Kadınlar
           
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuk ve Çocuk bakımı hakkında bilgiler
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlar için Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Faydalı bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Faydalı bilgiler

» Caz Müzik Nedir

Caz Müzik Nedir

2010-06-17 06:55:36 Kadinlaricin.net sitesinde Caz Müzik Nedir baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Caz Müzik Nedir ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Caz Müzik Nedir

 

Caz Müzik Nedir  

CAZ nedir ?.. Az biraz dişe dokunur cinsten bir ansiklopediyi açar ve söz konusu maddeye parmak basarsanız, muhtemelen, bunun Kuzey Amerika pamuk tarlalarında çalışan zenci köleler arasında 19. yüzyıl sonlarından itibaren yaygınlaşmış; Afrika tınılarını kilise ilahileriyle harmanlamış; doğaçlamayı ön plana çıkartan ve perdeleri esnek tutan ritmik bir musiki türü olduğu satırlarını okursunuz.

Belki belki, kelimenin etimolojik kökeninin tartışma yarattığını ve Kara Kıta'daki ayıp bir sıfatla, Fransızcada çene çalmak anlamına gelen ‘‘jaser’’ fiilinin birleşiminden oluştuğu yönünde teoriler üretildiğini de okursunuz.

Kuşkusuz caz bütün bunlardır da, ama yine de bunlar değildir...

Caz ansiklopedik tanıma sığdırılamaz. Lugatin zapt-u raptına alınamaz.

Peki caz nedir ?

* * *

BİR hal ve oluş tarzıdır diyemeyeceğim, çünkü dış görünüm yanıltıcıdır.

İlk bakışta muhafazakar bir portre çizen kerli ferli bir şahıs, aslında, yalınayak başı kabak gezindiği Harlem'de kaldırım mazgalına vurarak tempo tutan pejmürde ve bıçkın bir siyahi kadar caz olabilir. Ona taş çıkartabilir.

Caz, öz itibariyle bir duyumsama şeklidir !

Ritmlerin algılanışı en az ritmlerin dışavurumu kadar hayatidir.

Caz bir hayat tarzı değilse de, caz bir hayat hissiyatı tarzıdır.

* * *

CAZ hakkında yazmak ihtiyacını duydum, çünkü Stephane Grapelli öldü.

Kemandan mavi tınılar fışkırtan dahi usta seksen dokuz yaşında gitti.

Zaten şu anda da Grapelli dinliyorum.

Emsalsiz Django Rheinhart'ın gitarıyla yarıştığı çok eski bir ‘‘Eveline’’ de uçuyorum. ‘‘Rome Session’’a geçiyorum. Sonra Oscar Peterson piyanosuna veya Bill Coleman trompetine eşlik eden diğerlerine gidiyorum.

Bir caz - adam olan Stephane Grapelli'nin cennete çıkışını ben bir caz - bayram olarak kutluyorum.

* * *

GRAPELLİ mavi notaların en büyüklerindendi. Babadan İtalyan bu Paris'li Fransızların ‘‘gavroche’’ dediği türden bir sokak çocuğu olarak büyüdü.

Piyanoya dokundu, kemanda karar kıldı ve çingenelerin şehin şahı Django' yla tanıştı. Böylesine mucizevi bir birliktelik ertesinde de otuzlu yıllar Fransa başkentinin o efsanevi ‘‘Hot Club’’ü caz doldu. Avrupa ‘‘swing’’ aktı.

Delişmen ‘‘be - bob’’ henüz ortalığı kasıp kavurmadan önce Grapelli Eddie South'la birlikte bu akımın öncüsü oldu.

Dolayısıyla, hadi şimdi ‘‘Lady be Good...’’

Tekrar ve kemandan, ‘‘Lady Be Good...’’

* * *

SONRA Londra'da geçirilen savaş yılları; Duke Ellington'dan Coleman Hawkins'e, Philip Catherine'den Toots Thilemans'a kadar bir dizi anıt taşıyla doldurulan sayısız plak; Yehudi Menuhin'le klasik müziğe küçük bir göz kırpma ve ihtiyar seksenli yaşlarda bile genç kemandan dökülen ‘‘cazi’’ büyüler...

Bana sorarsanız, Stephane Grapelli, eğer varsa ‘‘beyaz caz’’ın da yaratıcısı oldu. Chet Baker'dan ‘‘Batı Sahili’’ denilen ekole kadar İkinci Savaş ertesinin bütün beyaz müzisyenleri şu ya da bu şekilde ondan etkilendi.

Hem kullandığı enstrüman, hem de doğaçladığı ritmler aracılığıyla siyahi sihirbazların Afro - Amerikan tınılarına Avrupalılık kattı.

Ne bileyim ben, Kara Kıta'nın ve Yeni Dünya'nın kavurucu cazibesine bir de Yaşlı Kıta'nın dinginliğini ekledi. Belki biraz ağırbaşlılık şırıngaladı.

Bu tandansı çok aşağılayan Büyük Miles Davis'i cehennemde kızdıracak bile olsam yine de söylüyorum, Grapelli'yle caz daha çok zenginleşti.

Caz duyumsayan Stephane Grapelli cazı dönüştürdü.

TEKRAR soruyorum, caz nedir ?

Yok, ansiklopediye bakmayın... Bulacağınız cevap karın doyurmaz...

Fakat pikaba, kasete veya CD'ye bir Stephane Grapelli koyun.

Hiç de deli dolu bir portre çizmeyen, kokain üflemeyen, eroin batırmayan bu dahi adamın kemanından çıkacak tınıları dinleyin. ‘‘Swing’’ dolanın.

Maviyi algılayın ve maviden uçun. Duyumsayın.

Caz işte bu !...

Müziğin karanlık gülüşü caz
Max Dergisi’nin son sayısında, Türkiye’nin önde gelen caz ustaları konuk edildi. Uzun zaman önce başlayan müzik serüvenlerini, caz sayesinde değişen hayatlarını ve bugünlerde neler yaptıklarını birer birer anlattılar. Onlar, bugün kendi ülkelerinde olduğu kadar, dünyada da caz müziği konusunda söz sahibi olan isimler: Can Kozlu, Önder Focan, Kerem Görsev, Aydın Esen, Okay Temiz ve Burhan Öçal. Peki Türkiye’de caz ne zaman başladı? Kimine göre 1920'lerde Türkiye'de çalan yabancı müzisyenler ile, kimine göreyse 50'lerde Maffy Falay, Melih-Metin Güner kardeşler ile. Şimdiki müzisyenlerimiz, öncüleri olarak, Erol Pekcan isminde birleşiyor.


Ve sonrasında, Pozitif Titreşimler adı altında birleşen üç genç adam, 1979 yılında bizleri Parliament Superband isimli görkemli bir orkestra ile tanıştırdı. İlk konser, devamında bir festivale dönüşürken, David Sanborn, Al Jarreau, Brecker Brothers, Michel Petrucciani, Roberta Flack gibi devler, ülkemize geldi. Burhan Öçal, müziği, kah bir tanbur, kah bir ud ile tellendiriyor; derken bir darbuka ya da kös kapıp, ortalığı ateşe veriyordu. Aynı festivale Can Kozlu davuluyla, Kerem Görsev piyanosuyla katıldı.


Kerem Görsev


Konservatuar mezunu Görsev, caz çalışmalarına 24 yaşında başladı. Çeşitli kulüplerde Ed Howards, Allan Harris gibi sanatçılarla sahne aldı. Joshua Redman, Wynton Marsalis gibi büyüklerle jam session'lara katıldı. On yıl kadar sonra kendi bestelerinden oluşan ilk albümü ‘‘Hands and Lips’’ piyasaya çıktı. Bunu hemen diğerleri izledi. ‘‘I Love May’’(1996), ‘‘For Murat’’(1997) ve ‘‘Relaxing’’(1998). Allan Harris ile çalışmasının ürünü ‘‘Laid Back’’ (1999) albümünden sonra 2000 yılını ‘‘November in St. Petersburg’’ albümüyle karşıladı. Yavuz Baydar, albümü 'ayıklanmış sesler, sessizliklerin daha iyi kullanılması ve dupduru bir karanlık' şeklinde tanımlıyor. Kerem Görsev, yakında ‘‘Warm Autumn’’ isimli yeni bir albüm çıkaracak.


Okay Temiz


Okay Temiz, perküsyon çalgılarından oluşan bir dünyanın kurucusu. 1955 yılında oluşturduğu bu evrende, Afrika'dan Avrupa'ya, Hindistan'dan Arabistan'a ve Güney Amerika'ya uzandı. ‘‘World Music’’ kavramı ortaya çıkmadan çok daha önce, dünya müziği yapıyordu. Temiz, ‘‘Klasikten caz'a, ondan folklore, avangard müziğe geçişler yapıyorum ve tüm bunları harmanlıyorum,’’ diyor. Bu bileşimi de, sayısız Afrika ve Latin Amerika ritmleriyle çeşnilendiriyor. Uzun süren İsveç yaşamından sonra Türkiye'ye yerleşen sanatçı, dünyanın dört bir yanında değişik isimlerle çalışmalarına devam ediyor. ‘‘Asıl büyük projem, 'Mistik Müzik Buluşması'. Bunda, dünyadaki tüm dini müzikleri birleştirmeyi amaçlıyoruz. Projeye her ülkenin en iyi vokalistleri ve müzisyenleri katılacak.’’ Müzik kariyeri boyunca 3300 konser verip, 350 festivale katılmış olan Temiz, quicca, berimbau, parmak piyano, konuşan davulu yapmayı ve çalmayı öğrenmiş. Kendi el yapımı bakır davullar, 'Elektrikli Sihir Piramiti', 'Artemiz' isimli metal aleti de içeren geniş bir etnik ve elektronik çalgılar koleksiyonu var.


Can Kozlu


Kozlu, müzik serüvenini şöyle anlatıyor: 'Annem Emel Kozlu, piyanistti. Evimizdeki Grundig marka radyoya kulağımı dayayarak, müzik dinlerdim. 6 yaşında, klasik müziğe başladım. caz o günlerde zaten söz konusu bile olamazdı'. Kozlu, Berkeley'de vurmalı çalgılar üzerine yoğunlaştı. Eğitimle geçen yılların sonrasında, dünyayı dolaşarak Mike Stern, Mick Goodrick gibi müzisyenler ile birlikte konserler verdi. Şimdiyse Bilgi Üniversitesi'nde kurduğu caz bölümünde yönetici ve eğitimci olarak, önemli bir misyon yükleniyor.


Önder Focan


Sıra Önder Focan'da. Kendini 'mülayim bir aile babası' olarak tanımlayan gitaristin, 'caz Guitar'(94), 'Erken'(95), 'Sekiz'(96), 'On The Bosphorus'(97), 'Beneath The Stars'(98) ve 'Vocalists'(99) adında altı albümü bulunuyor. Yine de caz sanatçılığını vurgulamaktan kaçınıyor, 'Makine mühendisi olarak çalışıyorum, öğretmenlik yapıyorum, Açık Radyo'da 'caz Standartları' programım var. Çok fazla şeyle uğraşınca, kendini aşmama ve tekrar düşme tehlikesi var. Ben de evde çalışıyorum'. Focan, caz ile 70'lerde TRT aracılığıyla tanışmış. ‘‘Lise arkadaşlarımla elementer çalışmalara başladık. Sonra Erol Pekcan ve Neşet Ruacan ile tanıştım’’. Focan, şu anda Focan Pera caz Trio adındaki grubuyla çalışmalarına devam ediyor. ‘‘Stardart caz ile başlamıştık; şimdi sound ve üslup olarak daha modern bir müzik yapıyoruz’’ diyen Focan, hip-hop tarzına kayabileceğini düşünüyor, ‘‘Bence caz yenilikçi bir müzik. O yüzden, sınır tanımak istemiyorum’’.


Burhan Öçal


Aslında röportaja ikna edip konuşturması biraz zor olmuş Öçal’ı. Ama sonunda başarmışlar. Ve ikna olduğunda da, Burhan Öçal durmadan anlatmaya başlamış: ‘‘Ben bu işe daha anne karnındayken tekmelerle başlamışım. Bir an önce dışarı çıkma terörü estirmişim. Annem daha o zaman otonom bir kişiliğe sahip olacağımı tahmin etmiş. Müziğim de uslu uslu, iyi terbiye edilmiş değil. Hani otur evladım kucağıma, amanin de ne güzel yapmış derslerini, tarzında değil. Tamamen başına buyruk.’ Göründüğü kadarıyla Öçal, hálá da bildiği yolda devam ediyor.


Aydın Esen


‘‘caz bir macera’’ diyen Aydın Esen, dört yıllık Berkeley Müzik Akademisi'ni tek bir yılda bitirme başarısını gösteren, başka bir dünyanın insanı. İki yaşındayken piyanonun başına oturuvermiş. Klasik, modern, mainstream kavramlarıyla büyüyerek, ‘‘Yaşken eğilmiş’’. Türk mirasını Post Bop caz akımıyla harmanlayarak, Gary Burton, Eddie Gomez ve Pat Metheny gibi ustalarla çalıştı. Esen, 'Trio'(1985), 'Timezones'(1989), 'So Many Lifetimes'(1990), 'Aydın Esen'(1991), 'Anadolu'(1992), 'Brazilian Landscapes'(1995), 'The caz x-Centrix'(1996) ve 'Turar'(1997) albümlerinden sonra geçen yıl 'Timescape' albümünü yayımladı. Serdar Karabatı, caz Dergisi için yazdığı albüm eleştirisinde, ‘‘Aydın Esen, dolu dolu bir mektup yolladı eski ve yeni dinleyicilerine’’ ifadesini kullanıyor.

 

Burhan Öçal


Ben Amerikan değilim ki, caz müzisyeni olayım. Ruhum Şarklı. Hiçbir etiketi kabul etmiyorum. Dünya standartları üzerinde düşünüyorum. İnsanlara yeni şeyler hediye etmek istiyorum.

 

 

Kerem Görsev


caz'ın bazı tarzlarını sevmediğim gibi, dinleyemiyorum da. Benim için önemli olan, duygunun melodiyle anlatılması. Uçukluk kaçıklık peşinde değilim. Ne arzu ediyorsam onu yapıyorum.

 

Can Kozlu


İstanbul'da müzik hiçbir yerde olmadığı kadar özel bir durum. Burası birçok medeniyetin karışık olduğu heyecan verici bir şehir. Bütün kültürlerin iç içe olduğu bir şehir.

 


Önder Focan Yeni müzik türleriyle ilişkiyi ihmal etmiyorum. Rock ve Funk olan dostluklara, müziğimde yer veriyorum. Bizde her CD'nin ayrı havası var. Konsept üzerine çalıyoruz.

 

Okay Temiz


Müzikteki boşlukları, nefes almaları çok seviyorum. Durmadan çalma tarzında kontrolsüz bir öne çıkma var.

Caz, rock, alaturka...

1990’lı yıllarda compact-disc’e gelinceye kadar, birçok aşamadan geçen müzik, ABD merkezli olarak gelişti. Kendi teknolojisi ve sanatçılarını kendine has akımlarla oluşturan Batı müzik endüstrisi, caz ağırlıklı olarak ortaya çıktı. Modern yüzyılda, New Orleans’taki zencilerin cenaze müziği olarak doğan cazın ilk kaydı 1917’de, beyazlardan oluşan Original Dixieland Jazz Band Orkestrası’nca yaptı. İlk caz plağı ise 1923’te Louis Armstrong, Doods’lar ve Ditrey’den oluşan Crole Jazz Band tarafından yapıldı. 1960’lı yıllarda Elvis Presley rüzgarı esmeye başladı. 1954’te ilk plağını yapana kadar bir kamyon şoförü olan Presley, elektro gitarı, dansı, kostümü, saç stili ile birçok insanı etkiledi. Daha sonraki yıllarda Beatles, Rolling Stones, Joan Baez, Bob Dylan, Janis Joplin, Ravi Shankar, Elton John, Michael Jackson gibi sanatçılar dikkat çekti.
Türkiye’deki durum biraz daha farklı idi. Klasik müzikten moderne geçişte, radyo önemli görevler üstlendi. Bir devlet politikası olarak, Cumhuriyet döneminde özellikle çok sesli müzik, opera gibi Batı müzik dalları özendirildi. Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey gibi ustaların yanısıra klasik Türk müziğinin icrasında köklü değişiklikler yapan Münir Nurettin Selçuk, kendi sesiyle okuduğu 800 eserle dikkatleri üzerine çekti. Refik Fersan, Yesari Asım Arsoy, Sadettin Kaynak, Avni Anıl, Alaeddin Yavaşça klasik müziğin temsilcileri olarak dikkat çekti. Hacı Taşan, Muharrem Ertaş, Aşık Veysel gibi usta isimler de halk müziği kaynağının taze kalmasına katkıda bulundu.
Uluslararası alanda birçok ödül alan, çeşitli etkinliklerde Türkiye’nin yüzünü ağartan modern eğitimli sanatçılarımız Leyla Gencer, Suna Kan, Güher-Süher Pekinel, İdil Biret’in açtığı kapıdan Fazıl Say, Tuluyhan Uğurlu, Mehveş Emeç; Türk caz müziğinde ise Aydın Esen, Okay Temiz, İlhan Erşahin, Erkan Oğur, Önder Focan v.b. seslerini duyurmayı başardılar.1970’li yıllara kadar Barış Manço, Cem Karaca, Erkin Koray; yabancı şarkıları Türkçe sözleriyle seslendiren Erol Büyükburç, Tanju Okan, Ajda Pekkan bugüne kadar kendilerini taşıdılar.
Değişik isimler altında (fantezi, taverna) kendine dinleyici bulan arabesk de, 1970’li yıllardan bugüne Türk müziği içinde farklı bir alanda varlığını sürdürdü. Arap ritimli bestelerle kendini kabul ettiren arabesk, çok eleştirilmesine, bazı dönemlerde yasaklanmasına rağmen Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses gibi isimler sayesinde müzik dünyasından silinemedi.
1980’li yıllarda farklı bir zemine oturan pop müziğin, 90’lı yıllardaki seyri de dikkat çekici. Bu alanda bir müzik patlamasından söz etmek mümkün. Sezen Aksu, Nilüfer, Kayahan, Nükhet Duru, Ajda Pekkan gibi eski kuşak sanatçıların yanısıra ticari popüleritenin de desteğiyle Tarkan, Sertab Erener, Demet, Haluk Levent, Aşkın Nur Yengi, Mustafa Sandal gibi starlar arz-ı endam etmeye başladılar, hâlâ da ediyorlar....

Caz rüzgârı veya smokinsiz müzik
 
Bizim kültür ve zihniyetimizde ırk ayrımı yoktur ama ben, siyahları daha bir severim. Kanaatimce siyahlar, müthiş bir ritm duygusuyla, evrenin o kendine özgü ve ilâhi ahengiyle iç içedir. Köklerinden zorla koparılıp ABD’ye getirilen zenci kölelerin kıtanın güneyindeki pamuk tarlalarında ve demiryollarında çalışırken söyledikleri; ana motifi bitip tükenmez bir sıla özlemi olan, karmaşık duygularla örülü şarkılarından doğan cazın dinleyeni bütünüyle sarıp sarmalaması bu yüzdendir. Özellikle “blues” türü şarkılar bana sanki “Tûti-i mûcize-gûyem ne desem lâf değil/Çerh ile söyleşemem âyinesi saf değil/Ehl-i dildir diyemem sinesi sâf olmayana/Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil” şarkısındaki o derin mananın boğuk çığlıklarla ifadesi gibi gelir.
Caz dendiğinde gözlerimin önünde çocukluğumda seyrettiğim filmlerden zihnimin arşivine yerleşmiş bazı kareler canlanır. Dumanlı bir gece kulübü... Trombon, klarnet ve trompet gibi klasik caz enstrümanlarını kendilerinden geçmiş bir halde çalan yorgun siyah adamlar ve sesinin olanca esnekliğini kullanarak sarsıcı bir duygusallıkla şarkı söyleyen siyah, tombul bir kadın... Yanaklarını patlatırcasına şişirerek trompet çalan Louis Armstrong... Olağanüstü söyleyişiyle 20. yüzyılın en büyük caz şarkıcılarından sayılan Elia Fitzgerald... Bunlar, şu anda gözümün önüne gelen ilk görüntüler...
Zorunlu istirahatle geçirdiğim birbuçuk aylık süre içinde hareketsiz ve içe dönük bir halde kalınca, beni hayatın akıp giden ırmağına çekecek bir coşku fırtınasına kapılmak istedim. Tam bu sırada İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği “6. Uluslararası Caz Festivali” imdadıma yetişti. On günlük süre içinde kendimi sadece caza adapte ettim. Yetişebildiğim kadar izliyorum.
Festivalin Açıkhava’daki açılış gecesinde Brezilya’nın Süperstar’ı Daniela Mercury’nin nefis şarkıları ve son derece hareketli müzik eşliğinde yaptığı danslar gözümü açtı. Kıpır kıpır büyüyen enerjinin bir parçası olarak müthiş bir coşku selinin içinde buldum kendimi. Ertesi günkü Latin ve Küba Müziği gecesinde “La Banda Municipal de Santiago de Cuba”nın cıvıl cıvıl, neşeli müziğiyle bu coşku daha da arttı. Trompet ustası Arturo Sandoval’ın muhteşem solosuyla adeta büyülendim. Dünyanın en ünlü piyanistleri Chucho Valdes ve Michel Camilo (onlara piyano canavarları diyorum)’nun inanılmaz müzikleriyle bulutların üstüne çıktım. Bob James üçlüsünün oluşturdukları uyum ve ritmle sarsıldım. Rock kraliçesi Patti Smith’in konseriyle üniversite yıllarıma döndüm.
Hasılı bu caz rüzgarı beni sarıp sarmaladı. Bazıları cazın ömrünü yirminci yüzyılda tamamladığını söylüyorlar ve yirmibirinci yüzyılda caz olmayacağını iddia ediyorlar.
Sanmıyorum.
İnsanda dopdolu bir yürek olduğu sürece caz olacaktır. Nasıl yirminci yüzyılda evrenselleştikçe saflığını kaybedip başka ezgilerle harmanlandıysa önümüzdeki yüzyıl müziğinin gerilerinde yaşamaya devam edecektir.
Eğer hayatın monotonluğundan ve anlamsızlığından yakınıyorsanız, coşkuya ve heyecana hasretseniz size bir caz konserine gitmenizi tavsiye ederim. Hangisi olursa olsun...
Müziğin gürül gürül akan ırmağında yüzüyorsunuz; yenileniyorsunuz!
İstanbullu caz severlerin ayağına caz dünyasını getiren İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’na teşekkürler...

Caz Müzik Nedir hakkinda aciklamalar Caz Müzik Nedir konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Caz Müzik Nedir ,Caz nedir,caz müzik, caz müzik sanatçıları, caz müzik tarihi, caz müziği tarihçesi, jazz müziğinin tarihi

 

 

Faydalı bilgiler Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 13
Hamilelikte karın çatlakları
Okunma: 12
Bacak ağrısı Bacak ağrıları
Okunma: 11
Selülit kremleri
Okunma: 9
ilk gece korkusunu nasıl yenebilirim
Okunma: 5
Çeyiz Listesi
Okunma: 4
Cinsiyet belirleme yöntemleri
Okunma: 4
Kil maskesi
Okunma: 3
Stres Topu
Okunma: 3
Safra kesesi taşlarının bitkisel tedavisi
Okunma: 3
Gözaltı torbaları neden oluşur
Resim
Kadınlar ne isterler
Kadınlar ne isterler

 |   |   |   |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!