Kadınlar
     
Kategoriler
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuklar
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlara Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Pratik Bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Kadınlar hakkında

» Kadınların erkeklerden farkı

 

Kadınların erkeklerden farkı

Kadinlaricin.net sitesinde Kadınların erkeklerden farkı baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Kadınların erkeklerden farkı ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Kadınların erkeklerden farkı ,resim ,resimleri

 

Time Dergisi son sayısında ‘‘Dişilik Hakkındaki Asıl Gerçek’’ başlığıyla sessiz sedasız yükselen devrimi kapak yaptı ve dişiliğin artık büyülediğini, hatta gücü simgelediğini yazdı.

Barbara Ehrenheich imzalı uzun, inceleme yazısı ‘‘Dişiden ziyade bir kadın olmak her zaman daha asil, daha klas olmuştur. Otuz yıllık feminist mücadeleye şükürler olsun, artık kadın kategorisi; astronotları, itfaiyecileri, futbolcu anneleri, kimi zaman Dışişleri Bakanı ve Senatörü kapsıyor. Dişiliği halen küçük beyinli yaratık olarak görme eğilimi var. Bugünün kadını istediğini yapıyor. Şirket kuruyor, pilot oluyor, ancak hep dişiliğini ikinci plana iterek başarıyor. Yeni veriler dişiliğin giderek daha kabul gördüğünü, orta yaşlıların menopozun keyfini çıkarttığını gösteriyor. Erkeğin içgüdüsel olarak daha saldırgan, rastgele ilişkileri yeğlediği şeklindeki tezler sarsılıyor’’ sözleriyle başlıyor.

Dergiye göre, kadınlar asırlardır evrim ve biolojinin esiriydi. Son dişiliğe, kadın bedenlerine ve olanaklarına olumlu yaklaşan kitaplar peşpeşe raflarda yerini alıyor ve bu devrime imza atıyor. The New York Times'ın bilim yazarı Natalie Anger'ın ‘‘Kadın: Derin Coğrafya’’, antropolog, Pulitzer ödüllü Helen Fisher'ın ‘‘İlk Cinsiyet: Kadının Doğal Yetenekleri ve Bunlar Dünyayı Nasıl Değiştirecek’’, Dianne Hales'in ‘‘Bir Kadın Gibi’’ bunlardan birkaç örnek.

YAŞASIN FARKLILIK

Time feminizm ile ‘‘dişicilik’’ (femaleist) kıyaslaması yapıyor. Feministlerin kadın-erkek ayrımının kültürden kaynaklanıdğı, uygun yasalar, çocuk yetiştirmede farklı anlayışlarla aşılabileceğini savundukları kaydediliyor. Dişiliği benimseyen yeni bilinç şöyle özetleniyor: ‘‘Evet biz farklıyız’’ ve kadın-erkek farklılıklarına isyan yerine bilimsel verilerle kanıtlanmış bu gerçekler olduğu gibi benimseniyor. Biolojik yapıdaki gelişmeler, değişimler cinsiyetler arasındaki farkı daha karmaşık hale getiriyor. Östrojen hormonu kilit rol üstleniyor ve her dokunun gereksinimi olduğundan yazar Angier bu hormonu çikolataya benzetiyor.

Dişiliğin temel sorunlarının başında menopoz geliyor. 15 yıl önce Geraldine Ferraro ABD başkan yardımcılığına aday olduğunda menopozu atlatıp, atlatmadığı merak konusu olmuştu. Bugün ise menopoz artık istenmeyen bir dönem değil, dişiliğin kabulüyle birlikte menopoz partileri veriliyor, Mont Blanc'a tırmanarak bedenin değişimine meydan okunuyor. Yazar Hales farklılıkların artık bir hastalık, eksiklik, bir zarar olarak görülmediğini vurguluyor ve ‘‘Kadın ikinci cinsiyet değil, ayrı bir cinsiyettir’’ diyor. Evrim teorisinin gözden geçirildiğini, kadın ve erkeğin rollerinin yeniden değerlendirildiğine dikkat çekiyor. Üç yaşına kadar kız ve erkek çocuklar eşit oranda fiziksel olarak saldırgan, ancak üç yaşlarında kız çocukların ilk Barbie bebekleri, erkek çocukların ilk plastik kılıçları farklı yönelişleri getiriyor. Ancak ne olursa olsun, dişilik çağı, erkekler ve kadınlara dair tüm tezleri kesinliğini yıkıyor.

Dişilik büyüteç altında

Tıp cinsiyetin gerçekten fark yarattığını yeniden öğreniyor. Erkek ve kadın vücutlarının kendilerine özgü sağlık sorunları var, ilaçlara farklı tepki gösteriyorlar ve çoğunlukla farklı tedaviye gereksinimleri oluyor. İşte bu alandaki son veriler:

BAĞIŞIKLIK

Kadının bağışıklık sistemi mükemmel bir denetim uyguluyor. Bir erkeğin bedeni böylesine bir denetime yanıt veremez. Bu farkın nedeni hálá bilinmiyor, ancak dişinin bedeni, işgalci unsurlara karşı daha atak tepkiler gösteriyor. Hamilelikte cenin nedeniyle bu tepki zayıflar. Belki de bağışıklık sistemindeki bu değişimler nedeniyle bazı hastalıklar kadınları seçer. Bu hastalıklar bağışıklık sisteminin sağlıklı dokuyu hedef aldığı kalıtsal romatizma (sistemik lupus eritema tosus), romatizmal artrit ve MS'dir (multiple sclerosis- sinire bağlı bir tür kas erimesi). Araştırmacılar östrojen hormonunun bu durumlarda bağışıklık sistemini hiperaktif yapmasının nedenlerini inceliyor.

KALP ALIŞKANLIKLARI

Müthiş, tipik göğüs ağrısı erkeklere özgü kalp krizi belirtisidir. Kalp krizi kadınları farklı vurur. Nefes yetmezliği, yorgunluk ve çene ağrısıyla gelir ve bu belirtiler dakikalar değil, saatler sürer.

Kadınların ilk kalp krizi erkeklere kıyasla 10 yıl sonra vurur. Bununla birlikte ilk kalp krizi kadınlarda çoğunlukla ölümle sonuçlanır çünkü daha yaşlıdırlar. Östrojen korumasının sona erdiği menopoz sonrası bir gerçektir. Hormonlar kan damarlarının elastikiyetini korumakta birtakım olumsuz oluşumları engelliyor. Östrojen ayrıca karaciğerin daha fazla HDL yani iyi kolesterol salgılaması talimatının veriyor ve böylece damarları kireçlenmeden uzak tutuyor.

Damarlardaki pıhtılanmaları dağıtmak ve kalp ritmini düzenli kılmak için verilen ilaçlar erkeklere kıyasla kadınlarda daha az etkili oluyor. Östrojenin kalp, beyin ve göğsü tam olarak nasıl etkilediği halen araştırılıyor.

Kaynak : Amerikan Kalp Derneği- Kalp krizinden sonraki bir yıl içinde kadınların ölüm oranı yüzde 42, erkeklerin ölüm oranı yüzde 24.

ÜREME ORGANLARI

Teşhislerdeki gelişmeler, hormon tedavileri sayesinde son beş yılda rahim, yumurtalık ve rahim ağzı kanserleri müthiş azaldı. Rahim ağzından alınan sıvının incelendiği smear testleri 1950'lerden beri ABD'deki bu tür kanserleri yüzde 75 azalttı. Doğum kontrol haplarının daha yaygın kullanımı ve hormon destek terapisi de yumurtalık ve rahim kanser risklerini azalttı. Son araştırmalar bazı durumlarda yağ oranı düşük diyetlerin rahim ağzı kanser riskini azalttığını gösteriyor.

DİZLE İLGİLİ RİSKLER

Kadınların giderek daha fazla spor yapması daha hassas oldukları, yaralandıkları bölgeleri de değiştirdi. Ortopedi uzmanlarına göre, kadınların dizindeki bağlar erkeklere kıyasla daha kolay zarar görebiliyor. Pekçok kadın basketbolcunun diz bağları kopması, yırtılması yaşamış ve sancılı bu hastalıkların iyileşmesi çok zaman almıştır. Doktorlar kadınların dizlerinin daha hassas olmasının sorumlusunun geniş kalçaları olabileceğini, fazlalık nedeniyle kalça-diz bağlantısına daha yüklenildiğini beliriyorlar.

AKIL VE RUHSAL DURUM

Kadınlar depresyona daha yatkındır. Nedenleri stres, diğer yaşam etkenleri olduğu gibi biolojik yapıdan da kaynaklanabilir. Beyindeki kimyasallara ve hormonlara kadın ve erkek beyinlerinin farklı tepki gösterdiğine dair kanıtlar var. Kadınlarda, ruhsal durumu organize eden serotonin adlı kimyasal daha az salgılanır ve serotonin değişimlerine daha duyarlıdır ki tüm bunlar östrojen tarafından ayarlanır. Nitekim kadınlar Prozac gibi serotonin sistemini etkileyen ilaçlara daha iyi tepki verir. Erkekler ise stres anında böbreküstü bezlerinin ve sinir uçlarının salgıladığı bir başka kimyasala, norepinephrine ve bununla ilgili ilaçlara daha duyarlıdır.

MEME KANSERİ

Günümüzdeki araştırmalar erken teşhis üzerinde odaklanmıştır. İncelemeler BRCA1 veya BRCA2 genleri değişime uğrayan kadınların 70 yaşında meme kanserine yakalanma şansı yüzde 56'dır. Ancak genlerin teşhis edici özellikleri halen tartışılmaktadır. Bilim adamları genlerin yanı sıra çevrenin ve diğer faktörlerin tümörlerin şeklini ve büyümesi nasıl etkilediğini inceliyor.

İlaçlar, operasyon, ışın ve kemoterapinin en iyi ayarlanmasıyla meme kanserini tedavi seçenekleri sürekli gelişiyor. Östrojen benzeri yeni takviyeler meme kanseri gelişimini engelliyor ve eski bir ilaç yani tamoxifen kanser riskini dört yılda yüzde 45'e indiriyor.

SİNDİRİM SİSTEMİ

Bir kadın ve bir erkek aynı şeyleri yeseler de bunların sindirilmesi kadınlarda daha uzun sürer. Bu da kadınları bağırsak hastalıklarına iki misli daha çok yakalanmalarını ve erkeklere kıyasla üç misli daha çok sindirim zorluğu, kabızlık, çekmelerine yol açıyor. Cinsiyet farkı öncelikle çiğnemede ortaya çıkıyor. Araştırmalar kadınların tükürüğünün erkeklerden farklı olduğunu ve bu yüzden besinlerin kadınlarda daha yavaş sindirildiğine işaret ediyor.

KANSER TÜRLERİ

1999'daki ölümler

KADINLAR ERKEKLER

Akciğer ve bronşlar Akciğer ve bronşlar

Göğüs Prostat

Kalın bağırsak/rektum Kalınbağırsak /rektum

Pankreas Pankreas

Yumurtalık Non-Hodgkin's lenfoma

SANCIYI HİSSETMEK

Çeşitli araştırmalara göre, kadınlar daha sık ve daha şiddetli ağrıyı hisseder. Bir diş doktorunun hastalarının incelenmesi göstermiştir ki kadınlar bazı ağrı kesicilere erkeklere kıyasla daha olumlu tepki vermiştir. Ödem çözücü ilaçlara kadınlar daha az duyarlıdır.

KEMİK KAYBI

Kadınlar ileri yaşlarda önemli kemik değişimi yaşıyor. Menopozla birlikte kemik erimesi ve iskeletin hafiflemesi geliyor. Bu değişimin nedeni menopoz sonrasında östrojenin azalmasıdır. Östrojen kemik kaybı hızını kestiği gibi kemiği yeniden oluşturuyor. Menopoza giren kadınların östrojen takviyesi alması kemik yapısındaki deformasyonu yüzde 75 önlüyor ve kalça kırılması riskini yüzde 50 azaltıyor.

Kadın vücudunun siyasi tarihçesi

1850- Oy kullanma hakkını savunan Amelia Jenks Bloomer bol pantolon giyer. Diz boyundaki eteğin altına giyilse de bol pantolonla sokağa çıktığında alay konusu olur.

1891- Hanımefendilerin Ev Gazetesi, korselerini giymeden önce sabahları güç artıcı halter çalışması tavsiye eder.

1916- Brooklyn'deki doğum kontrol kliniği ‘‘halkın rahatını bozan yer’’ ilan edilen Margaret Sanger tutuklanır ve çalışma evinde 30 günlük cezasını çeker.

1956- ABD'de bebeklerin yüzde 80'i biberonla beslendiğinden, emzirme sanatını teşvik amacıyla La Leche League kuruldu.

1970- Senato'da doğum kontrol hapının riskleri tartışıldığında kadınlar olay çıkartır ve tüm yan etkilerin açıklanmasını ister.

Carol Downer ve yardımcıları, Los Angeles'taki Feminist Kadınlar Sağlık Merkezi'nde kadınlara, ayna ve spekulum yardımıyla jinekolojik muayeneyi tanıtır. Kadınlar esrarengiz bölgeyi bizzat inceler.

1973- Feminist sağlık kitabı ‘‘Bedenlerimiz, Kendimiz’’ en çok satanlar listesindedir.

1975- Washington'da Ulusal Kadın Sağlık Network'u kurulur ve böylece kadınlar sağlık politikasında ve yasamada söz sahibi olur. Japon Junko Tabei dünyanın zirvesi Everest'e tırmanan ilk kadın olarak tarihe geçer ve kızların nazik yaratıklar olduğu varsayımını yıkar.

1978- Gloria Steinem ‘‘Kadınlar Regl Olsaydı’’ adlı makalesini yazar.

1980- New York'ta ulaşım sektöründeki grev ve çalışanların yürüyerek işe gitmelerinden sonra kadınlar yüksek topukları fırlatır ve ofise spor ayakkabıyla gelir.

1982- Jane Fonda'nın aerobik videoları bir numara

1984- Amerikan kadın basketbol takımı Olimpiyat'ta ilk altın madalyasını kazanır.

1990 - Madonna fırtınası. Milyonlarca Amerikalı kadın, kilolarını denetlemeye çağırır ve Kadın Sağlığı Araştırma Bürosu kurulur.

1996- Cybill Shepherd menopozundan gurur duyan bir kadın olarak çıkar ve CBS'de regl sözcüğünü ifade edebilmek için izin kopartır.

1998- En iyi yardımcı aktris dalında Emmy ödülünü kazanan Camryn Manheim, ödülünü tüm şişman kızlara adadığını ilan eder.

İlköğretim ders kitaplarında kadın ve erkeklerin cinsiyet rolleri açısından yapılan inceleme, öğrencilerin eğitimle ilk tanıştıklarında okudukları kitaplarda kadınlar geleneksel olarak itaatkar ve evcil, erkekler ise baskın duygularını dile getiren tarzda anlatıldığını ortaya koyuyor. Örneğin erkekler asla alıngan ve narin olarak tanımlanmıyor. Kadının itaatkar rolü, kitaplarda yüzde 17.7 oranında vurgulanırken, erkeğin baskın rolü yüzde 1.61 oranında vurgulanıyor. Geleneksel olmayan rollerdeki kadınlarda yüzde 2.43 olan oran erkeklerde yüzde 0.72. Yani ilköğretim kitapları erkekleri yumuşak huylu ve evcil rollerde neredeyse hiç göstermiyor.

Kitaplarda kadınlara şefkat, fedakarlık, çaresizlik, uysallık-pasiflik ve çekingenlik, erkeklere ise liderlik, girişkenlik, yetenek, bilinçli hareket, kararlılık, cesaret, azim yükleniyor.

KADIN HEP EV KADINI

İlköğretim ders kitaplarında kadınlar yüzde 62.2'lik bir oranla ‘ev kadını’ olarak gösteriliyor. Askerliğe ulusal bağımsızlık savaşı gibi çok özel durumlarda ulaşabilen kadınlar, tarımda tüm işi yüklenmelerine rağmen kitaplarda ancak evin reisinin ölmesi ve çok yaşlı olması durumunda çiftçilik yapıyorlar. Kadına yöneltilen mesleklerde en çok yüzde 8.1'lik oranla, öğretmenlik, dadılık, hizmetçilik yer alıyor. Tezgahtarlık yüzde 5, askerlik, hafızlık, milletvekilliği ve terzilik ise yüzde 2.7. Türkçe kitaplarında, kadınlar, yüzde 95.7 oranında ev kadınlığı ile özdeşleştirilirken, bu oran Çevre-Sağlık-Trafik-Okuma kitaplarında yüzde 4.3'e düşüyor. Kadına milletvekilliğini yakıştıran tek ders kitabı ise Milli Coğrafya. Aynı kitap, kadınla birlikte bakkallık, manavlık ve tuhafiyeciliği de düşünüyor.

Erkeklere önerilen işlerin başında ise yüzde 32.8 ile devlet yönetimi geliyor. Yani devleti ‘devlet adamları yönetiyor. Ders kitapları, devlet başkanlığı, başbakanlık ve valiliği sadece erkeklere yönelik uğraşlar olarak gösteriyor. Bunu yüzde 15.9 ile askerlik, yüzde 10 ile araştırmacılık ve bilimadamlığı, yüzde 7.6 ile düşünür, tarihçi izliyor. Erkekler, kitaplarda, yüzde 4.6 yazar, şair, yüzde 2.2 kaşif-gezgin ve yüzde 1.8 mimar olarak karşımıza çıkıyorlar.

Erkek ve kadın açısından bakıldığında kadınlar sabit mekanlardaki işlere uygun görülürken, erkekler yüksek aktivite gerektiren, dış mekana bağlı ya da mekanla hiç bağlantısı olmayan mesleklere öngörülüyor.

Erkeği ev işleriyle birlikte düşünen tek ders kitabı var o da Milli Coğrafya. Sosyal Bilgiler kitabı da erkeği matbaacı olarak gösteren tek kitap. Erkekler, Türkçe kitaplarında yüzde 72.7, Matematik kitaplarında da yüzde 27.3 oranında çiftçilik yapıyorlar.

RESİMLERDE DE ÖNCE ERKEK

İncelenen kitaplarda yer alan resimlerin yüzde 33.4'ünde kız ve erkek çocuklar birlikte yer alıyor. Ancak sadece erkeklerin yeraldığı resimlerin oranı yüzde 50.9 iken, sadece kızların yer aldığı resimler yüzde 15.7'de kalıyor. Kitaplarda kadınlar yüzde 38 gibi yüksek bir oranda, ip atlama, evcilik, örgü örme gibi kız oyun ve uğraşlarında resmediliyor. Resimlerde kadınlar yüzde 27.9 öğretmen, yüzde 11.8 ev kadını ve yüzde 10.3 tarım işçisi olarak gösterilirken, erkekler yüzde 9.9 çoban, yüzde 9.9 devlet adamı ve 8 çiftçi olarak karşımıza çıkıyor.

Araştırma ilköğretim okullarında okutulan 337 kitabın incelenmesiyle gerçekleşmiş. Temel eğitimin toplumsallaştırıcı işleve sahip olması gerekçesiyle, lise kitapları kapsam dışında bırakılmış.

BU BAKIŞ ARTIK DEĞİŞMELİ

Şengül Altan Arslan tarafınan yapılan araştırmanın sonuç ve değerlendirme bölümünde, insan davranışları ve kişiliğin artık cinsiyete bağlanmaması gerektiği belirtilerek, şöyle deniliyor:

‘‘Kalıp yargıların bebeklik çağından başlayarak okulun ilk yıllarında hızla geliştiği dikkate alınırsa bu konunun ne kadar önemli olduğu anlaşılacaktır. Bu nedenle en kısa zamanda kadın sorununa duyarlı ‘kadın bakış açısına' yer veren materyaller, eğitim programlarına entegre edilmeli, öğretmenlik formasyonu eğitimine bu doğrultuda da yaklaşım gösterilmeli ve formasyonunu tamamlamış eğitimcilere, hizmet içi eğitim verilmelidir.’’

Acıklı durum

Amerika'da tek başına yaşayan ve ‘‘hayat arkadaşı’’ bulmakta zorlanan insanları bir araya getirmeyi hedefleyen yeni bir şirket kurulmuş.

Adı ‘‘Just Lunch’’. Yani ‘‘Sadece Öğle Yemeği’’.

690 doları bastırıyorsunuz ve size değişik bayanlarla 10 öğle yemeği ayarlıyorlar.

Siz, kendinize en uygun düşen, en beğendiğiniz bayanı bulana kadar bu yemeklere çıkıyorsunuz. Eğer anlaştığınız bir kişi ile karşılaşırsanız, onun da sizinle anlaşması durumunda, arkadaşlığınızı ilerletmek için adımlar atabiliyorsunuz.

***

Bu işi yapan şirket bir araştırma yaptırmış.

Öğle yemeklerine katılan erkek ve kadınları inceletmiş.

Gelen bilgilere göre, öğle yemeğine katılan erkeklerin yüzde 80'i kadınla tanışmalarından ilk 15 dakika içine onunla hayat boyu birlikte olabileceğine karar veriyormuş.

Evet, erkeklere 15 dakika yetiyormuş bu kararı alabilmek için.

Kadınlara ise ilk adımı atmak için en azından bir saat gerekiyormuş.

***

Bunun anlamı şu.

Erkek, 15 dakika öncesine kadar hiç görmediği kadına merhaba dedikten sonra, masaya daha henüz ekmek ve su bile konulmadan önce onunla evlenebileceğini düşünebilmektedir.

Erkek için o anda kadının hayat felsefesi, dini, batıl inançları, seri katil olup olmadığı, amcasının, babasının ve dedesinin tımarhanede bulunup bulunmadığı, kadının bundan önce evlenip evlenmediği, evlendi ise o kocalarının her birinin evde tuhaf bir kaza sonucunda ölüp ölmediği, bütün bunların hiç birisinin önemi yoktur.

Erkek tabii ki o anda ‘‘belki yatarız’’ düşüncesinin getirdiği heyecanla aşkı birbirine karıştırmakta ve mutlu bir şekilde bunu da umursamamaktadır.

Kadın ise o arada bir saat süreyle adamı incelemekte ve adam ilk 15 dakikada evlenmeye karar verdiğinden tuhaf davranacağı için de bu bir saat sonunda büyük ihtimalle onu bir daha katiyen görmeme kararını almaktadır.

***

Bir adım daha öteye gidelim ve şu ana kadar erkeğe acımadıysanız şimdi hüngür hüngür ağlamanız için gereken bilgiyi verelim.

Şirket, öğle yemeğine çıkacak erkek ve kadınlara önceden bazı tavsiyelerde bulunuyormuş.

Kadınlara ‘‘Aman adama fazla derin sorular sorarak onu ürkütme’’ öğüdü veriliyormuş.

Erkeğe ise ‘‘Randevunuza gelirken kılık kıyafetinize dikkat edin. Ve ne yaparsanız yapın, ama sakın ha birbiriyle farklı çoraplar giyerek lokantaya gelmeyin’’ öğüdü veriliyormuş.

İç çamaşırlarını bile öğüt almadığı takdirde koordine etmekten aciz bir cinsin, ilk gördüğü kadına 15 dakika içinde vurulması sizce acıklı bir olay değilse, acıklı olayın ne olduğunu bana anlatırsanız sevinirim?

***

Aslında bu olayda işi düzenleyen şirket de acıklı durumda.

Çünkü onlar da erkek psikolojisinden katiyen anlamıyorlar.

Neden mi? Bakın anlatayım:

Şirket yöneticileri ilk randevuyu öğle yemeği olarak düzenleme nedenlerini şöyle açıklıyorlar:

‘‘Akşam yemeği kritiktir. Erkek bu yemeği cinsel bir davet olarak görebilir. Öğle yemeği ise çok daha masum ve sorunsuzdur.’’

İşte bu cümleler onların erkekleri katiyen anlamadığının en net göstergesidir.

İlk kez gördüğü kadına 15 dakikada âşık olmayı başaran bir erkek için yemeğin öğle saatlerinde olması, arkasından seksin olamayacağı anlamına katiyen gelemez.

O erkeğin hayatını seks konusunda yönlendiren slogan ‘‘Her zaman, her yerde’’dir.

Şirket yöneticileri, yemeklere katılan kadınları istenmeyen taleplere muhatap etmekten korkuyorlarsa, yemeği öğle vakti düzenlemek yerine başka bir şey yapmalıydılar.

Her yemeği televizyonda naklen maç yayınlanacağı güne ayarlamalı ve çifti ilk kez maç saatinden yarım saat önce tanıştırmalılar.

Böylece erkek ilk 15 dakikada âşık olup, ikinci 15 dakikada yemeğini yedikten sonra yaşadıklarını aniden unutarak maç seyretmeye gider ve böylece de her şey yoluna girerdi.

Kadınların tartışma dili

Kadınların tartışma dili, erkeklerinkinden çok farklı. Bu nedenle de kadın - erkek ilişkilerinde tartışmalar çoğalınca, ayrılık da kaçınılmaz oluyor.

Biri bir şey söyler. Diğeri ona karşılık verir ve böylece konuşma uzar gider. Konuşma sırasında fazla düşünmeden dudaklarımızdan sözcükler dökülür. Örneğin birine ‘‘Nasılsın?’’ dediğimiz zaman onun, bize ayrıntılı bir sağlık raporu vermesini beklemeyiz. Belirli konuşma kurallarına uymakla yetiniriz. ‘‘Nasılsın?’’ sorusuna ‘‘İyiyim ya sen nasılsın?’’ şeklinde bir karşılık vermek yeterli olur.

Ancak bu arada kadınların bazı konuşma kurallarına değişik tepki verdiklerini belirtelim. Her alanda erkeklerle eşitlikten yana olan kadınlar, konuşma denilince, erkeklerden farklı bir üslubu benimsemekte sakınca görmüyorlar. Kadınlarla erkekler, sözcükleri farklı değerlendirdikleri için aralarında anlaşmazlık çıkabiliyor. Ama ne erkekler ne de kadınlar bu dil farkını gidermek için bir girişimde bulunuyorlar.

Kadın ve erkek arasındaki dil farklılığı öncelikle özür dilemelerde kendini belli ediyor. Kadınlar, her fırsatta, ‘‘Üzgünüm, bağışla’’ diyebiliyorlar. Gerçekte hiç de üzgün olmadıkları halde bu sözcüğü söylemekte bir sakınca görmüyorlar. Erkek ‘‘üzgünüm’’ dediği zaman gerçek duygularını ortaya koyuyor. Eğer aslında hiç üzülmemişse, ‘‘Üzgünüm’’ demek aklının köşesinden bile geçmiyor.

Özür dilemek erkeklerin çok da fazla hoşlandıkları bir davranış değil. Kadın- erkek ilişkilerinde, özür dileyen taraf hep kadın olunca, ilişkinin geleceği tehlikeye giriyor.

Eleştiri söz konusu olduğunda kadınlar daha gerçekçi davranıyorlar. Ve eleştirilerini sıralamaya başlıyorlar. Erkekler ise eleştiri konusunda daha politik davranıyor. ‘‘Bu işi şöyle yapsaydın, daha az hata olurdu’’ şeklindeki sözlerle karşı tarafı incitmeden eleştirilerini yapmaya bakıyorlar. Kadınlar, eleştiri konusunda ne yazıkki fazla politik olamıyorlar. ‘‘Aman ne kadar şişmanlamışsın’’ diyerek arkadaşlarının moralini bozmakta hiçbir sakınca görmüyorlar.

Kadınlar, teşekkür etme konusunda erkeklerden çok daha farklı düşünüyorlar. Teşekkür sözcüğü dillerinden hiç düşmüyor. Erkekler, teşekkür sözcüğüne ‘‘Bir şey değil’’ sözleriyle karşılık verip, konuyu kapatmaya bakıyorlar. Kadınlar ise her fırsatta teşekkür edip kendilerine de teşekkür edilmesini istiyorlar. Teşekküre teşekkürle karşılık verilmesi, kadınlar için çok önemli. Erkekler, teşekkür edilmekten çok da fazla hoşlanmıyorlar.

Tartışmalarda erkekler çok acımasız oluyorlar. Sağlam sözcükler seçerek, fikirlerini savunmak istiyorlar. Kadınlar ise tartışmaları dolaylı sözlerle, geçmişten örnekler vererek uzatmaya bakıyorlar. Erkekler, karşı tarafın zayıf yanlarını yakalayıp tartışmayı o konuya getirmeye bakıyorlar. Kadınların böyle ince hesaplar yapmadan doğrudan suçlayıcı bir ifadeyle konuşmaları, ortalığı karıştırıyor. Tartışma sözcüklerini dikkatli seçemiyorlar.

Erkek Primadonnalar

Amerikan basınındaki haberlere göre bazı seks araştırmacıları işi öyle ileriye götürüyor ki; ‘Artık ulusça çok mutlu olacağız. Bu ilaç kurtuluşumuz olacak’ diyorlar.

Ancak erkeklerin iktidarsızlık sorununa çare bulunsa bile, içlerindeki iktidar hırsını, o iflah olmaz egoizm ve narsizmi frenlemeye tıbbın gücü asla yetmez. Bu iddianın çok sağlam dayanakları var. Bakın kendini beğenmiş erkeklerle ilgili neler buldum.

Arthur Schopenhauer şöyle demiş: ‘Kadınların kibiri hesaplı kitaplı ve basittir. Erkeklerinki ise yaratıcı ve özgündür.’

Gerçekten de yazar çizerinden film yıldızına, orkestra şefinden film yönetmenine kadar birçok erkek, sanatsal dehası kadar kendine olan hayranlığı, böbürlenmeleri ve kaprisleriyle ün yapmış.

Örneğin Charlie Chaplin gazetecinin biriyle konuşurken, bitmek tükenmek bilmeyen cinsel gücüyle övünüp, çocuklarının sayısını kanıt göstermiş. Oysa ilk karısına göre Şarlo, korunmaktan pek hazetmiyormuş, hepsi bu. Humphrey Bogart da bir gazeteciye ‘ölçüsünün’ azametinden dem vururken, karısı Lauren Bacall hemen atılıp, rakamda düzeltme yapmış.

Kesinlikle cinsel cazibesi olmayan Alfred Hitchcock bile, güzel bir film yıldızının kendisini iyi yönetmen olarak değerlendirmesini umursamazmış da, ‘Ne kadar anlamlı dudaklarınız var’ dediğinde başı göğe erermiş. Orkestra şefi Arturo Toscanini ancak İtalya'nın en büyük kadın fatihi olduğu şeklindeki bir övgünün verdiği ilhamla çıkarmış sahneye.

Bir diğer kadın fatihi, Warren Beatty de, kadın hayranlarından oluşan tebaını selamlayabilmek için özellikle balkonlu otelleri tercih edermiş.

Sadece cinsel böbürlenmeler mi! Erkeklerin titizliği ve kendi suretlerine duydukları hayranlık da inanılır gibi değil. Alman yazar Thomas Mann bir keresinde çorapları iyi ütülenmediği için Ritz'de terör estirmiş. Elvis de, kıyafeti rastgele ütülendiği için bir konsere çıkmamış.

Kılıçlı filmlerin unutulmaz aktörü Errol Flynn, malikanesindeki yüzlerce aynayı temizleyen özel personel bulundururmuş. Oscar Wilde da ‘Tabutumun içini aynalarla döşeyin ki, günün birinde dirilirsem, bari bir zevkim olsun’ diye vasiyet etmiş. Ancak ne yazık ki, öldüğünde sadece bir cep aynasına yetecek kadar miras bırakabildi.

Luciano Pavarotti de makyajla kapatılamayan bir sivilce yüzünden Sydney'deki konserine çıkmadığı gibi, teselli bulmak için gittiği lokantanın duvarında Placido Domingo'nun resmini görünce sinir krizleri geçirmiş. Üstüne üstlük o şehirdeki hiçbir lokantada kendi resminin bulunmadığını da öğrenince iyice zıvanadan çıkmış.

Jack Nicholson'un menecerleri ise aktörün gideceği şehirlerdeki şık lokalleri önceden uyarıp, duvarlardaki her türlü suretin indirilmesini salık verirlermiş. Çünkü, kendi deyişiyle ‘hazret’ sahte tanrılar ve putların bulunduğu yerlerde yemek yemekten hoşlanmazmış.

Tabii bir de film yıldızı filan olmadıkları için kimsenin tanımadığı erkekler var. Bunların dikkat çekme yöntemleri de oldukça ilginç. Yazdığı her roman filme çekilen John Grisham, havaalanı ve otellerde kendi adını anons ettirmeyi adet edinmiş.

Penicilin'in mucidi Alexander Fleming gibi ciddi bir bilimadamı bile teşhirin büyüsüne kapılmış. Onun da yeterince ilgi görmediği zaman otellerde adını anons ettirdiği rivayet ediliyor.

Kadın, beyninin sağıyla çalışıyor

Başkanlığını Tınaz Titiz'in yaptığı Beyaz Nokta Vakfı tarafından gerçekleştirilen organizasyonla Türkiye'de bulunan Prof. J. Asher, dün İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Konferans Salonu'nda eğitimcilere seslendi. Eğitimcilere dilbilimi ve ezbersiz eğitim konusunda konferans veren dünyaca ünlü Amerikalı dilbilimci Prof. James J.Asher, kadınların sağ beyinlerinin daha çok çalıştığını söyledi. J. Asher, ‘‘Bulgulara göre, kadınların sağ tarafı daha ulaşılabilir düzeyde. Birçok erkeğin başka yetenekleri var. Ancak erkeklerin mühendislik yeteneği, nesneyi hayalde görüp uzayda canlandırma yeteneği daha fazla’’ dedi.

30 yıllık araştırma ve deneyim sonucu çocuk ve yetişkinlerin matematiği kolay yoldan, stressiz anlamasını ve bundan zevk almasını sağlayan ‘‘Toplam Fiziki Yanıt’’ yöntemini bulan Prof. J.Asher, beynin sağ yarım küresinin model arayacı, sol yarım küresinin ise sözel ve eleştirel olduğunu söyledi. Prof. Asher'e göre insanın yaratcılık tarafı beynin sağ tarafından kaynaklanıyor: ‘‘Sağ beyin model arayacı oluyor ve konuşmuyor. Değerlendirmekten ve değer yargısına varmaktan kaçınıyor. Yargılamaktan kaçınıyor. Açık, güvenilir oluyor.’’

Erkekler, direksiyon başında ‘Mağara adamı’

Yapılan bilimsel araştırma sonunda, erkeklerin direksiyon başına geçince ‘Mağara adamı’ oldukları, taşdevri dönemindeki içgüdü ve tepkileriyle hareket ettiği bildirildi.

İngiliz The Daily Telegraph gazetesinin dünkü 1'inci sayfasında yer alan haberde, erkeklerin araba kullanırken sergilediği davranışlar ele alındı. Almanya'daki Tubingen Üniversitesi'nden Prof. Bernd Jürgen Warneken'in 500 denek üzerinde yaptığı araştırmadan ilginç sonuçlar elde edildi. Prof. Warneken araştırmasıyla ilgili bilgi verirken, erkeklerin direksiyon başında ‘Mağara adamı’ oldukları dönemdeki içgüdüleriyle hareket ettiklerini söyledi. Buna göre erkekler direksiyon başında yollarını kaybetmeleri halinde aracı durdurup yön sormamakta direniyor. Prof. Bernd Jürgen Warneken, ‘‘Erkekler, yol arama veya bir yere giderken avcı gibi davranıyor. ‘Deneme- yanılma' yöntemi ile uzun süre yanlış yola giriyorlar’’ dedi. Prof. Bernd Jürgen Warneken, yaptıkları araştırmada ‘‘Mağara adam’’ alışkanlığının yaşamın başka yönlerinde de görüldüğünü kaydedetti. Alman uzmana göre bu eğilim yolda yürüyen veya alışveriş yapan çiftlerde de gözleniyor. Araştırma için gözlenen çiftlerde erkeklerin kadınların en az yarım adım önünde gittiği ve nereye gidileceğini, buraya giderken hangi yolun seçilmesi gerektiğine karar verdiği görüldü. Araştırmayı yapan Prof. Bernd Jürgen Warneken, ‘‘Kadınların çoğunun erkeklerdeki bu eğilimin farkına varmaması da hayret verici’’ diye konuştu.

Erkeklerin beyni erken küçülüyor

Bilim adamlarına göre kadın ile erkek arasındaki farklılık, daha ana karnında şekillenmeye başlıyor. Bir başka deyişle cinsiyet hormonları, sadece cinsel organların gelişimi değil, aynı zamanda beynin çalışma biçimini de belirliyor.

Erkeklerin beyni, kadınlara göre ortalama 100-150 gram daha ağır ve yüzde 16 oranında daha fazla düşünmeyi sağlayan gri hücreye sahip. Buna karşılık erkeklerin beyni daha erken küçülmeye başlıyor. Ayrıca kadınların çözümleyici (analitik) düşünce ve konuşmayla ilgili sol lobuyla duygu ve empatiyle ilgili sağ lobu arasındaki bağlantılar erkeklere oranla daha gelişmiş durumda. Beyin filmlerini çeken bilim adamları, aynı problemi çözen kadın ve erkek beyinlerinin farklı bölümlerinin çalıştığını tesbit ettiler. Peki bu sonuçlar, kadınların erkeklerden daha zekii olduğu anlamına mı geliyor. Şimdilik sorunun yanıtı tam alınmış değil. Amerikalı araştırmacı Sally Shaywitz, bu soruya ‘‘Beyin, bir sürü farklı yoldan aynı sonuca ulaşabilir’’ diye farklı bir yanıt da veriyor

Amerikalı araştırmacılar cinsler arasında biyolojik bir fark daha keşfettiler. Henry Ford Hastanesi'nde kadın ve erkek beyinleri üzerinde araştırmalar yapan psikiyatri uzmanı Dr. Edward Coffey ve arkadaşları, erkek beyninin kadınlara oranla yaşlanmaya bağlı olarak daha büyük bir hızla küçüldüğünü belirlediler.

Kadınlı erkekli 330 denek üzerinde manyetik rezonans yöntemiyle araştırmalar gerçekleştiren uzmanlar 65 ile 95 yaş arasındaki erkeklerin beyin sıvılarında yüzde 30 oranında artış olduğunu ölçtüler. Bu da erkek beyin dokusunun büyük bir hızla küçüldüğünü gösterdi.

Beyin dokusu küçülmesi daha çok düşünme, hafıza ve planlamayı kontrol eden frontal ve temporal loblarda meydana geldi. Kadınlardaki beyin küçülmesi hızı ise çok daha düşük oranlarda kaldı.

30 yaşından sonra hem kadın ve hem de erkeklerde beynin küçülmeye başladığını belirten Coffey bunun ortalama olarak her 10 yılda yüzde 2.5 dolayında gerçekleştiğini bildirdi.

Erkek beyninin büyük bir hızla küçülmesinin kadınlarla olan bazı davranış farklılıklarının kaynağı olabileceğini belirten Coffey kadınlarda beyin küçülmesinin daha yavaş bir hızda ortaya çıkmasına karşın Alzheimer gibi bazı hastalıklara daha açık olduklarını söyledi. Böylece erkek beyninin bazı hastalıklara karşı daha dirençli olduğu anlaşıldı.

Seks hormonları erkeklerin beynini bozuyor

ABD'de yapılan araştırmalar, seks hormonlarının gençlerde beyin gelişimini, yaşlılarda ise hafızayı etkilediğini ortaya çıkardı. Özellikle erkeklerde görülen otizm ve disleksi (okuduğunu anlama güçlüğü) gibi bozuklukların seks hormonlarından kaynaklandığı bildirildi. Kadınlarda ise ileri yaşlarda ortaya çıkan depresyon, korku ve yeme bozukluğu gibi problemlerin seks hormonlarıyla ilgili olduğu tespit edildi.

Araştırmalara göre seks hormonlarının erken harekete geçtiği erkeklerde kalıcı beyin bozuklukları oluşuyor. Fareler üzerinde yapılan deneylerde, bu hayvanların yetişkinliğe geçiş sürecinde yüksek düzeyde testosteron salgıladığı belirlendi. Dişi farelere testosteron verildiğinde ise beyinlerinde geri dönüşü olmayan değişimler meydana geldi. Erkek farelerin testosteron salgılayan organları alındığı zaman ise dişi beyni geliştirdikleri tespit edildi. Bu deneyler sadece erkek organlarının yetişkinliğe geçişte seks hormonları salgıladığını, kadın organlarının ise daha geç östrojen salgılamaya başladığını gösteriyor.

Erkek ve kadın arasındaki bu fark nedeniyle, otizm, şizofreni ve disleksi gibi bozukluklar erkeklerde erken yaşlarda ortaya çıkıyor, kadınlar ise ancak ileri yaşlarda depresyon, panik hali ve yeme bozukluğu gibi problemlerle karşılaşıyor.

Kadınlara özel erkek esprileri

Kadın-erkek çatışmaları tüm hızıyla devam ediyor. İngiliz kadınlar, son günlerde erkekler hakkında çıkarılan bu son esprilere gülüyorlar.

Kara dul örümceği seksten sonra erkeğini neden yiyor?

Horlamaya aşamasını yaşamamak için.

Erkekler neden göz kontağı kurmada zorlanıyorlar?

Göğüslerin gözleri olmadığı için.

Erkeklerin yaz tatili ile benzerliği nedir?

İkisi de hiçbir zaman yeterince uzun değildir.

Bir erkekle pil arasındaki fark nedir?

Pilin pozitif yanı vardır.

Erkeğe bir işi yaptırmanın yolu nedir?

Ona ‘‘Bu iş için yaşlısın’’ demeniz yeterli.

Kelepçeli adama ne denir?

Güvenilir...

Koca ile aşık arasındaki fark nedir?

Yaklaşık 5 saat.

Erkekler bira şişelerini neden sever?

Onlara benzedikleri için. İkisinin de boyun kısmından yukarısı boştur.

Bir erkeği etkilemek için ne yapmalı?

Çıplak olarak, bira sunmak yeterlidir.

Siz hangi gruptansınız?..

Bilmem dikkat ettiniz mi, her ne kadar her biri ayrı yaradılışta gibi görünseler de insan davranışları genellikle benzerlik gösteriyor. Öyle sandığınız gibi çeşit çeşit insan yok yeryüzünde. Tümünü üç-beş grupta toplamak mümkün; o da bulundukları konum, sahip oldukları imkánlar, aldıkları eğitim nedeniyle sonradan oluşan farklılıklardan dolayı. Hatta bütün değişik şartlara rağmen, farklılığın oluşmadığı durumlar da yok değil, okuyunca anlayacaksınız.

Kadınları bir başka güne bırakarak işe erkeklerden başlayalım:

1. Grup

Çoğunluğun oluşturduğu bir gruptur. Milletvekillerinden tutun da ünlü aktörlere kadar, geniş bir yelpazeyi kapsar. Bu grubun mensupları çok kıskançtırlar, eşlerini uçan kuştan kıskanırlar, hatta yalnız eşlerini değil akraba, dost, çevrelerinde kadın cinsinden kim varsa herkesi kıskanırlar, adeta mahallenin namusu onlardan sorulur. Kadınlara ‘‘bacım’’ diye hitap ederler, zaten onlar için kadınlar ‘‘bacı’’, ‘‘ana’’, ‘‘karı’’dan ibarettir ve öyle kalmalılar, hadlerini bilmelidirler. Kaşları çatık, saçları gür ve siyahtır. Hemen hepsi bıyıklıdır. Haftada bir tıraş olurlar, haftada kaç defa yıkandıklarını Allah bilir. Ayakkabının sivri burunlu, yüksek topuklu olanını severler. Takım elbise giyer, kravat takmazlar. Çoğunun elinde tespih vardır. Refah düzeyi yükseldikçe tespihi oluşturan boncuklar yerini ‘‘altın’’a bırakır. Kendilerinden bahsederken asla ‘‘ben’’ demezler ‘‘biz’’ derler. Konuşurken insanın gözüne bakmazlar. Tavla oynarlar, futbol hastası, fanatik taraftardırlar. Maça giderler, kitap okumazlar, gazetelerin spor sayfasını okurlar. Rakı içerler, televizyonun karşısına çilingir sofrası kurarlar, Ramazan'da oruç tutarlar. Yüksek tahsilli olan çok azdır. Dişlerini fırçalamazlar. Karılarını döverler, diğer kadınlara (sadece görünüşte) kibar davranırlar. Emir altına girmekten hoşlanmazlar, genellikle serbest meslek (!) sahibidirler. Sokakta elleriyle burun deliklerinden birini kapatıp, diğer delikten sümüklerini fırlatırlar. Altın zincir takarlar, fantazi müzik dinlerler, ölesiye aşık olurlar. Namuslarına çok düşkündürler, bu yüzden cinayet işleyebilirler.

Horlarlar, uluorta şeylerini kaşırlar, direksiyonda yeşil ışığın yanmasını beklerken burunlarını karıştırırlar, kendilerini dayanılmaz erkek zannederler.

2. Grup

Genelde bir şirkette müdür, mühendis ya da doktordurlar. Eşlerini sever, sayar biraz da çekinirler. Ev işlerine yardım ederler. Her gün tıraş olurlar, bıyıksızdırlar, saçlarını kısa kestirirler. Hafta içi takım elbise giyer, kravat takarlar, hafta sonu spor giyinirler. Maçları televizyondan seyrederler. Ayda bir erkek erkeğe eğlenmeye gidip içki içerler, eve gelince kusarlar. Pazar günleri ailece hipermarkete alışverişe giderler. Yaş günü, evlilik yıldönümü gibi günleri asla unutmazlar. Kredi kartı kullanırlar, dişlerini fırçalarlar. Tuvalette gazete okurlar. Banka kredisiyle ev alırlar, turla seyahate çıkarlar. Tenis oynarlar. İşyerlerinde elektriklendikleri bir arkadaşları ya da sekreterleri mutlaka vardır ama işi pek fazla ileriye götürmezler.

Horlarlar, uluorta şeylerini kaşırlar, direksiyonda yeşil ışığın yanmasını beklerken burunlarını karıştırırlar, kendilerini dayanılmaz erkek zannederler.

3. Grup

İşadamı ya da holding yöneticisidirler. Hem eşleri hem sevgilileri vardır, ikisiyle de yatmazlar. Donları bile markadır. Saunaya, jimnastiğe giderler, puro içerler. Eşlerinin açık saçık giyinmesini isterler. Yurtdışında olmadıkları zaman yatlarında ya da özel adalarında olurlar. Damarları tıkalı, kolesterolleri yüksektir, Houston'a sağlık kontrolüne giderler. İhalelere, müzayedelere katılırlar, teşvikler, krediler alırlar. Manikür, pedikür yaptırırlar. Bol buzlu viski içerler. Çöküşleri de yükselişleri gibi muhteşem olur.

Horlarlar, uluorta şeylerini kaşırlar, direksiyonda yeşil ışığın yanmasını beklerken burunlarını karıştırırlar, kendilerini dayanılmaz erkek zannederler.

Diyalogda Darvinist engeller

Erkek erkeğe eğlenmeye çıkan bir grubu mümkün olursa uzaktan izleyin.

Maksimum 15 dakika içinde son derece trajik bir görünüm arz etmeye başlayacaklardır.

Yüksek sesle gülecekler, birbirlerine vurmaya başlayacaklar ve akıllarına konuşabilecek tek konu olarak da seks gelecektir.

Bu konuyu da sadece 20 kelimelik bir çerçevede tartışmakla yetinecekler hatta bu 20 kelimenin hepsini birden yarım saatlik bir süre içinde kullanmayı başaran erkek, entelektüel olarak damgalanıp, diğer arkadaşları tarafından aşağılanacaktır.

***

Kendi aralarında bile konuşmaları sınırlı olan erkekler, iş kadınlarla konuşmaya gelince daha da aptallaşmaktadırlar.

Özellikle ilk tanışma girişiminde bulunma öncesinde erkeğin durumu hayli acıklıdır.

İsterse dünyaca meşhur fizik profesörü olsun o erkek ilk cümleyi kadına söyleme aşamasında maksimum 50 zeká yaşına sahip bir embesil durumuna aceleyle dönüşür.

Bir örnek vereyim.

Dave Barry son derece zeki bir mizah yazarıdır.

Onun anlattığına göre bundan yıllar önce ilk kez bir kızla çıkma girişiminde şunları yaşamış:

Kızın adı Jayne. Dave onu arabasıyla akşam düzenlenen baloya götürmeyi teklif edecek.

‘‘Merhaba Jayne. Ben Dave. Akşam benim arabamla baloya gitmek ister misin’’ diyecek kıza.

Bir yanlışlık olmaması için yüzlerce kez tekrarlayarak ezberler cümleyi.

Nihayet kendisine güveni gelmiştir.

Telefonu çevirir ve ‘‘Alo’’ sesini duyar duymaz da:

‘‘Merhaba araba. Ben balo. Benim Dave'mle akşam Jayne'e gitmek ister misin’’ der.

***

Her mizah yazarı abartı yapar ama bu hikáyenin doğru olmaması için ben bir neden göremiyorum.

Ben de çoğu kez heyecandan kelimelerin yerlerini şaşırdım .

Ancak daha kötüsünü 1993 yılında bir yaz akşamı Washington'da bir barda yaşadım.

Tam köşede zenci bir bayan oturuyor.

Onu tavlama girişiminde bulunmaya karar verdim.

Şunu bilin ki potansiyel seks söz konusu olduğunda erkekler sosyal ve politik bütün sorumluluklarını anında unuturlar.

Hatta görüldüğü gibi ırkçılık da geri plana düşebiliyor bu gibi durumlarda.

Neyse, cesaretimi toplamak için dört duble içtikten sonra kadının yanına yaklaştım ve ‘‘Saçınız çok hoş olmuş’’ dedim

Zenciler saçlarına takıntılıdırlar.

Dolayısıyla saçı hakkında söyleyeceğim herhangi bir olumlu sözün beni onun gözünde aniden Samuel L.Jackson'a dönüştüreceğini düşünmüştüm.

Tek bir kelime cevap gelmediği gibi, başını bile döndürmedi.

İş bu düzeyde başladı ve ondan sonra da yokuş aşağı, ne yokuşu uçurumdan aşağıya düştü gitti.

Ben bir cümle söylüyorum. Bekliyorum. Sözel, vücutsal tek bir yanıt yok.

Çek git başımdan dese rahatlayacağım.

En azından bu klasik bir reddedilme olur, gönlüm huzurlu köşeme dönüp otururum.

Kadın benim bulunduğum yerde boşluk varmış gibi davranıyor.

Beş altı dakika devam etti bu. Yaklaşık 20 cümle söylemiş olmalıyım. Öyle ki artık sonunda kadını övebileceğim organı da kalmadı.

Seyircisi olmayan patetik bir stand-up şova dönüştü tavlama girişimim.

Bir çıkış kapısı da gelmiyor aklıma. Öylesine dönüp geri gitsem barda alay konusu olacağım.

Kadının bir erkek arkadaşı olması ve onun da beni gelip öldürmesi ve bu ıstırabın da bir an önce sona ermesi için dua etmeye başladım.

Allah'tan kadın kalktı, bana yine katiyen bakmadan yanımdan geçti ve tuvalete gitti. Bardan nasıl kaçtığımı hatırlamıyorum.

***

Konuşmayı becerebildiğim anlarda da büyük başarılar elde edebildiğim söylenemez.

Bunu daha önce yazdım. Yıllar önce fakültede karşıdan bir güzel kız göründü.

Ona ‘‘Hi’’ (merhaba) dedim.

Diyaloğumuz aynen şöyleydi:

Ben: Hi

Kız: Why? (neden)

Ben: Why not? (Neden olmasın)

Kız: Bye (Hoşçakal)

Dikkat ederseniz bu diyaloğun İngilizcesi Emily Dickinson'ın şiirleri kadar güzel, bilmem anlatabiliyor muyum?

. Kadınların erkeklerden farkı hakkinda aciklamalar Kadınların erkeklerden farkı konusunda bilgiler

 

Kadınlar hakkında Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 15
Şeker Hastalığı Açlık Tokluk kan şekeri kaç olmalı
Okunma: 14
İshal nasıl geçer
Okunma: 11
Referandum nedir?
Okunma: 8
Çocuklarda Yaz İshali
Okunma: 7
Tansiyon düşüklüğü ve tedavisi
Okunma: 6
Gerdek gecesi
Okunma: 5
İstanbul havuz rehberi
Okunma: 5
Kolesterol Nasıl Düşürülür
Okunma: 4
Enerjik olmak için ne yapmalı
Okunma: 4
Rus turistlerin tercih ettiği oteller
Resim
Dünyayı sallayan kadınlar
Dünyayı sallayan kadınlar

 |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!

Saglikarsiv Sigorta Kadınlar İçin Blog