyiz sizce?

SÖZÜN ÖZÜ
Her firavunun bir Musası vardır.

LEVHA
Alkışlamayı bilmeyenler ya oyuncu olsaydı.

Doğadaki enerjiyle bütünleşin

Doğayla bütünleşmek demek, doğadaki saf enerjiyle bütünleşmek anlamına geliyor.

‘‘Bütünleşmek’’ sözcüğü yazarken kolay fakat, uygunlanması çok zor bir işmiş gibi gelebilir. Bir de üstelik burada sadece doğadan değil, doğanın enerjisiyle bütünleşmekten bahsediyorum. Sanki, bu çok daha zormuş gibi algılanabilir.

İşin içine ‘‘enerji’’ lafı girdi mi, her nedense, insanların bakışları değişiyor. Hayranlıkla karışık bir endişe yüzümüzü kaplıyor.

Halbuki, doğayla bütünleşmeyi başardığınız zaman doğal olarak onun enerjisiyle de bütünleşiyorsunuz.

Durmadan ‘‘bütünleşme’’ lafını ediyorum, siz de meraklanıyorsunuz, ‘‘nedir bu bütünleşme’’ dediğinizi duyar gibiyim.

Buna ‘‘birleşme’’ diyebilir miyiz? Elbette diyebiliriz. ‘‘Bir’’ olmaktan geliyor. Ancak, bu açıklama sanırım işleri biraz daha zorlaştırıyor. Bir insanın bir insanla birleşmesi çok anlaşılır bir şey de, bir insanın, doğayla birleşmesini anlamak biraz zor sanırım.

En iyisi lafı uzatmadan doğayla bütünleşmeyi nasıl gerçekleştirebiliriz, onu anlatayım. Böylece bir yığın açıklamadan da kurtulmuş olurum.

Şimdi doğanın en canlı, renklerin en parlak (hava kirliliğinun izin verdiği ölçüde) filizlerin boy verdiği bir dönemdeyiz. Yani bundan daha iyi bir zaman olamaz. Aslında doğanın enerjisini çekmek isteyenler için her an, uygun zamandır. Tabii bunu bilenler için. Şimdiyse, öğrenmek isteyenler için en uygun dönem desek daha doğru olacak.

Mesela bugün. Hava bulutlu olmazsa, yağmur yağmazsa, hemen bir program yapın ve çoluk çocuk kırlara, ormanlara (Bunları bulabilmek çok zor, fakat en kötü halde parklara) doğru gidin.

Üzerinize hafif ve rahat kıyafetler giyip ayağınıza yürüyüş papuçlarını geçirin ve dalın ormana. Tabii bu arada çene çalmaya dalmasanız iyi olur. Hiç konuşmayın demiyorum fakat, dikkatinizi çevrenize yöneltmeniz gerekiyor. Eh konuşurken de bunu yapabilmek zor. En azından yürümeye başladıktan bir süre sonra konuşmak yerine ormanın sesini dinlemeye başlayabilirsiniz. İşte, o an çok önemli. Yani ormanın sesini duymaya başladığınız an.

Aslında sırf doğanın enerjisiyle bütünleşmeye niyet ederek ormana giderseniz, daha ciddi bir sonuç alabilirsiniz. Evet, bence böyle yapın. Yola çıkarken içinizden niyetinizi geçirin. Şayet, yanınızda çocuklar, eşiniz, dostunuz varsa, bu niyetinizi onlara da söyliyebilirsiniz. Hatta hep birlikte deneyebilirsiniz.

Ağaçların arasında yürümeye başladığınız zaman kafanızı meşgul eden bütün düşünceleri, dünyayla ilgili kaygılarınızı, fikirlerinizi arkanızda bırakın.

Bunu sağlayabilmenin en pratik yollarından biri de yürümeye başladığınız sırada dikkatinizi aldığınız nefese yöneltmektir. Mesela bir nefes alırken adımlarınızı sayın. Bir nefes aldığınızda kaç adım atıyorsunuz? iki, üç?

Ya, nefes verirken? Dikkatinizi aldığınız soluk ve adımlara yönelterek zihninizi boşaltabilirsiniz. Tabii bu arada adımlarınızı sayarak daha düzenli soluklar alıp verebilirsiniz.

Bir süre böyle yürüdükten sonra boşalmış bir zihinle bakışlarınızı yürüdüğünüz yoldan yukarı kaldırın. Ağaçlara, çevrenize alıcı gözle bakın. Bitkileri, çiçekleri dikkatle inceleyin. Sanki ilk kez görüyormuşcasına bakın.

Zaten dikkatle baktığınız zaman ilk kez gördüğünüzün de farkına varacaksınız. Çünkü, baktığınız nesnenin (Çiçek, ağaç, kuş) ayrıntılarını göreceksiniz. Güzelliğin, mükemmelliğin karşısında heyecanlanacaksınız. İşte o an içinizdeki enerji harekete geçiyor demektir. Bırakın o heyecan sizi sarsın.

Etrafınıza baktıkça içinizin giderek coşkuyla dolduğunu anlayacaksınız. Bunu anladığınız anda derin soluklar almaya başlayın. Ve her soluk alışınızda doğanın enerjisini içinize çekiyor olduğunuzu düşünün. sonra yavaş yavaş aldığınız nefesi verin. Bu sırada acele etmeyin.

Nefes verirken bu kez, içinizdeki kötü duygu ve düşüncelerin, sizi gerilime sokan her ne varsa, bütün bunların sizi terk ettiğini düşünün.

Ayrıca, çevrenizdeki insanlardan ve daima yaşadığınız yerlerden size bulaşmış kötü etkilerin, sağlınızı bozan olumsuz elektiriklerin de verdiğiniz nefesle birlikte gittiğini hayal edin. Böylece tamamen arındığınızı düşünün. Sonra yeniden yavaş yavaş soluk alın.

Soluk alırken dikkat edeceğiniz bir diğer nokta da ‘‘bir çiçeği koklar gibi’’ soluk almaya çalışmak, olmalı. Derin bir nefes. Havanın ciğerlerinize giderken genzinizi yaktığını hissetmelisiniz.

Tabii bu nefes uygulamasını fazla yapmayın. En uygunu beş veya altı nefes olmalı. Yoksa, içinize çektiğiniz fazla oksijen yüzünden başınız dönebilir.

Sonra etrafınıza ilgiyle bakarak yürüyüşünüzü tamamlayın. Kendinizi fazla yormayın. Şimdi, kendinizi dinleyin. Nasıl hissediyorsunuz? Canlandınız değil mi? Hatta karamsar duyguların sizi tamamen terk ettiğini (Şayet böyle bir şey varsa) hayat ve geleceğe yönelik yeni istekler içine girdiğinizi fark edeceksiniz. Bu müthiş bir şey. Bunu her fırsatta yapmalısınız

. Evrensel enerji nedir hakkinda aciklamalar Evrensel enerji nedir konusunda bilgiler

 

Kadın sağlığı Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 15
Şeker Hastalığı Açlık Tokluk kan şekeri kaç olmalı
Okunma: 14
İshal nasıl geçer
Okunma: 11
Referandum nedir?
Okunma: 8
Çocuklarda Yaz İshali
Okunma: 7
Tansiyon düşüklüğü ve tedavisi
Okunma: 6
Gerdek gecesi
Okunma: 5
İstanbul havuz rehberi
Okunma: 5
Kolesterol Nasıl Düşürülür
Okunma: 4
Enerjik olmak için ne yapmalı
Okunma: 4
Rus turistlerin tercih ettiği oteller
Resim
Kronik Yorgunluk Sendromu
Kronik Yorgunluk Sendromu

 |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!

Saglikarsiv Sigorta Kadınlar İçin Blog