Çalışan hamileler
2008-01-29 19:56:51 Kadinlaricin.net sitesinde Çalışan hamileler baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Çalışan hamileler ile ilgili yazi bulunmaktadir.
|
 |
|
|
| |
Hem çalışıyor, hem de bebek bekliyorsanız, çok dikkatli olmanız gerek... Çünkü uzmanlar, hamile kadınların çalışmasının kan basıncının yükselebileceğini belirtiyor. Kan basıncının yükselmesi anne ve çocuğun hayatlarını tehlikeye atabilecek dereceye ulaşabiliyor.
ÜNİVERSİTE ARAŞTIRMASI İrlanda Cork Üniversitesi doktorları tarafından 1000 hamile kadın üzerinde yapılan araştırmanın sonuçunda, çalışan hamilelerde, çalışmayanlara oranla, gebeliğin son aylarında yüksek tansiyon ve hastalığına yakalanma riskinin yaklaşık beş kat daha fazla olduğunu anlaşıldı.Çalışan hamileler Hamileler ve uçak yolculuğu Hamilelerde uçak yolculuğu belirli aya kadar özel durumlar hariç sakıncalı değildir. Genellikle 32. haftaya kadar (ortalama 7 aya kadar) uçak yolculuğuna izin verilebilir. Sağlıklı bir anne adayı bazı durumlara dikkat ederse uçakla yolculuk etmesi mümkündür. Eğer uçak ile yolculuk yapmak istiyorsanız öncelikle uzun süreli rötarlı gidişi en az olduğunu bildiğiniz şirketleri tercih etmeniz daha iyi olur. Uzun ve stresli bekleme dönemleri hem kendi hem bebeğinizin sağlığı açısından uygun olmaz. Uçak içinde sigara içilmeyen bölümde ve sigara içilen bölümden mümkün olduğu kadar uzağa oturmaya özen göstermelisiniz. Ayrıca mümkün olduğunca motor gürültüsünden uzak bir yer seçmelisiniz. Yolculuk 1-2 saatten fazla sürecekse ara ara kalkıp yürümeniz, oturduğunuz sürede bacaklarınızı kasıp gevşeterek pasif cimnastik yapmanız, sıkı giysi kullanmamanızda yarar var. Varisi olan veya varis eğilimi olanların varis çorabı kullanmaları faydalıdır. Uçuş sırasında kan dolanımını rahatlatmak için bacaklarınızı sık sık oynatmalı, kısa süreli göğsünüze doğru kaldırarak hareket ettirmelisiniz. Uçak tutması, bulantı gibi probleminiz olursa doktorunuzun tavsiye edeceği bir ilaç alabilirsiniz. Yolculuk sırasında bol sıvı almaya gayret etmelisiniz. Gaz yapıcı yiyecekler ve gazlı içeceklerden uzak durmalısınız. Hamilelere uçak yolculuğunun kesin olarak yasaklandığı durumlar da vardır. Eğer doğumunuz yaklaşmışsa, erken doğum riskiniz varsa, ileri derecede kansızlık probleminiz varsa, kalp ve akciğer hastalığınız bulunuyorsa ve uçmaktan korkuyorsanız uçağa kesinlikle binmemelisiniz.
Çalışan kadın mutsuz evliliğe katlanabiliyor
Evli kadınların iş sahibi olması boşanma olasılığını düşürmekte. Ancak bu çalışan kadının daha mutlu ilişki yaşadığı anlamına da gelmiyor. Pennysylvania Devlet Üniversitesi sosyologları sonucun daha çok evlilikler hakkında bilgi verdiğini söylüyorlar. Evliliklerinden hoşnut olmayan kadınlar, mutlu olanlara kıyasla çalışma hayatlarını daha uzun süre devam ettirerek mutsuz ilişkilerine katlanıyorlar. Oysa bugüne kadar yapılan araştırmalarla, kadının olası boşanma halinde ekonomik sıkıntı çekmemek için çalıştığı sanılıyordu.
Çalışan annenin zor seçimi
Çalışan annelerin, doğum yaptıktan kısa süre sonra çalışma hayatına geri dönmeleri, annelerin ve bebeklerin ruhsal sağlıkları üzerinde büyük tahribatlar yapıyor.
Annelerin doğum sonrasında izin sürelerinin bitiminin ardından iş hayatına geri dönmeleri sonucunda yaşanan ayrılıklar, bebek ve anne üzerinde sorunlara yol açıyor. Bebeklerinin bakımını, başkalarına olması gerekenden önce bırakmak zorunda kalan çalışan anneler, ciddi duygusal problemler yaşayabiliyor. Psikolog Belkıs Ertürk, annenin bebekle olan bağının doğum öncesinde başladığına dikkat çekerek, özellikle 0-1 yaş arasının bebek için çok önemli bir dönem olduğunun altını çiziyor. Türkiye'de çalışan annelere verilen doğum izninin yetersiz olduğunu vurgulayan Ertürk, annenin maddi sebeplerden dolayı çalışma hayatına hemen dönmesini bebeğin yaşadığı ilk hayal kırıklığı olarak değerlendiriyor.
İlk bebek çok önemli
İlk doğumun anne için zor bir aşama olduğunun altını çizen Ertürk, doğum sonrası süreci, ikinci bir süreç olarak ele alıyor. Belkıs Ertürk, anne-bebek ilişkisini şöyle açıklıyor: "Doğum sonrasında annenin kendisini fiziksel açıdan toparlaması zaten uzun süre alıyor. Hele bir de doğum sezaryenle gerçekleşmişse bu süre daha da uzayabiliyor. Eğer hamilelik anne için istenen bir hamilelikse bağ çok daha kuvvetli oluyor. Hamilelik istenmiyorsa anne bir şekilde bebeği itebiliyor. Anne, bebeği doğduktan sonra sevmeye başlıyor, içinde olan duyguyla bebeğe bağlanıyor, bebek de anne üzerinden dünyayı tanımaya başlıyor. Bebeğin anneye her geçen gün ihtiyacı arttığı için 3 aylık süre sonunda bebeği anneden ayırmak çok doğru bir şey değildir." Sık sık bakıcı değiştirmek sakıncalı
Bebek, anneden alması gereken temel sevgiyi, ikinci bir kişiden almaya başladığı için anneye değil bakıcısına bağlanmaya başlar.
Bu durum da genelde anneleri rahatsız eder ve anne, bebeğin bakıcısını sık sık değiştirir. Oysa bu yanlış bir tutumdur ve bebekte sevgi yetersizliği oluşmasına neden olabileceği gibi, ileride zor ve problemli dönemlerin temeli atılmış olur, çocukta anneye karşı öfke görülebilir. Bebek depresyon geçirebilir
Bebeğin anneden ilk kopuş arifesinden sonra çok ileri dönemlerde bebeklik çağı depresyonu geçirilme ihtimali olabilir. Bebekler genellikle isteklerini ağlayarak dile getirdikleri için pratikte depresyonu fark etmek çok kolay değildir.
Bu dönemde bebekler sürekli ağlarlar. Meme emmek istemezler. Eğer, bebeği kendini bilen bir çocuk haline getirmek istiyorsanız en az 1 yaşına gelene kadar yanında kalın.
Çalışan kadınların üçlemi Kadının evinin dışında üretim sürecine katılması modern yaşam tarzının getirdiği bir olgu. Üretim ilişkilerinin gelişmesi ve karmaşıklaşması beraberinde ucuz işgücü olarak görülen kadının kamusal alanda çalışması sonucunu doğurdu.
Bu değişimi fabrikalara, gittikçe çoğalan imkanlara sahip olan kentin cazibesine kapılan göç dalgaları besledi.
Önceleri evinde, bahçesinde ailesi için üreten kadın, günümüzde kamusal iş hayatının önemli bir parçası. Tabii olarak uğraş alanının genişlemesi ve yer değiştirmesi kendi ve ailesi için yeni problemlere yol açtı. Aileyi etkileyen bu problemler ise gittikçe toplumsal nitelik kazanarak sosyal değişmelere kaynaklık ediyor. Yine bu olguya bağlı olarak yaşanılan değişiklikleri, değer yargılarımızdan sofra kültürümüze kadar geniş bir yelpazeye yaymak mümkün.
Kadının çalışması konusunda herkes aynı görüşü paylaşmıyor. Kimileri 'aileyi geçindirmek erkeğin görevi, kadın evde otursun çocuğuna baksın' derken kimileri 'çalışan, işi olan dolayısıyla para getiren bir kızla' evlenmenin yollarını arıyor. Bazı kadınlar çalışma hayatından nefret ettiğini her fırsatta dile getirirken bazıları iş dünyasının ve bir işe sahip olmanın avantajlarını yaşamalarından duydukları mutluluktan dem vuruyor. Bu zıt örneklere günlük hayatta sıkça rastlayabiliyoruz.
Küçük yerleşim birimlerinden ziyade büyük şehirlerin gerçeği olan kadının üretim mekanizmasında sahip olduğu role paralel olarak aile içi ve çalışma hayatındaki çatışmalar da yoğunluk kazanıyor. Bir yanda eş, çocuklar, aile düzeni; diğer yanda iş hayatının dişlileri... Bu gerçeklerden hareketle çalışan kadınlarla konuştuk. Çalışma hayatı neler getirdi, neler götürdü? diye...
Tekstil fabrikasında çalışan Sevi Çoktan, işini severek yaptığını söylüyor. Ama çalışma amacı: Aile bütçesine katkıda bulunmak. Çünkü kazandığı paraya ihtiyaçları var. Sevi Çoktan, bekar olduğu için evlilerin çektiği sıkıntıları çekmediğini belirtiyor. Asiye Yılmaz 40 yaşında, iki sene önce çalışmaya başlamış. Maddi sıkıntı çektiklerinden bahsederek, 'İhtiyacı olmasa kim çalışır?' diye dertleniyor. 'Ev hanımlığı gibi yok' sözleriyle duyduğu özlemi dile getiriyor. Mesainin 8.30'da başlayıp 19.00'da bittiğini bazen bu sürenin 22.00'ye kadar uzadığını söylüyor. 'Sigortanız var mı?' diye soru yönelttiğimizde 'yok' diyor. 'Paramın kesilmesini istemiyorum.' Bir haftalık işçi olan Figen Bastaban, 'Bir yönden ihtiyacım var, bir de evde yalnızım. Hem evin geçimine katkıda bulunmak hem de zamanı değerlendirmek istiyorum' diye konuşuyor. İki kişi oldukları için evi düzenlemenin zor olmadığını, çocuk olunca işi bırakacağını belirterek eşinin verdiği destekten övgüyle söz ediyor. Hayriye Satı ise çocuklarını evde yalnız bırakarak çalışmaya gitmiş. İşinden dolayı onları okutamadığı ve eşine sevgi veremediği için üzülüyor.
Nurten Obuz 15 yıllık tekstil işçisi. 2 çocuk annesi Obuz dışarıda çalışmasının aile hayatındaki yansımasını şöyle anlatıyor: "Çalışmasaydım maddi sıkıntımız fazla olurdu ama anneliğim daha rahat geçerdi. Çünkü şu anda çocuklarımla yeterince ilgilenemiyorum. Küçükken onlara anneannesi baktı. İlkokuldan beri kendi kendilerine bakıyorlar. Evdeki her şey aksıyor. İşimdeki yoğunluk kocamla ilişkilerimi iyice gerginleştiriyor. "Maddi durumunuz iyi olsaydı yine çalışır mıydınız?" diye soruyoruz: 'Çalışmayı anında bırakırdım' cevabını veriyor.
15 yıllık memur olan Güzide Aceralp ise çalışma sebebinin maddiyattan kaynaklanmadığını söyleyerek kendi çalışmasının çocukları üzerinde olumlu etki yaptığına inanıyor. 'Çocuğumun yuvada yetişmesi onun için faydalı oldu' diyor. "Çünkü yuva, çocuğun dışa dönüklüğünü sağlıyor, yeteneklerini geliştiriyor, aynı zamanda sosyal yaşantısını geliştiriyor" diyor. İlk önce kocası, Güzide Hanım'ın çalışmasına karşıymış, ama başarılı olduğunu görünce iftihar etmeye başlamış. Bir işte çalışmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, çalışmakla ev işlerini, aile hayatını aksatmadığını da sözlerine ekliyor.
Anaokulu öğretmeni bir hanım çalışmasının asıl sebebinin insanlığa hizmet olduğunu vurgulayarak, mezun olduktan sonra hasat mevsiminde eve çekilmeyi doğru bulmadığını söylüyor. Çalışma ortamının müsait olmasını kendisi için nimet olarak değerlendiriyor. Çalışan kadının en çok beyinin desteğine ihtiyacı olduğunu, çünkü kadının artan sorumluluğuna karşı eşin yardımcı ve anlayışlı olması gerektiğini düşünüyor. Evle çalışma hayatını nasıl yürüttüğünü sorduğumuzda gerçekçi bir cevap veriyor: "Sadece insan kendini neye programlarsa o kadar verimli oluyor. Ev hanımı olsaydım daha çok yorulacaktım. Çünkü bütün günüm temizlikle geçecekti. Birçok şeyi beraber götürmenin zevki ise bambaşka. Ben bu yolla insanlara güzel şeyler veriyorum."
Kadının çalışması maddi imkanlar sağlaması yanında olumsuz etkileri de içinde barındırıyor. Bu olumsuzluklar kendiyle beraber sorumlu olduğu yakın çevresindeki kişilere de yansıyınca yaşanılan sıkıntıların çözümü daha da zorlaşabiliyor. Bunun için kadın, aile, çocuk, iş arasında tercih yapma durumunda kaldığında, kararların sağduyu ile alınması ve öncelikli olanı tercih etmek, en ideal davranış biçimi olacaktır.
Merhaba doktor bey, ikiz bebek bekleyen 33 yaşında bir kadınım, çalışıyorum. İşim ayakta durmayı gerektirmiyor ama işime araba kullanarak gidip geliyorum. Acaba sizce doğuma kısa bir süre kalana kadar çalışmam doğru olur mu? Ya da kaçıncı haftaya kadar çalışabilirim?
CEVAP:İkiz gebelikler tekil gebeliklere göre daha erken doğum eylemine girebilir. Bu nedenle hem sizin sağlığınız hem de bebeklerinizin sağlığı ve gelişimi açısından 32. haftadan itibaren çalışmamanızı öneririm. Araba kullanırken gebelerde gebeliğin büyümesiyle birlikte, reflekslerde yavaşlama daha fazla telaşlılık ve kararsızlık sizi olumsuz etkileyebilir. Ayrıca airbag ve emniyet kemeri de ani durma veya çarpışma anında anne karnına dolaysıyla bebekte travmaya neden olabilir. Bu nedenle araba ile seyahatte arka koltukta oturmanız daha uygun olur. Çalışan hamileler hakkinda aciklamalar Çalışan hamileler konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Çalışan hamileler,Hamilelikte Çalışma, hamilelikte çalışmak, Hamilelik döneminde çalismak sakincali mi?
|