Kadınlar
           
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuk ve Çocuk bakımı hakkında bilgiler
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlar için Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Faydalı bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Faydalı bilgiler

» Referandum nedir?

Referandum nedir?

2010-07-20 18:16:42 Kadinlaricin.net sitesinde Referandum nedir? baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Referandum nedir? ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Referandum nedir?

 

Referandum nedir?

Anayasa değişikliği ve referandum
 
Son günlerde, anayasa değişikliği ve referandum tartışmaları yeniden gündemi işgal etmeye başladı. Aslında Türkiye on yıllardan beri bir anayasa problemi yaşıyor!.. Bunun sebebi, ülkenin 1960’tan bu yana, sivil iradenin eseri olmayan anayasalarla yönetiliyor olmasıdır. 1961 Anayasası, 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren Milli Birlik Komitesinin damgasını taşıyordu... Ona rağmen belli açılardan “demokratik” olduğu iddia edilen ve yine belli siyasi kesimlerce öyle kabul edilen bir temel kanundu. Ancak 12 Mart 1971 Muhtırasından sonra, “Bu anayasa ile ülke idare edilemez...” denildi ve yanılmıyorsak iki paket halinde, 1961 Anayasasında hayli kapsamlı değişiklikler yapıldı. Daha önce de bu köşede kaydettiğimiz gibi, Sayın Demirel anayasadan şöyle şikayet ediyordu; “Meclis’in üzerine çıkarılmış bir anayasa mahkemesi, hükümetin üzerine çıkarılmış bir Danıştay ile karşı karşıyayız!..” Değişikliklere rağmen, herhalde ülke yine de yönetilemedi ki, 1980 ihtilali patlak verdi! Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Org. Kenan Evren o günlerde il il dolaşarak meydanlarda yaptığı konuşmalarda, vücut dilini de kullanarak şöyle diyordu: “1961 Anayasasının bize diktiği elbise çok bol geldi. O yüzden de içinde oynamaya başladık...” Derken 1982 Anayasası hazırlandı. O da Milli Güvenlik Konseyi’nin damgasını taşıyordu...
1982 Anayasasında, 1961 sonrasında yaşanan sıkıntılar dikkate alınarak düzenlemeler yapılmaya çalışıldığı ortada. Ancak bu defa başka taraflar aksamaya başladı. Türkiye’de demokrasi standardının yükseltilmesi, insan hak ve hürriyetlerinin genişletilmesi ve garanti altına alınması, yani kısaca Kopenhag kriterlerinin yakalanması için gösterilen gayretler hep Anayasaya takıldı. Birtakım yeni kanunlar çıkarıldı ama, bunların Anayasa ile uyumlu hale getirilmesi hiç de kolay olmadı. Bir taraf düzeltilirken başka taraflar hep aksamaya devam etti. Yörük göçünün yolda düzelmesi misali, bir yandan AB yolunda ilerlemeye çalışırken, diğer taraftan da hukuki ve siyasi mevzuatı düzeltmeye gayret ediyoruz. Ama dengeyi bir türlü tam olarak tutturamıyoruz. Çünkü Anayasanın ruhu ve mantık yapısı itibariyle yeni baştan ve tümüyle şekillendirilmesi gerekiyor. Öbür türlü durum yamalı bohça misali, iyi bir görüntü vermiyor.
Türkiye çeyrek asırdan beri konuştuğu özelleştirme meselesini hâlâ da bir türlü halledememişse, bunda aslan payı 1982 Anayasasına aittir! Cumhurbaşkanlığı yetkileri ile özelleştirme karşıtı hükümler birleşince iktidarların eli kolu bağlanıveriyor... Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Sayın Burhan Kuzu’nun uzun zamandan beri üzerinde çalıştığı ve basına yansıyan bilgilere göre elli madde civarında bir hacme sahip olan değişiklik paketi, zaman zaman tartışma konusu oluyor. Bu çapta bir değişikliğin yakın zamanda gerçekleşmesi zor görünüyor. Ancak belli ki, ülkenin çok önemli meselelerine (YÖK, Orman Vasfını Kaybetmiş Araziler, Yargı denetimi dışında tutulan idari kararlar vs.) bir çözüm getirebilmek için, mahdut sayıda Anayasa maddesini değiştirmek mecburiyeti ile yüz yüzedir. Bunu gerçekleştiremediği takdirde, seçmenlerine hesap verebilmesi zordur. Ancak Meclis içindeki ve dışındaki muhalefet çevreleri, Anayasa değişikliğine karşı ciddi bir direnç gösteriyor.
Kendilerine göre bunun sebebi, mevcut iktidarın gerçekte Anayasa değişikliğini gerçekleştirmeye hak kazanmış bir çoğunluğa sahip olmamasıymış! Bu konuda çok çeşitli argümanlar ileri sürülüyor. Temelde Anayasa gibi devleti şekillendiren önemli metinler üzerinde geniş bir mutabakatın sağlanması aranır elbet.
Ancak bunun yolu sadece Millet Meclisi’ndeki oy oranı da değildir. Referandum gibi, doğrudan halka müracaat müesseselerini de devreye sokmak mümkündür. Nitekim 1961 ve 1982’de, olağanüstü şartlarda hazırlanan anayasalar halkoyuna sunularak bu mutabakat ve meşruiyet sağlanmadı mı? Millet iradesi esas olduğuna göre, gerektiğinde buna başvurmakta tereddüt edilmemelidir.

Referandum müessesesi ne güne duruyor?!
 
3 Kasım 2002 seçimlerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi, bütün tahminleri, hesapları ve manipülasyonları boşa çıkararak, Anayasayı tek başına değiştirebilecek bir milletvekili çoğunluğu ile iktidara geldi. Kimileri iktidar partisinin aldığı yüzde 34’lük oy yüzdesini; işlerine geldiği gibi yorumlayarak yüzde 25’e filan indirdi ve bunun üzerinden bir meşruiyet tartışması başlatmak istedi. Ancak bu oyun tutmadı. Kimileri de, parti yönetimindeki insanların politik geçmişi üzerinde spekülasyonlar yaparak onları köşeye sıkıştırmaya çalıştı. Ancak bunlar da muvaffak olamadılar. Ülkeyi çok zor şartlarda devralan AK Parti, özellikle Avrupa Birliği ile bütünleşme çerçevesinde beklenenin üzerinde hızlı ve köklü reformlara imza atarak 17 Aralık 2004 zirvesinde, AB’den müzakere tarihi almayı başardı. Aynı şekilde hükümet, Irak meselesinden dolayı ABD ile ilişkilerde baş gösteren krizi ve Kıbrıs konusunu, geçmişteki birçok iktidardan daha cesur ve kararlı şekilde yöneterek; “Devlet idaresinden habersiz, acemiler...” diye dudak bükenleri de mahcup edecek sonuçlar aldı. 28 Mart 2004 tarihindeki yerel seçimlerde, AK Parti bir buçuk yıllık iktidarının notunu pozitif olarak halktan aldı ve oylarını yüzde 44’lere yükseltti. Buna rağmen bazı kesimler, iktidara olan halk desteğini, çeşitli bahanelerle hep yetersiz göstermeye çalıştı. Yaklaşık iki buçuk yıldır hükümet eden AK parti, Meclis içinde güçlü bir muhalefet engeli ile karşılaşmadı.
Ancak başta Cumhurbaşkanı, YÖK, Anayasa Mahkemesi, genel olarak “bürokrasi” denilen mekanizma, bazı sivil kuruluşlar ve medyanın bir kesimi tarafından sürekli olarak engellenmeye, tökezletilmeye ve hedeften saptırılmaya çalışıldı!.. Bazı önemli reformların hayata geçirilmesinde, kritik kararların alınmasında, aciliyet arz eden kanunların çıkarılmasında; yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar, zaman zaman hükümete geri adım attırarak, yahut teşebbüsünü akamete uğratarak gerçekten kendi hesabına sonuçlar aldı. Buna karşılık, gerek programına yazdığı, gerekse halka söz verdiği çok çok önemli bazı meselelerde mesafe alamayan hükümet ve onun içinden çıktığı siyasi parti, kendi tabanında ciddi şekilde tenkitlere uğradı. Pazar günkü yazımızda belirttiğimiz gibi, şu sıralarda da; çeşitli güç odakları ve özellikle bazı medya grupları tarafından, sanki iktidara yönelik kapsamlı bir yıpratma kampanyası başlatılmış durumda...
“Bir kaşık suda fırtına koparmak” sözü var ya; işte öyle bir durum. Gerçekte söz konusu olmayan meseleler uydurularak (son bakan değişikliği olayında yapıldığı gibi), bunlar üzerine kurulan polemiklerle ortalık toza dumana katılıyor! TMSF ile problemleri olan grubun gazetesi, istifa edecek milletvekili sayısını altmışa tırmandırarak, önümüzdeki sonbaharda erken seçim havasını üfürmeye devam ediyor... Hükümet bu çeşit kampanyalara karşı, nasıl tedbir alır; o kendi bileceği iş. Ancak, ülkede demokrasinin yerleşmesi ve halkın büyük beklentiler içinde olduğu sosyal ve ekonomik konularda; gerekli reform ve icraatın bir an evvel gerçekleştirilmesi, son derece önemlidir. İktidar, önüne çıkarılan manialara ve estirilmek istenen menfi rüzgarlara aldırmayıp bunları hayata geçirebilirse, halktan alacağı destek öyle büyür ki, kimsenin diyeceği bir şeyi kalmaz. İşte bu noktada, referandum müessesesi büyük önem taşıyor...
Önemli kararların alınmasında doğrudan halk desteği alınırsa, hele hele yüksek oranlarda tecelli edecek “evet” oyları, aynı zamanda iktidara olan güvenoyunu da perçinleyeceğinden; olur olmaz yerde meşruiyet tartışması çıkarmak isteyenlerin oyunu da boşa çıkar. Bir-iki mebusun istifasından bir siyasi bunalım devşirmek isteyenlerin manevraları daha baştan sonuçsuz kalmış olur! Mesela “2 B” diye bilinen, orman vasfını yitirmiş arazilerin satışı... Mutlaka düzenlenmesi gereken bir konu; (Üstelik daha önceden bunun için Anayasada gerekli düzenleme de yapılmış...), mevcut şartlarda çok büyük bir ekonomik kaynak teşkil edecekken, sırf Cumhurbaşkanının veto engeline takıldığı için olumlu şekilde sonuçlandırılamadı. Üniversite reformu, kamu yönetimi reformu ve daha başka önemli konularda, pekala doğrudan halkın görüşlerine müracaat edilebilir.
Milli iradenin tecelligâhı olan TBMM’nin iradesine, çeşitli prosedürleri kullanarak set çekenler; bakalım doğrudan milletin iradesi karşısında ne diyecekler!.. Referandum müessesesinin işletilmesiyle; siyaset sadece merkezde ve dar çerçevede icra edilmekten kurtulup yerel birimlere ve tabana yayılacaktır. Bu da şüphesiz, demokrasinin gelişmesi ve yerleşmesi açısından son derece yararlıdır. Böylelikle, her fırsatta milli iradeyi değil de, belli kesimlerin görüş ve menfaatlerini öne çıkarmak isteyen odak ve mihrakların planı bozulabilir. Aksi halde hem iktidarı çalıştırmamak için her yolu deneyen, hem de bu durumu yine kendileri istismar edip hükümeti gevşeklik ve beceriksizlikle itham etmeye yeltenenler, bu istismarlarından asla vazgeçmeyecektir. İktidar kanadı, onların sureti haktan görünerek bu istismarı yürütmelerine seyirci kalacak kadar saf ve kayıtsız olamaz herhalde...
Evet... Mademki rejimin adı demokrasidir; o halde yersiz tıkanmaları, haksız engellemeleri, yine demokrasinin öngördüğü yollarla aşmak gerekir. Gelinen noktada AK Parti, referandum gibi son derece etkili demokratik açılımları gerçekleştirebilirse, hem kendi adına hem de ülke adına çok büyük başarılara imza atabilir. Ne dersiniz, İktidar partisi bunu yapabilir mi? Bekleyip göreceğiz...

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, orman vasfını yitirmiş arazilerin satışını öngören Anayasa değişikliğini referanduma götürme ihtimaline karşı hazırlıklara başladı.
YSK Başkanı Tufan Algan, yayınladığı açıklamada, referandum konusunun 3 aydan beri gündemde olduğunu ifade ederek, YSK’nın muhtemel bir referandum için hazırlıklara başladığını söyledi.

Siparişler verildi

Hükümetin, 2004’te yapılacak Mahalli İdareler Seçimi için 2003 bütçesinden 10 trilyon lira ayırdığını bildiren Algan, bu para ile özellikle temini uzun zaman alan filigranlı oy kağıtları, oy zarfları ve sandık kurullarında gerekli olan 16 değişik malzemenin hazır edilmesi için sipariş verildiğini kaydetti.

Sıkıntı yaşanmaz

Algan, referanduma gidilmesi durumunda bu malzemeler açısından bir sıkıntı olmayacağını belirtti.
Referandumun Anayasa değişikliğinin, Resmi Gazete’de yayımını takip eden 120. günden sonraki ilk pazar günü yapılacağını ifade eden Algan, bu süreyi uzatıp kısaltmaya da TBMM’nin karar vereceğini kaydetti.
YSK Başkanı Algan, muhtemel bir referandumun, 2003 yılında yapılması durumunda 45 trilyon liraya malolacağını, 2004’te gerçekleşmesi durumunda bu miktarın biraz daha artacağını ifade etti.

Veto süreci...

TBMM, seçilme yaşının 25’e indirilmesi ve orman vasfını yitirmiş arazilerin satışına imkan sağlayan Anayasa değişikliğine ilişkin yasayı, 7 Nisan 2003’te Cumhurbaşkanlığı’na gönderdi.
Cumhurbaşkanı Sezer, 18 Nisan 2003’te yasayı bir kez daha görüşülmek üzere TBMM’ye iade etti.
TBMM, Sezer’in iade ettiği Anayasa değişikliğini bazı değişikliklerle 29 Temmuz 2003’te yeniden kabul etti.
Cumhurbaşkanı, yasayı 15 Ağustos 2003’te TBMM’ye ikinci kez iade etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 18 Ağustos 2003’te, Bakanlar Kurulu’nun yasanın değiştirilmeden Cumhurbaşkanlığı’na sunulması kararı aldığını açıkladı. Yasa, değiştirilmeden Cumhurbaşkanlığı’na sunulursa, Sezer, yasayı ya onaylayacak ya da referanduma götürecek.

Halkoylamaları

Türk halkı, referandum ile ilk kez 1961 Anayasası’nın halkın oyuna sunulmasıyla tanıştı. Kurucu Meclis tarafından 27 Mayıs 1961’de kabul edilen Anayasa, 9 Temmuz 1961’de halkoyuna sunuldu.
61 Anayasası’nın kabul edilmesinden yaklaşık 20 yıl sonra Türk halkı yine bir Anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulması ile 7 Kasım 1982’de sandık başına gitti. Kurucu Meclis’te 18 Ekim 1982’de kabul edilen Anayasa, 7 Kasım 1982’de halkoyuna sunuldu. Referandumda, kayıtlı 20 milyon 690 bin 914 seçmenden 18 milyon 885 bin 488’i oy kullandı. Oyların 18 milyon 841 bin 990’ı geçerli sayıldı.
Buna göre, 1982 Anayasası, 1 milyon 626 bin 431 ‘’ret’’ (yüzde 8.63) oyuna karşılık, 17 milyon 215 bin 559 ‘’kabul’’ (yüzde 91.37) oyuyla kabul edildi.
Türkiye’de 3. halkoylaması, 1982 Anayasası’nın geçici 4. maddesi ile getirilen 5 ve 10 yıllık siyasal yasakların kalkıp kalkmaması konusunda 6 Eylül 1987’de yapıldı. Yüzde 50.16 oyla siyasi yasaklar kaldırıldı.
25 Eylül 1988’de ise yerel seçimlerin 1 yıl erkene alınması için Anayasa’nın 127. maddesinin değiştirilmesi konusunda da referanduma gidildi. Yüzde 65 ile ‘’hayır’’ oyu çıktı.

Son halkoylaması

Son referandum kararı ise 22 Ekim 2001 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı. Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa’nın, TBMM üyelerinin ‘’ödenek ve yolluklarını’’ düzenleyen 27. maddesinin halkoyuna sunulmasına karar verdi. Ancak, TBMM, bu maddeyi değiştirdi. Değişikliğin yürürlüğe girmesiyle referandum kararı ortadan kalktı.

Sıra referandumda!..
 
Türkiye’nin başlatmış olduğu Kıbrıs barış süreci 4. Annan Planı ile tarafların (Kıbrıs Türk ve Rum Kesimlerinin) onayına sunulacak hale geldi.
Her ne kadar Rumlar oyun bozanlık yapıp; uzlaşmazlık konusunda maskelerini düşürmüş olsalar bile; Türkiye’nin ve özellikle KKTC’nin kazanımları büyük oldu. Bir kere; her şeyden evvel Türkiye ve KKTC, dünya kamuoyu nezdinde şimdiye kadar bilinen ve değerlendirildiği şekliyle; uzlaşmaz değil, bilakis barışı ve çözümü zorlayan taraf oldu.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da altını çizerek ifade ettiği gibi; Türk tarafı her zaman kalıcı ve adil bir barıştan ve çözümden yana oldu.
Devletin tüm ilgili kurumlarıyla “ortak bir akıl” geliştirildi; hükümet ve Dışişleri bürokrasisi bu “akılla” hareket etti.
Bu “ortak aklın” ortaya koyduğu tezler; özellikle Türkiye ve KKTC’nin “olmazsa olmazları”, sonuna kadar başarılı bir şekilde savunuldu.

Türk tarafının ısrarlı tutumu
Bunları maddeler halinde sıralarsak konu daha iyi anlaşılacaktır.
-Kıbrıs’ta iki halk ve iki demokrasi olduğunun tescili, (şimdiye kadar dünya kuzeyi tanımıyordu!)
-Türkiye’nin garantörlük hakkının devamı..
-Bütün Kıbrıs’ın (Kuzey ve Güney ile), AB müktesabatına dahil edilmesi
-KKTC halkının siyasi eşitliğinin tanınıp güvence altına alınması
-Ada’da yaşamakta olan anavatanlıların (Türkiye’den gidenlerin) haklarının korunması
-Türk askerinin, Türkiye AB’ye girdikten sonra da Ada’da kalması
Bütün bunlar, Türk tarafının ısrarlı tutumu neticesinde 4. Annan Planı’na konuldu. Bundan böyle iki taraf da yeni süreçle baş başa kalmıştır. Bu da, plan’ı halkların oyuna sunmaktır.
Plan, bu haliyle Türkiye ve KKTC halkı tarafından olumlu karşılanacaktır. Geriye Rum tarafı ve onların ne diyeceği kalıyor, o da onların bileceği iştir!
Türkiye, barış taarruzuyla KKTC’yi dünyaya tanıtmıştır. Bu durum BM’nin belgelerinde yer almıştır. Üstelik barış isteyen; uzlaşmacı taraf olarak tescil edilmiştir.
Müzakereler süresince gözden kaçmayan husus; Kıbrıs’ta barışı istemeyen taraf Rum Kesimi ve onun “şahin” lideri Papadopulos’tur.

Konu çözüme kavuşursa...
Şimdi top, hem ondan ve hem de KKTC liderinden çıkmış olup, iki halkın önüne gelmiştir. Referandumla bu iki halk kendi müşterek geleceklerini belirleyecektir.
Kıbrıs konusu AB’nin çıban başlarından birisidir. Bu konu çözüme kavuşursa AB de derinden, bir nefes alacak, birlik ve bütünlüğünü koruyarak yoluna devam edebilecektir.
Ada’da çözüm, Türk-Yunan münasebetleri ve Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda da hayati öneme haizdir.
Biz burada, bu çetin müzakere sürecinde emeği geçen herkesi, başta Başbakan Tayyip Erdoğan’ı kutlamak isteriz. Başlattığı barış müzakerelerini, iyi niyetle ve ısrarla sürdürmüş; Türk Tezi’ni, plan’a koydurmayı temin etmiştir.
Şimdiye kadar, cephelerde kazanıp masada kaybeden taraftık.
Bizim hatırlayabildiğimiz kadarıyla; merhum Adnan Menderes’ten sonra uluslararası arenada ilk defa böylesine bir başarı elde ediyoruz.

Referandumu nasıl okumalı?
 
Kıbrıs’ta önceki gün yapılan referandum, pek çok sonuçlar doğurmuştur. Bunların hepsini bir yazıya sığdırmak mümkün değildir. Ancak belli başlı olanlarını şöyle sıralayabiliriz:
Birincisi, ilk defa gerçekleşen bu referandumla, Kıbrıs Türk Halkı, self determinasyon, yani kendi geleceğini belirleme iradesini ortaya koymuştur. Bu irade çerçevesinde; hem dünya ile birleşme, hem varlığını ve müstakilliğini tescil ettirme noktasında, hiçbir şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde uluslararası kamuoyuna, uluslar üstü kurumlara haklılığını kabul ettirmiştir. Bu husus kesindir... Başbakan M. Ali Talat’ın ifadesi ile Kıbrıs Türk halkı kabuğunu kırmıştır. Bu çok ama çok önemli bir gelişmedir. Yani bundan sonra Ada’nın tek temsilcisi Rumlar değildir!..
İkincisi, Kıbrıs Rum halkı, yüzde 75.8 gibi kahir bir ekseriyetle Annan Planına hayır diyerek bir gerçeği çok çarpıcı şekilde açığa çıkarmıştır. O da şudur: Bugüne kadar bilinen veya kabul edilenin tersine, Kıbrıs’ta uzlaşma istemeyen taraf Türkler değil, Rumlardır. Bu noktada da şüphe kalmamıştır.
Üçüncüsü, Avrupa Birliği, şimdiye kadar tamamen yanlış bir politika ve tutumla, çözümü engelleyen ve uzlaşmaz taraf olan Rum Yönetimi’ni, bütün uluslararası hukuki normlara ve mevcut anlaşmalara rağmen, ne pahasına olursa olsun, AB üyeliğine kabul ederek, ne kadar yanlış bir şey yapmış olduğunu anlamak ve hesaplamak durumundadır.
İki ve üçüncü maddelerin toplamı olarak şimdi, Kıbrıs Rum tarafının siyasi liderleri halkını kandırarak yanlış karar verdirmenin, AB yetkilileri de adeta bile bile yürüttükleri tarafgir ve sakat politikalarının sonuçlarını oturup hesaplamak durumundadır. Yani artık onlar düşünsün!..
Dördüncüsü, KKTC’nin beynelmilel statüsü bundan böyle çok farklı bir mecraya girecektir. Siyasi tanınmaya kadar gidebilecek, ama ondan önce izolasyondan sıyrılma, ambargolardan kurtulma ve dünya ile bütünleşme yönünden, düne göre çok daha olumlu bir mevkidedir. Yapılacak diplomatik hamlelerle, bu kazanımların hangi oranda gerçekleşebileceğini zaman gösterecektir. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler ve de Amerika, verdikleri sözlerin arkasında durmak zorundadır. Aksi halde inandırıcılıklarını aşındırmış olurlar.
Beşincisi, KKTC’nin siyasi konjonktüründe meydana gelecek olan değişikliklerdir. Şurası kesin; artık hiçbir şey 24 Nisan öncesindeki gibi olmayacaktır. Kıbrıslı bir gazetecinin dediği gibi, Rauf Denktaş’ın “Zeytinyağı misali su üstüne çıkma” manevrası tutmayacaktır. Sayın Denktaş, bu saatten sonra hangi itimada ve güven esasına dayanarak, KKTC’ye liderlik yapacaktır? Hem KKTC’de, hem dış siyaset arenasında feci şekilde aşınmış karizması ile bu mümkün müdür? Bize göre değil...
Başbakan Mehmet Ali Talat’ın da belirttiği gibi, bundan böyle KKTC’nin dış politikası birinci derecede hükümet tarafından yürütülecektir. Denktaş her şeye rağmen koltuğunu terk etmemekte dirense bile, artık ikinci derecede bir siyasi kişilik olarak rol oynayabilecektir. Keşke Sayın Denktaş kendisini bu hale düşürmeseydi. Keşke ters taraftan Rum Lideri Papadopulos’la aynı çizgiye düşmeseydi. Keşke Anavatan Türkiye’nin hükümeti ile böylesine köprüleri atmasaydı... Ve keşke, çok daha önce bugünleri görüp gerekli esnekliği göstererek, bu kadar gecikmeden Rum tarafının uzlaşmazlığını ve çözümün engelleyicisi olduğunu ortaya çıkarabilseydi.
Özetlersek; hem BM, hem AB, ve hem de Kıbrıs’ın her iki tarafı için artık yepyeni bir devir başlamıştır. Bu yeni dönemin mahiyetini irdelemeye devam edeceğiz.

Referandum
 
Avrupa Birliği anayasasını referandum denen halkoyuna sunmak fikri yanılmıyorsam Jacques Chirac’tan zuhur etti. Halbuki devletlerin geçmişinde en önemli muahedeleri bile meclislerde oylanır, devlet başkanı usulen onaylar, olur biter. Çoğu, halkoyuna sunulsa idi redde uğrar, tarihin akışı değişirdi. Ama Avrupa Birliği’nin kudretli adamı ve en tecrübeli politikacısı Chirac, her iki meclisinden akarsu gibi geçirebileceği anayasa adı takılan mahut metin için referandum diye tutturdu.
Gerçekte kendi şahsı ve 2 yıl sonraki seçimde 3. defa cumhurbaşkanlığı için halk oylaması istedi. Valery Giscard d’Estaing gibi karîhalı mutaassıp bir kişinin düzenlediği kalın bir kitap hacmindeki anayasa, AB üyelerinin milli devlet vasıflarını ve iradelerini sınırlayabilen kısıtlamalarla doldurulmuştu. Fransızlar, Hollandalılar bunu sezdiler ve koskocaman birer ‘Hayır’ dediler. Kaldı ki Fransız halkının -karakteri icabı- başbakanlığı hariç kendisine başkanlık için 21 yıl iktidar vermeyeceğini Mösyö Chirac’ın herkesten iyi bilmesi gerekirdi.
Demokrasi bâbında Fransa’dan geri kalmaktan (!) korkan Avrupa ülkelerinden bazıları da referandum kararı almasın mı? İngiltere dahi bu hevese kapıldı. Anayasası hiçbir devirde olmamış, bugün de olmayan, demokrasisini anayasaya ihtiyaç duymadan sıradan yasalar ve sağlam gelenekler üzerine kurarak gül gibi geçinip giden İngiltere’nin halkına, bütün ana ve baba yasaları bağlayıcı bir anayasayı kabul ettirmek teşebbüsünü bir düşününüz! Euroyu reddeden bir İngiltere, hükümetin istifasını gerektirecek bir referandum tehlikesi atlattı. Akıllı Avrupa devletleri, sızıltısızca, gürültüsüz patırtısız meclislerinden geçirivermekle yetindiler.
Chirac’ın şan ve şerefle, başarı ile dolu siyasi hayatı da bu suretle sonun başlangıcı safhasına girdi. Acısını Türkiye’den çıkartmak gibi bir zillet, bu kadar büyük bir adama yakışmaz. Zira referandumların güdümlü olduklarını, sorulan soruya göre oy verildiğini, yani aynı sorunun iki ayrı şekilde sorulmasıyla iki ayrı cevap elde edilebileceğini Chirac gibi tarihi ve Fransa tarihini iyi bilen bir devlet adamının hatırdan çıkarmaması lazımdı. Ama siyasi ihtirası, bilgisine üstün geldi. Yorulmuştu, halkını ikna edemedi. Referandumların rejim değiştirici ve daha çok totaliter yönetimler için kullanılmış bulunduğunu değerlendiremedi.
Ola ki, referandumla oynamaya kalkışmayalım. Zira referandumda sorulan soruya, soruş üslubuna göre oy atılır. Soruyu başka şekilde sunarsanız, tersi sonuç alırsınız. Kavga gürültü olur, rejim tehlikeye girer. AB’de çıkan kriz, Fransa’da 6. Cumhuriyet’in altyapısını oluşturdu.

Avrupa Birliği'ne giriş için bir referandum
TÜRKİYE'de Avrupa Birliği'ne giriş için bir referandum yapılsa sonucu ne olur? Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın referandum kelimesini telaffuz ettiği günden sonra geçen 48 saat içinde meydana gelen olaylara bakarsanız, referandum yapmaya gerek yok.

Bu referandumun sonucu bellidir.

Gelin bu sonucu birlikte görelim.

BASINDAKİ TEPKİ

Önce Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç'ın ‘‘Rusya ve İran'la yeni arayışlara girilmesi’’ teklifine bakalım.

Bu sözler bana Başbakan Bülent Ecevit'in 1960'lı yıllarda söylediği, ‘‘Sırtımız duvara dayanırsa, duvarın öteki tarafına geçeriz’’ sözlerini hatırlattı.

Hiçbir zaman geçemedik.

İyi ki de geçmedik, yüzümüz hep Batı'ya dönük kaldı.

Dün basında Orgeneral Kılınç'ın sözlerinin aldığı desteğin ölçüsüne baktım.

Birkaç küçük gazete dışında belirgin bir destek yoktu.

Tam aksine, ‘‘Nereden çıktı bu sözler’’ şeklinde eleştirel bir şaşkınlık hákimdi.

Hele hele İran'la yeni ittifak arayışına, Erbakan çevresindeki birkaç kişinin ‘‘Hoca'nın D-8 projesi ne kadar haklıymış’’ sözlerinden başka destek gelmedi.

Yani basın Avrupa Birliği referandumunda oyunu belli etti.

‘‘AB'den vazgeçip, Rusya ve İran'a dönüş’’ önerisine ‘‘Hayır’’ dedi.

Referandumun ikinci göstergesi ise bu kelimenin ortaya atıldığı andan itibaren Ankara'da yaşanan telaştı.

Birçok çevre, ‘‘Nereden çıktı şimdi bu’’ havasındaydı.

Bazıları baştan ‘‘Olmaz’’ cevabını verdi.

Hepsi için demiyorum, ama bir bölümü için bu telaşın nedeni, referandum fikrinin altında ezilmekti.

Bir an için referandum yapıldığını düşünün.

Partileri yan yana yazın.

KİM HAYIR DER

Acaba bunlardan hangisi böyle bir referandumda ‘‘Avrupa Birliği'ne hayır’’ der ve bunun için kampanya yapabilir?

Doğu Perinçek'in İşçi Partisi'nden başka bir parti aklınıza geliyor mu?

Evet MHP, AKP ve SP'yi de düşünün.

Bunlar bugün ‘‘AB'ye hayır’’ kampanyası yapabilir mi?

Yapamaz.

O takdirde bu sandıktan ne çıkar?

Kesin ‘‘Evet’’.

İşte bu cevap kimsenin işine gelmiyor.

Çünkü birçok parti ve kesim, Avrupa Birliği üyeliği üzerinden ‘‘ikiyüzlü’’ çirkin bir politika yapıyor.

Bu demagojinin en çarpıcı sloganı ise şu:

‘‘Biz Avrupa Birliği'ne karşı değiliz, ama Türkiye'nin bölünmesine de karşıyız.’’

PARMAKLAR UZANINCA

Sanki Türkiye böyle bir ikilem karşısındaymış gibi bir hava yaratılıyor.

Buna ‘‘alaturka Şark kurnazlığı’’ denir.

İşte Ankara'da yaşanan telaş, referandumun bu Şark kurnazlığına son vereceği korkusudur.

Çünkü bazıları, referandum yapmadan ‘‘ince bir politikayla’’ Avrupa yolunu kapatmak arzusundadırlar.

Neden ‘‘ince bir politikayla’’ derseniz, cevabı basit.

Bunun sorumluluğunu taşıyamazlar. Gelecek kuşaklar, ‘‘Bize Avrupa yolunu kapattınız’’ diyerek onları suçladıkları zaman verecekleri bir cevabın olması gerekir.

Genç parmaklar savcı edasıyla kendilerine doğru uzatıldığı zaman onlar da şunu söyleme imkánına sahip olacaklardır:

‘‘Avrupa'yı biz de çok istiyorduk ama, girseydik bizi böleceklerdi.’’

Tabii geride bir halkoylaması da olmadığı için rahatlıkla, ‘‘Halk bizden bunu istedi’’ de diyebileceklerdir.

Ben işte ilerde bulabilecekleri böyle savunma gerekçelerine karşı bir not düşmek istiyorum.

Son 48 saattir yaşadığımız telaş, referandum kelimesinin tellaffuzunun yarattığı psikolojinin ürünüdür.

Daha doğrusu, bu referandum hayaletinin ‘‘ilan edilmemiş sonucunun’’ yarattığı telaştır.

Türk toplumu bundan 150-200 yıl önce istikametini belirledi.

Cumhuriyet bu hedefi, ‘‘milli politika’’ haline getirdi.

28 Şubat, bu istikameti değiştirmenin mümkün olmadığını ispatladı.

Bunların hepsinde Türk ordusunun pozitif rolü oldu.

Bugün de bu rolün değiştiğini kimse söyleyemez.

KILINÇ PAŞA

O nedenle Kılınç Paşa, o konuşmayı askeri bir mekánda üniforması içinde yapmış olsa da, bırakalım bunlar onun şahsi görüşü olarak kalsın.

Rusya ile İran'la iyi geçinelim ama hayat ortaklığını Batı'da aramaya devam edelim.

Referandum nedir? hakkinda aciklamalar Referandum nedir? konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Referandum nedir?, referandum ne demek,referandum haberleri,türkiyede referandum,referandum anlamı

 

 

Faydalı bilgiler Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 13
Hamilelikte karın çatlakları
Okunma: 12
Bacak ağrısı Bacak ağrıları
Okunma: 11
Selülit kremleri
Okunma: 9
ilk gece korkusunu nasıl yenebilirim
Okunma: 5
Çeyiz Listesi
Okunma: 4
Cinsiyet belirleme yöntemleri
Okunma: 4
Kil maskesi
Okunma: 3
Stres Topu
Okunma: 3
Safra kesesi taşlarının bitkisel tedavisi
Okunma: 3
Gözaltı torbaları neden oluşur
Resim
Parfüm Markaları
Parfüm Markaları

 |   |   |   |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!