|
Internet Nedir?
Kadinlaricin.net sitesinde Internet Nedir? baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Internet Nedir? ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Dünya’da gelişmekte olan İnternet ve bileşim sektörünün dalgalarının Türkiye’ye ulaşmasının ardından sanal dünya hayatımızın bir parçası oldu.
Merhaba derken Dünya’da gelişmekte olan İnternet ve bileşim sektörünün dalgalarının Türkiye’ye ulaşmasının ardından sanal dünya hayatımızın bir parçası oldu. Şu anda dünyada yüz milyonlarca insanın, Türkiye’de ise yüzbinlerin kullandığı internet dünyamıza ABD Savunma Bakanlığı Pentagon tarafından hediye edilen bir yapı. Dünyanın Internet’te 1960’lardan bu yana başlayan tanışıklığını Türk insanı yeni yeni keşfetmekte. İlk zamanlarda BBS dediğimiz iletişim sistemleriyle başlayan İnternet şu an ucu buçağı olmayan bir dev site. Bu yüzden bilgisayar başına oturduğunuzda karşınıza ne türlü web sayfalarının çıkacağını kestiremiyorsunuz. Net ortamında her an her türlü olay ekranınızda kendini gösterebilir. Bütün bu yenilikleri ve değişimleri NetPano sayfamızda her çarşamba günleri elimizden geldiğince aktarmaya çalışacağız.
Dünyada tahminen 200 milyon kişinin kullandığı sanal dünyayı, ülkemizde de yaklaşık 300 bin kişi kullanıyor.Türkiye 6 yıldır Internetle tanışıyor. 6 yıldan bu yana da kullanıcı sayısı inanılmaz bir hızla artmaya devam ediyor.
Web ortamındaki arama sayfalarına girdiğiniz zaman aradığınız bilgi için öncelikle çok iyi anahtar kelimeler seçmelisiniz. Geniş bir konu başlığını araştırırsanız arama siteleri size milyonlarca sayfa getirecektir. Bu yüzden arama yaparken genel kelimeler değil, özel kelimeler seçmelisiniz. Ayrıca kelimeler arasında ‘ve, veya, takiben, olmasın’ gibi mantıksal işlemlerle de hedef sayfa sayısını en aza indirmelisiniz.
Internet, birçok bilgisayar sistemini birbirine bağlayan dünya çapında yaygın olan ve sürekli büyüyen bir iletişim ağıdır. Internet, bilgiye kolay, ucuz, hızlı ve güvenli ulaşmanın ve onu paylaşmanın günümüzdeki en geçerli yoludur. İnternet’ten en fazla askeri, sanayi, eğitim ve eğlence dallarında yararlanılmaktadır. Internet için değişik bir sanal ülke diyebiliriz. Net ortamının kendi içinde yazılı olmayan, kurallara sahip, kendi toplumu olan bambaşka bir dünya. Dünyayı bir ağ gibi kuşatan internet, haberleşmeden ticarete kadar baş döndürücü bir hızla insanların hayatına girdi. Yıldan yıla, aydan aya ve hatta günden güne çok hızlı bir gelişme gösteren Internet, zamanımızda dünyaya açılan bir kapıdır. Dünyayı görmek ve dünyadan haberdar olabilmek için, herkesin bu kapıdan girmesi gerekir. Internet özellikle, ticari yönü itibariyle rakipsiz bir ortamdır. Bilgisayarlarla dünyayı bir örümcek ağı gibi saran internet ağı, devlet sınırlarını kaldırmıştır. Herkes, herkesle anında iletişim kurabilir.
BİLGİYE NASIL ULAŞILIR Internet’in en büyük faydası bir konu üzerinde araştırma yaparken size sağladığı avantajların çok fazla olmasıdır. Sizin şirketinizin benzeri işlerini dünyada acaba hangi şirketler yapıyor, hangi ülkelerde en ucuz dil eğitimi veriliyor vb binlerce sorunuzu Internet’teki arama programlarının karşısına geçerek öğrenebilirsiniz. Yapacağınız tek işlem. Net üzerindeki http://www.yahoo.com/, http://www.altavista.com/ http://www.lycos.com/ gibi servisler üzerinden, aradığınız konu ile ilgili anahtar kelimeler kullanarak arama, tarama yapabilirsiniz. Arama yaparken anahtar kelimeleri iyi seçmek gerekiyor. Eğer arama yaparken kelimeyi geniş tutarsanız binlerce link ve doküman arasında kaybolabilirsiniz. Bu sizin zaman ve para kaybınıza yol açar. Internet üzerindeyken şehiriçi telefon görüşmesi ücretini ödediğinizi unutmamanız gerekir. Mümkün olduğunca arama kelimesinide daraltma yapmak gerekir. Tarama sonrasında ulaştığınız her yeni link sizi başka linklere de götürebilecek referanslar içerebilir. Arama proğramlarının en kullanışlısı ise altavista adlı web sayfasıdır. Arama web siteleri milyonlarca web sayfası arasından sizin aradığınız sayfaları bir saniye gibi bir zamanda bulup size iletir. Eğer arama web sayfaları olmasaydı bu işi standart bir database programı ile aşağı yukarı dört beş ayda yapabilirdik.
MALİYETİ NEDİR ? Internet bağlanmak sanıldığı gibi zor bir olay değildir. Eğer evinizde bir bilgisayar varsa çok fazla bir yatırım yapmaya gerek yoktur. Internete erişmek için bir bilgisayar, bilgisayarın içinde fax-modem kartı 56K (30-150 dolar) ve telefon hattı gereklidir. Tabii burada PC bilgisayarlarda, Windows 95 işletim sistemi kullanıldığı ve telefonla erişim (dial-up) yapıldığı varsayılmaktadır. Internete baglanmak için “Internet Servis Sağlayıcı”dan 10 dolardan başlayıp 60 dolara kadar ulaşan internete erişim için gerekli telefon numaraları ile login name (giriş ismi) ve password (şifre) alınabilinir. Erişim servisinin üzerinden bağlandığınız sitelerede şehir içi telefon görüşmesi yapar gibi bir ücret ödersiniz. Eğer internetı gece girerseniz daha az telefon faturası ödeyeceğinizi de unutmamanızı tavsiye ederiz.
İnternet'in ne olduğunu anne-babaların ve bunlar arasında da özellikle siyasetçilerin iyi anlaması şart. Çünkü, İnternet olayında henüz tren kaçmış değil. Daha bir iki yıl var.
BİLGİSAYAR VE ‘‘DİSK’’İ
Günümüzde birçok iş zaten bilgisayarla yapılıyor.
Örneğin ben bu yazıyı bilgisayarla yazıyorum. Benim makine yazılan yazıyı alıyor içeride bir ‘‘disk’’ üzerinde saklıyor. Ben ‘‘sil’’ emri verene kadar...
Bu, bir yerde Hürriyet için de doğru. Hürriyet'in her nüshası ilk önce bilgisayarda bir araya getiriliyor. Ekranda düzeltmeler yapılıyor. Oradan baskıya gönderiliyor.
Bankalar da aynı şeyi yapıyorlar. Üniversiteler de. Bütün mevduat hesapları, bilimsel çalışmalar zaten bilgisayar kullanılarak yapılıyor. İMKB, Merkez Bankası, Hazine, Devlet İstatistik Enstitüsü, bunların diğer ülkelerdeki benzerleri... Zaten bilgisayar kullanarak çalışan kurumlar.
Çocuklar günümüzde daha 7-8 yaşında bilgisayar oyunu oynamaya başlıyor. Bir arkadaşından bulduğu veya satın aldığı oyunu tutuyor bilgisayarındaki diske kopyalıyor.
Oyunu zaten bilgisayarında oynuyor.
Herkes, işini zaten bilgisayarla yaptığından, bütün bu bilgiler bilgisayarların ‘‘diski’’nde silinene kadar saklanıyor.
Bu bir.
MÜZİK VE RESİM
Geldik bir seviye yukarısına.
Yeşil renk neden oluşur? Mavi ve sarının karışımından.
Ya kahverengi? Kırmızı ile maviden.
Demek ki, bilgisayara kırmızı, sarı gibi birkaç temel renk verin... Bilgisayar size geri kalan renkleri ‘‘yapabilir.’’ Çünkü bunları belli oranlarda karıştırabilir.
İşte müzik de böyle. Resim de.
Çok popüler bir müzik parçasını bilgisayara yüklemek sanıldığından kolay, çünkü birkaç temel sesi bilgisayara veriyorsunuz, bilgisayara bunları nasıl birleştireceğini anlatan bir ‘‘emir dizisi’’ yüklüyorsunuz. (Buna sesi ‘‘digitize’’ etmek deniyor.)
Benim yazı nasıl diskte duruyorsa, müzik parçası da diske yerleşiyor. Bilgisayarınızın hoparlörü varsa istediğiniz zaman müziği çaldırın.
Resim de öyle. Çocuğunuzun resmini çekin bilgisayara, bunu temel bazı renklerden nasıl bir araya getireceğini anlatan bir ‘‘emir dizisi’’ verin, bilgisayar size istediğiniz anda resmi ekranda göstersin. (Bu da resmi ‘‘digitize’’ etmek.)
Bu ne demek?
SİNEMA VE TELEVİZYON
Eğer bilgisayar müziği, resmi diskinde saklı tutuyorsa, İbrahim Tatlıses'in son CD'sini de tutar, sinemalarda gösterilen yeni bir filmi de...
Kanal D Ana Haber Bülteni'ni de...
Ve elbette burada saymamız için yer olmayan daha başka birçok şeyleri de...
SONUÇ
Şimdi dünyadaki bütün bu bilgisayarların birbiriyle haberleşebildiğini düşünün. Dünyanın bilmediğiniz bir köşesinde, bilmediğiniz bir disk üzerinde saklı duran bir müzik parçasına, bir resme, bir bilgiye veya finansal piyasaların tümüne evinizden birkaç saniye içinde ulaşabildiğinizi düşünün!
İşte İnternet bu.
Web sayfaları
Herkesin başkasına sunmak istediği bilgileri, müzikleri, resimleri vs... topladığı yere ‘‘Web sayfası’’ diyoruz. Kendinize veya kurumunuza ait bir gazete veya bir dergi sayfası açmış gibisiniz. Ama çok daha esnek. Dünyanın her köşesinden ‘‘görülebilen’’ bir sayfa. İleride her kurumun, her kişinin bir ‘‘Web sayfası’’ olacak. Nitekim bizim küçük oğlan da benden önce davranmış, bir ‘‘Web sayfası’’ açmış.
Hong Kong terzileri
İnternet yazılarına E-posta ile devam edecektim. Ama planlar değişti.
Her sabah olduğu gibi, Financial Times'ı almak için gazeteciye uğradım. O da ne? Gazetenin içinde bir reklam ilavesi var. Financial Times'ta ender rastlanır.
Açıp baktım. Hong Kong terzileri, dört sayfalık bir ilan vermiş.
Hong Kong terzilerinin İnternet'le ne ilgisi mi var?
En iyisi baştan başlayayım.
YAPIŞMAK DEDİĞİNİZ
Adamlar girişken.
Yıllar önce Dünya Bankası'nda çalışan arkadaşlardan duymuştum. Hong Kong'da otelde bir gün kalıp yola devam edeceksiniz. Adamlar odanıza telefon ediyorlar. Sabah ölçünüzü alıyorlar. Akşam prova yapıyorlar, ertesi sabah elinize ısmarlama dikilmiş üç takım elbise tutuşturup paralarını alıyorlar. Arkadaşlar anlattıklarında inanmamıştım.
Sonra Hong Kong'a gitmeye başladım.
Adam yanınıza geliyor: ‘‘Saatin ne güzel...’’ Hemen arkasından:
‘‘Sana hemen birkaç elbise dikelim...’’
‘‘İstemem, ihtiyacım yok...’’ Adamlar peşinizi bırakmıyor. Biri gidiyor, diğeri geliyor:
‘‘Bir elbise...’’
Birisi o kadar yapıştı ki, kenara çektim, ‘‘Bak dedim, biz Akdenizliyiz. Çin modası bize pek uymaz. Elbise alacaksak İtalyan vs. olsun isteriz...’’
Hong Kong terzisinin cevabını tahmin etmişsinizdir:
Onu da yaparız beyim!
VE İNTERNET
İşte Financial Times'ta gördüğüm ilave bu Hong Kong terzileri tarafından verilmiş.
Adamlar İnternet'te bir sayfa açmışlar. Bütün marifetlerini sıralamışlar. Takım elbiseler, ısmarlama gömlekler, pantolonlar.
Okuyuculara aktarmak için İnternet'e girdim, birisini not aldım.
Yün kumaştan üç takım elbise 1.299 dolar. Ama İnternet'e bir de kupon koymuşlar.
Yazıcıda bastırıp ‘‘götürünce’’, yüzde 20 de iskonto veriyorlar.
Ismarlama takımın tanesi 350 dolar gibi bir şeye geliyor.
Kuponu nereye mi götüreceksiniz?
OTELDE PROVA
Hong Kong terzileri, New York'un bir oteline üç haftalığına geliyorlar. Sonrası benim tahminim.
Ölçülerinizi alıyorlar. Hong Kong'a E-posta ile gönderiyorlar.
Kumaşlar kesilip bir iki gün içinde New York'a geliyor. Provaya gidiyorsunuz. Bir iki gün sonra da elbiseler elinizde.
Adamlar Hong Kong'a dönüyor.
Peki, ‘‘Ya elbise tam uymazsa, değişiklik gerekirse?’’
Düzeltmeleri yaptırıp faturasını E-posta ile Hong Kong'a gönderiyorsunuz.
Adamlar parayı ödüyor.
İnternet'e başlamak için neler gerekli? İnternet'e girmek, dünyanın her köşesindeki bilgisayarlarla iletişim kurmak demek. Demek ki bir bilgisayar ve bir de telefon hattına ihtiyacınız var. Telefon hattı nispeten kolay. Evinizde bir hat varsa başlangıç için yeterli olabilir. Ama İnternet'i daha hızlı yapan başka teknik özelliklere sahip hatlar da bulunuyor. Bunlar daha pahalı ve deneyimli İnternet kullanıcıları için geçerli. Şimdilik bir kenara bırakıyoruz. Bugün bilgisayar ihtiyacınızı ele alacağız. PC DENEN ŞEY Kişisel bilgisayarlara kısaca PC diyoruz. PC'ler bir televizyon seti veya bir radyodan farklı araçlar. PC'lerin özelliklerini siz kendiniz seçiyorsunuz. İsteğinize göre bazı parçalar bir araya getiriliyor. Bilgisayarınız adeta sizin için monte ediliyor. (Basit bir PC'yi monte etmek biraz deneyimi olan birisi için 20-25 dakika alır.) Demek ki PC'lerin fiyatı da istediğiniz özelliklere göre değişir. Biz en basit PC'yi alalım. Amacınızın bilimsel çalışma, grafik çizme, yayıncılık yapma gibi ileri düzey gerektiren bir şey olmadığını varsayalım. Sadece ödev yapmak istiyorsunuz, mektup vs. yazmak istiyorsunuz veya PC bankacılığı yapacaksınız... Bir de İnternet kullanacaksınız. Size asgari nasıl bir PC gerekir? ÖNEMLİ NOT Parçalara geçmeden önemli not. Aşağıdaki parçalar en basit PC'nin özellikleri. Ayrıca bir kişiden diğerine veya bir şirketten diğerine ‘‘iyi'' ve ‘‘kötü'' kavramları da farklı. Biz sadece İnternet ağırlıklı başlangıç PC'lerinden söz edeceğiz... Okuyucuya sadece bir fikir vermek istiyoruz. PC'nin özellikleri hakkında karar vermeden önce, bilgisayar satan şirketlerle konuşulup bilgi alınmalı. Fiyatlar onlardan sorulmalı. Unutmayın, kalite ve servis de önemli. Başlangıç bilgisayarının ana kartı, Cyrix 166 olabilir. Üzerinde 16 MB'lik hafıza bulunabilir. 1.44'lük bir disket okuyucusu ile 8 hızında bir CD okuyucusu artık standart olarak kabul ediliyor. Bu arada en az 1.2 gig kapasitesinde bir hard-disk almanız yanlış olmaz. Ekranı görmeniz için bir PCI video kartı ve üzerinde 1 MB hafıza greekir. Telefonla haberleşmeniz için 33.6 hızında bir modem kartı gerekir. (Modem kartının en hızlısını seçmenizde yarar vardır.) Elbette bir de klavye, fare ve ekrana ihtiyaç olacak. Bu parçaların fiyatları bir şirketten diğerine değişmektedir. Ayrıca kaliteler de farklıdır. Ama bütün bunlar hesaba katıldığında bu çeşit bir giriş bilgisayarı 800-1000 Amerikan Doları'na mal olacaktır. (Kullanılan parçaların kalitesi yükselirse, fiyat da yükselecektir.) EKLER Bir de İnternet'i hızlandıran bazı ilaveler var ki, tavsiye edebiliriz. Video kartınızın hafızasını 1'den 2 MB'ye çıkarmak hızı biraz artıracaktır. Ama esas hız artışı, makinenizin hafızasını 16'dan 32 MB'ye çıkarmakla elde edilir. Üstün kalite imaj ve ekran özellikleri istiyorsanız, ana-kartı MMX yapabilirsiniz. Bir miktar fark ediyor. Bütün bu ilavelerin, yine markalarına göre, giriş bilgisayarlarında size 200-400 dolar arasında bir maliyeti olacaktır. Bu arada unutmadan söyleyelim, bir yazıcı almanız da eninde sonunda kaçınılmaz. SONUÇ Görüldüğü gibi İnternet ucuz değil. Ama çocuğunuzun geleceği için aşırı yüksek bir yatırımdan da söz etmiyoruz. Bitirirken hatırlatalım: İyi düşünün, uzmanlarla konuşun, acele etmeden karar verin. Gelecek yazılarımızda daha paralı İnternet oyuncaklarına da değineceğiz.
İnternet'e girmeyenin hali yaman Şaka yapmıyorum. Pazar yazısı vs. ama gerçekten doğru. Bugünlerde İnternet'e girmeyenin hali yaman. Hem de çok yaman. E-MAİL'E GEÇİŞ Beni telefonla aramaya çalışanları alın. Baştan başlayayım. Aslında ben e-mail'e, yani elektronik posta kervanına geç katılanlardanım. Belki bundan on yıl önce de e-mail kullanmıştım, ama günlük işlerde değil. Ender durumlarda. Çaresiz kaldığımda. Her haberleşmeyi e-mail'e dönüştürmem ancak bir buçuk yıl öncesine dayanıyor. Öyle ki, inanın telefonla iş görmek artık bana pek garip gelmeye başladı. Beni telefonla aramaya çalışanların halini anlatayım. HANGİ TELEFON? 3 cep telefon numaram, 5 ofis numaram ve 3 de ev telefonum var. Türkiye'de ve yabancı ülkelerde... Birisinin beni bulması için 2 İstanbul ve 9 uluslararası telefon numarası çevirmesi gerekebilir. Üstelik sonunda ‘‘Derste...’’ ‘‘Toplantıda...’’ Veya ayıp değil ya, ‘‘Jet lag'i var. Uyuyor’’ gibi bir cevap alabilir. Adamcağız, 8 telefon numarası çevirmiş. Ama sonunda ‘‘Nerede olduğu belli değil, mesaj bırakmak istiyor musunuz?’’ Bizim sekreterleri boğazlayacak değil ya... Çaresiz ‘‘Sonra ararım’’ diyor. CEP'LER Bazen düşünmeden: ‘‘Cep'lerden arayın hemen bulursunuz’’ diyorum. Ama hangi cep numarasından? Amerika cep telefonları Avrupa'da ve dünyanın başka bir köşesinde çalışmaz. Hong Kong'a gittiğinizde yanınızda Avrupa cep telefonu götürmeniz gerekiyor. Avrupa telefonları ise şu an için Amerika'da çalışmaz. (Dünyanın parasını verip, özel bir telefon alırsanız, Avrupa cep telefon kartını Amerika'da da kullanabiliyorsunuz. Ama sadece New York'ta ve bir de sanırım Washington'da. Ama bu çok pahalı. Ayrıca yolda dolaşırken cebinizde de iki telefon taşımak zorundasınız. Telefon çalınca bir ona, bir buna, hangisi çalıyor diye kulağınıza götürmek zorunda kalacaksınız. Etrafınızdakiler bu adam manyak falan mı diye bakıyorlar. Olacak şey değil.) Kısacası, beni telefonla arayanların hali yaman. E-MAİL Oysa e-mail'leri olsa... Kişinin o an nerede olduğunu, e-mail numarasını bile bilmenize gerek yok. Bağlanın İnternet'e. Acele bir ‘‘search’’ yapın. (Yani ‘‘araştırın’’.) E-mail adresini bulun. İki dakikada mesajı geçin. Mesaj dünyanın neresinde olursanız gidip adamını bulur. Eğer her iki taraf da İnternet kullanıyorsa...
E-mail, İnternet'in sadece bir parçası. Bende evde Reuters var. Türkiye piyasalarındaki gelişmeleri canlı, çalışırken izleyebiliyorum. (Bazen de ders verirken, sınıftaki Reuters'i bizim piyasalara çeviriyor, arada bir göz atıyorum.) Ama ya seyahat ederken? O zaman da Dow-Jones'un Türkiye İnternet sayfasına giriyorum. Allah'ın dağından bizim piyasalarda ne oluyor, ne bitiyor görebiliyorum. Üstelik bedava.
İnternet ile yaşamaya alışmak Otuz yıl önce bilgisayar nedir bilmezdik. Yirmi yıl önce de cep telefonunu ve interneti. Tarih eski ritminde akıyordu, büyük dedelerimizin kullandığı kavramlar ve yöntemler de hayatımızda büyük ölçüde etkisini sürdürüyordu. Ne olduysa 18-20 yıl önce iki duvarın eş zamanlı yıkılışıyla oldu. İlkinde, Soğuk Savaş’ın simgesi olan Berlin Duvarı yıkıldı. İnsanlar duvarın öte yüzünü gördü. O zamana kadar düşman bildiği insanlarla kucaklaştı, iş birliği etti. İkincisi daha önemli. Bilgisayarlar internet ile birbirlerine bağlandı. İletişim duvarları yıkıldı. Bugün Avrupalıların yüzde kırkı internet kullanıyor. Türkiye’de 16 milyon internet kullanıcısı var.
İnternet=bilgi+kültür+iletişim Eskiden ancak devletlerde, büyük kurumlarda olan bilgi, şimdi sınır ve yasak tanımadan herkesin bilgisayarına akıyor. Kitap, makale, bilgi, belge, müzik, resim, film bir “tık”la ekrana indirilebiliyor. Birbirini hiç görmemiş insanlar internet günlükleriyle(blog) yazılarını paylaşıyor, tartışıyor. YouTube’de milyonlarca insan özel video çekimlerini, resimlerini yayınlıyor. Ayrı kıtalardan, ülkelerden on binlerce insan Facebook’ta haberleşiyor, iş birliği ediyor. Yakın zamanda istediğimiz müzeyi sanal âlemde gezebileceğiz, tiyatroyu seyredebileceğiz, milyonlarca kitaba erişip bildiğimiz dile hemen çevrilmesini isteyebileceğiz. Bu zamana kadar sanki kulaklarımızda pamuk vardı duyamıyorduk, sis vardı göremiyorduk. Yasak vardı gidemiyor, giremiyorduk. Sanal âlemde her örtü kalktı, her perde yırtıldı. İnsanların birbirlerine, ailelerine, kurumlarına, devletine, başka toplumlara bakışında ve topyekûn kültüründe derinlemesine değişim başladı. Güç devletten kurumlara, kurumlardan fertlere geçti. Artık insanlar bu gücü hayra da şerre de kullanabilirler. Bu gücü toplumları anlaştırmak, kaynaştırmak, çevre bilincini yaymak, savaşlara, açlığa karşı koymak, olumlu ortak tavırlar almaya sevk etmek şeklinde hayra kullananlar olduğu gibi, insanları istismar etmek için pek âdîce, ahlâksızca kullananlar da var. Üstelik bunların merkezi çoğu zaman ülke sınırlarının dışında. Yani internet suçlarıyla mücadele, tıpkı terörle mücadele gibi, küresel işbirliğini gerektiren bir mesele. Uzunca zamandır internet cafe’lerin nasıl çalıştığı ve çocukların istismarına yönelik yayınların internette yer alması ve bu hizmeti verenlerin tutumları toplumumuzda şikayet konusu idi. Buradan hareketle hazırlanan 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” Resmi Gazetede yayımlanmış ve hazırlık yapılması için 6 aylık bir süre öngörülmüştü. O süre doldu ve uygulanmaya başlandı. Kanun intihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkân sağlamak gibi suçlarla ilgili erişimi engellemeye yönelik. İnternet ortamında Atatürk aleyhine işlenen suçlar da kanuna eklenmiş. İlk bakışta önceki sayılanlarla bir araya getirilmesi tuhaf görünüyor. Ama eski 159. maddeyi kaldırırken 301. maddeyi keşfeden devlet, şimdi 301’i kaldırmaya hazırlanırken 5651’i tedavüle sokmak istemiş olabilir. Bunda da anlaşılmayacak bir şey yok! Ancak müstehcenliğin neye göre tarif edileceği, bu kanunun ifade özgürlüğünü ihlâl etmeden nasıl uygulanacağı konuları bugünden tartışılmaya başlandı bile. Neresinden tutsak, hangi yolu denesek sorunlar yine bitmeyecek. En muhkem duvarları yıkan internet’i durdurmak artık mümkün değil. En iyisi internetle yaşamaya alışmak...
Devlet daireleri “İnternet Kafe”lere dönmesin! Bütün devlet dairelerinin bilgisayarlarla donatılması, kurumların internet ortamında bilgi alışverişinde bulunması arzu edilir. Ama bu gelişme, vatandaşın işlerini hızlandırmak ve kolaylaştırmak için kullanılmalıdır. Gereksiz kırtasiyecilik ve lüzumsuz bürokratik işlemlerin aradan kalkması, gerekli bilgiye anında bütün ilgililerin ulaşması gibi çağdaş gelişmeler daha da teşvik edilmelidir. Vatandaşın da bilgiye kolaylıkla ulaşması ve devletin olabildiğince şeffaflaşması, birçok suistimali de önleyecektir. Hatta vatandaşın bazı işlerini, devlet dairesine bile gitmeden, evindeki-bürosundaki bilgisayarla sisteme girip halletmesi her türlü övgüyü hak etmekte; bu tür uygulamaların daha da genişletilmesi arzu edilmektedir. Böyle faydalı bir sistemin yanlış kullanılması ise işleri zorlaştırabilir. Balıkesir’den yazan vatandaşın belirttikleri hususlar, tehlikenin de ortada olduğunu göstermektedir. “Bir işim nedeniyle Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gittim. Aylar geçmesine rağmen hanımımın tedavi gideri bir türlü ödenmiyordu. Sebebini sordum. Muhatap olduğum memur bir dakika, dedi. Aradan 8-10 dakika geçti. Soruma cevap gelmedi. Memur bütün dikkatiyle önündeki bilgisayara bakıyordu. Ben de merak ettim. Gözümün ucuyla bilgisayara baktım. Memur Bey günlük gazeteleri gözden geçiriyor, haberleri okuyordu. Âdeta benim varlığımı, sorduğum soruyu unutmuştu. Bir ara yandaki memurun bilgisayarına da gözüm kaydı. O da bir arkadaşıyla chat’leşiyordu. Aradan epey zaman geçtikten sonra ‘sağlık giderinizle ilgili evrakları bulamıyoruz’ dediler. (Evrakları kendi elimle teslim etmiştim. Bunu kendileri de hatırladılar.) ‘Ama buralardadır. Arıyoruz. Herhalde buluruz’ dediler. Beni, evrakların kayboluşundan ziyade, devlet dairesinin “internet kafe”ye dönüşmesi kaygılandırmıştı. Okula döndüğümde durumu arkadaşlarıma anlattım. Onlar da; “Sen uyuyorsun. Bütün devlet dairelerinde, önünde bilgisayar olan müdür ve memurlar sabahtan akşama kadar internetten haber okuyorlar, birbirleriyle chat’leşiyorlar. Bu, hastalık halini aldı” dediler. Gerçekten böyleyse, durum çok vahim. Bu durumda bilgisayarlar işleri kolaylaştıracağı yerde, işleri uzatacak gibi görünüyor. Çocuklarımız için zararlı görülen bilgisayar herhalde büyüklerimizi de (amir ve memurlarımızı) bozmağa başlamıştır. Tez elden tedbir alınması faydalı olur kanaatindeyim.” Görülüyor ki bu hususta da daha çok denetime ihtiyaç bulunmakta. Bunu da bilgisayar ortamında yapmak mümkün. Umarım bu tür suistimaller, olumlu gelişmeleri sekteye uğratmaz.
İnternet ve hayatımız Tarihte bilginin yayılmasını ve öğrenmeyi etkileyen dört büyük devrim olmuş: Yazı milattan 6000 yıl önce Mezopotamya’da keşfedilmiş. Ama Çin’e birkaç bin sene sonra ulaşabilmiş. Kitap Çin’de M.Ö. 1300 yıllarında keşfedilmiş, 800 sene sonra Yunanistan’a ulaşmış. Gutenberg matbaayı 1450’lerde keşfetmiş. Avrupa’da yayılması bir asır almış, Türkiye’ye 1727 yılında girmiş. İnternet 40 yıl önce Amerikalılar tarafından keşfedilmiş, yirmi yılda görülmemiş hızla yayılmış. Bugün dünyada bir milyar internet kullanıcısı var. Siyasetten sağlığa, yönetimden eğitime, turizmden gazeteciliğe kadar günümüzün en etkili değişim ve dönüşüm aracı oldu. Geçenlerde ölen yönetim üstadı Drucker yıllar önce “Demiryolunun keşfi ne tür gelişmeleri tetiklemiş ise, elektriğin keşfi hayatımızı ne kadar değiştirmiş ise, internetin insanlığa etkisi onlardan çok daha derin olacaktır” demişti. Tahmini tuttu. Çin, İran, S. Arabistan sultalarını korumak için interneti yasaklasalar da, rejimin çatlaklarından bilgi sızdıkça insanlarda özgürlük arzusu artıyor. Özgürlük zihinlere damladıkça toplumda demokrasi ve şeffaflık talebi çoğalıyor. Bu gelişin önünde hiçbir zorbalık duracak gibi değil. İster kişiler, ister kurumlar, ister ulus/devletler olsun liberal demokratik açılımlar yapamazlarsa kabuklarında kuruyacaklar. Tıpkı kavını yırtamayan yılanların bunalıp ölmeleri gibi.
İyi mi, kötü mü? Kovanda bal da var, arı da. Marifet arıyı davet etmeden balı alabilmek. Her araç gibi yerinde kullanıldığında internetin çok büyük faydaları var. Bazen kötü niyetli kullanımlar oluyor diye yasağı savunamayız. Küresel çapta sansürsüz görüşme, farklı kültürler arasında haberleşme, sınırların, ideolojilerin ayırdığı insanlar arasında yardımlaşma, bilgi paylaşma, sağlık, eğitim programları uygulama bakımlarından emsalsiz faydalar sağlamakta. Bugün bilgi kolay, hızlı ve en ucuz internet ile yayılıyor. İnterneti savunmak, özgürlüğü savunmaktır diyebiliriz. DİE araştırmasına göre, Türkiye’deki evlerin yüzde 98’inde televizyon, yüzde 73’ünde cep telefonu var. Bilgisayarın evlere girme oranı yüzde 12, internete erişim oranı yüzde 9. Çoğu ıvır zıvır şeyler için kullanıyor. Okumak, araştırma yapmak, mal sipariş etmek için kullanan az. Hükümetin bu yıl internetsiz okul bırakmama hedefini kutluyoruz. Ama yetmez. Halkımızı hem aydınlatmak, hem teşvik etmek gerekiyor. Önce internet erişim fiyatlarının düşürülmesi lâzım. Bugünkü hâliyle dünyadaki en pahalı bağlantı bile bizdekinden daha ucuz ve dört kat hızlı. Bendeniz internet kullanalı televizyon seyretmem günde yarım saate düştü. Fatura ödemeleri, banka işlemleri günlerimi alır, hem sıkar, hem yorardı. Şimdi bunları evimde kahvemi yudumlarken birkaç dakikada yapabiliyorum. Sanki zaman genişledi; eşime, çocuklarıma, dostlarıma daha çok zaman ayırıyorum. Okumaya, yürümeye, çiçeklere bakmaya vaktim oluyor. Bilgiye ulaştıkça olaylara farklı bakıyor, kapalı devre yaşadığımız dönemlere göre kanaatlerimizde değişmeler oluyor. Yaşamanın, var olmanın anlamını düşünebiliyoruz. Uzatmayayım, internet ile hayatın kalitesi artıyor. İnternetin şirketler, özellikle medya için ne ifade ettiğini başka bir yazıda ele alacağım.
İnternet ve gazetecilik İş yapışımızı, olaylara bakışımızı, insan insan, insan toplum, toplum toplum ilişkilerini etkileyen öyle buluşlar var ki tarihin dönüm noktaları olmuşlar. Tekerleğin, demiryollarının, elektriğin keşfi bunlardan bazıları. Yazının keşfinden el yazması kitaba geçiş 4500 yıl almış. İlk matbaanın baskıya geçmesi için 3000 sene daha beklemek gerekmiş. Ama son yirmi yıldır öyle bir devrim yaşanıyor ki, öğrenmenin önündeki tüm engelleri kaldırıp, insanlığı namütenahi bilgi denizinin kıyısına bırakıveriyor. 8 bin yıllık müktesebat bir tarafa, son yirmi yılın birikimi öbür tarafa. Bu devrimin adı internet. Bundan sonra tarih bile internet öncesi ve sonrası diye anılsa yeri. İnsan bildiği kadar kıymetli, öğrendiği sürece başarılı olur. Gazetelerin haberleşme aracı olarak önemini ve toplumların gelişmesindeki rolünü hatırlatmaya gerek yok. Dünya mozaiğine bir göz atalım; gazetelerin okunurluğu ve kalitesi ile toplumların kalkınmışlığı, sahip olduğu özgürlükler ve yönetim kaliteleri arasındaki müspet ilişkiyi görürüz. Ülkemizde gazeteciliğin geçmişiyle demokrasi tarihimiz arasında doğrudan ilişki var. O yılları Bedii Faik dört ciltte anlatmış (*). Yazılı ve görsel medya bundan sonra da toplumun bilgilendirilmesi ve çağın nimetlerinden faydalanması yönünde görevini yapmaya devam edecek. Ama görevini tam sürdürebilmesi için gazetelerin bir yol ayrımında olduğunu düşünüyoruz. İki şeyi aynı anda yapmak gerekiyor. Birincisi, klasik gazete işletmeciliğini süratle çağa uydurmak. İkincisi, vakit kaybetmeden internet gazeteciliğine geçmek. Bizde neredeyse tüm gazeteler holding tarzı şirketler içinde yer aldığı için yönetimleri çok katmanlı ve yavaştan alan işleyişleri var. Gazete yapılanmaları da Bedii Faik’in hikâyeleştirdiği nostaljik çağın kalıplarında kalakalmış. Oysa gazeteler haberleri ve yorumlarıyla zamanla yarışmak durumunda. Okuyucular fikrî derinlik kazandıkça, 24 saat geriden gelen haber ve yorumlarla tatmin olmuyor. Bir arayış başlıyor. Klasik yapılanma ve ilişkilerle, kâğıda basılı fizikî gazete sunarak bir sınırdan öteye gidilemiyor, bu arayışlara cevap verilemiyor.
İnternet gazeteciliği Klasik yapılanmaya, kağıda basmaya ve sonra dağ bayır dağıtmaya dayanan gazeteciliğin darboğazı, yazımızın başında arz ettiğimiz internet devrimi ile aşılacak gibi görülüyor. Nitekim Dünya Gazeteciler Birliği toplantısında “dijital ortama geçmeyen gazetelerin geleceklerinin bulunmadığı” görüşüne varılmış. Ünlü İngiliz gazetesi Guardian birkaç yıla kadar içeriğini dijital ortama kaydıracakmış. İspanyol El Mundo’nun internet sitesini günde 750 bin kişi ziyaret ediyormuş. Gazetecilikte büyük değeri olan Pulitzer ödülü bundan sonra internet gazeteciliğini de içine alacakmış... Bendeniz gazete bayiine gitmeyeli yıllar oldu. Hepsini internetten okuyorum. Le Monde’u baskısından 12 saat önce! Yani “gerçek zaman”lı olarak. Ülkemizde filizlenen internet gazeteciliğinin çok değil birkaç yılda olgunluğu yakalayacağını umuyoruz. Kâğıtta direnenleri zor günler bekliyor.
İnternet ve kadınlar İnternete bayılıyorum. Canım sıkkın bile olsa bilgisayarın başına oturduğumda neşeleniyorum. Yüzyılın buluşlarından birisi olan internet teknolojisini zaten artık herkes kullanıyor. Geçenlerde nezih bir lokantada yemek yiyordum. Yan masada aşağı yukarı sekiz kişiden oluşan bir grup vardı. Hepsi bayandı. Anladığım kadarıyla bir arkadaş toplantısı gibi bir şeydi. Yalnız oluşum ve masalarımızın yakınlığı konuşulanlara dikkat etmeme yol açtı. Şehrin ünlü ve sosyetik hastanelerinden birisine çok yakında bulunuyorduk. Ve bu hanımların büyük bir bölümü o hastanede doktor veya yönetici olarak çalışıyordu. Arada sırada eşlerinden söz ettiklerinde onların da tıp dalında çalıştıkları ortaya çıkıyordu. Neyse. Uzun sözün kısası her şey o bildiğimiz eski bayan toplantılarından farklıydı. Çalışan kadınlar özellikle de insan sağlığı gibi son derecede önemli bir dalda çalışan kadınlar hemcinsleriyle birlikte olma ihtiyaçlarını günün imkan ve koşullarına uygun biçimde organize etmişlerdi. Söz döndü dolaştı internete geldi. Hepsi de konuyla yakından ilgiliydi. Meslekleri hakkındaki yeni gelişmeleri takip ettikleri gibi arkadaşlarıyla da bu yolu kullanarak görüşüyorlardı. Hatta aralarında web sitesi hazırlayanlar bile vardı. Açıkçası çok hoşuma gitti. Kafası ve kendisi çalışan, topluma faydalı olan bu bayanlara takdirle ve özenerek baktım. Ellerinde telefon, akşama kadar konuşacaklarına üretiyorlardı. Teknolojiyi korkmadan kullanıyorlar, “bizden geçti artık” mantığına sığınmıyorlardı. İşte genç Türkiye’nin kadını böyle olmalı. Bundan birkaç gün sonra tamamiyle başka bir ortamda bulundum. Yine bayanlarla birlikteydik. Ve yine çoğu çalışan ve ekonomik özgürlüğünü elde etmiş kişilerdi. Konu bu sefer bilgisayar dünyası değil hayattı. Arkadaşlarımın hepsi evli ve bir kısmı çocuk sahibi olmuş insanlar. Dışarıdan bakıldığında örnek gösterilebilecek tablolar çiziyorlar. Ben de o gün dertleşene dek onları yaşayan en mutlu çiftler olarak algılıyordum. Ne yazık ki değilmiş. Gerçi benimki de tuhaf bir yanılgı. Hiç dertsiz insan olur mu? Ama ne yapayım, bazen bazı örnekleri kusursuz olarak beynime yerleştiriyorum ki benim için hedef oluştursunlar. Sohbet ilerleyip içini dökme şekline döndüğünde görülen oydu ki bu kadınların tümü hayattan korkuyor. Kimi eşinin kendisini başka kadınlarla aldattığını biliyor ama sesini çıkartamıyor, kimi kocasının şiddete başvurmasına sabrediyor. Bazılarıysa sınırı çoktan aşmış kıskançlık gösterilerine katlanıyor. Her zaman söylüyorum, seven insan kıskanır. Ama bunun bir ölçüsü vardır. Karşınızdaki insanı inciterek, kalbini kırarak olmaz bu iş. İşte bahsettiğim örnekler kendilerinden geçmiş vakalar. Ve başta da söylediğim gibi dışarıdan bakıldığında hissetmek mümkün değil gerçekleri. O gün yürekten üzüldüm. Açıkçası anlayamadım da. Evlilik kurumu saygı duyulacak ve sürdürmek için elden geldiğince uğrunda savaşılacak bir olgu. Ama kişiler onurlarını ve hatta sağlıklarını kaybediyorlarsa o zaman oturup samimiyetle gerçeklerle yüzleşmek gerekir. İki örneği karşılaştırınca ibre oynayıp duruyor. Tabii ilk örnekteki kadınların özel hayatlarıyla ilgili hiçbir şey bilmiyoruz. Belki onların arsında da bu tip problemlerle boğuşanlar vardır. İki bin yılındayız. Kendimizi, ailemizi ve dünya üzerinde kapladığımız hacmi iyi düşünmeliyiz. Mümkün olabildiğince mutlu olmak olmalı hedefimiz. Madem tuşlara basarak dünyayı dolaşabiliyoruz o zaman kalbimizi dinleyerek içinde bulunduğumuz şartları sevimli hale getirebiliriz. Bunu yapabiliriz!
İnternet diyalogları Biliyorsunuz sizden gelen faksları ve mailleri eksiksiz okuyorum ve mümkün olduğunca cevaplandırıyorum. Bu yolla aranızdan bir çok arkadaş edindim. Açıkçası bilgisayarımın başına oturup internete bağlanmayı beklerken tatlı bir heyecan duyuyorum. Acaba kimler neler yazmış diye merakla sizin satırlarınızın arasında gezinmeye başlıyorum. İnternet bizlere aradaki sınırlar olmaksızın bağlantı kurabilme lüksünü sundu. Kimin ne derdi varsa bunu açıkça ifade ediyor. Bazen bir şeylere kızan okurlardan mesajlar alıyorum. Bu sayede benim fazla üzerinde durmadığım bazı konuların başkalarını etkileyebildiğini görüyorum. Ya da moralim bozukken gelen sevgi dolu ve yüreklendiren satırlarda güç buluyorum. Okuyup çok etkilendiğim haberleriniz oluyor. Genç arkadaşlarımın bazılarıyla dertleşiyoruz. Onlar bana danışıyor, ben onlara. Daha önce de yazmıştım. Bir tek Hot Mail ile problem yaşıyorum. Ücretsiz adres edindirdiğini biliyorum. Ve bu avantadan faydalanmak isteyen çok kişi var elbette. Bana gelen mesajların neredeyse yarısı Hot Mail. Ama ne hikmetse ben bu mesajlara cevap veremiyorum. Ne vakit denesem pat diye internetten düşüyorum. Bu da inanamayacağınız kadar çok zaman kaybetmeme yol açıyor. İtiraf edeyim son günlerde üzerinde bu ismi taşıyan mesajları okuyup kapatmaya başladım. Çünkü bazen uzunca bir cevap yazıp da düştüğümde sinir oluyorum. Bu yüzden bir kez daha hatırlatmak istedim. Bana mesaj gönderdiği halde cevap alamadığından şikayet eden okurlarım kızmasınlar. Ulaşanları okuduğumdan şüphe etmeyin. İlla ki cevap istiyorsanız bana değişik bir adres verin ki yazabileyim. Bu özgürlüğü seviyorum. Bir tuşa basarak hemen okuduğunuz yazara ulaşmanız her iki taraf için de faydalı oluyor. Özel hayata girmeden birbirini incitmeden söylenen her sözcük kazanç hanesine yazılıyor. Yine de mektuptan vazgeçmeyenler üzülmesinler. Gazetemizin binasına giden mektupları belli aralıklarla alıyorum. Onca uğraşı verdikleri, emek sarf ettikleri mektuplar, üzerlerinde nostalji izi taşıdıkları halde elime ulaşıyor. Bu da çok gurur verici. Sizi şahsen hiç tanımayan bir insanın kağıt kalemi alıp sayfalar dolusu yazması ve sonra zarfa koyup pul yapıştırarak postaneye kadar götürüp yollaması azımsanacak iş değil. Hele de günümüzde hepimiz belli bir oranda tembelliğe alışmışken. Ben sevgiyi böyle detaylarda buluyorum işte. Gazeteyi eline alıp bazı köşeleri okuduktan sonra bir tarafa atacağı yerde oturup yazarla yazdığı konu hakkında fikir alış verişine giren ya da hiç ilgisi olmayan bir konuyu hatırlatan kişiler bana göre gerçekten sevenler. Yazarı, kendisini, gazeteyi, hayatı... Neyi severse sevsin sonuçta o sıcaklığı kalbinin derinliklerinde hissedebilenlerden bütün toplum faydalanıyor. Kırgınlıklarını bile zarif cümlelerle anlatmaya gayret eden kişilerin çoğalması bizim toplamda kaliteye ulaştığımızın en net kanıtı. Bana yazmanızdan hem gurur duyuyorum hem de zevk alıyorum. Lütfen buna ara vermeyin. Ama başta bahsettiğim konuyu da unutmayın. Çünkü bir süre sonra cevap yazmadığım için bana sitem ettiğinizde çaresiz kalıyorum. İnternette ya da mektupta... Çareyi diyalog kurmakta bulan herkesi seviyorum. . Internet Nedir? hakkinda aciklamalar Internet Nedir? konusunda bilgiler
|
|