Türkiye'de Kadın Profili
2010-04-10 23:04:40 Kadinlaricin.net sitesinde Türkiye'de Kadın Profili baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Türkiye'de Kadın Profili ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Efes Pilsen'in Türk Kadın Profili araştırmasında, yemek alışkanlıklarımız konusunda çarpıcı sonuçlar var.
Yıllardır Türk mutfağı üzerine çok şey okudum ve yazdım, sayısız sohbete katıldım. Hemen herkesin -kendim dahil- bu konuda görüşleri var. Bunların gerçekdışı olduğunu söyleyecek değilim. Yine de yapılan biraz körlerin fili tarifi gibi. Bacağını tutan başka, hortumunu tutan başka bir gerçekliğe dikkat çekiyor. Bazen dikkat ediyorum, insanlar olanı değil, gönüllerinden geçeni gerçekmiş gibi yazıp çizmekte. Bu da bir tür psikolojik tedavi yöntemi olsa gerek. Bilen bilir, insanın bir eli yağda diğeri balda değilse gerçekle yüzleşmek hiç de sanıldığı kadar kolay değildir.
MUTFAKTAKİ ERKEK
Bu bana bir Roma sözünü hatırlatır. ‘‘Kanun sert olabilir, ama yine de kanundur’’ demişler. Gerçekler de Roma kanunları gibi. Bazen hoş olmasa bile yine de gerçektirler. O yüzden balçıkla da sıvanamazlar.
Geçenlerde Efes-Pilsen'in ‘‘Türkiye Kadın Profili’’ adlı kitabını karıştırdım. Araştırma, Türk kadının bireysel ve fiziksel özelliklerinden alışveriş alışkanlıklarına, toplumsal değerlerinden çalışma hayatlarına kadar pek çok konuyu ele alarak, kadınlarımızın değişen kimliğini ve rolünü gözler önüne sermek üzere yapılmış. Taylor Nelson Sofres Piar tarafından yapılan bu kapsamlı araştırmanın bir bölümü de tüketim kalıplarını sorguluyor. İçinde yemek ve yemek alışkanlıklarımıza da bir bölüm ayrılmış. Buradaki bilimsel veriler, hayallerimizdeki Türk mutfağı ile gerçekte var olan arasındaki farkı gözler önüne sermekte.
Evde yemek yapma alışkanlığı üzerine sorulan soruya verilen cevaplar aslında biraz beklenen yönde. Evde yemek yapma bizde tam anlamıyla bir kadın işi sayılmakta. Yüzde 70'in üzerinde denek, evde yemeği kadınların yaptığını söylüyor. ‘‘Nadiren ben yaparım’’ veya ‘‘hiç ben yapmam’’ diyenler yüzde 20'yi bulmuyor. Bir başka soruya verilen cevaplardan evde yemek yapan hizmetlilerin yüzde 2 civarında olduğu görüldüğüne göre, bizde yemek yapma meraklısı erkeğin oranı yüzde 18 civarında olmalı. Bu oran az mıdır? Bence hiç de değil. Maçoluk iddiasından bir türlü vazgeçemeyen bir toplum modelinde yüzde 18'lik bir oran küçümsenmeyecek bir nüfusa işaret etmekte.
YERDE YİYENLER
Dikkatimi çeken bir sonuç da, evde yemeğin nerede yendiği yolundaki soruya verilen cevaplarda ortaya çıktı. ‘‘Masada yemek yerim’’ diyenler yüzde 47'nin biraz üzerinde. Yer sofrasında yiyenler ise yüzde 40'a yakın. Diğerleri duruma göre davrandıklarını söylemiş. Tanzimat'tan bu yana ısrarla sürdürülen Batılılaşma ve giderek artan kentleşme bile demek eski yer sofrası geleneğini söküp atamamış.
Türkiye'de restoran işinin bir türlü yerli yerine oturmamış olmasının gerekçesi ise bir başka sorunun cevabında gizli. Cevaba geçmeden önce Batı'daki durumu özetleyeyim. Batı dünyasında insanlar genellikle haftada bir kere olsun, çoluk çocuklarını alıp bütçelerine uygun bir restoranda yemek yerler. Oysa bizde deneklerin haftada bir veya haftada birden fazla dışarıda yemek yerim diyenleri toplam yüzde 5'i bulmuyor. Ayda birden fazla dışarıda yemek yiyenler ise yüzde 18 civarında. ‘‘Bu tip yerlerde hiç yemek yemem diyenler’’ yüzde 70!
‘‘Ne yemekteyiz?’’ sorusuna gelince... Bununla ilgili cevaplar gerçekten çok ilginç ve yoruma açık. Gündelik hayatımızdaki gerçek Türk mutfağının nasıl bir şey olduğunun gerçek ipuçları bu soruların cevaplarında gizli. Dilerseniz bu konuyu enine boyuna önümüzdeki hafta ele alıp tartışalım...
Türkiye'de Kadın Profili başlıklı araştırmaya göre, evlerde en çok pişirilen yemek yüzde 65'le sulu sebze yemekleri. Bunların mutfaktaki teknik adı tencere yemekleridir. Sebze bizim mutfağımızda garnitür, yani süs değildir.
Araştırmanın en can alıcı noktası, Türk mutfağının özelliklerini yansıtan ‘‘hanede en çok pişirilen yemek türleri nelerdir?’’ sorusunun cevabında gizli. Böylece adeta Türk mutfağının bir röntgeni çekilmiş.
Cevaplardan anlaşılan, yüzde 65'in üzerinde bir oranla sulu sebze yemekleri başımızın tacı konumunda olduğu. Buna yüzde 15 civarındaki patates yemeklerini de eklersek, sebze yemekleri oranı birden yüzde 80'ler gibi inanılmaz bir boyuta erişmekte.
Özellikle yüzde 65 oranında pişirildiği söylenen sulu sebze yemeklerinin mutfaktaki teknik adı, ‘‘tencere yemekleri’’dir. Bu öylesine ilginç bir yemek türüdür ki, diğer mutfaklarda pek az bulunur. Çünkü özellikle Batı dünyası için asıl yemek, türüne bakılmaksızın, etten oluşur. Soslar, bu etleri lezzet açısından tamamlar. Bir Batılı için sossuz yemek, ne kadar mükemmel olursa olsun, bir gözü görmeyen güzel bir kadına benzer. Bütün bunları da tabağın kenarında bir köşeye itilmiş kakılmış bir miktar haşlanmış sebze bütünler. Tabaktaki sebzelere, yine mutfaktaki teknik deyimle söyleyecek olursak, ‘‘garnitür’’ denir. Sebze bir tür süs olarak algılanır.
ZİYAFETİN YILDIZI ET
Eğri oturup doğru konuşalım. Et her zaman ve her yerde pahalı bir yiyecek olmuş. Her ziyafette ana yemeğin et olması bunu doğruluyor. Hele böyle durumlarda etin bütün olarak değilse bile büyük bir parça olarak pişirilmiş olması da dikkat çekici. Bizde ziyafetlerde kuzu çevrilmesi bundandır. Batılılar da sığır çevirirler. Sığır çok gelecek olursa, yerini dana budu alır genellikle. Dünyanın dört bir yanındaki uygulamalar aşağı yukarı böyle. Çünkü et bolluğu, zenginliği, cömertçe ikramı simgeler. Şölenlerde neredeyse herkesin sadece etle doyacağı miktarlarda hazırlanır yemekler. Sebze türü garnitürler aranmaz. Olsa olsa vazgeçilemeyen atavistik bir yiyecek olan ekmek bulundurulur. Bazen de bir pilav tamamlar mönüyü.
Bir de etin niye ille fırında pişirildiği veya benzer bir pişirme tekniği kullanıldığı sorusu var. Ama ona girersek Claude Levi-Strauss'tan başlayıp sayısız antropoloğun görüşlerini de dile getirmek gerekir ki, o da bu köşenin sınırlarını -en azından maddi anlamda- aşabilir.
Sonuç olarak deliler hariç insanlara her gün bayram olmadığına göre, böylesine et tüketimi hiçbir toplumda yaygın bir uygulama alanı bulamamış görünüyor. Tabii zengin sofraları hariç. Ama onlar bile, toplumun genel beslenme alışkanlıklarına uyumdan ötürü, bu yemek türünü yılın üç yüz altmış beş gününe pek yaymazlar.
SAĞLIKLI YEMEK MODASI
Fazla et yememenin bir yoksulluk-zenginlik sorunu olduğuna değindikten sonra gelelim son yılların modasına... Şimdi Batı dünyasında sağlıklı beslenme modası hüküm sürmekte. Galiba bu gidişle moda daha uzun yıllar devam edecek. Bittiği zaman bile, ardılları üzerinde ciddi bir iz bırakacağını sanıyorum.
Sağlıklı yemek modasının temelinde dengeli bir beslenme modeli var. Yani et, sebze, hamurişi gibi temel kategoriler dengeli biçimde tüketilsin deniyor. Hemen ardından da, etin -özellikle kırmızı etin- az tüketilmesi, bunların daha çok sebze ve tahıl kökenli -bulgur gibi mesela- yiyecekler ve bakliyat ile zenginleştirilmesi öneriliyor. Bizim tencere yemeklerimizin de ana kompozisyonu bu değil mi?
Batı'nın birkaç bin yıl sonra keşfettiği bir model, Türk mutfağında asırlardır yaşamakta. Biz Moliere'in Kibarlık Budalası'ndaki kahramanı Mösyö Jourdain'in nesir konuşup da nesir konuştuğunun farkında olmaması gibi garip bir konumdayız galiba.
Bunlar işin güzel yanları...
Ancak bir de sınıfsal -veya Weberci bir deyişle, toplumsal katmanlar- açısından bakıldığında görülen gerçekler var. Bu açıdan bakıldığında böylesi tartışmalar et yemekten gut olmuş Batı toplumlarında cazip de, eti yeterince tüketmeyen ve geniş bir kesimi oluşturan Türk insanı açısından maalesef biraz acıklı görünüyor. Türkiye acilen et üretimini arttırmak ve bunu ucuz maliyet ve ucuz satış fiyatı ile yapmak zorunda. Tavuk üreticilerinin feryatları hiç de öyle boşuna değil!
BALIK YÜZDE 1
Ayrıca et tüketimi sınıfına girebilecek balıklar da nedense ilgimizi çekmiyor. Evde en çok pişirilen yemekler arasında balık, yüzde 1'de çakılmış kalmış. Yüz defada bir kere pişen balıktan ne olur allahaşkına? ‘‘Yemek yemek ne demek, bi nemek olursa semek’’ (yemek yemek ne demek eğer sofrada balık olmazsa?) diyen şair Süruri'yi hatırladım birden!
Araştırmadan çıkan bir başka acıklı gerçek, zeytinyağı ile ilgili. Zeytinyağlı yemeklerin pişirilme oranı yüzde 5. Oysa dünyanın en güzel zeytinyağları bizde üretiliyor. Ama aynı Türkiye, zeytinyağlı yemek kültüründe yaya kalmış. Üstelik, yabancılara, ‘‘bizim mutfak kültürümüzde zeytinyağlılar diye özel bir kategori vardır, sizde var mı?’’ diye hava atan, çocukça ‘‘pışık’’ yapan da biziz.
Görüyorsunuz, ‘‘Türküz, öyleyse haklıyız’’ görüşü doğruları ve yanlışları tam olarak yansıtmıyor. Haklı olduğumuz yanlar kadar -haksız demeyelim de- hatalı yanlarımız da var. Başkalarına kızmakla da bu işler çözüme kavuşmuyor. Doğru ve çağdaş tavır, duygusallıktan arınıp akıl ve hikmetle bu sorunlara bir çare bulmak. Unutmayın, ‘‘Ne mutlu Türküm’’ vecizesinin sahibi olan Atatürk, bir başka vesileyle, ‘‘Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir, fendir’’ diyen kişiden başkası değil...
Anadolu'nun renkli kadını
Yüzyıllardır Anadolu'da kadınlar ilk bakışta arka planda kalmıştır. Ama dikkat edildiğinde, toplumdaki konumu çok büyüktür. Kadının çok renkliliği ve ruh zenginliği Anadolu kültürüne yansımıştır. Bu yansıma hala günümüzde görülmektedir. Bu izlerin ilerki senelerde de görüleceğinden eminim. Bunun nedeni ise bahsedildiği gibi kadının renkliliğinden ve zenginliğinden kaynaklanmaktadır.
TILSIM VE MUSKA
Anadolu'da tılsım ve muskaya sadece Türk kültüründe değil Anadolu'nun tüm medeniyetlerinde rastlanmaktadır. Tılsım ve muska, kötülüklerden uzak kalmak ve bir tür savunma, kendini rahatlatma yöntemi olarak kullanılmıştır. Tüm kültürlerde de farklı biçimler ve formlar almıştır.Bu farklı form ve biçimleri alarak, günümüze, modernizmle birliştirerek bu seneki koleksiyonumda kumaş desenleri olarak kullandım.
Bu desenleri renklendirirken Anadolu kadınının renkliliğini de kumaşlarda vurguladım. Turkuvaz, kobalt, turuncu, kırmızı, toprak tonları ve siyah. Bu renklere Anadolu yaşamında rastlanmaktadır. Modellerin etniklik unsurunu da göz önünde bulundurarak çok giyimli olmasına özen gösterdim. kıyafetlerin çok giyimli olmasının sebebi, Anadolu kadınının renkliliğini ve zenginliğini günümüz modern Türk kadınına giydirmeye çalışılmasıydı. Böylelikle günümüz Türk kadını, çağımızın modernizmini kullanarak yaşamış olduğumuz Anadolu topraklarının zenginliğini taşımış ve bir sentez yaratılmış olacaktır.
KADINLARIN YÜZYILI Kadın Eserleri Kütüphanesi 2000 Ajandası'nda Kurtuluş Savaşı'ndan edebiyat dünyasına, iş hayatından siyasete, önderlik yapmış lider ruhlu ve eğitimli kadınların 1900'den günümüze uzanan mücadele dolu yaşamlarını arşiv fotoğrafları ve bilgilerle gözler önüne seriyor. 1911 yılında, İstanbul'da bir konakta paşa ya da bürokrat kızı olduğu tahmin edilen bir bayanın çabalarıyla düzenlenen Beyaz Konferanslar, kadınların bilgilenmek için bir araya geldikleri ilk oturumlardan biri olarak kabul ediliyor. Baştan aşağıya beyaz döşenen konferans salonuna beyaz giysiler giyerek gelen kadınların , karşı karşıya kaldıkları sorunlar, nedenleri ve çareleri üzerine konuştukları konferans metinlerinin dönemin Kadın Dergisi'nde de yayınlandığı biliniyor. İlk uçağa binen kadın Eğitimci Belkıs Şevket 18 Kasım 1913 günü Teyyare Okulu'ndan Fethi Bey'in kullandığı uçakla uçarak İslam dünyasında uçağa ilk kez binen kadın payesini kazanır. Uçaktayken çektirdiği fotoğraflarla da fotoğrafı ilk yayınlanan kadın olur.
Çalışan kadınlar
Tarım ve el sanatlarında belli bir ağırlığı olan kadınların sanayiye girişlerine ilişkin ilk veriler 1913 ve 1915 sanayi sayımlarına dayanıyor. Buna göre 1913'te sanayide çalışan kadınların yüzde 20'si, 1915'te yüzde 30'u kadındı. Ancak çalışma koşulları erkeklere oranla daha ağır ve ücretleri daha düşüktü. Bu nedenle 1872-1907 tarihleri arasında örgütlenen 50 grevden 9'u kadınların çalıştığı dokuma iş kolunda gerçekleşti.
Kurtuluş Savaşı'nda kadınlar
İstiklal Savaşı'nda kadınlarla erkeklerin omuz omuza çalıştığı biliniyor artık. Kurtuluş mücadelesini desteklemek için cemiyet kurup, mitinglerde moral konuşması yapan Halide Edip Adıvar'ları, Şükufe Nihal'leri, cephede ön sıralarda savaşan Kara Fatma'ları, Nene Hatun'ları ve cephelerde hastabakıcılık yapan, askere kıyafet diken, cepheye malzeme taşıyan nice isimsiz kahramanları unutmamak gerekir.
İlk kadın milletvekilleri
Cumhuriyet'in ilanından sonra kadınların seçme-seçilme hakkı için yıllardır verdikleri mücadele, TBMM'de Atatürk ve çalışma arkadaşlarının gayretiyle başarıya ulaştı. 5 Aralık 1934'te Parlamento'nun kapısının kadınlara açılmasının ardından Türk Kadınlar Birliği, seçme ve seçilme hakkının verilişini kutlamak üzere Sultanahmet Meydanı'nda bir miting düzenledi. 1935 yılında yapılan seçimlerde aralarında Mebrure Gönenç, Şekibe İnsel, Huriye Öniz Baha, Dr. Fatma Şakir Memik'in bulunduğu 17 bayan milletvekili olarak seçildi.
Gazeteler kadın ekleri veriyor
1970'li yıllardan itibaren günlük gazetelerde kadın sayfaları ve kadın ekleri belirmeye başladı. Hürriyet Gazetesi 'Kelebek'le ve Günaydın Gazetesi Saklambaç'la bu tarzın ilk örneklerini verdi. Başlangıçta erkek yöneticilerin yönlendirmesinde olan ekler, gazetenin moda-magazin haberlerini değerlendirdiği alanlar olarak işlev gördüler. Kadın gazetecilerin eklerdeki katkılarının artmasıyla yazı ve fotoğraf içeriği değişti. 11 Ağustos 1987'de siyahlar giyinmiş kadınlar, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler için ağır koşullar getiren ve açlık grevlerine neden olan 1 Ağustos Genelgesi'ni protesto ettiler. Ankara ve İzmir'e de sıçrayan eylem "Siyahlı Protesto" olarak tarihe geçti. Üniversitelerde başörtülü okumaları yasaklanan türbanlı öğrenciler 90'ların başından itibaren eylem yapmaya başladılar. Bergamalı köylü kadınlar, siyanürlü altın arayıcısı Eurogold firması şahsında, kısa dönemli kar tutkularıyla Üçüncü Dünya'nın doğal dengesine müdahale edenlere karşı direnişin önünde yer aldılar. Bu arada gözaltında yakınları kaybolan kadınların her cumartesi günü Galatasaray Lisesi'nin önünde oturarak tarihe "Cumartesi Anneleri" olarak geçmelerini de unutmamak lazım. Türkiye'de Kadın Profili hakkinda aciklamalar Türkiye'de Kadın Profili konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Türkiye'de Kadın Profili, Türk Kadını,türk kadınının profili
|