|
Peynirin yararları
Kadinlaricin.net sitesinde Peynirin yararları baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Peynirin yararları ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Hamilenin baş gıdası peynir
Ordu Doğum Hastanesi Kadın ve Doğum Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Arslan Aydın, hamilelik dönemindeki kadınların bol bol peynir yemesi gerektiğini söyledi. Opr. Dr. Arslan Aydın, hamilelik döneminde iyi beslenmek gerektiğini ve kemikleri güçlendirici gıdalar alınmasının yararlı olduğunu belirterek, “Bunun için en iyi yol peynir yemektir” dedi. Kent merkezlerinde hamilelik dönemindeki kadınlarda beslenme bozukluklarına pek rastlanmadığını, ancak kırsal kesimdeki kadının bu döneme pek ilgi göstermediğini kaydeden Aydın, “Hamilelik döneminde proteinli gıdalar alınmalı. Ancak bu beslenmenin temel amacı kemiklerin güçlendirilmesi şeklinde olmalıdır. Kemikleri güçlendirici gıdaların alınmasıyla kadının vücudunun dayanıklı olacağı gibi, doğacak çocuğun kemiklerinin erken ve sağlıklı gelişmesini de sağlayacaktır. O sebeple hamilelik dönemindeki kadınların peynir yemesi uygun olacaktır” diye konuştu.
Prostat kanserine karşı, peynir suyu
Peynir altı suyu proteini wheyinin, prostat kanserine karşı koruyucu etki meydana getirebildiği bildirildi. Ohio State üniversitesinde yapılan ve sonuçları Journal Toxicology adlı dergide yayınlanan araştırmada, whey proteininin içerdiği cysteine amino asidinin, prostat hücrelerinde, serbest radikalleri önleyebilen glutatyon maddesini yüzde 60 oranında arttırdığı gözlendi. Laboratuvarda 48 saat prostat hücrelerine whey proteini veren bilim adamları, hücrelerdeki glutatyon miktarının yüzde 60 arttığını tespit etti. Anne sütünün büyük bölümü whey proteini içeriyor. Bilim adamları, peynirdeki kazein maddesinin de prostat kanseri üzerindeki etkisini araştırıyor.
Konumuz, sabah akşam sofralarımızdan eksik etmediğimiz peynir.
Bizim, genellikle yemekten önce, Fransızların yemekten sonra yediği, yüzyılların vazgeçilmez gıdası.
Yayınlanan bir atlasa göre, dünyada 1500 çeşit peynir varmış. Bunların içinde kaçı Türk peyniri, belli değil.
Aslında bir siyasetbilimci olan Artun Ünsal yiyecek kültürü üzerine de düşünüyor ve yazılar yazıyor. Son çalışması ise Türk peynirleri üzerine. Türkiye'yi karış karış dolaşan Ünsal bizim peynir haritamızı çıkarmış. Süt Uyuyunca adını verdiği çalışması Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Artun Ünsal ile Beşiktaş Pazarı'ndaki peynircilerde başlayan konuşmamız Galatasaray Üniversitesi'ndeki odasında noktalandı.
Evet, belki de bizim çok kulllandığımız söz, büyük bir gerçeği ifade ediyor: Peynir ekmek, hazır yemek.
Evet, süt uyuyunca peynir olurmuş.
Afiyet olsun.
Bir bilim adamısınız ve siyasi tarih okutuyorsunuz. Sizi gazetelerdeki yemek yazılarından da tanıyoruz. Şimdi de Süt Uyuyunca adında bizim peynirlerimizi yazdınız. Bir alan kayması mı bu?
Yeme içmeyi bir yaşama kültürü olarak aldığımızda, meseleyi beslenme, oburluk veya doymak boyutundan çıkarıp baktığımızda, görüyoruz ki her ülkenin kendine özgü güzellikleri var. Peynir konusuna eğilmemin nedenine gelince, genellikle Türk peynirleri hakkında yanlış yargılar veriliyor. Peynirlerimiz kaliteli değil, çeşidi sınırlı, hilesi hurdası var gibi. Bir pazara ya da şarküteriye gittiğimiz zaman bakıyoruz ki peynire büyük bir talep var. Türkiye'de peynirlerin bu kadar sevilmesinde Orta Asya'dan gelen alışkanlıklarımızın izlerini görüyoruz. Azla yetinmek, seferilik, göçebelik gibi. Sütü taşıyamazsınız ama peynir taşınabilir. Ondan sonra yerleşik düzene bir tür geçiş var. Anadolu'nun dağlarına ovalarına yerleşmişiz. Burada da önce beslenmek, sonra da elindeki maddeyi korumak için yoğurt, yağ ve peynir yaptık. Fakat burada bazı farklar belirmeye başlıyor. Her dağın çiçeği farklı, her yamacın otu farklı. Her yerin keçisi, ineği, koyunu farklı. Bu da peynirde farklı tadların oluşmasını sağlıyor. İşte o zaman bu, oradaki insanın hayal gücüyle birleşip, sıradan bir yiyecek olmaktan çıkarak bir sanat eserine dönüşüyor. Mutfak için de aynı şey geçerli. Mutfakla peynir arasındaki en büyük ayrım nedir diyecek olursak, peynir daha çok kırsal kültüre uygundur. Halbuki mutfakta bir sınıf farkı vardır. Bir zengin mutfağı, saray mutfağı vardır. Bu sadece Osmanlı için geçerli değil, daha eski uygarlıklarda da böyle. Fellini'nin filmlerinde görürüz, bir çok çeşit yemek gelir sofraya, büyük çevirmelerin içinden güvercinler çıkar. Romalıların yatakta yemek yiyişlerini görürüz. Ama halk ne yiyordu? Et ve taze meyve zenginlere mahsustu. Çabuk bozulabilecek şeyler zenginlere, saklanabilecek ve kolay bulunabilecek olanlar da fakirlere aitti. Yani gelirle zevk arasında bir farklılaşma var. Geliriniz yüksekse zevkiniz yüksek oluyor.
EN SİYASİ GIDA
Peynir daha mı eşitlikçi?
- Zenginle fakirin masasına gelen peynir arasında öyle çok büyük bir fark yok. Peynir daha eşit bir madde gibime geliyor.Zengin de kaşar yiyor, beyaz peynir yiyor. Belki en pahalısını yiyor ama sonunda madde aynı. Peynir aslında oldukça siyasi bir yiyecek.
Peynir üzerine bir kitap yazma fikri nasıl oluştu?
- Yapı Kredi Kültür ve Sanat Yayıncılık'tan Ömer Kayalıoğlu Türk peynirleri üzerine bir kitap çıkmasının savunucularından biri. Bizim peynirlerimizin de dışarıya tanıtılması gerektiğine inanıyor. Bu nasıl yazılır tartışması yapılırken Enis Batur benim yazabileceğimi söylemiş. Böylece ben suya atılmış oldum. Fazla bildiğim bir konu değildi. Peynire ilgi duymaya başladığımda, işe sıfırdan başladım. Genç bir öğrenci gibi, ziraat fakültelerinin kitaplarına baktım, başka ülkelerde yayınlanmış peynir kitaplarını okudum. Bu arada da Türkiye'deki peynirlerin farklılıklarını, özelliklerini incelerken üç konuyu gözönünde bulundurmaya çalıştım. Birincisi onu yapan insan, yaptığı yer ve coğrafyası, üçüncüsü de oradaki insanların nasıl yaşadıklarını gösteren konutları. Yani teknik bir kitaptan çok kültür kitabı olmasına dikkat ettim. Peynirlerle ilgili atasözlerini, manileri de ekledim kitaba. Mesela, peyniri deri, avradı eri korur, deniyor. Güzel bir kadını anlatmak için teleme peyniri gibi kadın denir, beyaz tenli olduğunu vurgulamak için. Peynirin yapılışının ardında bütün bu kültürü ile Anadolu insanını tanıtmaya çalıştım.
Kaç çeşit peynir saptadınız?
- Pek saymak istemiyorum ama benden önce yapılan araştırmalarda otuz peynir çeşidi saptanmış. Kitabı saydığınızda yüzün üzerinde peynir çeşidine rastlayabilirsiniz. Ama diyeceksiniz ki peynirler birbirine benziyor. Antep peyniri, Kıbrıs'ın hellim peyniri, Çerkes peyniri arasında çok büyük fark yok. Ama lezzet farkı var. Dünyada zaten peynirler çok fazla çeşit değil. Ama yapılış farkı, sütü, kullanılan hayvanın cinsi bu farkı ortaya çıkarıyor. Bizde mesela koyun ve keçi daha fazladır. Ben peynirde yerel tadların kaybolmamasını istiyorum. Büyük üreticiler bunu başarabilir aslında. Yerel peynirleri de kooperatifler aracılığı ile kendi bünyelerinde toplayabilirler, peynir holdingleri oluşturulabilir.
Son yıllarda Avrupa'dan ithal edilen peynirlere mi yöneldik daha çok?
- Biz nedense kendi zenginliklerimizi bırakıp, yeterince kendi kültürümüze güvenmediğimiz için, cahilliğimizi de bir ölçüde örtmek için batıya yöneliyoruz. Kendi peynirlerimizi bilmeden batının rokforuna, kamamberine, mozerellaya veya krem peynirlerine gidiyor aklımız. Ben buna da karşı değilim ama kendi peynir kültürümüzü de öldürmememiz lazım. Dışarıdan gelen her şeyi red mi edelim, hayır. Ama Karacaoğlan'ı da, Yunus'u da bilelim, ondan sonra Sartre'ı, Marx'ı okuyalım. Bu da onun gibi bir kültür sorunu. Yerel kültürümüzü koruyabildiğimiz oranda evrenselin bir parçası olabiliriz. Yoksa Türkiye'nin her yerinde Coca Cola içilir, hamburger yenir. Herkes blue jean giyer. İsteyen istediği markayı giysin. Biz de şalvar giyemeyiz ama peyniri yiyebiliriz.
Peynir için büyük bir Türkiye turu yaptınız sanırım.
- Evet, Karadeniz'den Trakya'ya, Ege'ye, Güneydoğu'ya kadar. Niğde'de ilginç bir şey geldi mesela başıma. Orada binlerce yıllık bir gelenek içinde mağarada peynir yapımı sürdürülüyor. Kadının biri çömlek peyniri yapıyordu. Bize döndü, sizin hiç işiniz yok mu, dedi bir yandan da gülerek. Onun için sıradan bir iş çünkü yaptığı. Koskoca profesörün başka işi yok mu gibisinden bakıyordu bana.
Süt uyur, peynir olur
Kitabın adı bu gezileriniz sırasında mı çıktı?
- Hayır öyle olmadı. Peynir sözcüğünü ararken Türkçe söz olmadığını öğrendim. Peki bizler ne derdik diye bir araştırmaya başladım ve Kutatgu Bilig'e baktım. Orada uthıtmak var. Uyumak manasına geliyor. Süt uyuyunca yoğurt olur, peynir olur
Kaliteli peynirde bakteri tehdidi
Pastörize edilmemiş sütten yapılan dünyanın en kaliteli peynirlerinin, olgunlaştıktan sonra bakteri ürettiği öne sürüldü. Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi’nin (FDA), konuyla ilgili inceleme başlattığı bildiriliyor. Çiğ sütten yapılan dünyanın en çok aranan peynirleri arasında İtalyan parmigiano, İsviçre gravyer, Fransız rokfor ve keçi peyniri ile kaliteli beyaz peynirler bulunuyor. Uzmanlar, peynirlerde listeria, salmonella ve E-koli basili gibi bakteriler ürediği, bunların insan sindirim sistemine girerek, ölümlere bile sebep olduklarını öne sürdü. Süpermarket sahipleri ise iddiaların saçma olduğunu söylediler.
Kalsiyum ve mineral deposu: BEYAZ PEYNİR
Gün içinde en sık tükettiğimiz besinlerden biri olan peynir, kalsiyum ve mineral yönünden en zengin gıda maddeleri arasında yer alıyor. Süt içtiğinde sindirim problemi yaşayan kişiler için de iyi bir alternatif oluşturuyor. Uzmanlar “Peynirin içindeki kalsiyum ve diğer mineraller vücut için son derece yararlıdır. Süt ve yoğurda göre daha fazla protein içermektedir. Bu yüzden de günlük beslenmemizde kullanmamızda fayda var” diyor. Peynirin içeriğindeki maddeler, tipine ve çeşidine göre değişiyor.100 gram yağlı beyaz peynirin içinde 22.5 gram protein, 162 miligram kalsiyum, 0.50 miligram demir ve yine değişik oranlarda A, B1 ve B2 vitaminleri bulunuyor. 100 gram yağsız beyaz peynirde ise 19 gram protein, 96 miligram kalsiyum, 0.40 miligram demir ve diğer vitaminler yer alıyor. Yetişkin bir insanın günlük kalsiyum ihtiyacının üç kibrit kutusu büyüklüğündeki peynir tüketilmesiyle giderilebileceğini belirten beslenme uzmanları, peynirin menopoz döneminde artan osteoporoz gibi kemik hastalıklarından korunmadaki önemine özellikle dikkat çekerek şunları söylüyorlar: “Vücut, 20-25 yaşına kadar kalsiyumu çok rahat depolayabiliyor. Bu dapolama olayı 30-35’ten sonra artık tersine dönmeye başlıyor. Yani eskisi kadar rahat depolayamıyoruz ama kayıplarımız daha fazla olmaya başlıyor. Bu dönemde alabildiğimiz kadar kalsiyum almalıyız ki, kemik ve mineral yapımızı dengeye soksun, ileriki yaşlarda en azından oluşabilecek hasarları geciktirme konusunda vücuda yardımcı olsun. Bol bol peynir yiyerek gerekli kalsiyum ihtiyacımızı karşılayabiliriz.” Uzmanlar, pastörize edilmemiş sütten yapılan peynirlerle, sütü kaynatmadan yapılan taze peynirlerin tüketilmesinin sağlık açısından uygun olmadığına da işaret ediyorlar.
BESİN DEĞERİ Yağlı beyaz peynirin içerdiği maddeler (100 gram) Protein 22.50 gram Kalsiyum 162.00 miligram Demir 0.50 miligram A vitamini 720.00 i.u B1 vitamini 0.08 miligram B2 vitamini 0.30 miligram Niasin 0.40 miligram Yağsız beyaz peynirin içerdiği maddeler (100 gram) Protein 19.00 gram Kalsiyum 96.00 miligram Demir 0.40 miligram A vitamini 5.00 i.u B1 vitamini 0.02 miligram B2 vitamini 0.30 miligram Niasin 0.10 miligram
Peynir suyu, ilaç gibi İşe yaramaz diye dökülen “peynir altı suyu”nun büyük besin değeri olduğunu ve dünyada kullanımının gün geçtikçe arttığını duymuş muydunuz? Evet, kısaca “PAS” olarak tabir edilen ve peynir mayalandıktan süzülmesi çin kalıplara konduğu sırada elde edilen yeşilimsi sarı renkteki “peynir altı suyu”, Orta Çağ’da bir ilaç ve deri merhemi olarak kullanılıyormuş. Hatta PAS’ın bol olduğu yerlerde genç-ihtiyar herkesin, vücut derilerindeki yaraların iyileşmesi ve buruşuklukların giderilmesi amacıyla bu suyla banyo bile yaptığı belirtiliyor. Peynir suyunun böbrek taşınının oluşumunu engellediği, oluşan taşında düşmesini kolaylaştırdığı ifade ediliyor. Bu konuda çeşitli araştırmalar yapan Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Yard. Doç. Dr. İhsan Bakırcı, PAS’ta, yüksek biyolojik değere sahip serum proteinleri, mineral tuzlar, laktoz ve vitaminler bulunduğunu, bu sebeple de son 20 yılda dünyada kullanım alanının giderek arttığına söylüyor. İhsan Bakırcı, PAS’ın Danimarka, Finlandiya, Hollanda, İsveç, Bulgaristan, Belçika, Polonya, Yeni Zelanda ve Fransa gibi ülkelerde, belli oranlarda hayvanlara sıvı besin gıdası olarak verildiğini de ifade ediyor. Yard. Doç. Bakırcı, bu konuda bilgiler verirken “peynir altı suyu”nun kullanım alanlarıyla ilgili olarak da şunları şöylüyor: Hayvan yemi (Sıvı olarak): PAS, hayvanların daha iyi beslenmesinde yardımcı olduğu gibi, yem masraflarının da üçte bir oranda azalmasına yol açıyor. İhtiva ettiği besin unsurları bakımından, 12 kilo sıvı PAS, 1 kilo arpaya denk olarak hesaplanıyor. Genellikle tahıllara karıştırılarak yem şeklinde hayvanlara veriliyor. Gübre olarak: PAS, bitki besin maddesi olarak önemli bir değer taşıdığı için gübre yerine de kullanılabiliyor. Ancak akarsu ve göllere atıldığında, çevreyi kirleten ve sudaki oksijeni tüketerek mevcut bitkisel ve hayvansal hayatı olumsuz etkileyeceği için tarlada kontrollü olarak kullanılması gerekiyor. PAS, Amerika ve Avustralya’da çayırlara püskürtülerek kullanılıyor. Fırın ürünlerinde: Peynir üretimindeki artışa paralel olarak fırın ürünlerinde de kullanılıyor. Pastörize peynir altı suyu, tozu veya konsantratlarının ekmek yapımında kullanılmasıyla, ekmeğin besin değeri ve kalitesinın artışını da sağlıyor. Bu arada pasta ve keklerde de kullanılıyor. PAS, margarin, şekerleme, çikolata sanayiinde, ayrıca biyogaz, poliüretan köpük, tarımsal ilaç, boya, sentetik deterjanlar, fiberler, temizleme araçları vekozmetik sanayiindeki çeşitli ürünlerin üretiminde de kullanılıyor.
Beyaz peynir Geçen gece evin en alt katında yalnızlığımla buluştuğumda, elime geçirdiğim kağıt kalemle bir şeyler karaladım. Biliyordum ki, ertesi sabah kalktığımda, bu yazdıklarımdan nefret edecek daha da kötüsü küçümseyecektim. Ama yine de kaleme “dur” demedim. Ve sabah olduğunda gördüm ki kendimi iyi tanıyorum. Gerçekten de yazdıklarımı beğenmedim. Bir tanesi dışında. Daha önce hiç böyle bir üslup kullanmamıştım. Bana biraz yabancı. Ama yine de fena değil gibi geldi ve sizlerle paylaşmak istedim. “Bir beyaz peyniri paylaşacak dostları bulanlar ne kadar şanslıymış. Ya da biz ne kadar yalnızız. Ya da beyaz peynir ne kadar tarafsız.” İşte buyrun. Bu satırları neden yazdığımı biliyorum. O anda gözümün önünde 1950’li yılların sanatçıları vardı. Dönemin sivri kalemleri, edebiyatçıları, heykeltıraş ve oyuncuları nasıl da bir araya gelip dertleşirler, sohbet ederlermiş. Çiçek pasajında bir tabak beyaz peynirin etrafında kurulan diyaloglar, sonrasında Türk halkının kültür kaynağını oluştururmuş. Kravatlı şık beyler, şapkalı, tayyörlü şık hanımlar Beyoğlu’nda selamlaşırlarmış. İnsanların birbirine “siz” diye hitap ettiği, futbol maçlarında bile oyuncuların isimlerinin ardına “bey” sıfatı yakıştırıldığı zarif zamanlarmış onlar. Bu zarafetin sanatı da seçkinmiş doğal olarak. Hiç kimse halkın önüne çıkıp küfür etme cüretini gösteremiyormuş. Bir de bugüne bakalım. Çok izlenen bir kanal olmasa bile, kamu hizmeti kapsamında bir meslek olan televizyonculuk örneği verildi geçen akşam birisinde. İsim vermek istemediğim için cümlem böyle düşük oldu. Ama hepimiz biliyoruz ki yapılmış olan yayın çok daha düşük cümleleri hakediyor. O sırada ekran başında kaç izleyici vardı bilemem. Ama seyretmekte olanların hayretten hayrete düştüklerini tahmin edebiliyorum. Çok şükür, televizyon izlemek gibi bir alışkanlığım olmadığı için ben bu çok “önemli” programı da kaçırmış bulunuyorum. Fakat kaçırmayanlar hayatlarının dersini almışlar anlaşılan. Çünkü programın yayınlandığı gecenin ertesi sabahı, daha çayımdan ilk yudumu almıştım ki annem daldı içeriye ve başladı heyecanla anlatmaya. “Dün gece o programı izlediniz mi” diye başladı söze. Soru formunda olmasına rağmen aslında bir soru değildi bu. Sadece hararetle anlatılacak bir hikayenin giriş sözüydü. Annemi yarım kulak dinledim doğrusu. Çünkü sözünü ettiği gazeteci-televizyoncu konumundaki kişiyi, ben bundan on yıl önce silmiştim. Silmiştim, çünkü onun kalemini gerçekler için değil kendi doğruları için oynattığını acı bir tecrübeyle öğrenmiştim. O zaman çok çaresiz ve güçsüzdüm. Dolayısı ile almış olduğum yarayı zaman içinde kendim sarmış ve unutmayı denemiştim. Ama çekirge biteviye sıçramıyor işte. Bir gün, bir yerde ayağı takılıveriyor ve gerçekler gün ışığına çıkıyor. Kalem ve kamera, meslek haysiyeti olmadan kullanıldığında bir intihar aracıdır bence. Birkaç defa başkalarına yöneltirsiniz ve kendinizi güçlü zannedersiniz. Halbuki bu güç değil bir yanılgıdır. Çünkü kendi ürettiğiniz canavar, bir gün gelir sizi yemeye kalkışır. Gazeteyi, televizyonu tehdit amaçlı kullanmak, on yıllardır pek çok uyanığın denediği bir yol. Ama uzun vadede hiçbirisi başarılı olamadı. Gerçek habercileri ve halkın hakkını arayan dürüst insanları tenzih ederim elbette. Ben, televizyon ekranında “kurbanını” köşeye sıkıştırmaya çalışırken, kendi rezaletiyle yüzleşmek zorunda kalanlardan söz ediyorum. Zaten şu anda bütün Türkiye ondan söz ediyor. Mübarek olsun... Bizler, bir tabak beyaz peynirin etrafında dostlaşamıyoruz. Bizler, o az imkanlı ama çok sevgili zamanların şanslılarından değiliz. Bizler, mükellef bir ziyafet sofrasının etrafında oturuyor ama yine de bir türlü doyamıyoruz.
Bezdirme sıkması Yapılışı: Öncelikle bir yoğurma kabının içinde; kuru mayayı ılık sütle eritelim. Sıvıyağ ve tuzu ekleyip, hafifçe karıştıralım. Unu yavaş yavaş katarak, hamuru yoğuralım. Yumuşak, pütürsüz bir hamur olunca kabın üzerini örterek, 20 dakika kadar mayalanmaya bırakalım. Öte yandan kuru soğanları yarım ay şeklinde doğrayalım. Derin bir tavanın içinde tereyağını eritelim, soğanları pembeleşinceye dek kavuralım. Ocağın altını kapatarak, peynir rendesi, çökelek peyniri ve ince kıyılmış maydanozu ekleyelim. İç harcımız hazırdır. Kabaran hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alalım, yuvarlayarak bezeler hazırlayalım. Oklavayla her bezeyi çay fincanı tabağı büyüklüğünde açalım. Eğer teflon tavada pişireceksek tavaya yağ koymadan kızdıralım (Sac üzerinde de aynı yöntem uygulanır). Açtığımız hamurları önlü arkalı pişirelim. Sıcakken içlerine harcını paylaştırıp, rulo yapalım. Ayranla birlikte servise sunalım.
10 kişilik Hazırlama süresi 35 dakika Pişirme süresi 15 dakika Hamuru için 1 yemek kaşığı kuru maya (instant) 1 çay bardağı süt 4 su bardağı un 2 yemek kaşığı sıvıyağ 1 çay kaşığı tuz İç harcı için 1 su bardağı beyaz peynir rendesi 1 su bardağı çökelek peyniri 2 adet kuru soğan Yarım demet maydanoz 2 yemek kaşığı tereyağı
Peynir saklarken
Beyaz peyniri buzdolabında muhafaza ederken ince plastik yerine alimünyum folyo ile sarın. Alimünyum folyo, peynirin daha uzun süre taze kalmasını sağlar. Peynirlerinizi kap içinde de olsa alimünyum folyo ile sarın.
Vücudumuzun beyaz dostları SÜT, YOĞURT ,PEYNİR ,KAYMAK Süt ve süt mamullerinin; her yaşta insan için, özellikle de gelişme çağındaki çocuklar ve menopoz dönemindeki kadınlar için “vazgeçilmez” gıdalar olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama hangimiz, her gün bir küçük kâse yoğurt yemeyi, bir bardak süt içmeyi alışkanlık haline getirdik? Bu soruya, hiç tereddüt etmeden “evet” diyecek kaç kişi çıkar? Beslenme alışkanlığımızı gözden geçirdiğimizde elde edeceğimiz sonuçlar pek de iç açıcı olmayacaktır. Bu sebeple, köşemizi bugün “vücudumuzun beyaz dostları” süt ve süt mamullerine ayırmak istiyoruz. A ve B vitamini ile protein, fosfor, potasyum ve folik asit yönünden zengin olan süt, kaymak, yoğurt ve peynir, özellikle gelişme çağındaki çocuklarda kemik ve diş gelişiminde çok etkilidir. Bir kase yoğurt, vücudu çeşitli hastalıklara karşı koruyacağı gibi, direnme gücünü de artırır. Ayrıca yoğurt, kemik için gerekli kalsiyumun ana kaynağıdır. Bir günlük kalsiyum ihtiyacınız için bir kase yoğurt yemeniz yeterlidir. Bu miktarda yoğurt 150-400 miligram arasında kalsiyum içerir. Eğer kilo probleminiz varsa, kaymağı alınmış yağsız yoğurdu tercih etmeniz gerekiyor. A vitamini içeren süt; sağlıklı bir cilt ve sağlıklı gözler için de temel ihtiyaçtır. Yaşlanmaya, kansere ve kalp hastalıklarına yol açan maddeleri nötralize eder. Gerek menopoz sonrası kadınlarda, gerekse yaşlı erkeklerde yaygın olarak sağlığı tehdit eden osteoporoz (kemik erimesi) göz önünde bulundurulduğunda, bebeklikten başlayarak, vücuda uzun dönemli kalsiyum yatırımı yapılması gereklidir. Bunun için bol bol süt, yoğurt, peynir ve kaymak yemelidir.
Peynirlerimiz
Artun Ünsal harika bir iş yaptı ve Türkiye'de varolduğundan haberdar bile olmadığımız peynirleri antropolog gibi arayıp buldu.
‘Süt Uyuyunca- Türkiye Peynirleri’ adlı kitap bu titiz çalışmanın sonucunda hazırlandı.
Her fırsatta Türk mutfağına destek veren Divan Oteli, 21 Mayıs 1997 akşamı bir yemek düzenleyerek ‘Peynirlerimiz’ temasını işledi.
Bugüne kadar Divan Otel'de ne zaman yemek yediysem hep muazzam bir tatmin olma duygusuyla ayrılıyorum masadan.
Bu kez de öyle oldu.
Otelin usta şefleri şöyle bir mönü hazırlamışlardı o akşam için:
Ezine'nin tam yağlı beyaz peyniri ile lezzetlendirilmiş domatesli karides salatası.
Ayvalık'ın kirli hanım ve İzmir'in küflü acı peyniri ile servis edilen Ege usulü erişte.
Trakya'nın tam yağlı eski kaşar peyniri ile hazırlanmış hünkar beğendi.
Ege'nin keçi peyniri ile tatlandırılmış cevizli kıvırcık salatası.
İzmir'in tuzsuz lor peyniri ile hazırlanmış lor tatlısı.
Tatlı servisinden önce bütün davetliler kalkıp yan salonda açık büfe şeklinde hazırlanmış, Türkiye'nin bütün yörelerinden getirtilen peynirlerin sunulduğu bölüme geçtik.
Siyah üzüm, ceviz ve ekmek çeşitleriyle bu bölüm başlı başına bir yemek olayıydı zaten.
Hünkar Beğendi ile Kavaklıdere Selection Kırmızı 1995, diğerleriyle ise Kavaklıdere Muscat 1997 ikram ettiler.
Peynirlerle birlikte Kavaklıdere Tatlı-Sert Kırmızı 1997 aldık. Peyniri mükemmel tamamlayan bir tat verdi tatlı şarap.
Geceye emeği geçen bütün Divan oteli çalışanlarını ve tabii ki bütün olayı yaptığı çalışmayla başlatan Artun Ünsal'ı kutluyorum. . Peynirin yararları hakkinda aciklamalar Peynirin yararları konusunda bilgiler
|
|