Fransa'da yeni bir feminist kadınlar hareketi ortaya çıktı. Kendilerine ‘Dişi Bekçi Köpekleri’ diyen kadınlar artık ‘maçolarla’ tek tek savaşmaya karar verdi.
‘ÖNCE külodunu çıkar kaltak!’ 4 Mart günü Fransa Tarım Fuarı'nda bir çiftçi, bakan Dominique Voynet'ye böyle bağırınca, yirmi yıl aradan sonra Avrupa'da ‘Feminizm Hareketi’ yeniden ateşleniverdi. Sırf kadın olduğu için Çevre Bakanı'nın maruz kaldığı bu hakareti televizyondan seyreden bir kadın yazar, Florence Montreynaud ‘Dişi Bekçi Köpekleri Derneği’ni kurarak kadınların savunmasını üstlendi. Birçok kadın aydının ve iş kadınının da desteklediği bu hareket giderek sesini yükseltiyor. Kadınlara sırf kadın oldukları için hakaret eden, cinsiyet ayrımı yapan herkes ‘Dişi Bekçi Köpekleri’ tarafından, kendi deyimleriyle ‘ısırılıveriyor.’
FO işçi sendikasının genel sekreteri Marc Blondel kadınların dayağını ilk yiyenlerden. Kadın sendikacı Nicole Notat'ya kürsüden ‘Ben başbakanın koynuna girmek için para almıyorum’ diye seslenen, gazeteci Laure Adler'e yazdığı mektupta hakaretler yağdıran ‘maço’ sendikaçı kadınların isyanı üzerine geri adım atıp özür dilemek zorunda kaldı.
Sayıları birkaç ayda 750'yi bulan, işin güzeli üçte biri de erkek olan ‘Dişi Köpekler’in felsefesi aslında basit : ‘Feminizm savaşı 1970’li yıllarda kazanıldı. Doğum kontrolü, eğitimde ve hukuk karşısında eşitlik gibi haklar elde edildi. Ama yaygın, sinsi ve inatçı bir cinsiyet ayrımı hala sürüyor. Bunu adım adım geriletmek, her maço davranışın karşısına dikilmek gerekiyor. Bunun için de seksizmle kavgayı belden yukarı seviyeye çekmemiz gerek.'
21'nci yüzyıla girerken yeniden canlanan bu kadın hareketi aslında biraz 1968 gençliğini hatırlatıyor. Cesur ve çarpıcı sloganlar kullanılıyor. Mesela dernek üyesi kadınlar kendilerine ‘Kaltakların kızları’ da diyor. 1971 yılında, kendilerine tepki olarak ‘kaltak’ diyen 343 kadın Nouvel Observateur dergisinde yayınlanan bir manifestoda ‘biz çocuk aldırttık’ diyerek altına imzalarını atmışlar ve kürtajı serbest bırakan kanuna kamuoyu oluşturmuşlardı.
Tabii bu hareketi ‘aşırı ve yersiz’ bulanlar da çok. Psikanalist Elisabeth Roudinesco ‘Amerikan tipi yeni bir püritanizm doğmasın’ diye endişelenirken, ‘derneğin ismi yanlış’ diyenler de var. ‘Dişi Bekçi Köpeği’ İngilizcede ‘kanunsuz veya umuma zararlı hareketlere karşı tetikte olan kimse, makam’ manasına kullanılan Watchdog kelimesinin tercümesi. Halbuki ‘Chien de garde’ yani bekçi köpeği Fransızca'da ‘birisine köpeklik eden’ manasına kullanılıyor.
Fransa gibi ileri ve zengin bir ülkede bile, bir kadın eşit iş için bir erkekten % 25 daha az ücret alıyor; 10 yönetici koltuğunun 9'unu erkekler işgal ediyor ve Parlamento'daki 10 milletvekilinin sadece 1'i kadın ... o da sırf kadın olduğu için aşağılanıp alay konusu oluyor. Yani derneğin daha yapacağı çok iş var.
Yeni bir yüzyıla girerken yapılan listelere son yüzyılda cinsiyet konusuna bakışımızı değiştiren 6 kitap da eklendi.
Kadın Haklarının Savunulması
A Vindication of the Rights of Women, Mary Wollstonecraft, 1792. Wollstonecraft, devrimcilerin insan hakları konusundaki ısrarını sadece erkekler açısından değil kadınlar için de yazdı.
İkinci Cins
The Second Sex, Simone de Beauvoir, 1953.
‘‘Kadın olarak doğulmaz, kadın olunur’’diye yazan Beauvoir bu kitabıyla yüzyılın en etkili feminist metinlerden birini kaleme almış oldu.
Feminist Gizem
The Feminist Mystique, Betty Friedan, 1963.
Friedan modern kadın hareketinin etkilendiği bu kitabında cinsel eşitliğin 50'li yılların kadınını tekrar eve kapatan bir tüketim kültürüne dönüşmek üzere olduğunu yazdı.
Kadın Hadım
The Female Eunuch, Germaine Greer, 1970.
Çağdaş kadın düşmanlığını tanımlamak için sosyolojik teoriler yerine edebi eleştirelliği tercih etti.
İlişki
Intercourse, Andrea Dworkin, 1987.
Dworkin, erkek egemenliği yönelttiği radikal eleştiriyle kadınların baskı altında tutulma nedeninin seksin ta kendisinde aranması gerektiğini yazdı.
Tepki
Susan Faludi, 1991.
Yeni sağın yükselmesinin kadın hareketine etkilerini inceledi.
Feminizm 370 yıl önce başlamış
Kadın erkekten üstündür tezini savunan tarihi bir kitap bulundu. İngiltere'de ortaya çıkarılan ve 1630'larda yazıldığı tahmin edilen kitap, kadınların erkeklerden daha iyi, daha akıllı ve daha cesur olduğunu savunuyor.
İngiliz bir tarihçi, kadınların erkeklerden daha iyi olduğunu savunan 370 yıllık bir kitap buldu. Tarihçi, bu kitabın feminizmin sanıldığından yıllar önce de var olduğunu gösterdiğini belirtiyor.
İngiltere'nin kuzeyindeki Manchester kenti yakınlarındaki Wigan'da, devlete ait tarih kurumunda görevli Alan Davies, 182 sayfalık kitabı, belediye sarayının bodrumundaki bir kağıt yığınının altında başka bir şey ararken tesadüfen bulduğunu söyledi.
‘‘Kadının Değeri’’ adlı kitap, eski İngilizce ile ‘‘kadınların erkeklerden neden daha üstün olduğunu kanıtlayan bilimsel inceleme’’ alt başlığını taşıyor.
Davies, üzerinde yazar ismi yazılı olmayan kitabın kullandığı eski dil ve ciltlenme şeklinden 1630'lu yıllara ait olduğunun anlaşıldığını belirtti.
Davies, ‘‘birçok kişi kadın hareketinin 20. yüzyılın başlarında Emmeline Pankhurst ile başladığını düşünür’’ dedi. Pankhurst, İngiltere'de kadınlara oy hakkı verilmesi için mücadele eden kadındı.
Kitabın birinci bölümünün başlığı: ‘‘Havva, Adem'den daha mükemmel’’. Yazar bundan sonra kadınların nasıl erkeklerden daha iyi olduğunun ayrıntılarını sıralıyor.
Kitapta ‘‘Kadınlar, zekayı ilgilendiren çeşitli durumlarda erkeklerin ilerisindedirler ve bence erkeklerden bu alanda sanıldığından daha üstündürler’’ diye yazıyor.
Bir sonraki bölüm başlıkları ise sırasıyla şöyle: ‘‘Kadınlar İsa'yı erkeklerden daha çok sevdi’’, ‘‘Kadınlar erkeklerden daha akıllıdır’’ ve ‘‘Kadınlar erkeklerden daha cesurdur’’.
Türk usulü feminizm
DELİKANLI toplum dediğin böyle olur işte.
Birleşmiş Milletler'in New York'ta düzenlenen ‘‘Kadın 2000’’ konulu toplantısı için bugün beş kadın, altı erkek milletvekili Amerika'ya uçuyor.
BM hata yapmış olmalı, Meclis'te temsil edilen partilerden beş kadın milletvekili çağırmış! Bizimkiler de hatayı düzeltip beş kadın milletvekiline altı erkek milletvekilinden ‘‘koruma’’ vermişler.
Şimdi on biri birlikte uçuyorlar.
Yarın ‘‘21. Yüzyıl İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış’’ konulu toplantılara katılacaklar. Benim bildiğim, bu toplantılara katılmadan önce ciddi bir hazırlık gerekir. Toplantılara boy göstermeye değil katkıda bulunmaya gidilir.
Yarın New York'ta başlayacak görüşmelerde, 1995'te Pekin'de yapılan ‘‘Dünya Kadınlar Konferansı’’nın beş yıllık bilançosu ele alınacak. 181 ülkenin katıldığı Pekin toplantısı, kadın sorunları için bir ‘‘eylem platformu’’ ortaya çıkarmıştı.
New York'taki buluşma önemli; çünkü ‘‘eylem platformunun’’ başarısı sınanacak bir bakıma.
Ne yapıldı?
‘‘Toplumsal cinsiyet eşitliği’’ konusunda ne gibi gelişmeler kaydedildi?
Kalkınma ve barış için kadın platformu hangi eylem planlarını hazırladı? Hangi projeleri hayata geçirdi?
UNICEF'in hazırladığı yeni bir araştırmaya göre dünyadaki kadın nüfusunun yüzde ellisi en yakınlarından yani baba, ağabey, koca ya da sevgilisinden şiddet görüyor. Aile içi şiddete maruz kalan kadın, sosyal hayatta ne kadar etkin olabilir?
Daha onlarca, yüzlerce soru, sorun.
BM toplantısına koşarak giden ‘‘beyler’’, bu konuları acaba hayatlarında bir kez düşündüler mi? Kadın hareketi üzerine yazılmış tek bir kitap okudular mı?
1995'teki Pekin toplantısının kararlarından haberleri var mı? Varsa ve de New York'a gidecek kadar bunun militanlığını yapıyorlarsa, neden bugüne kadar hiç seslerini duymadık?
Bu beylerin özel hobilerinin ‘‘kadın sorunları'' olduğunu varsayalım, temsil ettikleri MHP, ANAP, DSP, DYP ve FP'den hangisinin ‘‘kadın sorunlarıyla’’ ilgili aktif bir çizgi izlediğini gördünüz?
New York'a gitmek hoş olabilir. Aslında pek de caziptir. Hele işin içinde New York'ta Kadın Konferansı'nda tatil yapmak varsa!
Yukarıdaki partilerin siyasi söylemlerinde kadın sorunu ‘‘deniz kaplumbağalarını koruma’’ meselesinin çapını aşmaz. Çoğu kez deniz kaplumbağalarından bile daha değersizdir.
En centilmen olanı bile ‘‘Centilmenlik kadınlara iyi davranmaktır, anlamayınca da haddini bildirmektir’’ diyen bir kültürün ‘‘erkeğidir’’. Bu zihniyet, erkek istibdadı altındaki siyasi sınıfın belirgin karakteridir. Bu siyasi sınıf, gelişmiş demokrasilerde kadın hareketinin kat ettiği mesafenin farkında bile değildir. Maçoluğun nasıl, ne kadar, ne ölçüde ‘‘demode’’ olduğunu algılayamayacak kadar ağır ve ‘‘derin’’ bir ‘‘köhnelik’’ içinde siyaset yapar.
Soluğu ancak meclis komisyonlarında iktidar goygoyculuğu yapmaya yeter.
Aslında bugünkü yazımın konusu New York'taki Kadın Konferansı değildi.
Ama çok farklı cepheden de olsa gene bir ‘‘erkek’’ yazısı yazacaktım. Son yıllarda su üstüne çıkan ‘‘Adonis’’ kompleksinden söz edecektim.
Çünkü erkeklerin ‘‘güzelleşme’’, ‘‘yakışıklı olma’’ çabaları, yani Adonis kompleksi artık kitaplaştı. Kitap, Amerika'da epey ilgi görüyor.
‘‘Kadınlar’’ 80'lerden itibaren kamu hayatında çok fazla ‘‘ağırlıklarını’’ hissettirmeye başlayınca, ‘‘erkekler’’ de bu güç dengesindeki irtifa kaybını ‘‘ağırlık’’ kaldırarak gidermeye çalışıyorlar.
Yani ‘‘güçlü kadına’’ karşı ‘‘kas gücünü’’ geliştirerek tepki verme gibi ilginç bir psikoloji içindeler. Erkekler yeterince ‘‘maço’’ olmadığı için otomatik vitesli otomobil kullanmayı da sevmiyorlarmış! Bu da otomotiv sanayiinin açıkladığı son araştırmaların sonuçları.
Bizim politikacı prototiplerine gelince, zaten kendilerini kadınlardan üstün görüyorlar. Bana kalırsa Adonis kompleksi onlardan çok uzaklarda!
Feminizm okullu oldu
Kadınların haklarını korumayı amaç edinen feminist düşünce okullu oluyor. Amaçları, feminist kuramı öğretmek ve geliştirmek.
Feminist düşünüş çevresinde biraraya gelen kadınların oluşturduğu Amargi Kadın Akademi Girişimi, "Feminist Eleştiri ve Toplumsal Cinsiyet Dersleri" adı altında kuramı
öğretmeyi planlıyor.
Bu amaçla Amargi Beyoğlu şubesinde çeşitli derslerin verilmesini sağlayacak olan Girişim, sağlıklı bir tartışma ortamı için 25 kişilik sınıflar oluşturdu.
Katılım için kayıt yapılması şart koşulurken, ilgilenenlerin 20 Aralık 2003 tarihine kadar kayıt başvurusunda bulunabileceği duyuruldu. Herhangi bir ücretin alınmayacağı derslere başörtülü girebilecek.
Amargi Beyoğlu şubesindeki ilk ders 13 Aralık 2003 günü verilecek. Dersler de cinsiyet farklılığının Türkiye'deki ve dünyadaki boyutları anlatılacak, bu durumun yarattığı
sosyopolitik gelişmeler ele alınacak.
Feministler kendi İncillerini yazdı!
Amerika ve İngiltere'deki feministler, 2000 yıllık İncil'in, kadınları ikinci sınıf yaratık olarak gören, ırkçılık kokan ve Yahudi düşmanlığı yapan ayetlerini değiştirerek kendilerine göre yeniden yazdılar..Sadece İngiltere ve Amerika'da değil, tüm dünya çapında en ünlü ve en saygın yayınevlerinden biri olan Oxford Universty Press için hazırlanan yeni İncil'de, Hıristiyanlığın baskıcı, diğer insanları, ırkları ve kadınları küçümseyici yanları bütünüyle değiştiriliyor. Ancak feministler tarafından hazırlanan ve ocak ayından itibaren Amerika'da piyasaya sürüleceği, İngiltere'de de aynı zamanda yayımlanması için çalışmaların sürdürüldüğü bildirilen yeni İncil, kilisedeki çeşitli çevreler tarafından eleştiriliyor.
Feministlerin çoğunlukta olduğu bir kurulun hazırladığı yeni İncil'de yapılan değişiklikler şöyle: Eski İncil baştan aşağı taranarak ırkçılık kokan, Yahudi düşmanlığı yapan, bedensel özürlü insanlara karşı önyargılı bir tavır sergileyen bölümler İncil'den çıkırılıyor. Öyle ki, İncil'de "Tanrı'nın sol eli" olarak geçen ibare, belli insanlara karşı önyargılı bir anlam ifade ettiği gerekçesiyle "Tanrı'nın güçlü, kudretli eli" olarak değiştiriliyor.
Feministlerin yazdığı İncil'deki en ilginç değişiklik Tanrı'nın cinsiyetiyle ilgili ibarelerle ilgili. Buna göre, "Tanrı'nın oğlu İsa" ibaresi, "İnsan-Tanrı İsa" olarak değiştiriliyor. Öte yandan ırkçılık koktuğu ileri sürülen bazı ayetler de tümden değiştiriliyor. Özellikle Hz. İsa'nın Yahudiler tarafından öldürüldüğünü belirten bölümler, Yahudiler'e hakaret ettiği ileri sürülerek değiştiriliyor. Bu sebeble İncil'deki "Rab İsa'yı ve havarilerini öldüren Yahudiler" ibaresi değiştirilerek yerine "Rab İsa ve havarileri öldürenler" ibaresi konuyor. Öte yandan İncil'deki "karanlığı" "kötülükle" özdeşleştiren ifadeler, ırkçılık koktuğu ileri sürülerek İncil'den çıkarılıyor. Bu arada kadınları hakir gören ya da erkeklerin hizmetçisi olarak niteleyen ifadeler de tümüyle değiştiriliyor. Feministlerin çoğunlukta olduğu bir kurul tarafından yazılan bu yeni İncil, kilisedeki çeşitli çevreler tarafından eleştiriliyor; ancak bu yeni İncil, yeniden yazılan ilk İncil değil elbette. 2000 yıldan bu yana yeniden yazılan İnciller'in sayısının ne olduğunu kilisenin kendisi de bilmiyordur herhalde.