Kadınlar
           
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuk ve Çocuk bakımı hakkında bilgiler
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlar için Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Faydalı bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Kadınlar hakkında

» Osmanlıda kadın hakları

Osmanlıda kadın hakları

2010-08-22 23:22:08 Kadinlaricin.net sitesinde Osmanlıda kadın hakları baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Osmanlıda kadın hakları ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Osmanlıda kadın hakları

 

Gazeteci-Yazar Faik Bulut, ‘‘İttihat ve Terakki'de Milliyetçilik Din ve Kadın Tartışmaları’’ adlı iki ciltlik kitap yazdı. Biz kitaptan sadece ‘‘Kadın’’ tartışmalarını aktaracağız. Bulut, onlarca kaynaktan derleyerek hazırladığı kitabında, Meşrutiyet ve Tanzimat basınında, Meclis-i Mebusan'da; kadınların okula gidip gitmemesi, kadın-erkek eşitliği, kadınların erkeklerle birarada bulunması, kadının dışarıda çalışması, karma eğitim, kadın hakları, tesettür, örtünme, türban, çok kadınla evlilik, görücü usulü evlenme gibi konuların nasıl ele alındığını nasıl tartışıldığını, aradan yüz yıl geçmesine karşılık -ne yazık ki-bugünle ne kadar benzerlik gösterdiğini anlatıyor...

 

Tanzimat aydını, genellikle işsizlikten canı sıkılan şehir kadınının sorunlarını ele aldı, onu işe yarar hale getirmenin yollarını aradı. Yapılacak ıslahatta, kadının eğitiminin ön plana alınmasını istedi. Namık Kemal, Ahmet Midhat, Abdülhak Hamid, Sami Paşazade, Fatma Aliye gibi kalem erbabı, ‘‘Kadınlara sosyal haklar verilmesinin İslamiyete aykırı olduğu’’ yolundaki iddiaları, yine İslami kaynaklara dayanarak çürütmeye çalıştılar. Abdülhak Hamid, Tarık adlı eserinde ‘‘Bir milletin kadınları, ilerleme derecesinin ölçüsüdür’’ dedi. Bu söz, Meşrutiyet dönemi kadın dergilerinde özdeyiş haline geldi.


Osmanlı'da kadınların nasıl ve hangi kurallar içinde giyinmeleri gerektiği, padişah fermanlarıyla belirlendi. Tanzimat Dönemine girildiğinde fermanlar da tartışılmaya başladı. Örneğin 1726 tarihli padişah fermanında bakan neler yazıyordu:


‘‘İstanbul hanımlarının Şeriat ve hükümdar kanuna aykırı elbise giydikleri, bazı yaramaz avratların halkı saptırmak için gavur avratlarını taklit etmek suretiyle açılıp saçılarak sokakta dolaştıkları; bu durumu gören namuslu ve hayalı kadınların da gavur taklitçilerine özendikleri tespit olunmakla, mezkur nesneler külliyen yasaklanmıştır.’’


Edebi eserlere konu edilen kadınlara ilişkin fikirler, çok geçmeden gazete ve dergilere yansımaya başladı. 1868'de çıkan ‘‘Terakki’’, kadın hakları ve seçimden söz eden ilk gazete. Terakki'de, kızlar için okul açılması, kadın-erkek eşitliği ve tek kadınla evliliğin üstünlüğüne ilişkin yazılar yayımlandı. Tanzimattan itibaren kadınlar öğretmenlik yaparak devletten resmen maaş alıyorlardı. Yeni olan, Kadın Haklarını Savunma Derneği üyesi Bedra Hanım'ın Telefon Şirketi'nde, 1913-14 yılları arasında büyük tartışmalara yol açarak ilk kadın görevli olarak işe başlamasıydı. Ardından Nimet Hanım da Maliye Bakanlığı'nda çalışan ilk kadın oldu. Birinci Dünya Savaşı başladığında, erkeklerden boşalan yerlere kadınlar alındı. Tepkiler yumuşatılsın diye, dairelerde haremlik-selamlık yöntemi uygulandı. Erkek ve kadın memurlar arasında getir götür işlerini odacılar yaptı. Mesai bitiminde önce erkekler binayı terkediyor, kadınlar daha sonra çıkabiliyordu.


Meşrutiyet'in ilklerinden biri de tiyatro sahnesine çıkmak oldu. 10 Kasım 1918'de Behire Memduha, Beyza, Refika, Afife adlı genç kızlar, Güzel Sanatlar okuluna gittiler. Jale lakabını alan Afife Hanım, 1920'de Kadıköy Apollon Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. Ancak İçişleri Bakanlığı bu olay üzerine Türk kökenli kadınların sahneye çıkmasını yasakladı. Buna rağmen birçok kadın, Afife Jale'yi izleyerek sahneye çıkmaya devam etti.


Meşrutiyet devrinde yayımlanan Kadın dergisinde, Ayşe İsmet adlı yazar, İzmir'de tiyatroya giden kadınların maruz kaldığı saldırıyı yazıyor: ‘‘Binlerce erkek toplanarak, Müslüman kadınlarını zor ve şiddet yoluyla tiyatroya gitmekten men eylemiştir. Buna rağmen zabıta kuvvetleriyle hükümet memurları, bu bağnaz ve yobaz harekete seyirci kalmışlardır(...) Meclis-i Mebusan'da lehimize söz söyleyebilecek bir milletvekilinin bile çıkmayışına doğrusu hayret ediyoruz.’’


İSLAMCILARIN TAVRI


Tarih boyunca birçok uygarlığın kadının özgürlüğü ve saltanatı sebebiyle çöktüğünü ileri süren İslamcıların öncülerinden Prens Sait Halim Paşa şöyle yazdı:


‘‘Sosyal çöküşümüzün en tehlikeli neticelerinden birini, bazı kadınların hak iddiaları teşkil ediyor. Günümüzde kimi kadınlar örtünmeyi terk etmek, daimi olarak erkeklerle birarada bulunmak, hürriyet ve serbestlik elde ederek Batı kadınları gibi yaşamak istiyorlar.’’


Son Şeyhülislam Mustafa Sabri, kadınların idari işlerde istihdam edilmesine kesin bir dille itiraz etti. Musa Kazım Efendi, kadınların çarşafsız ve yanlarında bir erkek olmadan sokağa çıkmalarının yasaklanmasını savundu.


Yasaklama talebi öyle bir noktaya geldi ki, Şeyhülislamlık ve İstanbul Muhafızlığı harekete geçerek aile reislerini uyardı ve ‘‘İslam adabına ve milli terbiyeye aykırı hareket eden kadınlar hakkında şiddetli kanuni takibat yapılacağını’’ duyurdu.


ŞERİAT HUKUKU


Türkçü teorisyenlerin çabalarıyla 1917'de resmileşen Aile Hukuku Kararnamesi, İslamcıların sert muhalefetine ve ithamlarına hedef oldu. Onlara göre Kararname, ‘‘Kamu menfaatine aykırı olduğu gibi Şeriat hukuku alanını daraltıcı’’ nitelikteydi. Kararname çok kadınla evlilik, evlenme ve boşanma konusunda İslam hukukundan farklı yasa maddeleri içerdiğinden, İslamcıların saldırıları gittikçe arttı. Onlara göre çok kadınla evlilik insanlığa, medeniyete ve Anayasa'ya aykırı değildi. Hatta iki önemli nedenden çok gerekliydi:


‘‘Cinsel ihtiyaç ve namusu koruma. Ayrıca nüfus çoğalması ve çeşitliliği seven insanların nefislerinin tatmini de bu sayede olur’’!


Şeyhülislam Mustafa Kazım Efendi'nin konuyla ilgili hükmü de şöyle: ‘‘Keşke çok kadını idare edecek kudrette erkekler olsa da mal üretme tarlası birçok kadın, evlerde hareketsiz kalıp kocamasalar.’’

KADIN VE ÇARŞAF

H. Mahmut, 1914 Martı'nda yazdığı ‘‘Asırlarca Evvel Tamamen Halledilmiş Bir Mesele’’ adlı kitabında çarşaf giymeyen kadınları, ‘‘Çingene meşrepli ve leş’’ olarak niteliyor.


1919'da Ahmet Şirani, ‘‘Kadınlığın Hayat-ı İçtimaiyesine İndirilen Darbeler’’ yazısında ‘‘Birtakım edibe, şaire, hatibe Hesna ve Meliha Hanımlar, gecelerde Türk Ocağı'nda hitabet kürsülerine çıkarılarak, kadınların hürriyet ve eşitliklerinin geri alınması gereğine dair konferanslar verdiriliyor. Hatibe hanımlar türlü türlü cilveler ve işvelerle 'burada olduğu gibi sokaklardan geçerken de çarşaf denilen kefenleri yırtıp atacağız' dedikçe hoş ve mest olmuşçasına bir vaziyette dinlemekte bulunan Merkezi Umumi üyesi, kabine erkanı, Mebusan ikinci reisi bıyıklarını bura bura alkışlıyorlar.’’


Şirani, tesettür aleyhinde İstanbul ve taşrada propaganda yapıldığını, kadınları kötü yola ve sapkınlığa sokmaya ve kandırmaya yardım eden maddi ve manevi bütün araçları kullandığını söylüyor.


‘‘Dünya kadınlar dünyası, hürriyet, kadın hürriyeti oluverdi. (...) Bir hürriyet ki terbiyeyi, nezaketi, iffeti, hürmeti kadınlardan tamamen kaldırdı. Vapurlarda, sokaklarda, tramvaylarda bacak bacak üstüne atıp oturmak, şarkı söylemek, sigara dumanlatmak, dumanları erkeklerin yüzlerine üflemek,, tramvaylara inip binerken kendi taraflarını bırakıp erkeklerin oturduğu tarafa hücum etmek...’’

Eğitimin fazlası zarar

İttihat ve Terakki'de Şeyhülislam Musa Kazım Efendi, kadın hakları ve çok kadınla evlenmeye ilişkin ‘‘Dini-İçtimai Makaleleri’’nde şunları yazmış:


Kadın Hakları: Tesettür, kadına hiçbir meşru hakkını kaybettirmez. Kadın da erkek gibi malını istediği kadar tasarruf eder. Namus dairesinde gezmeye gider, eğlenir. Kendi aralarında oluşturdukları dernek ve toplantılarda konferans verebilir, dinleyebilir. İlk, orta ve lise derecesinde eğitim görebilir. Fazlasına ev işleri ve analık görevleri elverişli değildir.


Çok Kadınla Evlenme: Çok kadınla evliliğin faydaları, nüfusu çoğaltmaktan başlar. Kadınları hasta olan erkekleri, fuhuş yoluna sapmaktan korur. Evde kocayan kızları, dul kadınları erkeksizlikten kurtarır.

Yeni çağa doğru

Türkiye'de kadın ‘‘peçesini'' 12 Eylül'de araladı. 1980'den önce anne ve eş rollerini ön planda tutan kadın, 1980'den sonra kendini sorgulamaya başladı. Bireysel çığlıklarla bir yere varamayacağını anlayınca sorunlarına örgütlenerek çözüm bulmaya çalıştı. 1985'de Çorum'dan gelen çığlık, İstanbul sokaklarında yankılandı. Kadınlar seslerini ilk kez yürüyerek duyurdular. Ankara Gençlik Parkı'nda kurulan ilk serbest kadın kürsüsüyle, ses mikrofona ulaştı. Sorunların bilimsel açıdan irdelenmesi ve çözüm üretilmesi için üniversiteler bünyesinde Kadın Sorunları ve Araştırma Merkezleri oluşturulurken, literatür de İstanbul'daki Türkiye'nin ilk kadın kütüphanesinde toplandı. Örgüt sayısı 200'e ulaşınca da iletişimi sağlayacak yeni bir adres arandı. ‘‘Saçlarını birileri için süpürge etmek istemeyen'' kadınlar akıllarını, birikimlerini, yaratıcılıklarını ‘‘Uçan Süpürge''de birleştirdiler. Dergiler çıkararak sözlerini söylediler. Kadınlar artık erkeklerin kalelerini alarak değil, bu kaleleri paylaşarak yeni bir çağa damgalarını vurmaya hazırlanıyorlardı. 2000'li yıllara ‘‘Kadınların çağı'' misyonunu yükleyerek...

Kürsü yerine giyotin!

Kadının hak arayışının temeli Rönesans'a kadar uzanıyor. Serpil Çakır, ‘‘Osmanlıda Kadın Hareketi'' kitabında dünyadaki kadın hareketleri tarihine şöyle bakıyor:

‘‘Kadınların tarih sahnesine çıkmaları ilk kez Fransız Devrimi'yle gerçekleşti. Ancak Fransız Devrimi de cinsler arasındaki ikiliği kaldırmadı. Kadınlar bekledikleri haklara kavuşamazken, devrim öncesi hakları bile ellerinden alındı. Toplantı yapmaları dernek kurmaları yasaklanmış, faaliyetteki kadın kulüpleri kapatılmıştı. Bu konuda hak talep etmek suç unsuru sayılmıştı. Suçlunun ortaya çıkması fazla zaman almadı. Aranan suçlu 1791 Anayasası'nın kabulünden önce tüm kadınlara eşit oy hakkı tanınmasını isteyen ve yazdığı Kadın Hakları Beyannamesini Kral 16. Louis'ye ve Kraliçe Marie Antoinette'e gönderen Olympe de Gouge oldu. Çünkü o yeni anayasaya rağmen hak taleplerini durdurmamış, 1793'de ‘Madem ki kadına giyotine çıkma hakkı veriliyor, öyleyse kürsüye çıkma hakkı da verilmelidir' savını ileri sürmüştü. Sonuçta bu haklardan birini kazanmıştı. De Gouge oybirliğiyle giyotine gönderildi.''

Padişahın akrabası olmaz
 
15 Temmuz perşembe günü padişahların niçin evlenmediklerini, büyük devletimizin parçalanmasını önlemek için törenin buna cevaz vermediğini anlatmıştım. Demek ki bu bir zulüm veya “normalden kaçış” değil, “Saray’a gelin olanların” yüzlerce nüfuzlu akraba getirmesini engelleyerek devleti soymalarına fırsat vermemekti. Zamanımızda bile “Hükümdar” ve “Vezir” yakını olanların devleti nasıl soydukları iddiaları varken Osmanlının bu töresi elbette alkışlanmalıdır.
Aksi halde padişahın bu akrabaları, şehirlerde, o sıfatla büyük nüfuz kazanacaklar, şımarmaya, hükmetmeye kalkacaklardı, ticaret ile vurgunlar yapacaklar, padişahın gücünü kullanarak korkunç ve kârlı işlere girişebileceklerdi ki, imparatorluk 700 yıl yaşayacağına, birkaç yıl içinde batardı.
Kızları vasıtasıyle padişaha, dolayısıyle devlete söz geçirtmeye, hükmetmeye kalkanlar olurdu. Bizzat, padişahın hanımı olan kadının devlet üzerinde hak iddiası tükenmezdi.
Bunun için saray hareminden, (hiçbir aşk, his meselesi, nazarî olarak düşünülmeden) sadece padişahın ihtiyaçlarını karşılamak ve hanedanın devamını sağlamak için gönlüne uygun cariyeler seçmesi tarzı uygun görülmüştür.
İstenilen bu cariyelerin soyları sopları, ana babaları, kardeşleri, akrabaları, bilinmemesi ve onların hiç olmazsa Türkiye sınırları içinde mevcut bulunmaması idi.
Böyledir de tarihimizde “kadınlar saltanatı” diye bahisler yok mu? Vardır ama, kadın parmağının en az dolaştığı yer yine de Osmanlı sarayıdır. 600 yıl yaşamış bir imparatorluğun birkaç Kösem Sultan, Hürrem Sultan macerası, Avrupa ve Doğu saraylarında olan kadın entrikaları ile kıyas dahi olunmaz. Kaldı ki bu “Valide sultanların”, bu “Hasekilerin”, bu “Kadın efendilerin” resmi hiçbir sıfatları, devlet protokolünde yerleri, halk nazarında isimleri, sıfatları yoktur. Bazı şeyler yapmışlarsa, kendi meziyetleri, zekaları sebebiyle padişahlar üzerinde sağladıkları tutkunluktur. Kaldı ki, o kadınlardan çoğunun da akıbetleri kötü olmuştur. Osmanlı’da devlet, her şeye üstün tutulmuştur. Padişahlar ve şehzadeler bile ona feda edilmiştir.
Padişahların evlenmelerine, gönül işlerine dahi el koyan bu töre ve usuller bugünün basit mantığı ve yuvarlak Batı kafası ile kınanabilir. Fakat, dünyada benzeri görülmemiş bir ebedi devlet fikrinin uygulanışları olduğu unutulmamalıdır. Nizam-ı âlem” için hanımları, evlatları, hatta padişahları feda edebilen en yüksek bir devlet şuurudur bu.
Kaldı ki dünyada görülmüş en yüceltici devlet, adalet, hatta bir mânâda millet saygısı ülküsünün de Osmanlı’nın bu sistemi ile sağlanabilmiş bulunduğunu, bugün 75 yıllık Cumhuriyet tecrübesinden sonra çok daha iyi kavrayabiliriz.
Cumhuriyet devrimizde, kimi cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanların, kızkardeşleri, kardeşleri, oğulları, yakınları hakkında çıkan suiistimal, nüfuz ticareti, şımarıklık rivayetleri ve olayları devleti sarsan, rezaletlere sebep olmuştur. Hükümetleri, demokrasiyi gölgeleyen büyük buhranlar yakın akrabaların başı altından çıkmıştır.
Görülüyor ki Osmanlı Devleti, kurmuş bulunduğu eşsiz nizam ile, dünyada tek ve en orijinal olarak bu çeşit dedikodu, nüfuz ve yolsuzluk imkanlarını, daha başlangıcında “olamaz” hale getirmiştir.

Osmanlıda kadın hakları hakkinda aciklamalar Osmanlıda kadın hakları konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Osmanlıda kadın hakları, Osmanlı dönemindeki kadın hakları ,Osmanlı dönemindeki kadın hakları nasıldı?

 

 

Kadınlar hakkında Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 13
Hamilelikte karın çatlakları
Okunma: 12
Bacak ağrısı Bacak ağrıları
Okunma: 11
Selülit kremleri
Okunma: 9
ilk gece korkusunu nasıl yenebilirim
Okunma: 5
Çeyiz Listesi
Okunma: 4
Cinsiyet belirleme yöntemleri
Okunma: 4
Kil maskesi
Okunma: 3
Stres Topu
Okunma: 3
Safra kesesi taşlarının bitkisel tedavisi
Okunma: 3
Gözaltı torbaları neden oluşur
Resim
Tuna Huş Kimdir
Tuna Huş Kimdir

 |   |   |   |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!