Doğa manzaraları
2009-12-25 22:53:11 Kadinlaricin.net sitesinde Doğa manzaraları baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Doğa manzaraları ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Doğa manzaraları
Doğanın göz zevkimize sunduğu nimetler burnumuzun dibinde. Ama bakmakla görmek arasındaki fark o kadar derin ki çoğunlukla bu imkânı kaçırıyoruz. Yemyeşil ağaçlar, çiçek açmış dallarıyla yeryüzünü çeşitli renklere boyarken kuşların neşe içinde cıvıldamalarını duymamak ne kadar acı.
Kendimizi kaptırdığımız şehir hayatı aslında pahalıya mal oluyor. Kibrit kutusu gibi üst üste konmuş küçücük evlerde oturup, perde açamadan yaşamaya alışmışız ister istemez. Oysa doğa, hiç durmadan yeniden doğuyor. Mevsimden mevsime değiştirdiği kıyafetleriyle kendisini hatırlatmak için elinden geleni yapıyor. Sabaha karşı yağan çiğ taneleri, güneşin sıcak ışıklarıyla buharlaşıp yeniden gökyüzüne döndüğünde kim bilir insanoğlu hakkında neler düşünüyor.
Çeşitli sebepler yüzünden hayat akışımızı değiştiremeyeceğimiz ortada. Ama günlük trafiğimize birazcık da olsa yeşillik katamaz mıyız? Mesela yurt dışına her çıkışımda insanların çiçek yetiştirmek konusundaki heveslerini özenerek izlerim. Her balkonda mutlaka rengârenk çiçekler görünüyor. Hem de yaz kış fark etmeden. Pazarlarında illa ki çiçek satılıyor. Belki de Batılılar yalnızlık denen illetle karşı karşıya oldukları için çiçeklere ve hayvanlara bu denli düşkünler.
Ama milenyuma çeyrek kala bu konuda onlardan çok farklı olduğumuzu iddia edebilir miyiz? Aynı evin içinde birkaç kişi yaşasak bile aslında hepimiz kendi yalnızlığımızın hapsinde değil miyiz?
Yüzyılımızın belki de en büyük cezası bu yalnızlık. Aynı notalarda birleşememek, hüznü ve sevinci sonuna kadar paylaşamamak, bırakın detayını günlük sohbetleri bile ikirciksiz yapamamak son derece de üzücü.
Arkadaşınız olduğunu düşündüğünüz birisi aslında sizden nefret ediyor olabilir. Tam anlamıyla güvenebileceğinizi sanmanıza rağmen sizi yarı yolda bırakabilir. Bu zamanda kime, ne kadar yaslanabileceğimizi kestirmek güç.
Peki eskiden böyle değil miydi? Tam olarak kestiremiyorum ama bindokuzyüzaltmışlı yılların sonuna kadar pek de böyle değilmiş gibi geliyor. O tarihlerde insanlar iki büyük dünya savaşından ve savaşın dehşetinden yeni kurtulmuş oldukları için sanki birbirlerine daha özenli davranıyorlarmış. Belki zenginlik bakımından sıkıntı çekmişler ama sevdiklerine dört elle sarılmak konusunda bizlerden çok daha başarılılarmış.
Neyse. Zaman içinde giderek yalnızlaşan Batılılar, bizlerden daha önce evlerinde hayvan beslemeye ve bu sorunu bu şekilde bertaraf etmeye başlamışlar. Buna bir de çevre konusundaki hassasiyetleri eklenince ortaya şimdiki gibi bir sonuç çıkmış.
Hayvan beslemek tamamiyle bir yaşam biçimi ve imkan meselesi. Herkes yapamayabilir ya da yapmayabilir. Ama etrafımızı çiçeklerle ve ağaçlarla süslemenin bu tip sıkıntıları yok. Biraz sevgi, biraz ilgi ve çokça su evlerimizi rengarenk yapabilir. Üstelik çiçeklerin konuşmalara ve müziğe tepki verdikleri bilim adamları tarafından kanıtlandı. Yani kendimizi yalnız hissetmememiz için yeterli algılama kabiliyetine sahipler.
Çevreye ve doğaya karşı ilgili olmazsak sonucunda meydana çıkacak mekanikleşmiş, grileşmiş ve sevimsizleşmiş ortama boyun eğmek zorunda kalırız. Bu da çocuklarımızın biraz toprak, biraz yeşillik görmek için hiçbir şanslarının kalmadığı anlamına gelir.
Bütün bunlar belki acil ihtiyaçlarmış gibi görünmüyor. Ama acil zannettiğimiz ve hakkında fazla mesai yaptığımız pek çok konudan daha acil.
Okuma yazma alışkanlığını geç edindiğimiz için kaybettiğimiz zamanın nelere mal olduğu ortada. Buna ikinci bir gecikme hatası eklemeninse daha hayati bir sonuç doğuracağı da sır değil.
Onun için hepimiz mümkün olduğu kadar çok yeşilde buluşmak zorundayız.
SÖZÜN ÖZÜ Dünya çiçeklerle güler.
Haydi gençler doğaya Sonbaharın son ayı Kasım. Yeşilden sarıya, kahveye hatta kızıla doğru bir renk cümbüşü ortalık. Ağaçlar sanki derin bir uykuya hazırlanıyor. İlkbaharın tatlı sarhoşluğu, yazın canlılığı, yerini sonbaharın hüznüne bıraktı. Kış da kapıda, ha girdi ha girecek içeri. Oysa mevsim normallerinin üstündeki sıcaklığıyla kışı getirmeye pek de niyetli görünmeyen doğaya karşın uzmanlar, bu sene kışın sert geçeceğini söylüyorlar. Kimbilir belki doğa, soğuk ve uzun bir kış öncesi bizlere küçük bir sürpriz yapmak istiyordur. O halde haydi herkes kendine bu sürprizden bir pay çıkarsın ve birşeyler yapsın.
Hafta sonunu değerlendirin Ne mi? Doğaya karışın. Nasıl mı? Yazımızı okuyun. Özellikle büyük şehirlerde bu konuda çalışan çeşitli firmalar var ve siz onlarla işbirliği yapabilirsiniz. Yok eğer bu firmalar sizden çok uzaksa üzülmeyin. Pekalâ bu faaliyeti arkadaşlarınızla birlikte de yapabilirsiniz. Önemli olan ne yapacağını bilmek. Sizin için Gezievi’nden Sayın Erdoğan Taşdelen ile görüştük. Bakın kendisi bizlere neler söyledi: “Hafta içi hepimiz belli bir tempoda çalışıyor, yoruluyor ve cuma günü gelince de dinlenerek geçirilecek bir hafta sonunun hayaliyle umutlanıyoruz. Ancak ne var ki hafta sonlarımız da bir telaş içinde geçiyor. Oysa, insanın belli aralıklarla değişik işler yapması, kendine ve sevdiklerine zaman ayırması ruh sağlığı için de çok faydalıdır. Bu nedenle biz, “hayatımızda biraz değişiklik yapmak ve stres atmak istiyoruz” diyenlere sesleniyor ve “doğaya karışıp, toprağın ve ağaçların kokusunu içlerine çekmelerini tavsiye ediyoruz.”
Çok pahalı değiller Gelin isterseniz önce doğada yapılan yürüyüşleri şöyle bir tanıyalım. Dilimize trekking olarak giren ve “doğa yürüyüşü” olarak yerleşen bu faaliyet kendi içinde de birkaç alana ayrılıyor. Tur fiyatlarına gelince: Sanıldığı kadar pahalı değiller ve pek çok şirket öğrencilere de özel indirim uyguluyor. Eğer siz de, şehrin sıkıcı ortamından uzakta, temiz hava, farklı yerler görmenin keyfi ve yeni dostluklar için bir fırsat arıyorsanız aşağıda adreslerini vereceğimiz yerlere başvurabilirsiniz. Böyle bir gezinin ardından kendinizi yorgun hissedebilirsiniz ancak unutmayin ki ruhsal olarak dinlenmiş olacaksınız. Önemli olan da budur. Haydi hareketlenin, kimbilir çok yakınınızda keşfedilmeyi bekleyen ne güzel yerler var...
Dayhiking: Günübirlik, kırlarda yapılan ve zorlu olmayan yürüyüşlerdir. Hiking: Günübirlik, daha yüksek yaylalarda, kırlarda yapılan daha zorlu ve uzun yürüyüşlerdir. Backpacking: Dağcılık faaliyeti içeren, kamplı dağ yürüyüşleridir. Doğanın nefesi Kuşlar çıldırmış gibi çığlık çığlığa bağırıyorlar. Biraz öncesine kadar elimi gözüme siper etmiş vaziyette onları izledim. Belli ki bir dertleri var. İnsan hem ilginç buluyor onların bu önsezilerini hem de ürküyor. Küçükken anneannem, gökyüzünde daireler çizerek uçan kuşların fırtına habercisi olduklarını anlatırdı. Bu mantıkla yola çıkarsak eğer, bugün dönerek uçan, bu esnada da canhıraş sesler çıkartan bu hayvanları ne şekilde yorumlamak zorunda kalırız, düşünmek bile istemiyorum. Aklıma ister istemez Alfred Hitckok’un başyapıtı geldi. Kuşlar! Eski, siyah beyaz ve izleyenin kanını donduracak kadar korkunç bu film sinema tarihindeki yerini aldı elbette. Bunca sene sonra geçenlerde bir gazetede okuduğum küçücük haber ise tuhaftı. Kuşlar’ın senaristinin kızı ve damadı, yaşadıkları yerde martıların saldırısına uğramışlar. Canlarını oradan geçmekte olan bir avcının yardımıyla zor kurtarmışlar. Filmi seyredenler bilirler, orada da insanlara önce martılar saldırıyordu! Bu sabah bizim semalarda uçuşan karga-martı karışımı kuş kalabalığını görünce bu haberi hatırladım. Doğa karşısında ne denli aciz olduğumuzu kibrimiz yüzünden unutuyoruz çoğunlukla. Gökdelenler inşa edebildiğimiz için kendimizi aştığımızı sanıyoruz. Halbuki tarihin tozlu sayfalarına karışmış bunca uygarlık var bizden çok daha büyük binalar yapabilmiş. Mısır piramitleri, Maya piramitleri orada, yerlerinde duruyorlar. Sanki varlıklarıyla bize zavallılığımızı hatırlatmaya çalışıyorlar! Yirminci yüzyılın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Babil’in asma bahçelerinden kalmış tek bir iz yok buna karşılık. Hatta tarihçiler bu bahçelerin aslında var olup olmadığını bile tam olarak kestiremiyorlar. Bu yok oluş da tıpkı piramitlerin var oluşları gibi insan ırkına bir tokat niteliğinde bana göre. Ne yaparsak yapalım yok olup gitme riskini atlatamıyoruz işte. Atlantis uygarlığı çoktan masal olmaktan çıktı. Dünya tarihinin acı gerçeklerinden birisi sıfatıyla gömülü olduğu suların dibinde bulunmayı bekliyor sabırla. Biz de bu örnekleri görmezden gelmeyi iş zannedip günlük hayatımızı sürdürüyoruz. Oysa doğanın nefesi ensemizde. Bir sonraki darbeyi nereden yiyeceğimizi bilmediğimizi kendimize bile itiraf edemiyoruz! Kuşlar sustu. Acaba fırtına gelmekten vaz mı geçti yoksa başka bir sürpriz mi hazırlıyor?
Çevre bilinci
OZON tabakasındaki delik her geçen gün biraz daha büyüyor... Kutuplardaki buzuldağları yavaş yavaş eriyor...Sanayi atıkları nedeniyle nehir ve deniz canlılarının ölüleri su yüzüne vuruyor... Fırtına ve lodosta batan petrol yüklü gemiler karabatakları, martıları siyahlar içerisinde ölümle burun buruna getiriyor... Aşırı göç nedeniyle, tarım arazileri ve narenciye bahçeleri yok oluyor, yerlerine biçimsiz binalar yükseliyor...
Bu örnekleri artırarak alt alta sıralamak mümkün.
Hepimizin mekanı olan dünya, yaşanmaz bir hal alıyor. Teknolojinin sunduğu nimetlerle yaşantımızı kolaylaştırırken, bir başka taraftan, yerküremizi içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklüyoruz.
TARİH VE DOĞA
Doğaya saygının, insanoğlunun vazgeçemeyeceği unsurların başında yer alması gerekiyor. Dünyada her yıl milyonlarca insan, gezi ve tatil amacıyla değişik ülkelere gidiyor. Bu turizm hareketliliğinden en önemli payı, hiç şüphesiz ki, doğası ve tarihi korunmuş bölgeler alıyor.
Turist, tatil seçenekleri arasında, kendine sunulan bölgeler arasında tercihini yaparken, yukarıda saydığımız iki unsura çok dikkat ediyor.
Bakın, yıllar önce üçadalar mevkiinde, Oscar adını koyduğumuz bir balık, tüm dalış ekibinin sevgilisi gibiydi. Elimizden yiyecekleri alır, dalgıçlar ile oynaşırdı. Bu bölgeye tüple yapılan av amaçlı dalışlar, deniz dibindeki canlıların soyunu tüketti. Ve bir gün Oscar da ortadan kayboldu. Bu kayboluş, yöreye dalış yapan dalgıç ve turistleri oldukça üzdü. Oscar ya avlanmıştı ya da üçadalar bölgesinin güvensizliğini farkedip ortadan kaybolmuştu.
DEĞERLERİ KORUMAK
Doğayla barışık olunduğu sürece, bundan herkes nasibini alıyor. Antalya tamamen turizm ile içli dışlı bir bölge. Turizmin olumsuzluğu veya olumlu geçmesi bölge insanını hemen etkiliyor.
Gelin el ele verelim. Doğa harikası olan ülkemizin değerlerini korumak bölge insanımıza düşüyor.
Caretta Carettalardan, binbir ceşit endemik bitkiye, yaşamını topraklarımız üzerinde sürdüren kuşlarımıza kadar, doğayla bütünleşen her türlü değeri korumasını bilelim.
Çünkü, doğa kendisine gösterilen saygıya da saygısızlağa da anında cevap veriyor.
Her birey, üzerine düşen görevi yerine getirir ve doğa ile barışık olursa, bunun faydalarını da görecektir.
Dünya, bize dedelerimizden kalan, bizim de çocuklarımıza bırakacağımız önemli bir mirastır. Doğa manzaraları hakkinda aciklamalar Doğa manzaraları konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Doğa manzaraları,doğa manzarası, doğadan manzaralar
|