Şimdi seçenekler o kadar çok ki. Yerli jean markalarımız da dünya pazarında yarışıyor. Peki jean'in kumaşından cebine, zımbasından dikişine geçmişini kaç kişi biliyor? Jean, başlangıçta kimler için yaratılmıştı?
San Francisco, Jean'in doğum yeri. Amerika'nın en batısında. San Francisco'nun içinde yer aldığı Kaliforniya, bir zamanlar altın tepeleriyle ünlüydü. 1850'lerde Atlantik'i aşarak Yeni Dünya'daki altına hücum edenlerin arasında, Bavyeralı genç maceracı Levi Strauss da vardı. Altın arayıcıları için sert, dayanıklı pantolon gerekliydi. Levi de kahverengi branda bezinden dikti. Çok ilgi gördü. Leke göstermediği için lacivert renkte karar kıldı. Yeni bir problemle karşılaştı Levi Strauss. Madencilerin aletleri, ceplerin sökülmesine neden oluyordu. O da cep kenarlarına bakır zımba koymaya başladı.
1929'daki ekonomik buhran, Levi Strauss'a şans getirdi. Doğunun zenginleri yaz tatillerini çiftliklerde geçirmeye başladılar, jean'le tanıştılar. Böylece Levi's şehirlerde de giyilmeye başladı. Başlangıçta erkekler için üretilse de Amerikan kadını ilgisiz kalmadı. 1930'lu yıllara gelindiğinde kentli kadın Levi's'ı çok tuttu.
Dünyanın ilk jean'i Levi's'ın 150 yıllık geçmişi kısaca böyle. Madenci pantolonu olarak doğdu, sonraki yıllarda statüler üstü pantolon oldu. Michael Jakson son video klibi ‘‘Blood on the Dance Floor''da Levi's giydi. Aynı klipteki Brezilyalı yoksul çocuklar da. Jean'deki son trend, koyu renk ve yıkanmamış olanları. Yine son günlerde, pantolonun orijinalliğini bozmamak için paçalar dışa kıvrılıyor; madencilerin yaptığı gibi.
Levi's, kendi klasiklerini toplayıp arşivliyor. San Francisco'daki merkezinde, 100 yıllık pantolonu, bebekler için üretilmiş 70 yıl önceki giysiyi, kovboy gömleklerini, 1900'lü yıllarda ürettiği jean'leri biriktiriyor. Hem de her birine binlerce dolar ödeyerek. Arşivdeki ilginç parçalardan biri de Vietnam savaşını protesto eden gençlerin çok tuttuğu taş desenli pantolon. Arşivde yer alan bir kruvaze ceket, Frank Sinatra için dikilmiş. Öyküsü de şöyle: Sinatra bir restorana gidiyor. Ceketsiz olduğu için sokmuyorlar. Levi's'a geliyor ve denim kumaştan kruvaze ceket diktiriyor. O restorana ceketiyle giriyor. Olanları dönemin ABD başkanına anlattığında başkan da içine ‘‘Bu ceketle her yere girilebilir'' notunu yazıyor. Sinatra o günden sonra her yere bu ceketle gidiyor.
Levi's, arşivinden yararlanarak özel sipariş üretimine başladı. Çok sınırlı sayıdaki bu jean'ler, seçkin müşterilere yönelik. Diyelim Marlyn Monroe'nin bir filmde giydiği pantolondan istiyorsunuz, veriyorsunuz binlerce doları ve sizin oluyor! Bu tür Levi's'lara ulaşmak o kadar kolay değil. New York, Paris, Tokyo ve Londra'daki özel butiklerde bulunabiliyor.
Dünyanın en çok satan jean'i Levi's, yine en çok sahtesi üretilen marka. En büyük rakibi, yine taklidi. Bu nedenle firma sahtelerine karşı savaş başlattı. Bu savaşın 1997 yılı bütçesi tam 17 milyon dolar (yaklaşık 2.5 katrilyon). Ancak başa çıkabilmiş değiller. Güney Amerika ülkelerinin başını çektiği sahtecilikte, Türkiye de kara listede.
Levi’s yeni yüzyılı yenilikler ve değişen mağazacılık anlayışıyla karşılıyor. Yeni ürün yelpazesinin hitap etmediği kimse kalmamış. Ergonomi, modernizm, otantizm, minimalizm ve dramatik görünüm. Ne isterseniz var. Hatta sanat bile...
Geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran şeylerden biri de kuşkusuz blue jean. Ve blue jean'in duayeni LEVI'S yeni binyıla öyle bir giriş yapıyor ki, adına da, tarihine de yakışıyor. Yeniliklerden en göze çarpanı ‘‘üçüncü’’ boyut. Ve sanat: Levi's sanatçılara da tuval oluyor. Bir jean'in heyecan verici olacağını hiç düşünemezdim.
Benim yaşlarımda olanlar bilirler. Bir Levi's alabilmek için gün sayılır, yol tepilir, huşu içinde adrese gidilir ve mutlu mutlu dönülürdü. 1960'lar. En belirgin adresse Tophane Salıpazarı'ydı. Giydiğimizde, şaka değil, başımız göğe ererdi!
Yıllar geçti blue jean'in kült ismi yine meraklılarının başını göğe erdirmeyi sürdürdü. Giyim kuşam tarihinde bu denli popüler kalan, zengin yoksul herkese yar olan, sınıf farkını ortadan kaldıran başka bir şey düşünemiyorum. Moda tarihine bakıldığında kalıcılığı olan bir blue jean var. Sosyolojik boyutu olan tek giysiyi sorarsanız, yine blue jean derim.
Yıl 2000. Blue jean'in kült ismi Levi's, bir değil, iki değil birçok köklü değişiklikle çıkıyor.
En iyisi öyküye baştan başlamak.
LONDRA'DA BİR HAFTASONU
Levi's'ın yenilenen imajını görmek için geçtiğimiz haftasonu bir basın gezisi düzenlendi. Ekip havaalanında toplandığında ortamın dinamizmini bozan bir tek ben vardım. Çünkü uçuş fobim vardı. Lobotomili bir tavşan gibiydim. Durgun ve salak. Ama dönüşümüm uzun sürmedi. Uçağa yaslı binip şen indim. Londra'ya vardığımızda bu güzel ve dinamik kentin bütün görüntüleri, alt yazı gibi gözlerimizde hızla kayıyordu. Herşeyin pırıl pırıl olduğu, tek bir tozlu arabanın olmadığı bu kent hayranlık uyandırıyordu.
Carnaby Street'te Levi's bürosuna gittiğimizde anlatılanları uygulamalı bir ders gibi dinledik. Modeller görüldü, hatta giyilip sergilendi. Ve görüldü ki, Levi's'ın ürün yelpazesi öyle genişlemiş ki hitap etmediği tek bir müşteri profili kalmamış. (Biri hariç, sokağa çıplak çıkmamak için ayağına bulduğunu geçirenler...)
Levi's'a ilhak edenler arasında minimalizm, dramatik unsurlar, nostalji (antika reprodüksiyonu), son beş yılın yükselen trendi parlaklık, otantizm, ergonomi ve sanat var. Klasik olanı da modern olanı da bulabiliyorsunuz.
JEAN'DE ÜÇÜNCÜ BOYUT
Levi's'ın Engineered Jeans serisi beni çok etkiledi. Gerçekten mühendislik söz konusu: Jean'i askıya asın ve üç boyutu görün, Görünmez birisi giymiş gibi karşınızda salınıyor. Bu tasarım, yalnızca jean'e ergonomi katmakla kalmıyor. İnce hesaplarla tasarlanmış dikiş ve kesim unsurlarıyla bedeni (özellikle popo) güzel gösteriyor. Bildiğimiz klasik jean'de şu değişiklikler yapılmış: Minimalist bir anlayışla yeniden yaratılan jean'in yan dikişleri dize yaklaştıkça öne doğru geliyor. İşte bu, üç boyutluluğu sağlıyor. Arkada belden kalçaya geçişte eğime seksilik katan ince çizgiler var. Paçaların önleri uzun arkaları kısa. Arka cepler tam da el cebe sokulduğunda hissedilmesi gereken yerde: Biraz daha yanda, biraz daha aşağıda. Ön cepler de fonksiyonelliğe göre ayarlanmış. Saat cebi de. Biraz daha büyümüş. Arkadaki etiketin hayaleti duruyor. Minimalist bir yaklaşımla yalnızca sınırları sergileniyor. Kısacası, bu seri modernist, fonksiyonel, ergonomik ve bedeni güzel gösteriyor.
Değişikliklerin ürünle sınırlı kalmadığını gördük. Regent Street'teki Levi's mağazasına girdiğimizde tepeden tırnağa atmosfer, farklılığı ile sizi etkiliyor. Mağaza, gençlerin muhabbet ortamı, müze, sanat galerisi, atölye hepsi birarada.
Mağazada sergilenen ürünlerin bulunduğu askı birimleri tekerlekli, çünkü gerektiğinde gençlerin parti yapabilmesi için yer açılıyor. Bir bölümde yine gençlerin muhabbet edebileceği, bilgisayarla ya da müzik dinleyerek geçirecekleri bir alan var.
Orijinal ürünlerin reprodüksiyonu yanında pahalıya satılan antika ürünler de var. Yıllar, yıllar önce giyilmiş ürünler. Fiyatları da tabii ki ona göre.
VE JEAN'E SANAT KARIŞIYOR
Beni en çok etkileyenlerden biri de alt kattaki atölyeydi. Burada ne mi yapılıyor? Aldığınız jean'i kendi zevkinize göre ‘‘özelleştiriyorsunuz’’. İster lazerprint, ister işlemeyle seçtiğiniz motifler, jean'inize geçiriliyor ve giydiğiniz ürün size özel orijinallik kazanıyor.
Regent Street'teki Levi's mağazasından çıkıp, Carnaby Street'deki Chinch! mağazına gittik. Üç katlı mağaza hani neredeyse sergi salonu havasında. Ünlü sanatçıların eserleri sergileniyor. Ama asıl çarpıcı olan, bu ünlü sanatçılar isterseniz Levi's'ınıza da eserlerini konduruyorlar. Hiç abartmıyorum, gördüğümüz örnekler sergi salonunda sergilenecek nitelikteydi.
Bu mağaza, Levi's'ın adını taşımayan tek mağaza. Burada her Levi's mağazasında bulunmayan Red ve Vintage Clothing gibi özel koleksiyonlar yer alıyor.
Levi's'ın 21. Yüzyıla merhaba dediği ürünleri Beyoğlu'nda 'Consept Store' olan Bubble'da ve bu aydan itibaren Akmerkez Original Levi's Store'da bulabilirsiniz.
İşte yenilikler
Düzgün, ütülü görünüm isteyenlere: Levi's Sta-Prest.
Fonksiyonel, bol ve rahat olmak isteyenlere: Levi's All Duty.
Farklı doku, el işçiliği hissi yaratan özel dikiş tekniği ile farklılık isteyenlere: Levi's Red.
Orijinal ürünlerin reprodüksiyonunu giyecek olanlara: Levi's Vintage Clothing.
Ev rahatlığı ve kullanılmış görünümünde jean isteyenlere: Hme Laundry.
Ve Levi's'ın yeni yüzüyle tanışmak, ergonomi sayesinde bedenlerini daha iyi (ve bence güzel!) hissetmek isteyenlere: Engineered Jeans.
Bu arada söylemeden geçmeyeyim. Elbise, etek, bluz... Trend renkler de var.
Koleksiyonculara 400 milyonluk jean
İlk üretildiği 19'uncu yüzyıldan bu yana modası hiç geçmeyen ender ürünlerden biri olan jean, koleksiyon malzemesi oldu. Levi's tasarımcıları arşivlere girip, bundan 50 hatta 60 yıl öncesinin giysilerini yeniden yaratıyor. Az sayıda üretilen bu özel tasarımlar yüksek fiyatlarla meraklılara satılıyor. Alanların çoğu bu pahalı giysileri giymek için değil, koleksiyon yapmak için tercih ediyor.
Jean kumaşıyla üretilen pantolon, gömlek, etek veya ceketler her zaman rahat ve özgür giyimin simgesi oldu. Onlar da zamana ve trendlere ayak uydurdular ama hep özgürlükle, gençlikle birlikte anıldılar. Gelecek yıl 150 yaşına basacak olan Levi's'ın tasarımcıları, firmanın San Francisco'daki müzesinde bulunan arşivlere girdi. Bundan 50-60 yıl öncesinin tasarımlarını bulup, yeniden ürettiler. Bunlar yepyeni tasarımlar değil. Daha çok arkeolojik kazılar sırasında bulunmuş tarihi parçaları andırıyorlar.
ESKİ JEAN’LERİ TOPLUYORLAR
San Francisco'daki müze ve arşivlerde geçmiş yıllara ait pek çok ürün saklanıyor. Bunların bazıları üretildiği andaki gibi yepyeni. Firma kendisi için örnek olarak saklamış. Bazıları ise satıldıktan yıllar sonra yuvaya geri dönenler. İyice kullanılıp, eskitildikten sonra sahipleri tarafından Levi's'a geri satılmış veya bağışlanmışlar. Yıllanmış görüntüleri onları daha da kıymetli yapıyor. Levi's açık arttırmaları da takip ederek, eski ürünleri toplamaya çalışıyor.
Zaten yeniden yaratılan eski tasarımların bulunduğu koleksiyonun adı da şarap endüstrisinin kullandığı bir deyim, Vintage (Yıllanmış). Üzerlerinde herhangi bir değişiklik veya uyarlama yapılmıyor. Hepsinin bir hikayesi var. Bazısı İkinci Dünya Savaşı yıllarının, bazıları ise beat veya punk kuşaklarının izlerini taşıyor. Örneğin kovboyların hala varolduğu dönemden kalan tasarımların ağ kısımları yamalı, paçaları yırtık. El yapımı olan tıpkı üretimler, diğerlerinden biraz daha pahalı.
Vintage Koleksiyonu Türkiye'de de bulunabiliyor. Fiyatları 200-400 milyon lira arasında değişiyor. Her bir model çok sınırlı sayıda üretildiğinden Türkiye'ye de en fazla 50-100 adet getirtiliyor. Seçilen ürünlerin bir hikayesi olmasına, günlük hayatta giyilebilir olmasına ve daha ilk bakışta ait olduğu yılın özelliklerini yansıtmasına dikkat ediliyor. Tasarımların hepsinin yanında kitapçığı da veriliyor. Yani pantolonla birlikte tarihini de satın alıyorsunuz. Vintage koleksiyonundaki ürünlerin hepsinin ait olduğu bir alt başlık ve her bir alt başlığın bir hikayesi var. Hikayeler, o yıllarda bu ürünleri giyenlerin nasıl yaşadığını, sosyal ve ekonomik koşulları anlatıyor.
ÇİÇEK ÇOCUKLARINI KORKUTAN MOTORCULAR
Greaser Shick (Kızlar için) 1960'ların sonunda ortaya çıktı. Giysiye adını veren Greaser Shick, o dönemde motorcuların giyim tarzını yansıtan, çiçek çocuklarına karşı gelişen bir akımdı. Asi yaşam tarzından memnun bu gruplara sataşmak herkesin harcı değildi. Devamlı yollarda yaşayan bu gençler, giysilerinde oluşan yağlı ve kirli görünümü artık tarz olarak benimsemişlerdi.
TOPLUMUN HOŞGÖRMEDİĞİ ROCK'ÇI ASİ KIZLAR
Rocker Tomboy (Kızlar için) Rock'n roll müziğin toplumca benimsenip popüler bir müzik haline dönüştüğü 1950'lerin sonunda, gerçek rock'çıların giymeyi sevdiği tarzı yansıtan bu koleksiyonda kadın modelleri toplum tarafından o yıllarda hoşgörülmeyen asi kızların giydiği modellerden esinlenerek üretildi.
YOKSUL İŞÇİLER VE VAHŞİ BATI KOVBOYLARI
1933 501 XX Jean 1930'lu yıllarda üretilen 501 pantolonların belinde kemer halkaları yerine suspender denen pantolon askısı için düğmeler yer alıyordu. O dönemdeki büyük ekonomik bunalımda binlerce işçi bir gün için bile çalışacak durumdaydı. Giysiler mecburen çok uzun süre giyilip, eskitilirdi.
The Western Seed (Erkekler için) Western filmlerinde izlediğimiz onurlu silahşörün, hayatta kalma mücadelesi veren Amerikan kovboyunun hayatından yola çıkılarak hazırlanan Vahşi Batı koleksiyonu, sonraki yıllarda rock'n roll müziğin de temelini oluşturacaktı.