Uzaylı Resimleri
2010-07-21 12:58:52 Kadinlaricin.net sitesinde Uzaylı Resimleri baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Uzaylı Resimleri ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Uçan garip cisimler, bilmediğimiz bir teknoloji ve uzaylılar olarak tanımladığımız Dünyalı olmayanlar...
Son günlerde Türkiye semalarında arz-ı endam ederek şaşkınlık yaratmaktan çok karşılaşanların şaşırtıcı tepkilerini izliyorum. Acaba ben olsaydım ne yapardım, diye düşünüyorum. Ya, siz olsaydınız ne yapardınız? Hiç düşündünüz mü?
Olup olmadığı bile tartışılırken böyle bir düşünce eminim aklınızın ucundan bile geçmemiştir. Ama size hoş bir hafta sonu bilmecesi. Böylece hayal gücünüzü de çalıştırıp yıldız haritanızdaki Neptün'ü de harekete geçirmiş olursunuz.
Sanırım önce Uzaylılar var mı, yok mu sorgulamasına gireceksiniz. Ama hiç tavsiye etmiyorum. Çünkü, sınırlarını algılayamadığımız uzayda bizlerin üzerinde yaşadığı dünyayı düşünecek olursanız minnacık bir nokta olduğunu anlarsınız. Ve biz yüzümüzü gökyüzüne çevirdiğimiz zaman binlerce dünyayı nasıl ışık noktaları gibi görüyorsak, uzaydan bakıldığında dünyamız da minik bir ışık topu gibi pırıldıyor. Ve de bizim için evrenin merkezini oluşturan bir hayat kaynağı oluyor.
Bildiğimiz bu dünyadan başka yok. Olamaz. Çünkü bilmiyoruz. Bilmediğimizi de yok sayıyoruz. Daima böyle yapıyoruz. Neyse ki birileri 'olabilir' diyor da araştırmaya başlıyor. Nihayetinde keşiflerini açıklıyor ve biz de bilmeye başlıyoruz. Ondan sonra kabul gösteriyoruz.
Şimdi Uzaylılar var mı, yok mu?
Bilmiyoruz. Birileri çıkıp 'Ben Uzaylıları keşfettim. İşte kanıtları!' derse ve başka birileri de 'Evet biz bu kanıtları inceledik ve doğru' derse, biz de bilmiş olacağız ve ondan sonra düşünmeye başlayacağız.
Her nedense, 'düşünmek' dediğimiz eylem hep birilerinin ön düşüncesinin peşinden gidiyor. Yani kendimize özel bir düşünce oluşturamıyoruz. Hep birilerinin düşünmesini bekliyoruz. Onlar düşünüp fikirleri oluşturduktan sonra biz de bunların üzerine düşünmeye başlıyoruz.
Ne var sanki, çok mu zor? Biz de kendi fikirlerimizi oluşturamaz mıyız? Karşılaştığımız olayların üzerinde yoğunlaşamaz mıyız? Araştırıp düşünemez miyiz?
Evet, düşünemeyiz. Çünkü, düşünmeyi unutuyoruz. Çünkü birileri bizim adımıza düşünüyor ve hazırlayıp önümüze koyuyor. Şimdi düşünmeye ne gerek var? Bir de bununla mı uğraşacağız? Onca işin arasında düşünecek vakit mi var?
Peki birilerinin düşünüp hazırlayıp önümüze sunduğu doğru mudur, eğri midir, bize uygun mudur?
Canım, bize mi düştü bunu sorgulamak? Biz ne anlarız? Mutlaka birileri gereken incelemeyi yapmıştır. Biz de kabul edeceğiz pek tabii.
Peki, ya Uzaylılar?
Bizim ülkemizde Uzaylılar kendilerini gösterdiler. Kameraların tesbit etmesine izin verdiler. Şimdi bunun üzerinde de mi, düşünmeyeceğiz?
Türkiye'nin son derece ilginç bir süreç içinde bulunduğu şu günlerde meydana gelen sıradışı olayların üzerinde düşünmeyeceğiz de ne zaman düşüneceğiz?
Şimdi düşünmek zamanı. Hem ülkemizi, hem kendimizi, hem de uzaylıları düşünmeye başlasak iyi olacak. Kimbilir, belki de uzaylılar bizim düşünmemizi sağlamak için buralara kadar gelmişlerdir, kimbilir diyorum
Siyah Giyen Adamlar... Dünyayı sadece onlar kurtarabilir! Cilalanmış kromdan inşa edilmiş yüksek teknoloji ürünü bir mekan... Beyaz kiremitlerden yapılmış bu ilginç mekan, 1960'lı yılların havaalanlarını anımsatıyor. Burası, Siyah Giyen Adamlar Genel Merkezi.
Simsiyah giysiler içinde bir grup adam, gözlerini önlerindeki oval ekrandan ayırmıyorlar. Hepsinin dikkati ekranda görünen ve durmadan yanıp sönen ışıklarıyla ahtapotu andıran tuhaf bir yaratığın üzerine odaklanmış durumda. Yerin altına gizlenmiş yaklaşık 20 kadar uzman da bu yaratığın 'kim' ya da 'ne' olduğunu bulmaya çalışıyor.
İşe yeni alınan Ajan J, olup biteni çocuksu bir merakla izlerken, Ajan K ise gerilimi daha da artırıyor: ‘‘ Gözlem küçük girişimimizin kalbi. Bu ekrandaki herkes bir yabancıdır. Halk içinde bizden birisi gibidirler. Ama dikkatli baktığınızda onların aslında bizden biri olmadığını anlayabilirsiniz.’’
Dünyayı istila etmeye çalışan kötü kalpli tuhaf yaratıklar ve onlarla mücadele eden iyi insanların çatışması pek çok filme konu oldu bugüne kadar. Üstelik dünyayı istila etmeye uğraşanlar da genellikle uzaydan gelen yaratıklardı. Barry Sonnenfeld'in yönettiği Men In Black (Siyah Giyen Adamlar) adlı film de benzer bir konu üzerine kurulu.
Ama, bu kez dünyayı istila etmeye çalışanlar, başarısız bir çizgi roman serisinin içinden çıkıp gelen uzaylılar. Üstelik de istedikleri zaman insan kılığına girip, hiç fark edilmeden ortalıkta dolaşabiliyorlar.
Bu uzaylılar E.T. gibi dost canlısı genellikle. Ama arasıra Edgar Bug gibileri kalplerini yada ‘‘kalbe benzer şeylerini’’, dünyayı yok etmeye adıyor. İşte o zaman Siyah Giyen Adamlar ve New York şehri adli polis doktoru Laurel Weaver onlarla ilgilenmek zorunda kalıyor.
Film, Lowell Cunningham'ın aynı adlı komedi dizisi kitaplarından sinemaya uyarlandı. Yapımın projesi, 1994 yılında Nasa'nın Jüpiter'in uydularından birinde bir yaşam formu keşfettiğini açıklamasına kadar uzanıyor.
Filmde, Ajan J'yi Will Smith, Ajan K'yi ise Tommy Lee Jones canlandırıyor. Bu ikisi birbirine taban tabana zıt iki karakter. Smith'in oynadığı Ajan J, olup bitenden eğlenirken, Jones'un oynadığı Ajan K ise kainatı kurtarmaktan bizzat kendisi sorumluymuş gibi hissediyor ve etrafa gerilim saçıyor.
‘‘Çekimler sırasında her iki aktör de canlandırdıkları karakterlerle neredeyse özdeşleştiler’’ diye anlatıyor yönetmen Sonnenfeld ‘‘Sette her sabah Jones'a çekilecek sahneyi anlatırdım. O da bana senaryoyu okuduğunu, sahnenin çok saçma olduğunu, repliklerin hiçbir anlam taşımadığını söylerdi. Ancak hemen arkasından 'Ama bana o kadar çok para veriyorsunuz ki, şikayet etmeye hakkım yok' diye eklerdi.’’
Will Smith ise müşkülpesent rol arkadaşı için ‘‘Tommy çok mükemmeliyetçi birisi. Bu Beethoven üzerine, birisinin rap yapmasını dinlemek gibi bir şey’’ diyor. Aslında onlar da insan Evrendeki olası diğer uygarlıkların izini bulmak için en küçük ipuçlarını bile değerlendiren insanoğlu, bir yandan da kendi düşgücüyle fantastik bir ‘‘uzaylılar dünyası’’ yaratıyor. Bilimkurgu roman ve filmlerinde karşılaştığımız bu düşsel kahramanlar, insanın bilinçaltından ve fantezi dünyasından fırladığı için, hep insani özellikler taşıyor. Dünyalının düşgücü, insani özelliklerin sınırını aşamıyor. Ancak uzaylı yaratıklar, beyazperdede çok iyi gişe hasılatı yapıyor, TV'lere rating rekorları kırıyorlar. Yıldız Savaşları, E.T ve Bağımsızlık Günü gibi üç büyük bilimkurgu filmi, bugüne kadar tam 1 milyar insan tarafından izlendi. E.T En ünlü uzaylı E.T, film süresince hep evine dönmek istiyordu. Evi nerede acaba?.. YODA Yıldız Savaşları'nın bilge Jedi şövalyesi Yoda, inanılmaz derecede nazik ve iyi niyetli bir karakter. QUARK Deep Space Nine filminde, Ferengi halkından bir karakter olarak çizilen bar sahibi Quark, iri kulaklarıyla uzayın derinliklerinden sesler alabiliyor. MARSLI Son gösterime giren bilimkurgu filmi Çılgın Marslılar'ın bir kahramanı. Umarız uzaylılar bu tipe benzemiyordur. JABBA Yıldız Savaşları'nın ikincisi Jedi'nin Dönüşü’ndeki korkunç mafya babası Jabba the Hutt. Tipi bir yana, kişiliği tamamen dünyaya özgü bir karakter. WORF Uzay Yolu'nun ikinci kuşağından iyi bir karakter. Eh, dünyada iyiler de var.
ET geri dönüyor Ünlü bilim adamı Carl Sagan'ın öncülüğünde 1980'de kurulan The Planetary Society'nin amacı, güneş sistemini ve dünya dışı yaşam olasılıklarını araştırmak. Kâr amacı gütmeyen ve bağışlarla varlığını sürdüren topluluk, geliştirdiği projelerle uzaylılara ait ipuçlarını araştırıyor. 140'tan fazla ülkede 100 binin üzerinde üyesi bulunan Planetary Society, dünyanın en büyük uzay araştırmaları grubu olarak biliniyor.
Populer Science: Uzaylılar hala dünyaya bir işaret göndermedi mi?
Friedman: Hayır henüz değil. Bence, çok gelişmiş bir uygarlığın bize güçlü sinyaller gönderme olasılığı zayıf. Ve biz tam olarak ne tür bir sinyal aradığımızı bilmiyoruz bu yüzden de alacağımız her türlü sinyali değerlendirmek zorundayız.
PS: Araştırmalar nasıl yapılıyor ?
Friedman: 1990'ların başına kadar sinyalleri radyo teleskoplarla dinliyorduk. Şimdi daha çok ışık ve kızılötesi ışınlar üzerinde duruyoruz. Kısaca SETI (the Search for Extraterrestrial Intelligence) olarak bilinen "dünya dışı varlıkları araştırma" projesi için Massachusetts'te ilk gözlemevini kuruyoruz. Gözlemevi bu yılın sonunda uzaydan gelen ışıkları değerlendirmeye başlayacak.
PS: Güneş sistemimiz dışında bulunan gezegenlerin keşifleri size umut veriyor mu ?
Friedman: O gezegenlerin yaşamaya elverişli olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak yaşamın, okyanus tabanı türü alanlarda geliştiğini biliyoruz bu da bize umut veriyor.
PS: SETI projesine evindeki bilgisayardan katkıda bulunan üyeleriniz var. Bilgisayarlarında yükledikleri bir programla, Porto Riko'daki teleskoptan gelen verileri tarıyorlar. Bu çalışma nasıl gidiyor ?
Friedman: SETI@home projesi, üç milyon katılımcıyla dünyanın en büyük bilimsel deneyini oluşturuyor. Sinyalleri tanımlamaya yeni başladık, çok umut verici bir proje bu...
PS: Yunuslarla da çalıştığınızı biliyoruz. Neden yunuslar ?
Friedman: Eğer başka türlerle iletişim kurmak istiyorsak, buna dünyada başlamalıyız. Yunuslar kendi aralarında iletişim kurabiliyor ve çok gelişmiş bir beyinleri var. Bu yüzden insan-yunus iletişimi mümkün olabilir.
PS: Uzaylılar tarafından kaçırıldığını söyleyen insanlara inanıyor musunuz
Friedman: Bu o kadar da imkansız değil. Ancak Carl Sagan'ın da dediği gibi, "Olağanüstü iddialar için olağanüstü kanıtlarınız olmalı." Kaçırılma hikayelerinde eksik olan da bu...
PS: Siz hiç uzaylı gördünüz mü peki ?
Friedman: Hayır.
Savcılar UFO şarlatanlarına neden soruşturma açmıyor TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Orhan Gölbaşı, Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi'nin adında ‘‘bilim’’ kelimesi olmasının bilime hakaret olduğunu belirterek, ‘‘Bu insanlar birer şarlatan. Savcılar neden bu tür olaylara el koymuyor?’’ dedi.
Prof. Dr. Orhan Gölbaşı, bilim dünyasının evrende yalnız olmadığımıza inandığını, ama birtakım şarlatanların bu inancı kullanarak kendilerine çıkar sağlamaya çalıştıklarını iddia etti. Kendilerini UFO'cu olarak tanıtan bu kişilerin, hiçbir bilimsel kimliği olmadığını, saçma sapan şeyler uydurarak halkı kandırmaya çalıştıklarını vurgulayan Prof. Gölbaşı, buna bazı yerel yöneticilerin de alet olduğunu öne sürdü. Prof. Gölbaşı şöyle konuştu:
YEREL YÖNETİCİLER
‘‘Tarlada traktörle iz yapıp ‘Bu izi UFO yaptı' diyen yerel yöneticiler tanıyoruz. Bu kişiler yönettikleri yerin adının duyulması ve ünlü olması için bu tür sahtekárlıklar yapıyorlar. Bu durum ise maddi çıkar peşindeki şarlatanların işine yarıyor. Bu olaylar bana göre adli takip gerektirir. Ortada bir sahtekarlık varken Cumhuriyet Savcıları'nın neden soruşturma açmadıklarını merak ediyorum.’’
TIMARHANEYE YATIRMALI
İsmine ‘‘Sirius Ufo Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi’’ denen topluluğun başkanı olan Haktan Akdoğan'ın ‘‘Artık aya gidilmiyor. Çünkü uzaylılar ayın arka bölümünü işgal etti’’ dediğini hatırlatan Prof. Gölbaşı, ‘‘Eğer bu insan, bu söylediğine inanıyorsa, bu deliliktir. Hemen tımarhaneye yatırılması lazım’’ diye konuştu.
UFO'cuların 15-16 Aralık tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda bir toplantı yapacaklarını, toplantıya giriş biletinin de 15 milyon liradan satıldığını bildiren Prof. Gölbaşı, sözlerini şöyle tamamladı:
‘‘10 bin kişiyi kandırıp bilet satsalar, elde edilecek gelir milyarları bulur. Bunlar da zaten tamamen bu para için yapılıyor. Ben şimdiden yetkili makamlara ihbar ediyorum. Bu bir dolandırıcılıktır. Toplantıda söylenenler ve gösterilen objelerin tamamı yalandır. Bu yalanlar insanların parasını almak için yapılıyor. Yetkili makamlar bu konuda gerekeni yapmalı.’’
İmaj yapmışlar Kendilerine UFO araştırmacısı diyen kişiler, garip kıyafetler giyerek ve basit gözlem araçları kullanarak konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan insanları kandırmaya çalışıyorlar. En tuhafı, milli takım forması gibi giysilerinin üzerine ay-yıldızlı arma koymaları.
Uzaylı dizisinde yeni gelişmeler Ülkemizde ‘‘Gizli Dosyalar’’ adıyla gösterilen ‘‘X-Files’’ dizisi, dünyanın her yanında büyük bir hayran kitlesine sahip. Şimdilerde, Amerika'da dizinin yeni bölümleri için, sürpriz gelişmeler bekleniyor...
Son yılların en çok izlenen dizilerinden biri oldu ‘‘Gizli Dosyalar.’’ Tüm dünyada uzaylılarla iletişim konusunun çok izleyici bulduğu bu zamanlarda, dizinin başarısı da bekleniyordu tabii ki. Özellikle, dizide paranoyak bir şekilde uzaylı istilası bekleyen FBI ajanı Fox Mulder rolündeki David Duchovny ve şüpheci kadın ajan Dana Scully rolündeki Gillian Anderson, oyun güçleriyle Hollywood yapımcılarının dikkatlerini çektiler.
Tabii dizinin beklenen başarısı gelince, çok geçmeden Duchovny ve Anderson da aranan oyuncular listesine eklendiler. Ardından, yeni yapım Hollywood filmlerinde başı çeken iki isim oldular. Ama bu arada da, onları şöhrete ulaştıran dizinin çekimlerini aksatmadılar.
Kaçırılan ajan aranacak
Şimdilerde, dizinin son bölümleri için yapımcılar ilginç bir senaryo yarattılar. Paranoyak ajan Fox Mulder, dizinin sekizinci sezonu itibarıyla uzaylılar tarafından kaçırılıyor ve taciz ediliyor. Onu bulmak için, FBI özel bir toplantı yapıyor ve yeni bir birim kuruluyor. Ve işte dizinin en önemli kısmı, yani yeni üyesi de burada devreye giriyor: Ajan John Doggett, Mulder'i bulmak için kurulan ekibin başına getiriliyor.
Ajan Doggett'i ise birçoğumuz tanıyoruz zaten: Terminatör 2-Mahşer Günü filminin cam gözlü kötü adamı Robert Patrick, şimdilerde ‘‘Gizli Dosyalar’’ın yeni oyuncusu halinde...
İnanç çatışması yaşıyorlar
Bu arada, dizide yer alan gelişmeler arasında, Ajan Scully'nin hamileliği de söz konusu. Sadece hamilelik mi? Bir de işin içine, Scully'nin ve patronu Walter Skinner'in 'gerçek inananlar' listesine eklenmeleri giriyor. Önceleri tamamen şüpheci olan ve uzaylılara sadece olasılık harici yaratıklar diye bakan ajan ve patronu, Ajan Mulder'in kaçırılmasından sonra, olayda taraf değiştiriyorlar. Şöyle ki, artık onlar da en az Mulder kadar paranoyak olan ve uzaylıların istilasına inanan kişiler oluyorlar. Tabii bunun karşılığında, dizinin kadrosuna yeni eklenen oyuncu Robert Patrick, artık boşalmış olan şüpheci ajan koltuğunu da rahatlıkla dolduracak gibi gözüküyor... Şimdilerde, David Duchovny'nin kaçırılışının ardında yatan gerçek sebepler de araştırılıyor Hollywood'da. Bir kısım, Duchovny'nin diziden ayrılmak istediğini ve bunun için de böyle bir kaçırılma planının senaryoya eklendiğini söylüyor. Diğerleri ise, onun diziden ayrılmasının mümkün olmadığını, çünkü eğer ayrılırsa, dizinin bütün karizmanın gideceğini söylüyorlar...
Uzaylılarla kozmik orgazma ulaşıyor RAEL tarikatı Claude Vorilhon tarafından kuruldu. 1973 yılında bir kraterin içindeyken karşılaştığı Elohim isimli uzaylının peygamberliğini müjdelediği ve ‘Gökten gelenlerin mesihi’ anlamına gelen Rael adını taktığı Vorilhon kendi tarikatını kurdu.
Rael'e göre uzaylı siyah saçlı, buğday tenli, badem gözlü bir yaratıkmış. İleri bir medeniyetten gelen yaratık, ‘Dünyadaki canlı yaşamı biz yarattık, ancak siz bizi tanrı sandınız. Artık bizi anlayacak olgunluğa ulaştınız; sizin kuracağınız bir elçilikle yeniden dünya ile resmi temas kurmak istiyoruz’ demiş.
Uçuk tarikat liderine göre, uzaylılar 25 bin yıl önce dünyaya gelerek, yanlarında getirdikleri DNA ile insanı yaratmışlar. Peygamberler de yine uzaylıların eğittiği yüksek özelliklere sahip özel kişilermiş. Kutsal kitaba göre Yaradılış Efsanesi'nde geçen ‘Elohim’, Tanrı diye adlandırılarak yanlış tercüme edilmiş. Aslında Elohim, uzaylılarmış.
Şimdi Rael, ‘Sonsuzluğun Mesihi’ olduğunu iddia ederek uzaylıları karşılamak için İsrail'de bir elçilik açmak niyetinde; çünkü uzaylılar, dünyalılarla herhangi bir çatışmaya girmeden, barış içinde geri dönmek istiyorlarmış. Aracı olarak da kendilerine Rael Tarikatı'nı seçmişler.
Serbest seksi ve çıplaklığı yasaklamayan Rael Tarikatı'nın 85 ülkede yaklaşık 50 bin üyesi bulunuyormuş. Tarikat üyeleri ise genelde 17-28 yaş grubundan. 25 kişilik haremiyle gezen Rael, Montreal'da UFOland isimli bir de eğlence parkı işletiyor. Rael, parkta bulunan dev UFO'da, uzaylılarla ‘erotik buluşmalar’ gerçekleştirdiğini söylüyor.
Müridler her gün meditasyonla kendilerini büyük buluşmaya hazırlıyor ve gelirlerinin yüzde 10'nu tarikata bağışlıyorlar. Rael’in sadece İsviçre bankalarındaki bir hesabında 15 milyon Sterlini olduğu da iddialar arasında.
Uzaylıları duymakta yeterince zeki ve deneyimli değiliz! Uzaylılar Dünya’ya hiçbir zaman sinyal göndermeyecekler mi? Uzayda akıllı yaratık arayan Seti araştırmalarına "limon sıkan" bir araştırma ekibine göre sinyaller, uzaydaki arka plan gürültülerinden farklı olmadıkları için bu halleriyle insanlar tarafından ayırt edilemezler.
Jodie Foster gözleri kapalı bir vaziyette otomobilin üzerine uzanmış ve kulaklıkla uzaydaki sonsuz gürültüleri dinliyor Ğta ki uzayın derinliklerinden zeki canlılara ait olan ritmik bir gümbürtü duyana dek. Bilim kurgu öykülerinin en heyecanlılarından biri olan bu sahne, ülkemizde de gösterilmiş olan ve televziyonlarda hala zaman zaman seyrettiğimiz "Mesaj" filmine ait.
Filmdeki kişiliğin esin kaynağı, Kaliforniya’daki Seti Enstitisü’nde ("Search for Extraterrestrial Intelligence- Dünya dışı zeki canlıların araştırılması") çalışan Jill Tarter idi.
Amerikalı ve Alman bilim adamlarından oluşan bir ekip, şimdi bu çalışmaların tamamen boş olduğunu iddia etti.
Hollywood filminde yaşananların gerçek yaşamda tekrarlanması, zeki canlıların sinyal göndermeleri halinde bile mümkün değil. Çünkü dünya dışı telsiz sinyallerini bulmak imkansız diyor bilim adamları.
Bir gurup bilimcinin savı
Michigan Üniversitesi fizikçisi Mark Newman, New Mexico Üniversitesi bilişimcisi Christopher Moore ve Leipzig Max-Planck Evrim Antropolojisi Enstitüsü biyologu Michael Lachmann, Amerikan Journal of Physics dergisindeki yazılarında, ileri teknolojiye sahip bir uygarlığın, sinyalleri, hiçbir motif oluşturmayacak şekilde birleştireceğini söylüyor.
Mesaj, bu haliyle yıldızların bildik arka plan seslerinden ayırt edilemez.
Bu düşüncenin temeli kesinlikle yeni değildir. Newman, Moore ve Lachmann’ın görüşü Claude Shannon’a dayanır. Matematikçi yarım yüzyıl kadar öne, en iyi şekilde alınan bir mesajın bile rasgele düzenlenmiş harflerden oluşacağını kanıtlamıştı.
Bulgu son olarak fotoğraf ve metin verilerine yönelik sıkıştırma yöntemleriyle de desteklenmekte. Tekrarlanan bilgi bölümleri, genelde çok fazla olduğu için bir arada toplanır. Bu durumda mesela birbirini takip eden sıfırların bu şekilde değil de sadece yüz sıfır olarak gönderilmesi yeterlidir.
Termik ışına benziyor
Mesajları en iyi şekilde deşifre etmeye yarayan bir algoritma olsa bile, Shannon’a göre artık tekrarlanan motifler olmayacaktır. Ve bu şekilde sıkıştırılmış mesaj da en azından alıcının Bit ve Byte karmaşasını ne şekilde çözeceğini bilmemesi halinde diğer anlamsız gürültülerden farklı algılanmayacaktır.
Newman ve arkadaşları Shannon’a ait belli başlı bir alfabeyle yazılmış bir mesajın hesaplarını radyo dalgalarına aktarmışlar. Sonuç şöyle: Elektromanyetik dalgalar bilgi olarak kullanıldığında, bir mesaj normal termik ışına benziyor. Yani yıldızların uzaya yansıttıkları kara madde ışımasından farksızdır.
"Dünya dışı sinyaller arayanlar genelde rastlantısal olmayan motifleri dikkate alıyorlar" diye açıklıyor Newmann. Oysa evrenin 13 milyar yıllık geçmişinde dünya dışı zeki canlılar Ğ eğer gerçekten varsalar- insanlığın 80 yıllık iletişim deneyiminden çok daha fazlasına sahip olmalılar. Newmann’ın düşüncesine göre sinyallerin güvenirli bir şekilde açıklanabilmesi için birkaç yüz yıllık bir deneyim gerekli. Biz insanlar için bu tür iletişimler sadece normal bir yıldız gibidir.
Bizi görebilirler
Hesaplamalarla ilgili sonuçların birçoğu yıllardan beri biliniyor olsa da kanıtlar yenidir, diyor araştırmacılar. Ve biyolog Lachmann, Seti programında çalışanların en iyi şekilde sıkıştırılmış bir ışın kaynağının tek boyutlu bir kara madde gibi göründüğünden haberdar olmadıklarına inanmakta.
Seti’nin kurucularından olan Seth Shostak ise Shannon hesabının yeni olmadığını söylerken, doğru olduğunu da kabul ediyor. "Bu, uzaylıların sinyallerini gizleyebileceklerini gösteren olasılıklardan sadece birisidir." Fakat bu yine de insanların hiçbir zaman zeki uzaylılardan haber alamayacaklarını göstermez. Yabancı uygarlıklar dünyanın, yaşam için ne kadar elverişli olduğunu teknolojileriyle görebilirler.
Hatta Shostak’a kalırsa insanlar bile birkaç yıl içinde yaşama elverişli gezegenler bulabilecek. Uzaydan görülebilen yaşam koşulları dünyamızda iki milyar yıldan bu yana mevcut. "Uzaylılar, dünyada yaşamın olduğunu bildikleri zaman, sinyallerinin anlaşılması için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır"diyor Shostak.
Biyolog Lachmann öte yandan "American Journal of Physics" dergisindeki araştırmanın, uzayda zeki canlılar arayanları tamamen umutsuzluğa düşürmemesi gerektiğini ve makalenin sadece şık bir fikir tartışması olduğunu söyledi.
Hesaplar gerçi sıkıştırılmış mesajların diğer gürültülerden ayırt edilemeyeceğini kanıtlıyor, fakat araştırmacılar insanlığın bu ayrımı ne zaman ve ne şekilde yapabileceği hakkında bir şey bilmiyorlar. Bilselerdi hem kendi meraklarını giderir hem de çoktan Karun kadar zengin olurlardı. Uzaylı Resimleri hakkinda aciklamalar Uzaylı Resimleri konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Uzaylı Resimleri, Uzaylılardan Resimler, Uzaylılar ile ilgili bilgiler
|