Kadınlar Hakkında Bilgi
Kadinlaricin.net sitesinde Kadınlar Hakkında Bilgi baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Kadınlar Hakkında Bilgi ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Bilim alemi yaklaşık iki bin yıldır filan kadınları anlamaya çalışıyor.
Bu arada erkeklere ne olduğuna aldıran yok!
Zaten erkekleri başlı başına anlamaya çalışmanın bir anlamı da fazla yok çünkü onlara olan biten her şeyin sorumlusu da kadınlar.
Ve bu yüzden de kadınları çözümlediğimizde erkekleri de anlayacağımız yolunda bir inanç var bilim aleminde.
***
Ancak kadınlar nedense bir türlü çözümlenemiyorlar.
Çok fazla sayıda bilimsel teori var kadınlar hakkında. Hatta bunlar kendi aralarında da düşman kanatlara ayrılmış durumdalar.
Birbirlerine düşman olsalar da bu farklı teoremlerin ortak hedefi kadının erkekten hem biyolojik hem de manevi açıdan farklı olduğunu kanıtlamak.
Bunun neden bir kanıta gerek duyduğunu gerçi anlamak mümkün değil.
Anladığım kadarıyla bu konu üzerine çalışan bilim insanları hayatlarında hiç evlenmeye vakit bulamamışlar.
Çünkü bir kez bile evlenselerdi eğer, farklılığı anında tespit edip bu üzerinde yıllarını harcamış oldukları konuyu bir an önce bırakıp Yeni Gine'deki ilkel kabilelerin alışveriş adetleri üzerine tez yazmanın bile daha önemli olduğuna karar verirlerdi.
***
Hayat bence aslında fazla karmaşık değil.
Bazen bir konu üzerinde tek bir teoriye inanacaksın, inatla bunu savunacaksın. Böylece hayatın daha da içinden çıkılmaz derecede karmaşıklaşmasına izin vermeyeceksim.
Örneğin ben kadın-erkek ilişkileri konusunda sosyal darvinizm teoremine inanırım.
Bazı art niyetlilerin dikkat çektiği gibi sosyal darvinizm sadece faşizme uygun bir teori değildir, kadınları da anlamamız için en uygunu odur!
Temel mesele çocukta odaklanmaktadır.
Kadın cinsel ilişkinin ‘bedelini’ 9 ay çocuk taşıyarak öder, erkek ise cinsel ilişkide ‘bedel’ ödemez. Bu yüzden de erkek cinsi çok fazla sayıda cinsel ilişkiyi birbirine paralel olarak yaşayıp, bunları ilişki olup bittikten sonra anında unutmaya genetik olarak koşullanmıştır.
Kadın ise ‘bedel’ ödeme ihtimali olduğundan ilişki kuracağı erkekte ‘daha seçici’ davranır.
Hayatta bütün olan biteni ve hatta bütün dünya savaşlarını bile sosyal darvinizmin bu basit giriş teoreminden yola çıkarak açıklayabilirsiniz.
Erkeğin herhangi bir iki boyutlu çıplak kadın resmine bakarak orgazm olabilmesi, kadınların ise pornografiyle ilgilenmemesinin temelinde de bu genetik kodlanma yatar.
Benim yazdığım şekilde mesele konulduğunda biliyorum bu hepinize ‘çok basitleştirilmiş’ gözükecek.
Ancak bu basit önerme ile ilgili binlerce kitap da yazıldı, bunu da unutmayın.
***
Kadınların erkekleri kontrol altında tutma, onları köleleştirme yöntemlerinden en başta geleni hayatı içinden çıkılmayacak kadar karmaşıklaştırmalarıdır.
Erkekler detaylarla ilgilenme kabiliyetinden yoksundurlar.
Bugün çok detaycı, minik minik olayları büyüten erkeklere bakın; onlar açık ya da bastırılmış homoseksüeldirler.
(Okey okey biliyorum biraz abartılı bir genelleme oldu bu ama ne yapayım, dediğim gibi erkekler ancak böyle genellemeler yaparak hayatı yaşayabiliyorlar.)
Kadınların beyninin hacim olarak erkek cinsinin beynine göre daha küçük olduğu ispat edilmiştir.
Ancak bu konuda çalışan bilim adamları başka şeyleri de ispat etmişlerdir.
Örneğin erkeğin hacim olarak daha büyük olan beyninin büyük bir bölümünün fazla kullanılmamaktan dolayı zombiye dönüştüğü ve ayrıca kadının küçük hacimli beyninin her alanının çok daha yoğun çalıştığı ispatlanmıştır.
Bu sonuçlar doğal olarak beni memnun etmemekle birlikte bilim bu gerçeği görmemi emrediyor, yapılacak bir şey yok.
Sadece çok üzgünüm bunu belirtmek istiyorum.
Kadınlar beyinlerinin bu çok yönlü ve yoğun çalışma yeteneğini kullanarak hayatta detayları ön plana çıkarırlar.
Ve erkek birden kendini hiç hazır olmadığı bir karmaşa içinde bulur.
Mutlak teslimiyet de o anda başlar.
***
Bilim aleminde de bu yöntem aynen deneniyor.
Kadın-erkek ilişkilerini çözümlemeye çalışan bilim insanları arasında kadınların oranı hayli fazla.
Onlar her geçen gün yeni bir teori ortaya atarak kafaları karıştırıyorlar, erkekleri daha da eblehleştirerek, onların mutlak teslimiyetini güçlendiriyorlar.
Bunun son örneğini Time Dergisi verdi.
Kapak konusunu ‘The Real Truth About The Female’ yaptı. Yani düz çeviriyle ‘Kadınlar Konusunda En Gerçek Gerçek’.
Bizim gazetelerde bu süslü grafikler eşliğinde, fizyolojik farklılıkların vurgulanması ile geçiştirildi.
Ama aslında bu bilimsel makalede öylesine büyük bir ideolojik saldırı var ki, bunun memleketini seven ve de erkek bir gazeteci tarafından sonuna kadar okunması ve topluma anlatılması gerekiyordu.
Ben kendimi feda ettim, bu zorunlu maceraya atıldım.
İşin içinden çıkabilecek miyim bilemiyorum ama şu anda anladığım kadarıyla konu bir günde bitmeyecek kadar karmaşık.
Ama yılmayacağım. Yıkılmayacağım ve ayakta kalacağım.
Kadınlarla kavgamı bilimsel düzlemde de devam ettireceğim.
Hayatın detayları arttıkça erkeğin zaten tam çalışması mümkün olmayan beyninin daha da karıştığını kadınlar biliyor.
Bunu bildikleri için de en net bilimsel gerçekleri bile yeni baştan tanımlamaya çalışıyor ‘femaelistler’. (Bu kavramı feminist ile karıştırmayın, ne olduğunu sonra açıklayacağım.)
Örneğin yeni ‘kadın söylemi’ne göre tarihi açıklamaya yarayacak en basit ve net teorilerden bir tanesi olan ‘avcı erkek-çocuğa evde bakan kadın’ ilişkisi de çarpıtmaymış.
Yani erkek avlanmak ve evine et getirmek için evden ayrılıyor.
Kadın çocuğu ile onu evde bekliyor.
Adamın geri geleceğinin tek garantisi ise kadının o eve döndükten sonra seks yapmak için söz vermiş olması.
Bir anlamda bu bilimsel çevrelerde ‘yiyecek ete karşılık seks anlaşması’ olarak biliniyor.
Yeni kadın söylemi ise bunu ‘insan evriminin fahişelik teorisi’ olarak nitelendiriyor.
Burada kadının hayattaki tek amacı eve et getirecek adamı seks karşılığında eline geçirmek olduğu için, feamelistler bunu kendilerini aşağılayıcı bir teori olarak görüyorlar.
***
Doğrusunu söylemek gerekirse gerçekten de kadınlar için pek de iç açıcı bir teori değil bu.
Ancak erkekler açısından duruma bakarsanız iş daha da vahimleşiyor.
Düşünsenize, elinizde sadece bir baltayla yola çıkıyorsunuz.
Etrafta dinozorlar, çeşitli başka tuhaf hayvanlar var.
Yine aynı şekilde et arayan başka aptal kocalar da etrafta.
Volkanlar patlıyor.
Gökyüzünden uçarak gelen dev yaratıklar etrafı kan gölüne çeviriyor.
Ve erkek bütün bunlarla mücadele edip evine yine de et götürüyor.
Niye götürüyor? Çocuğunu özlemiş olduğu için filan değil. Çocuk sevgisi o dönemin erkeklerinde fazla yoktu.
Çocuğunu doğurmuş olduğu iddia edilen kadınla bir kez daha seks yapmak fikri ona çekici geldiği için yapıyor bütün bunları. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin.
Allahaşkına bu teori kadınlardan daha fazla erkekleri aşağılamıyor mu?
Bence bu ‘insan evriminin fahişelik teoremi’ değil ‘insan evriminin erkek seks salaklığı teoremi’ olarak anılmalıydı.
***
Şimdi bakın, bir şey söyleyeceğim.
Bu tarihi olayı tartışmaya açarak bazı ideolojileri sarsmaya çalışan bilim insanları bir şeyi gözden kaçırıyorlar.
Evet o dönemde erkek et aramaya çıkan taraftı. Evet erkek avcıydı, kadın ise evde çocuğuyla onu bekliyordu.
Ancak bu o dönem erkeklerinin bir ‘şövenist domuz, kadın düşmanı’ filan olmalarından kaynaklanmıyordu.
Bu iş bölümünün altında çok daha basit bir sebep yatıyordu.
O dönemde av, sessiz yapılması gereken bir olaydı.
Yani ava yaklaşırken avcı mutlak bir sessizlik içinde olmalı ve avını gafil avlamalıydı.
İşte kadınların ava katiyen götürülmemelerinin nedeni de buydu.
İnsan evrimi konusunda ne kadar farklı teori olursa olsun.
Ne kadar farklı görüş çatışırsa çatışsın.
Sonuçta bütün farklı teorilerin ortak kabul etmiş oldukları tek nokta kadınların uzun müddet sessiz durmalarının katiyen mümkün olmadığıdır.
Milyon yıl önce de durum böyleydi. Bugün de böyle, yarın da böyle olacak.
Bence günümüzde kadınların komando olarak askere alınmamalarının temelinde de bu bilimsel tespit yatıyor. Onlar komando olsaydı askerlik tarihinde ‘sürpriz baskın’ diye bir olay da katiyen kalmayacaktı.
Haydi bu gerçeği bırakın, o dönemde kadın ava çıksa çocuğunu da yanında getirmek zorunda kalacaktı.
Kadınlar belki aşırı şiddet tehdidiyle susturulabilir ama çocuklar ASLA AMA ASLA susmazlar.
Ava erkeğin tek başına gitmesi işte bu nedenleydi.
Sonuç olarak bugün erkeklerin daha saldırgan yapıya sahip olmaları yani genetik özelliklerinin bu şekilde oluşmasının suçu da gördüğünüz gibi kadınların.
Time Dergisi'nin, kadınlar hakkındaki en gerçek gerçekleri bulma iddiasındaki sayısının 46'ncı sayfasında bu ‘av sesisliği’ teoremi de yıkılmaya çalışılıyor.
Yeni kadın söylemi ‘erkeğin avcı’ olduğu tespitinin doğru olmadığını, komünal yani toplu avlanmanın daha geçerli yöntem olduğunu söylüyorlar.
İki ayrı avcılık metodu ve ideolojisi çatışişi bitiriyor.
Diğer av metodu ise ses çıkarmaya dayanıyor.
Kadın, erkek ve de belki de çocuklar hep birlikte ses çıkararak avı bir yöne yönlendiriyorlar.
Ve orada önceden kurulmuş ağ ile onu yakalıyorlar.
Kendilerine ‘feminist’ değil de ‘femaelist’ denilmesini isteyen yeni kadın söylemi avcı erkek teorisini yıkmak için bu alternatifi öne sürüyor ama kendi örneği ile batıyor.
Çünkü bu sesli av yöntemi ilk kez Amerikan yerlileri tarafından bizon avlamada kullanılmış.
Bilmem farkında mısınız ama Amerikan yerlileri şu anda takriben 200 veya 300 kişi kadarlar.
Onların sayısının bu kadar azalmış olması ise sesli avlanma yönteminden kaynaklanıyordu.
Şöyle ki: Belki bizon bu yöntemle başarıyla ele geçiriliyordu ama yerliler bu bizonu katiyen yiyemediler çünkü beyaz adam seslerin çıktığı yerde onları bulup bütün yerlileri tek tek kesiyordu.
Özet olarak yeni kadın söylemi ‘avcı erkek’ teoremini bu örnekle katiyen yıkamamıştır.
Evet farkındayım, bu yazı dizisi de ‘‘Hiç Bitmeyen Hikáye’’ (The Never Ending Story) filmine benzedi.
Ama ne yapayım, konu son derece derin.
Kadınlar ideolojik atakta ve birilerinin de çıkıp onlarla teorik düzeyde mücadele etmesi gerekiyor.
Yoksa biraz taviz verilirse dünya hegemonyasını tamamen ele geçirirler ve kısa süre içinde de tüm erkek cinsinin durumu Rana'nın kocası Serdar'ın zavallı haline dönüşebilir.
Yani anlayacağınız, kendimi insanlık için feda etmiş durumdayım.
* * *
Yeni kadın söylemi kendisine ‘‘Feminist’’ denilmesinden hiç hoşlanmıyor.
Kendilerine ‘‘Femaleist’’ diyorlar. ‘‘Female’’ İngilizce'de dişi anlamına geldiğine göre bunlar hafif abartılı çevirmeyle ‘‘Dişiciler’’ anlayacağınız.
Bunlar ‘‘EVET BİZ KADINLAR FARKLIYIZ. VAR MI BİR İTİRAZINIZ?’’ tavrını koyuyorlar.
Bu haykırışa hemen verilecek iki yanıt var:
1- Tamam ya, farklısınız hem de tamamen farklısınız bunu biliyoruz.
2- Haşa katiyen itirazımız yok, aman bize bulaşmayın da ne yaparsanız yapın.
* * *
Şimdi ilk bakışta kadınların farklı olduklarını söylemek için neden yeni bir ideolojik çıkışa ihtiyaç var diye sorabilirsiniz.
Bu sorunun cevabaını merak etmeyenler belki kafaları karışık yaşayacaklar, ama en azından mutlu ölecekler.
Ben ise maalesef sorunun cevabını biliyorum.
Bir süre öncesine kadar kadınlar için ayın belli günleri ve menopoz, klinik düzeyde ele alınan, hatta belki de üzerinde konuşulması ayıp sayılan konulardı
(ÖNEMLİ NOT: Kadınlar bu konulardan ne zaman utanırlardı -ki buna kadınların prehistoryası diyebiliriz- ve ne zaman utanmaktan vazgeçtiler bunu en azından benim pratikte fark etmem mümkün olmadı. Bu gazetecilik olayını atlamış olduğum için başta Hürriyet üst yönetiminden ve genelde halktan özür diliyorum.)
* * *
Femaleistler diyorlar ki ‘‘Artık biz vücudumuzdan utanmıyoruz. Ayın belirli günleri ve menopoz bizler için artık GURURLANACAĞIMIZ, kadınlığımızı derin olarak hissedeceğimiz olaylardır.’’
Böyle diyorlar.
Menopoz için fazla bir şey söylemeyeceğim. Amerikalılar çeşitli olumsuzlukları ‘‘kutlanacak olay’’ haline dönüştürüp bunlardan mutlu olabilmeyi çok iyi becerirler.
Bu, bir tür oto-psikiyatrik yöntemdir ve bence hiçbir sakıncası da yoktur.
Ben de aynen böylesine bir yöntemi andropozda uygulamayı düşünüyorum.
Sadece orada tek bir sorun olabilir, çünkü andropoza ne zaman girmiş olduğumu tespit edemeyeceğimi düşünen tanıdıklar çoğunlukta.
Hatta onların bir bölümü benim 7 yıldır filan andropozda olup bunun farkında olmadığımı söylüyor. Artık bilemiyorum gerçek nerede yatıyor.
* * *
Yeni femaleist söylem, aybaşını da politik bir mesele haline getirmiş durumda.
Gerçi bunu abartmasalardı itiraz edilecek bir şey de olmazdı.
Yani feminist hareket, bir zamanlar ayın belirli günleri meselesini politikleştirerek, işyeri çalışma koşulları konusunda hayli radikal değişiklikler yaptırmayı başarmıştı, kapitalist sınıflar ve onların sömürücü uşaklarına. (Önemli not: Son beş kelime için Hürriyet üst yönetiminden ve genelde halktan özür dilerim. Aniden kendimi tutamadım. Acaba andropoz bu kez hakikaten başladı mı?)
* * *
Ancak kadınların makul taleplerde bulunmayıp işi abuklaştıracaklarının ilk işaretini 1978 yılında yazmış olduğu ‘‘If Men Could Mensturate’’ (Eğer Erkekler de Aybaşı Olabilselerdi) adlı makalesiyle Gloria Steinem verdi.
(Önemli not: Gloria o zamanlar pek seksiydi ve eğer uygun bir teklif gelseydi ben onunla yatmayı katiyen reddetmezdim 1978 yılında. Şimdi düşünüyorum da o yıllarda teklifin kimden geldiği de aslında pek önemli değildi, ama tabii bu tamamen farklı, bambaşka bir yazı konusu olabilecek kadar derin ve zengin bir konu.)
Steinem'in makalesinde vardığı en önemli sonuç şuydu: Eğer erkekler de aybaşı olabilselerdi bunu da mutlaka bir erkeklik onuru haline getirip, ‘‘Benim aybaşım en uzun sürüyor, na'ber' diye övünürlerdi.
Bence bu, erkekler hakkında yapılmış olan en doğru tespitlerden bir tanesiydi.
* * *
Aybaşının politik bir mesele haline gelme tarihi bence o makalenin yayınlandığı gündü.
Sonra neler oldu neler.
Aslında onları da bugün yazma niyetindeydim.
Ancak genel yayın yönetmeni buna mani oluyor.
Yaklaşık 4 yıldır filan bu yazıyı bana kısa yazdırmaya çalışıyor. 9.75 puntoya takmış durumda, harfler okunmuyor diyor. Dünyanın neresine kaçarsam kaçayım beni bulup bu konuyu anlatıyor. Hiç susmuyor, hiç bıkmıyor, meseleyi katiyen unutmuyor.
Ayın belirli günlerini kadınların politik bir mücadele olayı haline getirmeleri Gloria Steinem'in ‘Eğer Erkekler Aybaşı Olabilselerdi’ başlıklı 1978 yılı makalesiyle başlamıştır.
Bundan sonraki gelişmeler ise son derece ilginçtir.
Çünkü bu konuda kafayı yormaya başlayan kadın hareketi işin içinde kötülük olduğu için çok az bir gayretten sonra erkek milletinin hayatını tamamen karartan yeni bir kavram icat etmiştir.
‘Evlilik’ten sonra durup dururken gündeme gelen ikinci şok kavramdır bu.
Dünya tarihinde önemli bir dünüm noktası oluşturacak kadar vahim sonuçları olan bu kavram ‘PMS’dir.
***
Bu PMS kavramı iş kötülük yapmaya geldiğinde kadınların ne kadar da acımasız olduğunun en büyük kanıtıdır.
İlk bakışta bu zararsız bir kavram olarak görülebilir.
‘Aybaşı öncesi sendromu’ sonuçta biyolojik bir olay ve erkekler ilk bakışta bunun birkaç günle atlatılıp geçiştirileceğini sandılar.
Bu da dizimizin ilk yazısında ortaya koymuş olduğumuz bir bilimsel gerçeği doğruluyor.
Hatırlarsanız erkeklerin beyinlerinin kadınlarınkinden daha büyük olmasına rağmen, bu beynin büyük bölümünün kullanılmamaktan dolayı zombileştiğini yazmıştım.
Yani biraz kibar şekilde de olsa erkekler kesinlikle kadınlardan daha aptaldır demiştim.
PMS olayının öyle birkaç günle basit şekilde atlatılacağını sanmaları da erkeklerin aptallığı konusundaki tespitimizin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor.
Böylece erkekler ilk tavizi vererek hayatlarındaki en büyük taktik hatasını yaptılar.
Halbuki biraz akıllı davranıp, kavramı Derridacı bir analize tabi tutsalar, kavramda inanılmaz bir tuzak olduğunu da göreceklerdi.
***
Meselenin kilit noktası ‘P’ harfinin amorfluğunda yatıyor.
PMS'deki ‘P’ öylesine yoruma açık ki kadınlar bunu zamana ve mekána göre istedikleri gibi tanımlıyabiliyorlar.
Ve erkek cinsi PMS'i bir vaka olarak kabul edip de taviz verdiği anda, elindeki bütün kozları da bu tanımım genişliğine kaptırmış oluyor.
Şöyle ki: İyi niyetli yaklaşıma göre kavramdaki ‘P’ harfi ‘pre’ yani ‘önce’ anlamına geliyor. Ve sadece bir iki günle sınırlı.
Ama dediğim gibi bu iyi niyetli bir yorum ve tarihe bakarsanız da sadece erkeklerin yaptığı bir yorum.
Kadınlar genelde iyi niyetli olma gibi bir iddiada olmadıkları gibi bu yoruma da sahip çıkmadılar tabii ki.
***
‘PMS’i boyun eğilmesi gereken bir olay olarak görmeye ikna edilen erkeklere ilk darbe ‘P’ harfinin sadece ‘pre’ anlamına gelmediği açıklanarak vuruldu.
Buradaki ‘P’ aynı zamanda ‘post’ yani ‘sonrası’ anlamına da geliyordu.
Anlayacağınız üstüne üstlük bir de ‘Post Menstural Sendrome’ (adet sonrası sendromu) vardı.
Daha da vahimi bu ‘pre’ ve ‘post’ günlerin ne kadar uzun olacağını kimse net olarak bilemiyordu.
Bilim alemi bu konuda kesin bir tanım yapmamakta ısrarlıydı.
Kadın bilim adamları doğal olarak olayın üstüne gitmiyorlardı. Erkek bilim adamları da karılarından korktukları için gerçeği katiyen açıklayamıyorlardı
Anlaşılacağı üzere ‘pre’ ve ‘post’un ne kadar süreceğinin tanımı kadınların keyfine bırakılmıştı.
Kafaları bozulmasın, bu ‘pre’ ve ‘post’ kavramlarını istedikleri kadar uzatırlar ve bu dönemde istedikleri kadar saldırganlaşarak erkeğin hayatını mahvedebilirlerdi.
***
Kadınları matematiği fazla kuvvetli değildir.
Bu neden böyle bilmiyorum ama veri durum böyle işte, ne yapayım yani.
Time Dergisi'nin ‘Kadınlar hakkındaki en gerçek gerçeği’ açıklama iddiasındaki sayısında bu konuda nedense pek bir ipucu verilmemiş.
Ayrıca kadınların neden hep sağ ile solu karıştırdıkları konusunda da dergide net bir açıklama yok.
Matematikleri fazla iyi olmayan kadınlar ‘pre’ ve ‘post’ kavramının uzunluğunu kendi keyiflerine göre tespit ederlerken zaman zaman oldukça vahim yanlışlar da yapıyorlar.
Örneğin çoğu kez bu iki dönemi öylesine uzun tanımlıyorlar ki toplam aniden 33 güne kadar filan uzanabiliyor.
Ancak erkekler aptal olmanın yanı sıra müthiş korkak oldukları için ayda 30 gün olduğu gerçeğini kadınlara hatırlatmaya çekiniyorlar.
Ve işte hayatları da böylece kayıyor.
Esaret gittikçe tırmanan vahşet koşullarında sürdürülüyor.
Erkek cinsinin 21'inci yüzyıla girilirken sonsuz acılar içinde olması buna karşılık kadınların keyfinin son derece yerinde olması işte bu nedenledir.
Durum böylesine netken erkeklerin hálá daha ‘kadınların gizemini’ anlamak için çıkarılan kitapları, makaleleri okumak zorunda kalmaları da yaranın üzerine kaya tuzu basılması gibi bir şeydir yemin ediyorum.
Çin'de gizli kadın dili bulundu
Çinli kadınlar arasında Nu Şu adı verilen, erkeklerin anlamadığı bir dilin konuşulduğu ortaya çıktı. İmparatorluk döneminde yaygın olarak kullanılan gizli dilin varlığı daha yeni keşfediliyor.
Çinli kadınların, sadece hemcinsleri arasında anlaşılan gizli bir dil geliştirdikleri keşfedildi. Varlığı yeni ortaya çıkartılan dilin adı Nu Şu. Kadın dili Nu Şu, Çince'den çok farklı ve alfabesi de var. Yang Yuequing adlı bir film yapımcısı tarafından ortaya çıkartılan Nu Şu dili hakkındaki yazılı bilgiler, Vancouver'da bu ay sonunda düzenlenecek film festivalinin galasında basına sunulacak. Film yapımcısı Yang Yuequing, Nu Şu dilini Çin'in Hunan eyaleti Jiangyogn bölgesindeki bir dağ köyünde tesadüfen keşfetti. İhtiyar kadınlar, bu dili konuşuyordu ve erkekler ise anlamıyordu.
Nu Şu dilinin bin yıldan çok daha eski bir geçmişe sahip olduğu tahmin ediliyor. Konfüçyus öğretisinin sıkı bir şekilde uygulandığı Çin tarihinin imparatorluk döneminde, kadınlar ile erkeklerin farklı sosyal görevleri vardı. Ve kadınlar çok büyük baskı altındaydı.
Nu Şu dili de, özellikle eski geleneklerin sıkı sıkıya uygulandığı Çin'in Hunan bölgesindeki kırsal alanında ortaya çıktı. Çin'de o dönemde kız çocuklar okutulmuyor ve sadece cinsel bir meta olarak kullanılıyordu.
Kadınlar da, erkekler duyduğunda anlamaması için kendi aralarında bir dil geliştirdiler. Bu dil, kısa sürede kentlerde yaşayan kadınlar arasında da yayıldı. Hunan bölgesinin kentli kadınları, Nu Şu diline bir de alfabe yaptılar. Çin alfabesi düz çizgiler, sert kısa vuruşlar ve yuvarlak şekillerden oluşur. Ancak Nu Şu alfabesi, zik zak ve kesik çizgili harflerle yazılıyor.
İmpararatorluk döneminde bu dil özellikle kadınların söylediği şarkılarda yer aldı. O günlerde erkeklerin çok sık olarak kullandığı bir deyim vardı: ‘Bir kızım olacağına bir köpeğim olsun daha iyi.’
Kadınlar da, erkeklerin anlamayacağı Nu Şu dilinde, ‘Kuyu başında oturan nasıl susamaz ise, kızının yanında oturan da bedbaht olmaz’ diye karşılık verirdi. O dönemde yeni bir dil oluşturmanın cezası ölümdü. Sadece kendisine değil, 9 göbek yakınları da katledilirdi. Bu nedenle Nu Şu dili gizli kaldı. 1949 yılında Çin'e komünizmin gelmesiyle kadınların toplum içindeki rolü bir anda değişti. Mao Zedung, ‘Kadınlar gökyüzünün yarısıdır’ diyerek 5000 bin yıllık Çin geleneklerini temelden yıktı. Ve Nu Şu dili ölmeye başladı.
Evlilikten manzaralar
Bu yazıda anlatılan olaylar tamamen hayal ürünüdür. Yazıda yer alan kişiler roman tekniğine göre üretilmişlerdir, gerçek insanlarla uzaktan yakından alakaları yoktur. Daha da önemlisi bu yazı katiyen otobiyografik değildir.
Adam spor kulübünde veremediği kiloları bu kez de açık havada verme girişimindedir. Her gün yürümekte ve eve gelince de doğal olarak duş yapmaktadır. O gün yine eve kan ter içinde gelir. Sokaktaki insanlara da kızmıştır her zaman olduğu gibi. Soyunur ve duşa girer. Teknik açıdan anlaşılması mümkün olmayan bir nedenden dolayı duşun sıcak tarafı katiyen akmamaktadır. Adam ilk önce musluk sistemlerine ve daha sonra da bunu tamir ettiğini iddia eden tamircilere söver. Bu arada karısı banyonun kapısına gelir ve ‘Ne oldu yine ne söyleniyorsun’ der. Adam karısına onun yüzünden bu memlekette yaşamak zorunda olduğunu söyler ve sıcak tarafı akmayan bir duşu barındırabilen bu ülkeden bir an önce gitmesi gerektiğini belirtir. Kadının hemen her sorunu memleketi terk etme sonucuna bağladığını bildiği kocasını dinlemeye niyeti yoktur. Kadın cevap vermeden odasında yapmakta olduğu çizimin başına oturur. Kadın uzaklaştıktan sonra adam Bizans İmparatorluğu'ndan bu yana buralarda yaşamış herkese sövmeye başlar bu kez. ‘Durmadan savaşacağınıza doğru dürüst musluk yapmayı öğrenseydiniz ya’ diye haykırır. Daha sonra sinirini alamaz, dışarda hemen kapının yanında duran bir sopa ile duşa vurmaya başlar. Sonra bir an şofbenin dört yıldır açık duran sıcak su musluğuna bakmayı nedense akıl eder. Sıcak su tarafı kapalıdır. Adam hışım içinde karısının çalışmakta olduğu odaya gider. Titreyen bir sesle ‘Sen sıcak su musluğunu kapatmış mıydın?’ diye sorar. Kadın ona bakar ve ‘A, evet sana söylemeyi unuttum dün akşam sızıntı vardı, kapatmıştım’ der. Adam bir anda içinin tamamen boşaldığını hisseder. Ölmektedir büyük ihtimalle. Koltuğa çöker ve 15 dakika kadar boşluğa bakıp öylece durur. Teorik olarak karısını öldürmesi gerektiğini bilmekte ama ne yazık ki o anda elini bile oynatamamaktadır.
Adam kadına ‘Artık eve kedi köpek getirme’ der. Sonra da ‘İyi ki Afrika’da yaşamıyoruz, hasta zebra bile getirirdin o zaman eve' diye espri de yapar. Kadın bunun komik olmadığını, adamın duyarsız olduğunu söyler. Çıkar işe gider. Akşam saat 20.00 civarında telefon çalar. Kadın eve bir şey bırakacağını sonra da bir mağazaya uğrayacağını söyler, ‘Aşağı in de ben doğruca devam edeyim, yukarı çıkmayayım’’ der. Araba yanaşır, kadın kucağındaki köpeği adama bırakır ve ‘Eve çıkar onu’ der. Köpek asansörde korkudan adamın üzerine işer, evdeki kedileri görünce de halıya kakasını yapar.
Yürüyüşe çıkacağı zaman adamın en sinirlendiği şey kendisine alışveriş siparişi verilmesidir. O gün kadın ince uzun bir káğıda yazmış olduğu sipariş listesini onun eline tutuşturur. Adam yürüyüşe çıkar. Adam spor yürüyüşünde telefonla konuşmaktan nefret etmektedir. Telefonu süpermarkete gidinceye kadar üç kez çalar. Arayanların hepsi de karısıdır. Sipariş listesinde akılda tutulması imkánsız olan son derece karmaşık değişiklikler yapar. Adam alışverişi yaparken de iki kez arar ve bir önce yapmış olduğu değişiklikleri yine değiştirir. Adam süpermarketten çıkar, telefon çalar. Arayan tabii ki karısıdır. ‘Birkaç şey daha almanı istiyorum’ der. Adam kocaman bir ‘offffffffffffffffffff...’ çeker. Karısı aniden telefonda bağırarak ‘Ben bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır’ diye şarkı söyler. Adam bir anda ayaklarının tutmamaya başladığını hisseder. Karısının sesi hem çirkindir, hem de hayatta ilk kez kocasına bir türküden bir cümle bildiği yolunda ipucu vermiştir. Adam felç olmayı atlatabileceğini ama bu manevi şoku atlatmasının mümkün olmadığını düşünür. Karısının en olumlu yanlarından bir tanesinin katiyen türkü bilmemesi olduğunu yıllardır düşünmüş olan adamın bütün hayatı kararmıştır artık. Kadının türkülerden bildiği tek şey bu cümle olsa da onun için bir şey fark etmemektedir.
Kadın kocasını nedense haftada üç kez Pasha'ya götürmeye başlar. Bir erkeğin karısıyla bu kadar sık gideceği dünyadaki en son yer Pasha'dır aslında. Kadın Pasha'da kocasının etrafa bakmasına da yasaklar koyar. Hatta koca tuvalete giderken bile saat tutar. Koca tuvaletten dönünce yolda görmüş olduğu manzaralar nedeniyle ‘Delirium Tremens’ halindedir. Kadın ‘Etrafta güzel kadınlar var mıydı?’ diye sorar. Adam konuşamadığı için kafasını hızla iki yana hayır anlamında sallar. Kadın sonra onu unutup arkadaşlarıyla sohbete dalar. Kadının sadist olduğu kesindir.
Kadınlar daha mı akıllı? Diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Almanya'da da yükseköğrenim gören kız öğrencilerin sayısı, erkekleri aşmış durumda. Peki kız öğrenciler, erkeklerden daha mı akıllı?.. Yoksa erkekler, kendilerini okul dışındaki sosyal yaşantıya verip entelektüel gelişmeyi ihmal mi ediyorlar?.. Hamburglu öğretmen Ulrike Kramme, ‘‘Bu durum, sadece sosyal etkenlerle açıklanamaz, mutlaka genlerde de bir farklılık olmalı’’ diye konuşuyor. Bilim adamları, son zamanlarda genler ve beyin üzerinde yaptıkları araştırmalarla kadınların daha akıllı olup olmadığını araştırıyorlar. Klasik zeka testlerinde kadınlar ve erkekler, yaklaşık sonuçlar alıyorlar. Ancak konuşma ve sözel ifadeyle ilgili konularda kadınlar, erkeklere göre daha başarılı. Erkeklerin ise objeleri üçboyutlu canlandırma yeteneği daha gelişmiş durumda.
Her kadının başına gelir
Psikolog Fatma Erk farklı sosyo-ekonomik düzeydeki kadınların ve muayenehanesine gelen hastalarının duygu ve düşüncelerini kitaplaştırdı. 15-55 yaş arasındaki dört bin kadınla görüşmüş. Sosyal statüleri ne olursa olsun, ‘‘Dört Kan’’ adını verdiği regl, ilk cinsel deneyim, doğum ve menopoz dönemlerinde hepsinin aynı şekilde etkilendiğini söylüyor. ‘‘17 yıl içinde değişen şeyler de var. Şimdi kadınlar, eğitim ve medyanın etkisiyle kendisinin geçirdiği bu evreleri, yaşanması gereken dönemleri yaşamış ya da yaşıyor olarak kabul ediyorlar.’’ Erk, kadının eğitim düzeyinin yükseldiğini, olaylara bakış açısının değiştiğini anlatıyor. ‘‘Kadınların hayatındaki bu dört dönem, zorlanmalı dönemdir. Her kadın bunları yaşıyor.
Yaşarken neler hissettiler? Bu duygu paylaşımını ortaya koymak için kitaplaştırdım’’ diyor.
Psikolog Fatma Erk'e göre, her kadın bunların sadece kendi başına geldiğini düşünüyor. ‘‘Oysa en üst düzey yönetici kadın da menopozu yaşıyor, okuma yazması olmayan kadın da. Ortak duygular olabileceğini vurgulamak istedim.’’ Erk, ailelerin genç kızın yaşantısında önemli etkisi olduğunu anlatırken, ‘‘Bazıları, kız çocuğu regl olduğunda tören düzenliyor. Bazıları da yok sayıp geçiştiriyor. Genç kız ergenliğini bilgisiz yaşıyor’’ diyor. 45-50 yaşındaki kadınların, ergenlik dönemini çok ayrıntılı hatırladığını da gözlemlemiş. Çünkü hepsinin yaşadığı ‘‘şok’’muş! ‘‘Aileler anlamsız bir suçluluk duygusu veriyorlar. Bu da genç kızın ilerdeki cinsel hayatını olumsuz etkiliyor.’’ Erk yine de iyimser. Çünkü kuşaktan kuşağa aktarılan olumlu gelişmeler var.
Menopoz sırasında nelere kızıyorum?
Doktorların ‘‘Çocuğunuz var mı, düşünüyor musunuz?’’ demesi.
Yaşıtlarımla biraraya gelince ‘‘Sen menopoza girdin mi?’’ sorusu.
Evde bir şeye sinirlenince eşimin ‘‘Çocuklar anneniz bir dönem yaşıyor’’ demesi.
Erkeklerin menopoz olmaması.
Gazetelerde, televizyonda .... artık menopozda diye ilan edilmesi.
Çocukların benim çok üstüme düşmesi, ‘‘Kalsiyumunu içtin mi, istersen bir sakinleştirici al, doktora git’’ gibi.
Kocamın öf, pöf etmesi. İçim sıkılınca camı açıyorum, o gidip kapatıyor.
Aşırı duyarlılığımın yakınlarım tarafından alay konusu olması. ‘‘Annem yine ağlar şimdi...’’
Kendime renkli bir şey alınca, bir faaliyete katılınca ‘‘O sana yakışır mı hiç, bu yaşta ha?’’ denmesi.
Katıldığım hayır kurumu çalışmalarındaki gelişmeleri, aksaklıkları eşime anlatınca eşimin ‘‘Bir sürü menopozlu kadın, tabii öyle olacak’’ gibi konuşmaları.
Gelinim bize gelince ‘‘Sancım var, regl oldum’’ demesi. Gelinimle herşeyi de konuşmak, paylaşmak zorunda mıyım?
Kadınlığa ilk adım
Evde, annemle bir tatil günü kahvaltı ediyorduk. ‘‘Anne bugün çok kötüyüm. Canım sabah sabah bol reçel, çikolata istiyor’’ dedim. Annem şaşırdı. O sırada ‘‘İçim boşalıyor anne’’ dedim. Tuvalete koştuk, ilk kanı gördük. Annem bana anlattı. O akşam annem yakın akrabaları eve davet etti. İlk kez regl olduğumu açıkladı. ‘‘Nasıl sünnet önemli bir olaysa bu da kızlar için önemli bir gün’’ diye konuşma yaptı. Herkes bana değişik sorular sordu. ‘‘Ağrın var mı, halsiz misin?’’ Ben de sorularla neler olabileceğini öğrenmiştim. Babam işten geldi, beni kutladı.
Doğumdan sonra
28 yaşındaydım, işimde istediğim yere gelmiştim. Artık anne olabilirdim. İş çıkışlarında bebeğime eşyalar, oyuncaklar alıyordum. Hangi kreşe gidecek, nasıl bir eğitim vereceğiz gibi planlar yapıyordum. Herşeye özen gösteriyordum. Eşim de çok ilgiliydi. Beni oturtur, ayaklarıma masaj yapar, bana kitap okurdu. Dokuz ay 10 gün ne çabuk geçmiş. Bebeğimin bana hiç eziyeti olmamıştı (...) Bebek doğdu, kucağıma aldım. Gözyaşlarımdan bebeğimi göremiyordum. Nedenini bilemediğim bir ağlama krizine tutulmuştum. Sanki doğuma hazır olan ben değildim. Kimselerle konuşamıyordum, doktora soramıyordum. Süt bile veremedim bebeğime. O günden sonra kucağıma alamadım. Mümkün olsa 24 saat ağlayacaktım. 40 gün sonunda savaş bitti, ağlamam kesildi. İlk kez bebeğimi doya doya öptüm. Ben dokuz ay 50 gün sonra anne olmuştum.
Acaba ben erkek miyim, yoksa kadım mıyım
Şimdi yeni bir moda başladı.
İnsanlar hangi cinsiyetten olduklarına karar veremiyorlar.
Bunalımlara giriyorlar.
‘‘Acaba ben erkek miyim, yoksa kadım mıyım’’ diye uzun uzun düşünüyorlar.
Onlara yardımcı olmaya karar verdim.
Eğer kadın mı, erkek mi olduğunuza kolayca karar veremiyorsanız, basit bir test uygulayın.
Kendi kendinizle sevişmeye başlayın.
Erken orgazm olursanız erkeksiniz demektir.
Uzun ön sevişmede ısrar ederseniz, sadece orgazm değil, manevi tatmin de ararsanız ve geç orgazm olursanız, o zaman da kadınsınız demektir.
Bilmem anlatabiliyor muyum?
Kendi başınıza çözün bu meselenizi de, bizi meşgul etmeyin lütfen...
Çünkü, bizim uğraşmak zorunda olduğumuz daha önemli meseleler var. . Kadınlar Hakkında Bilgi hakkinda aciklamalar Kadınlar Hakkında Bilgi konusunda bilgiler
|