Kadınlar
           
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuk ve Çocuk bakımı hakkında bilgiler
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlar için Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Faydalı bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Kadınlar hakkında

» Kapkaç olayları

Kapkaç olayları

2009-11-28 21:06:09 Kadinlaricin.net sitesinde Kapkaç olayları baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Kapkaç olayları ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Kapkaç olayları

 

Kapkaç olayları örgütlü bir eylem

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, özellikle bayanları canından bezdiren kapkaç olaylarını mercek altına aldı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, kapkaç olaylarının bir kısmının, 18 yaşın altındaki sabıkalı yankesici, hırsız ve madde bağımlısı çocuklar tarafından işlendiğini belirtilerek, ‘’Kapkaç suçlarının büyük bir bölümü, örgütlü şekilde biraraya gelen şahıslar tarafından işlenmektedir’’ denildi. Kapkaç olaylarının bu sebeple basit suç olarak değil, organize işlenen suçlar kapsamında değerlendirildiği belirtilen açıklamada, yakalanan şahıslar hakkında ‘’çıkar amaçlı suç örgütü kurmaktan’’ işlem yapıldığı ifade edildi. Son 4 ayda 349 kapkaç olayının aydınlatıldığını duyuran İstanbul Emniyet Müdürlüğü, kapkaç olaylarına karışan 304 kişinin de yakalandığı kaydetti. Açıklamada, kapkaççılara karşı alınabilecek bazı tedbirlere de yer verildi. İşte bunlardan bazıları; Kapkaç suçları genellikle otomobil ve motosikletlerle gerçekleştirildiğinden, caddeye uzak durmalı ve çantaları cadde tarafında taşımamalı. Gece yürürken ışıklı ana caddeler tercih edilmeli. Özellikle bayan sürücüler, otomobillerine arkadan çarpan olursa, araçlarından inerken anahtarı yanlarına almalı ve motoru durdurmalı. Araç kullananlar çantalarını dikkat çekmeyecek şekilde muhafaza etmeli.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde yer alan “tavsiyelerimiz” bölümünde, genel olarak bayanların yükte hafif, pahada ağır ve özellikle altından yapılmış olan ziynet eşyasını kullanmaktan zevk aldıkları ifade edildi. Bu sebeple de bayanların, yankesicilik, kapkaççılık, dolandırıcılık gibi hırsızlık olaylarına ve ziynet eşyalarının alınması esnasında meydana gelen boğuşmalarda yaralanmalara bazen de maalesef ölümlere maruz kaldığına işaret edilerek günlük hayatta kolayca uygulanabilecek bazı tedbirlere dikkat çekildi.

Kapkaç DGM yolunda

İstanbul’da bugüne kadar onlarca kapkaç, gasp ve yaralama olayına karışan 12 kişilik bir şebeke ortaya çıkarıldı. 12 kişilik şebekeye yaralı olarak ele geçtikten sonra sedyeyle cezaevine gönderilen Sinan Dikilitaş’ın da üye olduğu belirtildi. Feridun Nurettinoğlu liderliğindeki şebeke, jandarma ve polis bölgesinde kapkaç, gasp, yaralama, silahlı çatışma gibi 45’e yakın olaydan sorumlu tutuluyor. Asayiş Şube Yankesicilik ve Dolandıcılık Masası ekiplerinin Küçükçekmece’de düzenlediği operasyonda yakalanan zanlılarla birlikte 4 silah ve bir de çalıntı oto ele geçirildi. 12 zanlı sorgularının ardından çıkar amaçlı suç örgütü kurmak suçuyla DGM’ye sevk edilecek. Şebeke DGM’ye sevkedilen ilk kapkaççı çetesi olacak.

Kapkaç yayılıyor

Bir kaç yıldan beri gündeme gelen ve gün geçtikçe tırmanış gösteren kapkaç olayları, özellikle son aylarda ülke genelinde ayyuka çıktı. Emniyet yetkilileri, bir cep telefonu için insan öldürmeyi bile sıradan sayan gözü dönmüş gaspçılarla mücadele edebilmek için yeni tedbirler ararken, vatandaşlar da adeta sokaklarda rahat gezemez oldu. Gasp ve kapkaç yaparken suçüstü yakalanan zanlıların yaşlarının küçük olması, cezalardaki caydırıcılığın ne kadar yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. Bu konudaki sıkıntılarını defalerca gündeme getiren emniyet yetkilileri, “Küçük yaşta çocuklar cezai ehliyetleri olmadığı için çeteler tarafından gasp ve kaçakçılık olaylarında kullanılıyor, hukuki düzenleme şart” diyerek konunun önemine parmak basıyor. TCK’da yapılan yeni düzenlemelerle cezalar artırıldı ancak, gasp ve kapkaç olaylarında azalma beklenirken tam tersine büyük bir artış görülmesi yetkilileri kara kara düşündürüyor.

Olaysız gün yok
Türkiye’nin hemen hemen bütün illerinde gün geçmiyor ki kapkaç veya gasp olayları meydana gelmesin. Sadece polis ve jandarma kayıtlarına göre, ülke genelinde günde ortalama 30 gasp ve kapkaç olayı yaşanıyor. Dün meydana gelen olaylar durumun ne kadar vahim hale geldiğini bir defa daha ortaya koydu. Bursa’da meydana gelen olayda, bankaya 68 milyar para götüren Gülcan B. adlı mutemet bayan, iş yerinin bulunduğu apartman girişinde iki kişi tarafından dövülerek gasp edildi. Tekirdağ ve Çorlu’da da önceki gün silah zoruyla 5 kişi peş peşe gasp edildi. N.T. isimli kadının ifadesinden yola çıkan polisler, robot resmi çizilen zanlıyı Çorlu’da kıskıvrak yakaladı. Bursa’nın Osmangazi ilçesinde ise, iki genç kızın çantasını gaspeden 16 yaşında İ.T., tutuklandı. İstanbul’daki olayda ise, Alibeyköyspor Kulübü Başkanı Emin Atmaca’nın cipinin camını kıran motosikletli 2 kişi, içinde kulübe ait evrakların da bulunduğu çantayı alarak kayıplara karıştı.

Sokakta kulağını kestiler
Antalya’daki olayda ise ticari taksi sürücüsü, silahlı 4 kişi tarafından gasp edildi. Sürücünün 30 milyon lirasını alarak araçtan indiren gaspçılar, taksiyi şehir girişinde bırakıp kaçtılar. Aydın’ın Nazilli ilçesinde 14 yaşındaki O.Y.A. adlı bir kız öğrencinin cep telefonu sokak ortasında 4 kişi tarafından silah zoruyla gasp edildi. Polis yaşları 16-18 arasındaki değişen zanlıları bir süre sonra yakalayarak gözaltına aldı. Konya’nın Akşehir ilçesinde, gece yarısı evine gitmekte olan 60 yaşındaki Mehmet Ali Peker’in yolunu kesen 2 gaspçı, yaşlı adamı öldüresiye dövüp daha sonra kulağını kestikten sonra, cebindeki parası ve bankamatik kartını alarak kaçtı. Bingöl’de son 1 ayda 8 gasp olayı gerçekleştiren 9 kişi yakalandıktan sonra çıkarıldıkları mahkemede tutuklandı. Ordu’daki olayda ise, A.K. adlı 14 yaşındaki
gencin cep telefonu bıçaklı bir kişi tarafından gasp edildi. Kısa sürede yakalanan 15 yaşındaki T.T. isimli gaspçı tutuklandı.
Hem suçlu hem güçlü
Zararlı mantar gibi her yerde biten kapkaççıların hiç birisinin yüz ifadesinde yakalandıkları zaman pişmanlık emaresi görülmüyor. Diyarbakır’ın en işlek caddelerinden biri olan Ofis Ekinciler Caddesi’nde kapkaç yapan iki kişi, polisler tarafından kıskıvrak yakalandı. Yakayı ele veren iki kapkaççı O.K. ve O.B., uzun süre polislere direnirken, birisi polise bıçak çekti. Kısa sürede etkisiz hale getirilen yaşları küçük kapkaççılar, kendilerini görüntüleyen basın mensuplarına da küfür ve tehdit savurmaktan da geri durmadı

Hanımlar dikkat

Bakırköy’de son 2 ayda hırsızlık amacıyla meydana gelen cinayetler üzerine yetkililer, ev hanımlarının daha dikkatli olmaları gerektiğini bildirdiler. Bazı gözü dönmüş hırsızların, özellikle gündüz saatlerinde yalnız kadınların bulunduğu evleri hedef aldığını belirten yetkililer, “Hanımlar, tanımadıkları kişilere kapılarını kesinlikle açmasın” şeklinde konuştular.
Kendilerini pazarlamacı, satıcı, anketör veya bir görevli gibi gösteren hırsızların, kapıyı kolaylıkla açtırdığını kaydeden yetkililer, “Tehditle soygunu gerçekleştiren hırsızlar, direnişle karşılaşmaları durumunda cinayetleri işliyorlar” dediler. Son olarak, Kartaltepe Mahallesi’nde Bedriye Şengenç’in (81) de hırsızlar tarafından boynu kırılarak öldürüldüğü ortaya çıktı.

Kapkaç terörü, tinerci dehşeti, hırsızlık ve diğer asayiş olaylarına çok değindim. Vatandaşımızı canından bezdiren bu olaylar için hiçbir mazerete sığınılamaz. Sorumlular bu işi önlemek zorundalar.
İsminin verilmesini istemeyen değerli öğretmenimizin anlattıkları, geçiştirilecek cinsten değil. Hele belirttiği tarihi vaka yetkililer için ibret alınacak cinsten. Umarım güvenliğimizden sorumlu olanlar hocamızı can kulağıyla dinler ve gereğini yaparlar:
“Bizler, Esenler Havaalanı Mahallesi sakinleriyiz. Havaalanı Mahallesi, Havaalanı Caddesi, Yunus Emre İlköğretim Okulu’nun altında kapkaççıların yeri var, orada toplanıyorlar. İlgililer bundan haberdar ve hoş olmayan söylentiler yayılıyor... Bazı çarpıklıklar bir kamerayla rahatlıkla tespit edilebilir...
Ben bir öğretmenim. Yunus Emre İlköğretim Okulu’ndan çıkan birçok öğrencimizi onların yanında görüyoruz. Çünkü öğrencilerimiz onlara özeniyor. Toplumumuzun bu kanayan yarasına acilen bir çözüm bulunmalıdır. Yoksa kapkaççılar sadece cebimizdekini, cüzdanımızdakini değil, geleceğimizi de alıyorlar.
Polisin itibarı devletin itibarıdır. Polis, devleti temsil eder. Polisimizi çok seviyoruz, sayıyoruz; ama bunlara göz yumulmasına da dayanamıyoruz. Bu kadar bariz bir şekilde bu işler yapılır da engel olunmaz mı?
Yetkililerimize şanlı tarihimizden bir örnek sunmak istiyorum. Kanuni Sultan Süleyman Han seferden dönüyor... Bir beldeden geçerken, bir Anadolu kadını, elindeki kazmasını sultanın atının önüne fırlatır. Sultan; ‘Bre kadın, sen ne yapıyorsun?’ der. Kadın; ‘Sultanım benim bu gece evim soyuldu’ deyince, Kanuni; ‘Uyumasaydın ya, niye uyudun’ der. Kadın, o zaman Kanunî’nin gözlerini yaşartan ve tarihe altın harflerle yazılan şu sözü söyler: ‘Sultanım, biz sizi uyanık bilirdik, suçluları bulun, yoksa, sizi kanuna şikayet ederim!’
Biz şimdi kimi kime şikayet edeceğiz. Biz sadece çalışkan ve çok gayretli İstanbul Emniyet Müdürümüze ve çok sempatik değerli Valimize bir hatırlatma yapmak istedik.
Geçenlerde değerli bir uzman; bunların, toplumdaki mevcut güven ortamını yıkarak ve herkesin yarına umutsuz bakmasını temin ederek mevcut iktidarı yerinden oynatmaya yönelik organize faaliyetler olabileceğini yazıyordu.
Lütfen yetkililerimiz bu olayın üzerine gitsinler.”
Kapkaç terörü toplumu tehdit ediyor!
Hırsızlıklar, kapkaçlar ve şiddet. Son zamanlarda yaşanan kimi olaylar, toplumsal şiddetin giderek tırmandığını gösteriyor. Cep telefonu için dakikalarca dövülerek trenden atılan gence yönelik şiddet çok acı. Bundan daha acı olanı ise bu olaya şahit olanların, herhangi bir tepki göstermemesi, tanıklığı bile kabul etmemeleridir.Bir başka olayda ise genç bir bayan işe giderken izleniyor, bir köşede sıkıştırılıp çantası alınıyor ve tartaklanıyor. Çevredekilerin yine kılı bile kımıldamıyor. Çocuklarını bırakıp kaçan anneler, evladını kesmeye yeltenen babalar, çareyi çevresine kurşun sıkmakta bulan gençler, belki de haklı bazı tepkilerini şiddet yoluyla gösterenler, giderek artan boşanmalar, yükselen stres düzeyi, bozulan ruh sağlıkları, bozulan iç barışlar, çocuk yaşlara kadar inen alkollü içki ve bağımlı madde kullanımı, kuralsızlığın alışkanlık halini alması, tepkisizliğin yaygınlaşması ve nihayet kendine ve başkalarına yabancılaşan insanlar. Daha da önemlisi bütün bunlar, münferit olaylar sınırını çoktan aşmıştır. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde alışık olduğumuz bu sahnelerin, kuvvetli aile yapısı ve köklü gelenekleri olan ülkemizde de boy göstermesi, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.

Acaba toplumsal dokumuzda neler oluyor ki insanımız adeta kendinden geçiyor. Öncelikle kişi düzeyindeki bu duyarsızlığın ve davranış değişiminin arkasındaki nedenleri çok iyi analiz etmemiz gerekiyor. Nitekim, köyden gelen genç nüfusun, şehir hayatına uyum sağlayamaması ve maddi olanaksızlıklar sonucu şiddete yönelmesi yaklaşımı, yaşanan toplumsal duyarsızlığı açıklamakta artık yetersiz kalmaktadır. Şurası bir gerçektir ki günümüzde kişi ve toplum düzeyinde yoğun bir değersizlik, ahlaki aşınma, yabancılaşma ve anti sosyallik eğilimi giderek artmaktadır.

Temelinde Türk aile yapısının bozulması var...

İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal olmak diğer insanlarla yoğun bir etkileşim ve iletişim içinde olmak, başkalarının benliklerinde kendini bulmaktır. Sosyal olmak kendini bir hiç olarak algılayabilecek, önder, yol gösterici, rehber benliklerin yaşantılarından ders almaktır. Başkalarının insani değerlerinden nasibini almak, tek boyutlu ve tek renkli görüntülerden, çok boyutlu ve renkli manzaralara alışmaktır. Sosyal olmak, hayat dersini iyi bir ustadan yaparak ve yaşayarak öğrenmektir. İşte köy hayatının sağladığı bu öğrenme ortamının sonucunda sağlanan sosyalleşme şehir hayatında giderek zayıflamaktadır. Şimdi aileye, işyerine ve topluma bakalım. Bu kurumların, bireyin sosyalleşme sürecine katkıları giderek azalıyor. Öylesine kurulan ve arada sevgi, saygı ve aşkın olmadığı, adeta ekonomik birlikteliklere benzeyen evlilikler ile kurulan aile ortamları, çocuğu sosyalleştiremiyor. Böyle bir ortamda çocuklar, kendileri gibi olamıyor, potansiyellerini geliştiremiyor, kendilerini ifade edemiyorlar. Bir insan olmanın gerektirdiği yoğun duygusal iletişimi göremiyor, hayatı ustadan çırağa öğrenemiyorlar. Kendini ifadeden yoksun, iç çatışmaları bastırılmış, insani değerlerden yoksun çocuk, ezik bir kişilik yapısı geliştirerek toplumsal yaşantıya uyumda zorlanır. Bu boşluk, diğer bir ifade ile bu defo ile yetişen kişi, iş ortamında da benzer şekilde kendini ifade edemez. Çoğunlukla otoritenin hakim olduğu iş ortamında kendisi olmaktan çok, olması arzu edilen rolleri oynar. İç barışı zedelenmiş, iletişim köprüleri zayıflamış birey, kendisi ile bir türlü yüzleşemez, kendisi olmayı beceremez.

Medya çözüm yerine şiddet pompalıyor!!!

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, kişiyi adeta bombardımana tabii tutan medya ve özellikle kimi TV yayınları, zayıf kişiliklerin nicedir bastırılmış tutumlarının davranışa dönüşmesini körükler adeta. Nasıl körüklemesin ki? Öyle TV yayınları ve diziler var ki şiddet, ahlaksızlık, yalan, dolandırıcılık, mafyacılık, hak etmeden kazanma hırsı ve silah prim yapıyor. Ekranlardan yansıyan süslü; ama boş hayatlar, zayıf kişiliklerin yaşadıkları boşluğa ilaç gibi gelirken, bastırılmış şiddet eğilimleri birer birer açığa çıkar.

Öncelikle yapılması gereken sosyalleşmenin ilk durağı olan aile ve anne babaların, eğitim yöneticilerinin, yerel yönetimlerin ve her türlü sivil kuruluşların kendilerini sorgulamalarıdır. Ne yazık ki kolunda şırınga izlerine rastladığında anne babalar çocuklarına ilgi duyuyorlar. İyi bir anne baba olmak sanıldığı kadar zor değildir. Entellik adına geleneksel anne, baba ve aile rolünden uzaklaşılması, çocuklarla sadece maddi bir iletişim kanalı kurulması, onların asosyal yetişmelerine neden oluyor. Akşam çocukları ile oynamayan, güreş yapmayan, günlük etkinliklerini paylaşmayan, birikmiş enerjilerini boşaltmayan, onları yeni düşüncelere yöneltmeyen, geliştirmeyen, sürekli susturan, bağıran, otorite ve şiddeti tek iletişim yolu olarak gören bir ailede çocuk, eksik yetişir. Bu eksiklik, daha sonraki yetişkinlik hayatında ya pasif, zayıf, asosyal, potansiyelini ortaya koyamayan, içedönük sıkıntılı bir kişiliğe yol açar. Ya da toplumdan öç alma kaygısı ile hareket eden, değersizliği değer gibi gören, şiddeti büyüklük alameti sayan, ben merkezci bir kişiliğe yol açar. Sözünü ettiğimiz eksiklik, sosyal etkileşim yetersizliğinden kaynaklanmakla birlikte esas tahribat ruhsal alanda olmaktadır. Nitekim şiddetin ana kaynağı, ruhsal yetersizlik ve doyumsuzluktur.
Bilindiği üzere her insanın temel üç yönü vardır: Fizik, sosyal ve ruhsal yönümüz. Günümüz insanının fiziki yönü yani canlılığını sürdürmesi ile ilgili önemli bir sıkıntısı yoktur. Esas sıkıntı, yakın ve uzak çevre ile yaşanan sosyal etkileşim yetersizliği ve en önemlisi ruhsal alandaki eksiklik ve boşluklardır. Evet, bir sosyalleşme sürecinden mahrum kalmış, varlıklar aleminde kendini algılayamamış ve uygun bir yere konumlandıramamış kişi, en başta kendisine olmak üzere giderek yabancılaşır. İnsan olmanın değeri ve hazzını yaşayamaz. Ruhsal dünyası yeterince nefes alamadığı için renksiz kalır, hayata karşı isteksiz ve en önemlisi duyarsız bir yapı geliştirir. Bu yapıdaki bir kişinin insanlara saldırması yahut onun yanında insanlara saldırılması, önemli olmayan sıradan bir iştir.

Duyarsızlık ve şiddetin özünde yer alan, sosyal etkileşim ve ruhsal açlığın giderilmesinde en az aileler kadar eğitim kurumları, yerel yönetimler ve sivil kuruluşların da aktif olmaları gereğini yenilemekte yarar görüyoruz. Nitekim insanımızın yaşadığı sosyal etkileşim ve ruhsal açlık için belki de toplumsal kampanyalar açılmalıdır. Bu kampanyalara maddi yardım kampanyalarından daha önemli ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Devlet-Toplum işbirliği şart...

Herkesin birbirini tanıdığı bir köy ortamında veya eski bir şehir mahallesinde duyarsızlık ve şiddet en alt düzeydedir. İnsanımızın öz değerleri ve gelenekleri ile metropol hayatını uzlaştırdığımızda, hızla çoğalan bireysel yaşam özlemi de azalacaktır. Modernite adına yok sayılan kişisel ve sosyal hayata yönelik insani gelenekler, bir sivil koruma bariyeri olarak yeniden tesis edilmelidir. Dolayısıyla aile ve eğitim kurumlarının çocuk yetiştirme tutumları kadar yerel yönetimlerin çevre halkına yönelik sosyal etkinlikleri, aileleri ve kişileri dağılmaktan ve dağıtmaktan koruyacaktır. Aileler gibi, şehirlerin de değerleri, inançları, gelenekleri, iletişimleri korundukça duyarsızlık ve şiddet azalacaktır. Aile gibi şehir de insanlar arasında kurulacak yoğun iletişimle yıpranan ruh sağlığına yeniden kavuşacaktır. Ruh sağlığı bozulmuş kişilerin genellikle yalnız, ilgisiz ve yeterli iletişim ve etkileşim ortamına sahip olmadıkları unutulmamalıdır. Şimdi düşünelim ve adı konulmamış bir sivil korumanın yer aldığı örneğin köy ortamında herhangi bir sıkıntısı olan kişi, bunu tanıdığı birçok kişi ile konuşabilir, paylaşabilir, dertleşebilir. Şehir hayatı bu sosyal paylaşımı körüklemelidir. Sonuç olarak, yaşadığımız toplumsal duyarsızlık ve şiddetin arkasında, eğitimsiz, köy kökenli insanların şehirdeki eşkıyalığından çok, bireysel yaşama zorlanan, geleneğinden uzaklaşan, toplumsal belleğini yitiren, insani değerleri yıpranmış metropol insanının şehir eşkıyalığı yer alıyor. Kısacası kusuru, köy kökenlilerin şehirli olamayışlarında ve ekonomik yetersizliklerden çok, şehirlerin toplumsal geleneğe sahip olamamalarında aramak doğru olur.

Kapkaç olayları hakkinda aciklamalar Kapkaç olayları konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Kapkaç olayları,Polisten Kadınlara tavsiyeler

 

 

Kadınlar hakkında Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 13
Hamilelikte karın çatlakları
Okunma: 12
Bacak ağrısı Bacak ağrıları
Okunma: 11
Selülit kremleri
Okunma: 9
ilk gece korkusunu nasıl yenebilirim
Okunma: 5
Çeyiz Listesi
Okunma: 4
Cinsiyet belirleme yöntemleri
Okunma: 4
Kil maskesi
Okunma: 3
Stres Topu
Okunma: 3
Safra kesesi taşlarının bitkisel tedavisi
Okunma: 3
Gözaltı torbaları neden oluşur
Resim
Evde eğitim için tavsiyeler
Evde eğitim için tavsiyeler

 |   |   |   |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!