Gelecekte Neler Olacak
Kadinlaricin.net sitesinde Gelecekte Neler Olacak baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Gelecekte Neler Olacak ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Mesajlar ve kehanetler
Şimdi burada kehanet sanatları üzerine bir çeşitleme yapacağımı ya da ne olduğunu açıklayacağımı bekliyor olabilirsiniz. Ancak, konumuz ‘‘Kehanet’’ olmakla birlikte kehanet sanatları değil.
Ben şimdi düpedüz yaşadığımız hayatın içinde düpedüz karşılaştığımız kehanetlerden bahsedeceğim. Bu kehanetler aslında yaşadığımız pratik hayatı kolaylaştırabilecek türden karşımıza çıkan mesajlar. Ancak, bu mesajları çözebilmek veya anlayabilmek için kehanet sanatlarının ustasının ‘‘Kahin’’ anlayış ve dikkatine sahip olmak gerekiyor.
Hergün geçtiğiniz yola ne kadar dikkat edersiniz?
Aslında hergün geçilen yol, insanın iyi bildiğini sandığı ve farkında olmadan geçip gittiği yoldur. Bu nedenle de hiç dikkat etmeyiz. Yürürken veya arabayla giderken bu bildik yolun dışında herşey vardır kafamızda ve etrafımıza görmeden öylece bakarız.
Acaba, o geçtiğiniz yol gerçekten hergün geçilen aynı yol mudur?
Elbette ki, aynı değildir. Herşey gibi yol da değişmektedir. Ve siz, bunun farkına varmazsınız. Dikkat etmediğiniz için görmezsiniz. Olağan görüntülerin arasında meydana gelen olağan dışı birşey gözünüze çarpmaz. Çünkü, dikkatiniz geçtiğiniz yolun dışında kimbilir nerelerdedir. Aklınız, belki evinizle ilgili ya da işinizle ilgili bir soruna takılıp kalmış, belki de başlamayı tasarladığınız bir konuyla meşguldur. Bunun sonucunda da mesajların farkına varamazsınız.
Mesajlar diyorum. Çünkü, insanın çevresi mesajlarla doludur. Ve, bu mesajlar, o günün nasıl geçeceğinden tutun da sizin içinde bulunduğunuz durumun nasıl gelişeceğine kadar, pek çok konuda insana bilgi verir. Fakat, ne yazık ki, kişi, bunların farkında değildir. Farkına varsa bile anlayamaz.
Örneğin, bir mistiğin tanrıya yakarışı ve dilediği yardımın en başında şöyle bir dua vardır;
‘‘Tanrım, ne olur anlayışımı yükselt. Anlayışımı yükselt ki, senin gösterdiğin mesajları anlayabileyim’’
Eski Mezopotamyalılar, doğada ve insan hayatında görülen alışılmışın dışında, garip ya da beklenmedik her türlü olayı bir tür kehanet olarak değerlendirmişlerdir.
Kişinin karşılaştığı duruma göre, mutlu ya da mutsuz bir gelecek yorumunda bulunur, dinsel anlayışlarına göre kehanetleri açıklamaya çalışırlardı.
Aslında, tarihin ilk dönemlerinde doğayla içiçe yaşayan insanların, çevrelerinde bulunan herşeyden bir anlam çıkartarak yaşadıkları bilinmektedir. Örneğin, hayvanların hareketine bakarak, deprem olacağı ya da fırtına çıkacağına dair kehanetlerde bulunup önlem almaya çalışmış, bulutların, ağaçların, suyun kendilerine verdiği mesajları değerlendirmişlerdir.
Bugün dahi, çevrelerine karşı son derece duyarlı, atalarının öğrettiklerini uygulayan insanlar bulunmaktadır. Daha çok doğanın içinde yaşayan insanların, toprak, hayvanlar, gökyüzü ve bitkilerin kendilerine ilettiği mesajları anlayabilmektedirler.
Örneğin, gökyüzüne bakıp gecenin ayaz olup olmayacağı, ertesi günün yağmurlu ya da güneşli olacağına dair kehanette bulunabilen bir çok kişi vardır. Bu tabii ki, şimdi sizin için bir kehanet değeri taşımayabilir. Ancak, gece dışarda bulunmak zorunda olan biri için, o gecenin ayaz olup olmayacağını bilmek çok ciddi bir bilgidir. Ve, o gece mutlu ya da mutsuz olacağı bu bilgiye bağlıdır.
Dikkatinizin ve anlayışınızın yükselmesiyle birlikte geleceğe yönelik size sıkıntı veren ‘‘Ne yapacağınızı bilememek’’ durumundan çıkıp ‘‘Bilen kişi’’ olmanız mümkün.
Dikkatinizi çevrenize yönelttiğiniz zaman sizin için beliren işaretlerin farkına varmaya başlayabilirsiniz. Önünüzde oluşan mesajları görebilir, kehanetleri anlayabilirsiniz.
Anlamak için, istemeniz yeterli... Tabii bu isteğin gönülden olması gerekiyor. Gözlerinizi, kulaklarınızı, bütün duyu organlarını tamamen açık tutmalı, düşüncelerinizi ise, serbest bırakmalısınız. Yani etrafınıza kayıtsız, şartsız bakmayı, gördüklerinizden heyecan duymayı öğrenmelisiniz.
Bu duruma kısaca, yaşamak diyebiliriz. Yaşamayı öğrendiğiniz zaman, mesajları da görmeyi öğreneceksiniz. Böylece, merak ettiğiniz ve içinizde sıkıntı duygusu uyandıran ‘‘Ne olacağını bilememe’’ endişesinin üstesinden ‘‘Bilerek’’ geleceksiniz,
Modada kehanet olur mu? Niye olmasın? Madem ki yepyeni bir yüzyıla, hatta binyıla girdik; madem ki 100 yıllık modanın seyri hakkında bilgi sahibiyiz, neden ‘‘gidişat’’ ve ötesi hakkında fikir sahibi olmayalım?
Modada bilindiği gibi geri dönüşler yaşanır hep. ‘‘Dönen’’ler, biraz modernize bir dönüş yapar hep. En azından 50'li, 60'lı, 70'li yıllar bir sefer daha görünür podyumlarda. Geri dönüşler öylesine içiçe yaşanıyor ki, şu anda tasarımcıların modelleri eklektik bir nitelik taşır oldu. Dönem modasına etnik moda karışıyor sözgelimi. Yani bu gidişle 2000'li yılların en azından ilk 10 yılında bana öyle geliyor ki bu anlayış sürecek. Bu ne demek biliyor musunuz? 2000'li yılların başlarında belki de ‘‘dönem’’ bağlamında özgün bir stil olmayacak. Bu durumda modada dönüşler eski yüzyılın dönemleriyle olacak gibi.
Döne döne başı dönecek olan modacılar bu durumda ne yapar acaba? Belki ‘‘şıklık’’ anlayışı değişecek. Nasıl güzellik anlayışı değiştiyse, şıklık da aynı yoldan geçecek. Mesela rüküşlük moda olacak. Mesela kitsch moda olacak.
PARLAK RÜKÜŞLÜK
Bu açıdan Dolce & Gabbana'nın modelleri belki bir anahtar. Podyumlarda boy gösteren modellerin üzerindekilere tek tek bakıldığında asla birarada giyileceğini düşünmediğimiz kombinasyonlara rastlıyoruz. Ve her bir öge kitsch sayılabilecek nitelikler taşıyor. Sözgelimi leopar desenli çorap, renkli yapay kürkler, ekose, parıltılı bluzlar. Dolce & Gabbana bunları hep birarada kullanıyor. Sözgelimi kırmızılı bir ekose pantolon üzerinde çiçekli bir bluz, onun da üzerinde yapay mavi kürkten bir manto. Fendi'nin de bu açıdan Dolce & Gabbana’dan farkı yok. Belki bir resim gibi düşüneceğiz giyim kuşamı. Modern bir resim gibi. Ve kimliğimiz yüzümüzde olacak. Çünkü saç ve makyaj konusu, geçtiğimiz yüzyılda en hızlı deparı gerçekleştiren şey oldu modada. Giysilerde öyle büyük, aman aman bir farklılık göremiyoruz 90'lı yıllarda. Ama makyajın yüzyılın son üç yılında yaptığı sıçrama, kıtalararası mesafeler katetti. Geyşa makyajından, kabile makyajına... Bu ne demek peki? Gayet açık. Dünyalılık kültürü. Kültürü giyiyor, kuşanıyor, yüzümüze sürüyor, tarıyor, örüyor, üzerine sprey sıkıyoruz. En ‘‘kişisel’’ yönümüz artık yüzümüz olacak. Çünkü etnik ve kültürel çeşitlemeler dönüp dolaşıp aynı renkleri yansıtacak; bir tane ‘‘dünya’’ var çünkü. Ama makyajımızla, saçımızla kimliğimizi dışavuracağız.
Görsel mesaj devrindeyiz çünkü.
Çünkü makyaj bir sanattır ve imzası bize aittir.
Hiç makyaj yapmasak da, yüzümüz imzamızı taşır.
Makyaj demişken, beden makyajı da evrilerek doruğa çıkacak. Hatta belki desenlerimiz, ‘‘söz’’lerimiz bedenimize yazılacak.
Tenimiz, yüzümüz, bizim web sayfamız olacak.
RUHUNUZUN YAŞI KAÇ?
Yaş ortadan kalkacak. Bilim adamları ömrü uzatmak için fazlasıyla genetik mesaisi yapıyor. Sonuçta hiç yaşlanmayacak bedenler ortaya çıkacak. Yaş denilen kavram ruhumuzla sınırlı olacak. Bu nedenle modada, moda söyleminde ‘‘yaşına göre giyinmek’’ gibi bir yafta tarihe karışacak. Ruh yaşı neyse öyle giyinip kuşanılacak. Belki 2000'li yılların başından kalan buruşuk gençler olacak. Ya o zaman ne olacak? Plastik cerrahi, lazer, peeling, her neyse bir miktar görüntüyü kurtaracak ama bu son ‘‘defolu’’ nesil de ortadan kalktığında meydan yalnızca ‘‘genç’’lere kalacak. İlelebet gençlere. İşte o zaman üniforma bedenler giysi ve makyajla kimlik görüntüleyecek. Yani yine aynı kapıya çıkılıyor.
İnsanlık tarihinde cilt rengi dışında farklılıklar en aza inecek. Bu sınıf farkının da kalkacağı anlamına geliyor. Bu da giyinmek anlamında aynı kapıya çıkacak.
2020'ler, 2030'lar, 2040'larda ‘‘dönem modası’’ diye adlandırılabilecek özgün tarzlar ortaya çıkar mı bilinmez. Bir düşünelim bakalım. Modada 1950'ler, 60'lar, 70'ler ve 80'lerin tarzını hemen gözümüzün önüne getirebiliyoruz. Ya 90'lar? 90'larda parıltı dışında özel bir tarz geliveriyor mu hemen?
MİNİMALİSTLER NE YAPACAK?
Bu kehanetim doğrulanır mı bilmem ama modada minimalistler ya mini mini sönüp gidecek, ya da çağa ayak uyduracaklar. Neden mi?
Diyelim ki yıl 2145. İnsan ömrü 150 yıl. Ve kimse yaşlı görünmüyor. Minimalist modacıların tasarımları ister istemez bir üniforma kimliğine bürünecek. Çünkü fazla esneme, ayrıntılandırma, uçma şansları yok. Peki onlar ne yapacak? Belki de ilk kez ‘‘akıllı kumaşlar’’ üzerinde çalışacaklar. Minimalizmde üründen maksimum faydalanma, rahatlık ön planda olduğuna göre ortam ısısına göre uyum sağlayacak kumaşları onlar bulurlarsa hiç şaşmam. Minimalist anlayış eninde sonunda bir üniforma gibi görünmeye mahkum. Yüzde fazla makyaj olmadığını, giyside ayrıntı olmadığını; bütün bdenlerin bir kalıptan çıktığını düşünürsek, sadelik ne yazık ki üniforma gibi bir görünümle sınırlı kalacak. Oysa çağ, çeşitlilik çağı olacak (ne biliyoruz, belki uzaydan misafirlerimiz de olur, renk, şekil, dil, tarz cümbüşünü düşünebiliyor musunuz?)
Tabii evrimle değişebilecek beden unsurlarından hiç söz etmiyorum bile.
Bu arada gerçek kürk giymek cahillik, ilkellik sayılacak.
Şu 2000'e giriş büyük şamataydı. Ama şu günler bence 1900'lerin başından farksız. Kimbilir, onlar da ne coşkuyla karşılamışlardı 1900'ları. 2000'li yılların ilk basamağında kendimi onlar gibi görmekten alamıyorum: Henüz hiçbirşey görmemiş, milenyum sevindirikleri!
Ama rengarenk insanlar diliyorum. İstediği gibi imajına imza atan. Mavi, pembe saçlı, yüzlerinde, bedenlerinde renklerin dans ettiği...
Umarım olmaz ama, o güzelim vahşi hayvanların ve bitkilerin soyu tükendikçe (kaplanların soyunun tükeniyor olması beni kahrediyor. Brad Pitt'le bir onlar var güzelliğin simgeleri olarak!) biz onlara benzeyeceğiz.
Çünkü doğa ve doğal olan yükselen trendlerin kralı olacak...
Uçak gibi 21. yüzyılda artık ulaşım büyük ölçüde kolaylaşacak. En uzak mesafelere bile dakikalarla ifade edilen sürelerde ulaşacağız. Hızı saatte 650 km’ye ulaşan hızlı trenler sayesinde, artık en uzak yerlere yanı başınızdaymış gibi hemen ulaşabileceksiniz. Hem de bu trenler oldukça güvenli olacak. Her türlü ihtimal gözönüne alınarak dizayn edilen bu hızlı trenlerde, kaza ihtimali neredeyse yok denecek kadar az. Bu trenler 21. yüzyılda hızlı ve daha güvenli olması nedeniyle, uçakların yerini alacağa benziyor.
İşe yaramaz buluşlar
İş yönetiminde sıradışı başarı öykülerinin yer aldığı gibi, sıradışı başarısızlıklar da vardır... Ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın. Bakın şu ünlü “gaf”lara; “-Petrol çıkarmak için kuyu açmak mı?... Yani toprağı delip petrol aramaktan mı söz ediyorsun?... Sen delisin...” (Edwin LDrake’m bazı kuyu açıcılara iş teklifi götürdüğünde, onlardan aldığı cevap - 1859) “-Gelecekteki bilimsel ilerlemeler ne olursa olsun, insanlık Ay’a asla ulaşamayacaktır...” (Dr.Lee De Forest, vakum tüpünün kaşifi ve televizyonun babası)... “-Ameliyatlarda acının dindirilmesi aptalca bir hayaldir. Onu aramaya çalışmak saçmalıktır. Ameliyatlardaki bıçak ve acı, hastaların zihninde ebediyen birlikte yaşayacak iki kelimedir...” (Fransız, Dr.AJfred Velpeau - 1839) “-Hiçbir işe yaramazsın, oğlum. Sen git kamyon sürücülüğüne dön...” (Grand Öle Opry’nin menajeri Jimmy Denny ilk performansından sonra Elvis Presley’e söylüyor - 1954) “-Uçaklar hoş oyuncaklar. Ama askeri bir değerleri yok...” (Mareşal Ferdinand Foch, I.Dünya Savaşı’nda Fransız Orduları Başkomutanı - 1911) “-Televizyon en geç altı ay içinde piyasadan silinecektir. İnsanlar her akşam böyle bir kutuyu istemez...” (Daryik F. Za-nuck, Twentieth Century Fox’un başkanı - 1944)... “-Denizaltının savaşta ne işe yarayabileceğini anlayamadım. En fazlasından mürettebatın boğularak, ölmesine sebep olabilir...” (H.G. Wells, yazar - 1901) “-İnsanların evlerinde bilgisayar bulundurmaları için herhangi bir neden göremiyorum...” (Kenneth Olsen, Digital Equ-ipment Corp.’un başkanı - 1977 Gafların özeti: Değerlerimiz hariç kendimizi yenilemeliyiz. Eskimiş iş yapma alışkanlıklarımızı bırakmalı, geleceği kucaklamalıyız. Gelelim neticeye, büyük lokma ye (doktorlar şimdi bunun da zararlı olduğunu söylüyorlar) büyük laf etme...
Robot dansöz kıvırtıyor
Titreyebilir, yuvarlanabilir, kipeye bükülebilir. Hatta kalçasındaki etekleri savurtabilir. Ancak bunu yapan etli butlu bir baştan çıkartıcı değil. Yaratıcısı Jimmy Or, Lucy Liu’yu Charlie’nin Melekleri filminde göbeğini kıvırtırken seyrederken ilham almış.
Gidip dans dersleri almış. Öğretmenini sallanırken seyrederken, onun tırpan balığının devinimlerine benzediğini ayırsamış. Epey çalıştıktan sonra ‘Dansöz Waseda No. 1’ adlı, esnek omurgalı bir robot yapmış.
Başsız Tavuk
Robotun salınımlarını üretmek için Or ‘merkezi örüntü üreticisi’ denilen ve sinirleri simüle eden bir program kullanmış. MÖÜ hayvanın devinimlerini algı geri beslemesi olmaksızın yönetmiş. Benzeri sinir ağları çoğu omurgalıda mevcut. Tavuklarda bu durum kafasız uçabilmeyi sağlar. İnsanlar pedala yerleştirilince otomatik yürüme davranışı geliştiriyor.
MÖÜ programı basit olduğu için gelecekte insansı robotlarda kullanılabilecek. Or gelecek kuşak robotlar için bir prototip geliştirdiğini düşünüyor. Honda’nın ASİMO’su veya Sony’nin koşan makinesi gibi insansı makineler kollarını ve bacaklarını bükebilir ama hala hantal görünüyorlar. Daha gelişkin devinimler yaratmak için omurgayı anlamak en iyi yol.
Bilinçli Çaba
Acaip icat biyologlara da ders verdi. Bir balık programı insan gibi devindi. Bu tüm insanların göbek dansı yapabileceğini göstermiyor. İnsanlarda dans daha çok bilinçli bir eylem ve insanlar yürümek için daha çok kol ve bacak kaslarında odaklanır. Onu göbek dansı yapan şey tuhaflığı.
Or robotu yapmanın kısmen eğlence için olduğunu, belki gelir de sağlayabileceğini itiraf ediyor. Esnek omurgalı bir robotun geleceği olduğunu ve reverans yapabilen bir robotun Japonya’da çok önemli görüleceğini ekliyor. Yarının evleri
Çevre ile uyumlu yüksek teknolojili Yeni kentin evlerinde herşey oldukça farklı olacak. Evlerin damları şeffaflaşırken, ışığı yansıtan tuğlalar sayesinde evler aynı zamanda elektrik enerjisi de üretebilir hale gelecek.
Hemen hemen her ihtiyacımızın düşünülerek dizayn edildiği bir evde yaşamaya hazırlanın. Öyle ki bu süper teknolojili ev yalnız kalan çocuğunuza göz kulak oluyor, garajında elektrikle çalışan arabanızın dolum tesisini barındırıyor, kirli suyu içilir hale getiriyor, evin içerisindeki havayı düzenli olarak kontrol ediyor, mutfağınızdaki bir çok işi robotlara havale ediyor. Yemek salonuna dönüşen mutfaklar, sinema salonu gibi televizyon odaları, multimedyanın her yönüyle etkin olarak kullanıldığı, barınma ihtiyacından öte yeni yaşam tarzı için hazırlanmış evlerde yaşamaya hazır olun.
Geleceğin kentleri Gelecekte evler günümüzdekinin aksine doğanın ekolojik dengesini bozmamak için oldukça değişik biçimde dizayn edilecek. Böylelikle yeni dünyanın yeni kentleri oluşturulacak. Kentlerde yerin altında yer alan suni göller, kent çevresinin iklimini olumlu yönde etkileyecek. Kentin çeşitli yerlerine yerleştirilen jeneratörler sayesinde elektrik üretilecek.
Yıl 2020: Tokyo yapay şehir 2015 yılında Tokyo’nun nüfusu 30 milyonu bulacak. Dar bir alana bunca kalabalığı sıkıştırmanın bir yolu gökdelenler. Tokyo Körfezi’nde 50 kilometre çapında bir yapay adaya inşa edilecek olan Aeropolis 2001 de bu arayışın ürünü. 1600 metre yüksekliğinde planlanan bu gökdelen azmanında 140 bin kişinin yaşaması düşünülüyor. İçinde otellerin, alışveriş ve eğlence merkezlerinin, tiyatroların, spor salonları ve yeşil alanların bulunacağı geleceğin bu dikey kentinde, temel ulaşım aracı asansör olacak.
Modern Ihlara vadisi Şu günlerde NASA ve İtalyan Uzay Araştırma Merkezi tarafından finanse edilen bir araştırma da başlatılmak üzere. Araştırmanın amacı tamamen yeraltında bir hayat sürdürülüp sürdürülemeyeceğini ortaya çıkarmak. Bunun için İtalya’nın Ancona şehri yakınlarındaki bir mağara kullanılacak. Laboratuvar, barınma yerleri ve tarım seralarının kurulacağı ulaşım için yaya yolları, dev asansörler ve oto yolları öngörülmüş. Binalar içinde ticari amaçlı dükkanlar, dinlenme yerleri, havuzlar, eğlence yerleri ve araba park yerleri de olacak.
Gelecekte bir gün gelecek
İzlediğim ‘World Future 2004’ her yıl olduğu gibi yaş günümü (30 Temmuz) Türkiye dışında kutlamama neden oldu. 31 Temmuz-2 Ağustos tarihleri arasında Washington’da gerçekleşen 1468 fütüristin katıldığı bu buluşmada, 100’e yakın oturum yapılırken, Fütüristler fikirlerini, projelerini aktarıp, gelecekle ilgili yorumlarını yaptılar. O kadar farklı konular işlendi ki, her yıl olduğu gibi bu yıl da planlama yaparken zorlandım.
Beni en çok mutlu eden ise World Future Society’nin (Türkçe açılımı ile Dünya Fütüristler Birliği) beni Türkiye Başkanı olarak ataması oldu. Böylece Türkiye’de Fütüristik çalışmalar için uluslararası bir platform oluşturma şansımız oldu. Bundan sonra en kısa zamanda Fütüristleri ve gelecekle ilgili stratejiler oluşturan beyinleri bir çatı altında toplayacağım. İnanın bana bu konferanstaki katılımcılara baktığımda Türkiye’nin de fikir üretme konusunda hiç de geride olmadığını görüyorum. World Future 2004’de ele alınan konuları gözlemlerimle kısaca aktarmak istiyorum:
Dünyada yaş ortalaması hep artış gösteriyorken, nüfus artışında bir üst sınır olduğu da söyleniyor. Bu üst sınırın 12 milyar olabileceği dile getiriliyor. İşte bu sınıra ulaşıldıktan sonra nüfusun gerilemeye başlayacağı öngörülüyor. Yaşlanmayı yavaşlatma ve durdurma konusundaki çalışmalara bir örnek verirsek, 2014 yılında bir farenin yaşlanmasının durdurulacağı iddia ediliyor. İnsana yansıması ise 2024. Bunu ifade eden Ray Kurzweil; bilgisayarların insan zekasını geçeceği dönemi anlatan ‘The Age of Spiritual Machines’in yazarı. İnsan beyninin ise birebir kopyalama yerine, fonksiyonel simülasyon ile kopyalanacağını belirtiyor. İnsan beynindeki gibi birbiri ile tümüyle paralel olan 100 trilyon nöron bağlantısını zaten gerçekleştirmek mümkün değil. Ayrıca toplantıların birinde 2015 yılında 1 trilyon nöron bağlantılı (insan beyninin 100’de biri kadar) ve her nöronun paralel 2 milyon bağlantısının olduğu ‘Optik Beyin-1’ kod adlı bir çalışmanın bitirileceği de aktarıldı.
Uzay ile ilgili bir gelişme de, artık Uzay’ın hükümetlerin elinden çıkmakta olduğu. ABD’nin lider, Çin’in takipçisi olacağı, Rusya’nın devre dışı kalacağı ve Avrupa’nın taşeron konumunda olacağı uzay sistemlerinde, artık şirketler bir araya gelip toplantılar yapmaya başlamışlar. Uzay dünyayı kontrol etmek için en önemli köşe noktası. Eğer burada da kurallar oturtulmazsa fütüristlerin bazı korkularının gerçek olması kaçınılmaz olacak.
Gelelim enerji konusuna. Zaten en çok konuşulan konulardan biri buydu. En büyük korku, giderek artan petrol gereksinimi. Çin ve Hindistan gibi nüfusu büyük olan ülkeler, orta sınıf büyümelerine paralel olarak büyük oranda talep oluştururken, Afrika ülkeleri de bu kervana katılacak. Rezervlerin 50 yıl ile sınırlı olduğu ve üretici ülkelerin bazısında gelecek yıllarda beklenen rejim ve yönetim değişikliklerinin bu duruma çok olumsuz yansıyacağı dikkate alındığında, alternatif enerji kaynaklarını yaratmak için zaman hızla azalıyor. Özellikle Hidrojen ve Ethanol gibi kaynakların kullanılmaya başlamasının yanı sıra çok kısa vadede Hibrid (hem elektrikli hem de benzin/mazot vs.) araba üretiminin patlayacağı söyleniyor. Petrol fiyatında 1 dolarlık artış Türkiye’nin ithalata ödediği rakama 200 milyon dolar ek yük getiriyor. Yani 10 dolarlık bir artış bütçeye 2 milyar dolar yük anlamına geliyor. Türkiye’nin de bu konuda bir şeyler yapması gerekiyor.
Etkinlikte, geleceğin sektörleri (ve teknolojileri) konusunda çok kişi ile görüşüp yorumlarını aldım. Önem sırasına göre, Biotech (Genetik vs.), Nanotech, Robotik, Enerji, Yapay Zeka gibi alanlar, geleceğimizi şekillendirecek.
Fütüristler geleceğe odaklanmış durumdalar ve ben de onlarla beraber bu akıntının içindeyim. Hükümetler doğru ve cesur kararları ile önümüzü açtıkları takdirde, Türkiye’de çok güçlü olan beyin gücü ile aşamayacağımız hiçbir engel kalmayacak. . Gelecekte Neler Olacak hakkinda aciklamalar Gelecekte Neler Olacak konusunda bilgiler
|