Kadınlar
           
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuk ve Çocuk bakımı hakkında bilgiler
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlar için Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Faydalı bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Hamilelik ve Doğum

» Annelik duygusu

Annelik duygusu

2010-03-27 17:38:55 Kadinlaricin.net sitesinde Annelik duygusu baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Annelik duygusu ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Annelik duygusu

 

Hepimiz biliyoruz ki annelik, ağır sorumlulukları beraberinde getiren güç bir meslek. Bununla birlikte hemen hemen bütün annelerin görüşü aynı; anne olduğunuz zaman, o güne kadar varlığını bilmediğiniz bazı özellikleriniz de ortaya çıkıyor. Hem de size olumlu katkıları olan özellikler...

Minik afacan elbette size sıkıntılı günler geçirtecek. Bazen şaşkına dönüp, ne yapacağınızı bilemeyeceksiniz. Fakat bunca sıkıntının ortasında bir olumlu gelişme size çektiklerinizi unutturacak. Bu kadar çabuk sevinebildiğinize siz de şaşıracaksınız. Kargaşanın ortasında elde ettiğiniz bir başarı, sizin için büyük önem taşıyacak. Anne olmadan önce ne kadar güç sevindiğinizi, tatmin olduğunuzu hatırlayarak şaşıracaksınız. Hayata artık hep bir açıdan bakmadığınızı farkedeceksiniz.

Küçük sıkıntılar sizi eskisi kadar etkilemeyecek. Büyük sorunlarla karşılaştığınız zaman, çevrenizden yardım istemeyeceksiniz. Sorunlarınızı kendi kendinize çözümleyebileceksiniz. Minik bebeğin bakımıyla ilgili kararları kendi kendinize vermeyi öğrendikten sonra artık karar vermek sizin için güç bir iş sayılmayacak. Bir bebeğin sorumluluğunu üstlendikten sonra başka sorumluluklar almanında size güç gelmediğini farkedeceksiniz.

TÜRKAN ŞORAY

Yağmur, bir denge unsuru

''Kızım tabii ki yaşantımda büyük bir denge unsuru oldu benim için. Zaten düzenli yaşayan bir insandım, ama o düzenim bile düzene girdi diyebilirim. Kızımın ayakları üzerinde durmayı öğrenene dek bana sırtını dayaması, o güveni duyması benim için çok önemliydi. Yağmur bugün 14 yaşında ve çok şükür ben bu güveni ona verebildim. Ona verdiklerimin karşılığını şimdi onu özgüveni gelişmiş bir genç kız olarak karşımda görerek alıyorum. Duygusal yaşantımda da tabii ki Yağmur bir denge unsuru. Çocuğu olan her anne gibi en önce onu düşünüyorum. Gireceğim duygusal ilişkilerde de elbette öncilikle Yağmur’un onayının olması gerekiyor. Kısacası kızımın yaşantımda kurduğu dengeden ben çok memnunum.''

SİBEL TURNAGÖL

Her şeyin başında Sadri geliyor

‘‘İnsan ister istemez zamanından önce olgunlaşıyor. Tek kişilik bir hayat düşünmüyorsun. Her şey onun geleceğine yönelik oluyor. Ona rahatsızlık verecek şeyler yapmıyorsun. İşinden de vazgeçebiliyorsun. Aklına ilk gelen insan o oluyor. Onu ihmal etmemek için İstanbul dışındaki çalışmalarımı en aza indiriyorum. Atacağım her adımı Sadri’ye ve ikimize zarar vermeyecek şekilde düşünüyorum. Annelik duygusunu tadınca, çocuklara bakışın bile değişiyor. Farklı bir çocuk sevgisi oluyor. Normalde sabredemeyeceğin şeye, çocuğunla çok daha sabırlı oluyorsun. Sevimli geliyor. Huysuzluğu bile sevimli geliyor.’’

GÜLŞEN BUBİKOĞLU

Zeynep’in varlığı beni zenginleştirdi

‘‘Evcimen bir insanım. Çocuklara ve ev hayatına karşı büyük bir yatkınlığım ve sevgim var. Anne ve babamın çok genç yaşta ayrılmasından kaynaklanan bir durum herhalde. Zeynep olunca her şeyi bir tarafa bırakıp, ona sarıldım. Annelik çok büyük haz verdi. Çok güzel bir çocuk yetiştirdim. Emeğimin karşılığını görür müyüm bilemem. Zeynep için yaptıklarımdan dolayı çok mutluyum. Çok akıllı, başarılı bir kız oldu. Onun varlığı beni de zenginleştirdi. Anne olmanın getirdiği sorumluluk duygusu, eşinize, evinize, yanınızda çalışanlara daha anlayışlı olmanızı sağlıyor.’’

Eskisine göre çok daha güçlü, becerikli ve başarılı olduğunuzu görmek sizi rahatlatacak. Kargaşanın arasında, güzel şeyleri de yaşamak size mutluluk verecek. Hayatın sadece sıkıntılardan ibaret olmadığınıgöreceksiniz. Daha dirençli biri olup çıkacaksınız. Uykusuzluğa alışacaksınız. Yorgunluk sizi önceki dönemlerde olduğu kadar rahatsız etmeyecek. İnsanın belli bir amaca yöneldiği zaman, bazı duygularından arındığını öğreneceksiniz. Her zaman bir amacınız olacak. Bu da size yaşama sevinci verecek. Önemli bir iş yaptığınızı bilmeniz, anneliğin değerini anlamanıza yardım edecek. Bir çocuk büyütmenin başlı başına bir meslek olduğunu bileceksiniz ve bu meslekte başarıya ulaşmak sizi mutlu edecek.

Anneliğin sağladığı yararlar

Çok kısa sürede karar vermeyi öğreneceksiniz.

Sabırlı olmaya başlayacaksınız.

Yaratıcı gücünüzden yararlanmaya başlayacaksınız.

Koşullara uymayı ilke edineceksiniz.

İşlerin önem sırasını kavrayacaksınız.

Çabuk öfkelenmekten vazgeçeceksiniz.

Her soruna pratik çözümler bulmaya başlayacaksınız.

Hayatın eğlenceli yanlarını da göreceksiniz.

Kendinize güveniniz artacak

Kendi anne ve babanızın nelerle karşılaştıklarını daha iyi anlayacaksınız.

Kız anneleri
 
Demek kız annesisiniz siz öyle mi? Ne güzel, ne güzel!..
-Ha kız, ha erkek!.. Ne fark var ? İkisi de evlat değil mi? Aynı sorunlar... Aynı dertler... Aynı üzüntüler... Dahası, “kız annesi” olmak daha da zor bu devirde.
Böyle mi söylüyorsunuz?
Yok, yok... Tevazuyu bırakın şimdi. Kıymetinizi bilin.
Kız annesi olmanın üstünlükleri, avantajları vardır her zaman için.
-Daha çok sıkıntı ve daha fazla üzüntü çekmenin bir adı da “avantaj” veya “üstünlük” ise, dediğin doğrudur ! Neden söz ediyorsun sen Allah’ını seversen? Çeyiz hazırlamak kolay mı? Oğlan annelerinin böyle bir derdi yok tabii. Sonra efendim, ev mi yerleşecek, gelsin kız annesi... Nişanda kız annesi, düğünde kız annesi... Her türlü problemde yine biz... Ve hamile kalınca kızınız, buyur, her şey yeni baştan!.. Öyle ya, oğlan annesine ne canım!
Zevk olan birçok şeyi, dert haline getirmeye bayılır bazıları. Siz de onlardan mısınız yoksa?
Bırakın yakınmayı da, bu güzel olayların her birini bir “nimet” sayıp tadını çıkarmaya bakın hayatın!
Öyle ya sevgili okuyucularım, kızınız sözlenmesin, nişanlanmasın, evlenmesin, daha mı iyi?
Evlensin ama hamile kalmasın, çocuk doğurmasın mı demek istiyorsunuz yoksa?
Gerçekten de her biri bir zevk, bir mutluluk kaynağı bunların.
Kız anneleri!..
Evet, evet... Ey sevgili kız anneleri!..
Ne büyük bir şansınız var, bunu bilin.
Ve şansınızı, mutsuz olmak için değil, aksine mutlu olmak için bir fırsat kabul edin.
Ancak, kimi severse, kızınızı ona verin.
Malına, mülküne, parasının çokluğuna değil, kızınıza karşı olan sevgisinin, saygısının büyüklüğüne bakın damat adayınızın.
Kendi mantığınıza göre düşünmeyin. Siz değilsiniz yuva kuracak olan. Onlar...
-İyi de, kızım küçük... Aklı ermez... Doğruyu bilemez...
Kim demiş, kızınız küçük diye?
Size öyle geliyor.
18 yaşını bitiren her genç kız, büyük demektir.
Pekiyi, siz kaç yaşında evlenmiştiniz?
Söyleyin, söyleyin...
Ya!.. Gördünüz mü?
Öyleyse, bırakın kızınızı biraz kendi haline. Fazla karışmazsanız, mutlaka doğruyu bulur bir gün!

Bilinçli ve olgun
 
Siz, oğlan annesisiniz, öyle mi? Ne güzel! Niçin mi?
Niçin olacak, ya cici bir gelininiz var, ya da cici bir gelininiz olacak yakında!..
“-Oğlum kimi severse, gelinim odur!”
Diyen oğlan annelerinden misiniz siz?
Böyle düşündüğünüz için kutlarım sizi!
-Elbette öyle düşüneceğim . Ben de gelin oldum bir zamanlar. Kayınvalidem “yavrum, kızım” dedikçe, bir “yavrum kızım” daha çıkardı ağzından. Beni kendi kızlarından hiç ayırmadığı gibi, üstün tuttu çoğu zaman da. En az kendi annem kadar sevdim ve saydım hem de rahmetliyi. Ne sert baktı, ne de sert bir söz söyledi bana. Eşimle olan ufak tefek tartışmalarımızda da benden yana çıktı hep. Bu yüzden, dualarımdan hiç eksik etmem onu. Dolayısıyla ben de gelinimi çok seveceğim elbet. Çünkü o, benim canımın sevgilisi... Çünkü o, benim canımdan kopmuş bir parçayı sevmiş de gelmiş!
Ya... İşte böyle oğlan anneleri de var bu memlekette!
Bilinçli, olgun...
Biliyor ki, o gelinini severse, gelini de eşini daha çok sevecek. Dolayısıyla, oğlu daha mutlu olacak.
Aksini yapacak olsa, yani gelinini hoş tutmasa, azarlasa, kinayeli konuşsa, her işine karışsa, her yaptığını eleştirse, biliyor ki bütün bunlar, olumsuz olarak yansıyacak oğluna.
Dolayısıyla, gelinini ne kadar çok üzerse, oğlunu misliyle üzmüş olacak.
Aklı başında hiçbir annenin tutacağı yol değil bu tabii.
Bir zaman, kendi kayınvalidesinden çok çekmiş oğlan anneleri de:
-Beni çok çok üzdü eşimin ailesi. Bu yüzden, yemin billah ettim o zamanlar. Bir oğlum olursa, kesinlikle kayınvalidem gibi olmayacağım. O ne yaptıysa bana, hep tersini yapacağım ben, diye... Onun için, hiçbir işine karışmam ben gelinimin. Israrla davet etmezse, evine gitmem. Onlar gelince de, oğlumdan çok gelinimle konuşurum. Sevincine de ortak olurum, üzüntüsüne de... Oğluma, “sakın ha, bu kızı üzmyeceksin. Üzecek olursan, ana hakkını helal etmem sana!” diye tembih ediyorum.
Gerçekten de böylesine mükemmel kayınvalideler var benim çevremde. Tabii tamamen bunların aksi olanlar da...
Ve onları, gelinleri de çok seviyor, ben de çok seviyorum!
Darısı öteki kayınvalidelerin başına!..

Annelik

Annenin bebeği ile olan önceki deneyimleri onun annelik kapasitesini arttırır. Genç anneler ilk annelik günlerinde ailesi ve arkadaşlarından ayrıldıklarından, yeni bir ortamda ve bilinmeyenlerle birlikte olduklarından zorlanırlar. Bu stresli dönem boyunca yeni anne, çevresi tarafından desteklenmeye ihtiyaç duyar. Evde mevcut ve alışılmadık yeni ortam ailenin diğer bireylerince farkedilmesi ve yeni anneye yardımcı olunması gerekir. Genç anneyi meraklandıran birçok soru vardır. Genç anne yalnız mı olacak yoksa birçok kişiyle birlikte mi olacak, bu kadın işine tekrar dönebilecek mi, dönebilecekse ne zaman, bu ani değişikliklerin üstesinden gelebilecek mi, kişiliği buna uygun mu? gibi bazı hormonal değişiklikler gebelik ve doğum sonrası dönemde strese katkıda bulunur.
Gebelikte en sağlıklı kadında bile sık idrara çıkma, göğüslerde ağrı, bulantı, karında genişlemenin verdiği huzursuzluktan doğan fiziksel stresler vardır. Kadınların çoğu vücut şekli, rollerin değişmesi, hamileliğin eşi üzerindeki etkisi, kariyeri, mali kaynaklar veya anne olma yeteneği konusunda endişe duyarlar. Bu endişeler genellikle dile getirilemez.
Gebelik sırasında genellikle evliliğe ait memnuniyet azdır. Bu dönem boyunca asabiyet ve korku normaldir. Direnme gücü kadının hayat tecrübelerine, kişilik tipine, sosyal desteğe bağlıdır. Bu zorlu dönemlerde anne adayına en büyük desteği eşi vermelidir. Onun kaygılarını azaltmak, sıkıntısını hoş görmek baba adayının en önemli ve en zor görevlerinden biridir.

Anne olmak için en ideal ülkenin İsveç olduğu belirlenirken, Danimarka, Norveç, İsviçre ve Finlandiya sırasıyla ilk 5'te yer aldı. Finlandiya'yı da Kanada, Hollanda, Avustralya, Avusturya ve İngiltere izledi. ABD, ancak 11 sıraya yerleşti. 

Nijer, Burkina Faso, Etiyopya, Gine Bissau ise Angola, Çad, Mali, Yemen, Sierra Leone ve Gine ile birlikte listenin son sıralarında yer aldı. 

Gelişmiş 19 ve gelişmekte olan 98 ülkedeki annelerin sağlık, eğitim durumları ve toplumsal statüleriyle bağlantılı 10 faktöre göre hazırlanan raporda, iç savaşın olduğu ülkelerde özellikle kadın ve çocukların savaşın yükünü çektiği vurgulandı. 

Raporda, bu ülkelerde 4 milyon kadar kadınla 15 yaşın altında 6 milyon dolayında çocuğun tehlike içinde olduğu belirtildi. 

Çocuğun yaşamını sürdürmesi ve refahıyla bağlantılı en önemli faktörün, annenin eğitim düzeyi ve aile planlama hizmetlerinden faydalanma oranı olduğu belirtildi. 

İsveç'te hamilelik ve doğum sırasında ölüm oranı 6 binde 1'ken, bazı Afrika ülkelerinde bu oranın 7'de 1'e çıktığı belirtildi. 

150 yıl yaşayabileceğiz

Geç annelik ömrü uzatıyor. ABD'li bilim adamlarına göre ileriki yaşlarda çocuk doğurmak, ömrü uzatıcı etki yaratıyor. Meyve sineklerinin sadece son dönemlerinde dünyaya getirdikleri yumurtaların döllenmesine izin veren uzmanlar, 10 nesil sonra sineklerin ömrünün yüzde 25 oranında uzamasını sağladılar. Bilim adamları, insanların bilinçli olarak çocuklarını geç yaşlarda dünyaya getirmeleri halinde, ileride insanoğlunun yaşam süresinin 150 yıla çıkabileceğini söylediler.

ABD'de Idaho Üniversitesi'nde hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, geç anneliğin insan yaşamını da uzatacağı gerçeğini ortaya koydu. Üniversitede yaşlanmayı inceleyen araştırmacılardan Steven Austad, ‘‘Teorimiz doğrulanırsa, bu, insan ömrünün 150 yıla dayanması konusunda atılacak büyük bir adım olacak'' dedi. Profesör Austad, insanların sadece ileri yaşlarda anne-baba olmasına izin verilmesi halinde 1000 yıl sonra ‘‘homo sapiens'' cinsinin yaşam süresinin 150, hatta 200 yıla ulaşabileceğini söyledi.

Amerikalı profesöre göre döllenme sırasında, çocuğa anne babanın hem sağlıklı, hem de hastalık taşıyan genleri aktarılıyor. Bazı genetik hastalıklar ileri yaşlarda ortaya çıkarken, çocuk ve gençlik yaşlarında görülen kas erimesi gibi birtakım sağlık sorunları da bazen ölüme bile yol açıyor. Profesör Austad, anne-babaların çocuklarını geç yaşlarda doğurmaları halinde, bebeklerine ve yeni nesillere daha az ömrü kısaltıcı gen geçeceğini söylüyor. Çünkü hastalıklı genleri taşıyan insanlar sağlık sorunlarına yenik düşüp hayata veda edeceğinden sadece sağlıklı insanlar çocuk doğurabilecek. Yeni nesiller de anne-babaları gibi evlat sahibi olmayı geç yaşlara ertelediklerinde, gelecek kuşaklar daha sağlıklı ve uzun ömürlü olacak.

Bilim adamları, yaşam iksirinin vitaminler ve antioksidanlar yerine geç yaşta çocuk dünyaya getirmek olabileceği düşüncesindeler. Çünkü çocuk, aynı zamanda anne-babayı yaşama bağlıyarak daha uzun ömürlü olmalarını sağlıyor. İnsanoğlunun yaşam süresinin uzaması konusunda atılacak bir diğer önemli adım ise insanın genetik haritasının tamamlanması. Haritanın en geç 5 ile 10 yıl içinde tamamlanması bekleniyor. Bu durumda hızlı yaşlanmaya neden olan ve hastalıklı genler ayıklanarak milyonlarca yıllık evrim sürecinde önemli bir adım atılacrak, insan ömrü uzayabilecek.

Annelik özeldir, güvenli kılınmalı

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünyadaki ölü doğumların ve ilk yedi gün içinde görülen bebek ölümlerinin yarısı, gebelik ve doğum sırasında yetersiz hizmet almaktan kaynaklanıyor. Bunlara ek olarak, gelişmekte olan ülkelerdeki yaklaşık 300 milyon kadın, gebelik ve doğuma bağlı sebeplerden dolayı uzun ve kısa süreli hastalıklara maruz kalıyorlar. Her yıl 8 milyon bebek, dünyaya gözlerini açamadan ölüyor.

WHO Başkanı Nakajima, ‘‘7 Nisan Dünya Sağlık Günü’’ dolayısıyla yaptığı açıklamada, bu yılın özel bir yıl olduğunu, 50 yıl önce dünya uluslarının bir araya gelerek WHO'yu meydana getiren bildirgeyi imzaladıklarını kaydetti. Kurucu üye devletlerin, kadın ve çocukların sağlıklarına özel bir önem verileceğini taahhüt ettiklerini vurgulayan Nakajima, bu nedenle bu yıla en uygun temanın ‘‘güvenli annelik’’ olduğunu düşündüklerini söyledi.

ÖZSOY'UN AÇIKLAMASI

Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy da Dünya Sağlık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye'deki son 30 yıllık çalışmalara bakıldığında, anne ve çocuk sağlığı ile aile planlaması hizmetlerinde, hem nitelik, hem de nicelik açısından önemli gelişmeler olduğunu vurguladı. Özsoy, 1970'li yıllardan bu yana anne ölümlerinde yüzde 50'yi, bebek ölümlerinde yüzde 100'ü geçen düşüşler sağlandığını kaydederek ‘‘Bugün bebek ölümlerinin binde 42.2'ye düşürülmüş olmasında, anne ölümlerinin yüz binde 100'ün altına çekilmesinde sağlık personelimizin özverili çabalarının önemi büyüktür’’ dedi.

Annesinin bir tanesi

Dünyanın en bitmek tükenmek bilmeyen sevgisi herhalde annenin çocuğuna duyduğu sevgi. Ne olursa olsun bir annenin gözünde çocuğunun yeri değişmiyor. Bu insanlar için olduğu kadar hayvanlar için de geçerli. Vahşi doğa ortamında bile, annenin yavrusuna gösterdiği sevgi, ilgi görülmeye değer. Fransız Paris Match için çalışan fotografçı Rheinhardt Künkel, Tanzanya'da hayvanlarla yavruları arasındaki sevgi bağlarını görüntüleyen resimler çekmeyi başardı. Afrika ormanlarında yaşanan bu mutluluk tablolarının ana teması elbette annenin yavrusunu beslemesi. Tanzanya'nın vahşi ortamında yavrularına göz kulak olan, onları her türlü tehlikeden koruyan ve ağızlarıyla besleyen annelerin bu çarpıcı görüntüleri, annelik duygusunun hayvanlarda da ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor...

Kedi yavrusu gibi

Dişi arslan yavrusunu aynen kedilerin yavrularını taşıdığı gibi taşıyor. Dişlerini yavrusunun boynunu geçirirken son derece özen gösteren anne arslan, hiçbir zarar vermeden onu taşıyabiliyor.Avlanırken bir yaban mandasının boynunu bir kavrayışta kırabilen güçlü çene ve keskin dişler yavruyu kuştüyü bir yastığın üstünde gibi taşıyor. 3 haftalık sevimli arslan yavrusu da annesi nereye giderse gitsin peşinden hiç ayrılmıyor.

İki büklüm oluyor

İki metre boyundaki zürafa, henüz bir saat önce dünyaya getirdiği yavrusunu yalıyor. Bebeğine erişmek için iki büklüm olan anne zürafa, arslan gibi yavrusunu istediği yere taşıyamadığından, ayakta kalmayı öğreninceye kadar yanından ayrılmıyor.

Kadınların pişmanlıkları

Omo'nun Omo Kadınlar Kulübü için 20-35 yaş arası kadınlar arasında yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre, kadınlar büyük oranda birçok şeyden pişmanlık duyuyorlar. Bu pişmanlıkların en büyüğü eğitimsiz olmaları, dolayısıyla da ekonomik özgürlük şansını kaçırmaları. Bunu evlenmiş olmaktan duyulan pişmanlık izliyor.

Omo’nun kadınlar üzerie yaptığı bir araştırma, ilginç sonuçlar ortaya koydu.

Evli kadınların yüzde 41'i hayatlarında hiçbir şeyden pişmanlık duymuyorlar. Pişmanlık duyan yüzde 59 oranındaki kadının en büyük pişmanlığı yüzde 83'le eğitim, iş ve ekonomik özgürlük konularında. Bunu yüzde 54 oranıyla evlilik izliyor. 20-35 yaş arası kadınlar arasında yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, evli kadınlar yaşları ilerledikçe okulu bırakmış olmaktan ve eşlerini tanımadan evlenmelerinden dolayı olan pişmanlıkları da artıyor.

Kadınların, ölüm haricinde kendileri, eşleri ve çocukları ile ilgili en büyük korkuları hastalık. Eşinin ihanet etmesinden korkan kadınların yüzdesi 14, kendisini sevmemesinden korkanların yüzdesi ise yüzde 12.

EN BÜYÜK HOBİ ELİŞİ

Çocuklarının hastalanmasından yüzde 45 oranında korkan kadınların ikinci büyük korkuları ise yüzde 16 ile çocuklarının kötü alışkanlıklar edinmesi. Çocuklara yönelik korkuları, yüzde 15 ile şiddet ve tecavüze maruz kalmaları, yüzde 12 ile kötü arkadaşlar, yüzde 7 ile kaçırılmaları ya da kaybolmaları, yüzde 2 ile de kolej, üniversite sınavlarındaki başarısızlık izliyor.

Evli kadınlar kendilerinin hastalanmasından da yüzde 46 oranında korkuyorlar. Kendilerine yönelik korkularında, yalnız kalmakla, şiddet ve tecavüze maruz kalmak yüzde 18 oranla sıraya oturuyor. Kadınlarının yüzde 10'u eş baskısı altında yaşamaktan korkuyorlar. Parasız kalmak ve eşine bağımlı olmak, korkular arasında yüzde 3'erlik pay alıyor. Evli kadınların en büyük hobisi yüzde 57 ile elişi. Müzik dinlemek yüzde 50. Yaşlandıkça kitap ve dergi okuma oranları yüzde 9'dan, yüzde 30 ve 36'ya yükselirken, televizyon özleme oranı da yüzde 57'lerden, yüzde 45'lere, 43'lere düşüyor.

Kadınlar, anne olmanın zorlukları arasında ‘çocuklarına iyi disiplin verememek’, ‘çocuklarının geleceğini planlamak için yeterli bilgiye sahip olmamak’, ‘çocuklara yeterli zaman ayarımamak’ yer alıyor. Anneler, anneliğin hoş yanlarını ise ‘çocuğumu oynarken seyretmek’, ‘bebeğime sarılmak’, ‘bebeğimin bana gülmesi’ gibi cümlelerle anlatıyorlar.

Sorumluluk denince akla ilk gelenler annelik, eş, ev kadınlığı, yöneticilik, çalışan kadın olmak ve kişisel kadın sorunları.

EV KADINI HİZMETÇİ

Çocuklu kadınlara ‘anne' denildiğine akıllarına ilk gelen şeyler, çocuk bakımı, öğretmen, sorumluluk, arkadaşlık, sevgi, destekleme ve özveri. Eş dendiğinde akla ilk gelenler ise sevgi, saygı, sorumluluk, yardım ve destek, arkadaşlık, paylaşım, özveri, şefkat ve anlayış, sabır, cinsellik ile aile ilişkileri akla geliyor. Kadınlar ‘ev kadını' kelimeleriyle ise önce ‘hizmetçi'yi anımsıyorlar. Bunu ütü, yemek pişirmek, bulaşık, çamaşır, temizlik, alışveriş, ortalığı toplamak, konuklarla ilgilenmek ve sorumluluk izliyor.

‘Kadın' kelimesi ise kadınlara öncelikle kişisel bakımı hatırlatıyor. Kadınlar, kadın dendiğinde elişi, kitap ve diğer sorumluluklarını da akıllarına getiriyorlar.

Anneliğin zorlukları

Çocuklarına iyi disiplin verememek

Çocukların geleceğini planlamak için yeterli bilgiye sahip olmamak

Çocuklara yeterli zaman ayıramamak

Çocukların derslerine yardımcı olacak bilgiye sahip olmamak

Çocuklarla iletişim kuramamak

Çocukların ihtiyaçlarını karşılayamamak

Geceleri çocukları yalnız bırakamamak

Çocukların sağlık sorunları

Çocukların kişilikleriyle ilgili sorunlar

Çocukların parasal ihtiyaçlarını karşılayamamak

Çocukların eğitim sorunları

Eşin çocuklara baskı yapması

Çocukların birbirleriyle kavga etmeleri

Annelik sorumlulukları

Çocuklara bakacak güvenilir birini bulamamak

Çocukların yeme sorunları

Çevrenin çocuklara olumsuz etkisi

Anneliğin hoş yanları

Çocuğumu oynarken seyretmek

Bebeğime sarılmak

Bebeğimin bana gülmesi

Çocuklarımın mutluluğu

Çocuğumun sağlıklı olması

İyi bir şekilde büyümüş olmaları

Bana karşı olan sevgi ve saygıları

Benim sözümü dinlemeleri

Zeki olmaları

İyi yiyor olmaları

Onlara sahip olmak

Nasıl bir annesiniz?

 Aşağıdaki görüntülerden hangisi size annelik imajını hatırlatıyor?

a) Annesi tarafından okşanarak uyuyan bir bebek

b) Süt veren kadın

c) Bebek arabası iten kadın

d) Annesi ile oynayan çocuk

2 Sizin için baba nasıl olmalı?

a) İzlenecek bir model olmalı

b) Gerektiğinde her türlü yardımı verebilmeli

c) Oyunlar ve güzel anılar yaratabilmeli

d) Emniyet kaynağı olmalı

3 Zaman zaman hayatınızda eksikliğini duyduğunuz şey...

a) anlam

b) aşk

c) ilgi

d) zaman

4 Çocuğunuzu uyutmak için hangi masalı tercih edersiniz?

a) Uyuyan Güzel

b) Pamuk Prenses

c) Karınca ve Ağustos Böceği

d) Kendi yarattığınız bir masal

5 Başarılı olmak için ihtiyacınız olan şey...

a) Geniş bir aile

b) Yüklü bir iş

c) Sizi seven bir erkek

d) Ekonomik özgürlük

6 Caddeyi yanlız geçen bir çocuk gördüğünüzde ne yaparsınız?

a) Panik olur ve durması için bağırırsınız

b) Elini tutar ve ona eşlik edersiniz

c) İlgilenmezsiniz

d) Bunu yapabilecek bir eğitim aldığını düşünürsünüz

7 Vazgeçemeyeceğiniz şeyler?

a) Anılar

b) Aşk

c) Para

d) Tatil

8 Çocukken hangisini tercih ederdiniz?

a) Bebeklerle tek başına oynamayı

b) Evdekilere yardım etmeyi

c) Büyüyünce ne yapacağınızın hayalini kurmayı

d) Bütün gün bahçede arkadaşlarınızla oynamayı

9 Aşağıdaki kahramanlardan hangisinin yerinde olmak isterdiniz?

a) Çizmeli Kedi

b) Külkedisi

c) Kırmızı Başlıklı Kız

d) Pamuk Prenses

10 Çocuğunuzun sorduğu sorulardan hangisi sizi sıkıntıya sokar?

a) Neden dışarı çıkıp beni yalnız bırakıyorsun?

b) Çocuklar nasıl doğuyor?

c) Ölünce ne oluyor?

d) Neden sen babamla yatıyorsun da ben yatamıyorum?

11 Evden birkaç günlüğüne ayrılmanız gerekiyor, ne yaparsınız?

a) Çocuğu bebek bakıcısına bırakırım

b) Çocuğu da birlikte götüremiyorsam yolculuğu iptal ederim

c) Çocuğu büyüklerle bırakır ama her iki saatte bir nasıl olduğunu öğrenmek için telefon ederim

d) Çocuk büyüyene kadar evden ayrılmam

12 Duvarın arkasında ne var?

a) Tehlike

b) Gelecek

c) Yol

d) Sonu gelmeyen bir boşluk

değerlendirme

0-26 puan arası: Tavuk

Çocuklarınızı kanatlarınız altına alıyor, onları aşkla besliyorsunuz. Günün her anında yanlarında olabilmek için kişisel isteklerinizden kolayca vazgeçiyorsunuz. İletişiminiz kuvvetli, çocuklarınız sizden utanıp sıkılmadan ağlamayı, gülmeyi, soru sormayı ve değer vermeyi öğreniyorlar. Başkalarının ihtiyaçlarına duyarlı ve duygusal çocuklar yetiştiriyorsunuz. Çocuklarınızla aranızdaki sıkı bağın doğumdan önce oluştuğunu, çocuklar büyüdükçe de kendi ihtiyaçlarını sağlayabilmek için bu bağın gevşemesi gerektiğini unutmayın. Çocuklarınız bağımsızlıklarını belirtmeye başladıklarında korkmamaya çalışın.

27-46 puan arası: Ayı

Siz kesinlikle bir anne ayısınız, dikkatli, dengeli, sert. Aynı zamanda çocukları ile oynamayı da bilen onlara sevgisini aktarabilen birisiniz. Bu arada da hayatın kurallarını öğretmeye çalışıyorsunuz. Eşiniz evden uzak olduğunda çocukların tüm eğitimini üstünüze almak sizi korkutuyor. Sorumluluklarınızın farkındasınız. Çocuklarınıza örnek olduğunuzu biliyorsunuz. Hayatı öğrenmek için deney yapmalarına izin veriyor ama kendilerine zarar vermemeleri için uzaktan kontrolü elinizden bırakmıyorsunuz.

46 puandan fazla: Kaplan

Kendinden emin, amaçlarına ulaşmayı hedef haline getirmiş bir kişisiniz. Çocuklarınızı dişleriniz ve tırnaklarınız ile koruyor, bazı zamanlar ise gerçekten öfkeleniyorsunuz. Kendi bölgenizi korumak için dikkatli ve kararlısınız. Çocuklarınıza hayatın zorluklarını öğretmeye çalışıyorsunuz. Mükemmeliyetçi bir tipsiniz. Yumuşak yanınızı göstermemeye çalışıyorsunuz. Çocuklarınızın karşısında sakin ve memnun bir ifadeniz var. Güçlü bir kaplanın gerektiğinde yumuşak başlı bir kedi olabileceğini unutmayın.

1) a=2 b=0 c=6 d=4

2) a=4 b=6 c=0 d=2

3) a=2 b=0 c=4 d=6

4) a=0 b=2 c=6 d=4

5) a=0 b=4 c=2 d=6

6) a=0 b=2 c=6 d=4

7) a=2 b=0 c=6 d=4

8) a=0 b=2 c=6 d=4

9) a=6 b=2 c=0 d=4

10) a=0 b=6 c=4 d=2

11) a=6 b=2 c=4 d=0

12) a=0 b=4 c=2 d=6

Annelik meslek oluyor

Hollanda Anneler Birliği, anneliğin bir ‘‘meslek’’ olarak kabul edilmesini ve bu çerçevede 18 yaşın altındaki çocuklarına bakmak zorunda olan annelerin toplu sözleşme kapsamına alınarak, kendilerine maaş bağlanmasını istedi. Birlik, bu hakları elde edebilmek için, her salı günü parlamento binası önünde eylem yapma kararı da aldı.

Giderek daha çok sayıda annenin çocuklarına bakabilmek için dışarıda çalışmak zorunda kaldığını savunan birlik, bu durumun hem annenin sağlığına zarar verdiğini, hem de annelerin çocuklarına daha fazla zaman ayırmalarına engel olduğunu savundu. Hollanda Anneler Birliği, evlerinde çocuklarına bakmak zorunda kalan annelerin, çocuk yuvalarında, bakım yurtlarında ya da hastanelerde çalışan yardımcı sağlık personeli ile eş düzeyde sayılmasını istiyor.

Birliğin önerisine göre anneler, bakmak zorunda oldukları çocukları 18 yaşını doldurduktan sonra işsiz duruma düşmüş kabul edilecek ve iş bulamadıkları takdirde de 2 yıl süreyle işsizlik yardımı alacak. Hollanda Sendikalar Federasyonu'na bağlı Kadın Sendikası ise Anneler Birliği'nin önerisini saçma buldu ve bu girişimi, ‘‘saati geri çevirmeye’’ benzetti

Her şey yavru için

Canlılar dünyasında tüm anneler, yavruları için yaptıkları fedakárlıkla hayranlık uyandırıyorlar. Bu canlılardan biri de kış mevsimlerini eksi 50 derece soğukta geçiren kutup ayıları...

Beyaz kürkleriyle diğer ayı türlerinden hemen ayrılan kutup ayıları, kışın ortasında karın altında 3 metrelik gizli yuvalarında doğum yaparlar. Bu yuva, dışardaki soğuğa oranla ‘‘çok’’ sıcaktır: Isı eksi 10 ile eksi 20 arasında değişir. Anne ayı, doğumdan sonra tam 5 ay boyunca burada kapalı kalır; hiçbir şey yemez ve içmez. Yavru ise son derece besleyici olan anne sütüyle sürekli beslenir. Doğduğunda 500 gram olan yavru, kısa sürede 100 kat ağırlaşır.

Anne ve yavrusu, ilk kez ilkbaharın gelmesiyle kar altındaki gizli inlerinden çıkarlar. Anne, beş ay sonra ilk kez bulursa ağzına yiyecek koyar. Daha sonra dışardaki beyaz, vahşi ve ıssız dünyayı yavrusuna tanıtmaya başlar. Fokları nasıl avlayacağını, nasıl yiyecek bulacağını, nasıl dövüşeceğini sabırla öğretir. Bu şevkat, tam bir yıl sürer.

Zamane anneleri

1990'ların ortasında anne figürü en azından medyatik olarak değişime uğradı. Demi Moore'la başlayan çıplak hamile kadın fotoğrafları giderek alışık olduğumuz bir görüntü haline geldi. Zamane anne adayları artık karnıyla gurur duyuyor!

Modern hayat kadınların anne kimliklerini bile değiştirdi. Aşık olmadan çocuk doğurmuyorlar. Hamilelik sürecini bir güzellik kürü gibi yaşıyorlar. Bebekle gelen hayatta ise dünyayla sanki daha bütünleşiyorlar...

Modern hayat, metropolde yaşayan kadınları da değiştirdi. Herşeyi istiyor ve çok çalışıyorlar artık. Ama ezeli kuralı da bozmadılar: Hálá anne olmak istiyorlar. Böylece ortaya milenyumun da katkısıyla zamane anneleri denilen yeni bir kadın ortaya çıkıyor.

Peki kimdir bu yeni anne tipi?

Bir kere bu zamane anneleri çocuk öncesi ve sonrası diye iki ayrı beden dili taşımıyorlar. Hamilelik dönemleri doğumu rahatlatacak hamile jimnastiği yaparak geçiyor. Yürüyüşler, ideal rejimler, düzenli egzersiz takviyesiyle kadın, beklenen bebekle beraber örnek bir bakım sürecini de aynı anda yaşıyor.

KARNINI KAPATMIYOR

Zamane anneleri daha hamileliklerinde çağın kadınını yansıtmaya başlıyorlar. Öyle bebe yaka, kloş elbiselerle bedenlerini saklamıyorlar. Beden tümüyle açığa çıkartılıyor, kıyafetler bedene yapışıyor, bebeği taşıyan karın herkese itinayla gösteriliyor: Orada bebek var.

Bebeğin doğumuyla beraber kadının bedeni eski formundan daha mükemmel bir hal alıyor. Bebeğin üç yaşında hangi yuvaya gideceği, sonra hangi uygun ilkokul, lise ve üniversitelerde eğitimini devam ettireceği, bu arada hangi müzik aletlerini çalıp, hangi sporları yapacağı planlanırken zamane annesi kendinide unutmuyor.

Peki ama nasıl? İlişki terapistleri ve ilişkilere meraklı araştırmacı sosyologlar bu durumu metropol hayatının getirdiği norm değişikliklerine de bağlıyor. Annelik güdülerini her vakit taşıyan kadın, giderek ‘‘aşk çocuğu’’ doğurmayı tercih haline getiriyor. Örnek isterseniz Tempo'daki yazılarından ve radyodaki programlarından tanıdığımız Ayça Şen'in Ayşe Arman'la geçtiğimiz haftalarda yaptığı röportajdan bir alıntı:

‘‘Ben çocuğuma ilerde neden onu dünyaya getirdiğimi içim rahat, sırtım dimdik açıklayacağım: Yavrum, sen aşk çocuğusun, sen istekle ve aşkla dünyaya geldin!’’

AŞK ÇOCUĞU

Tabii dünyaya gelen tüm bebeklerin hepsi ‘‘aşk çocuğu’’ olmuyor. Ama olumlu yanından bakarsak zamane anneleri (ve anne adayları) hayata biraz böyle bakmak istiyorlar. Milenyum kuşağının bu genç kadınları bebekle beraber cinsel kimliklerini de kaybetmemiş oluyorlar. Zamane annelerinin katkısıyla sahte baba korkusu da yok olup gidiyor. ‘‘Aman yapma, babana söylerim’’ yalanıyla ailedeki iktidar ilişkisi de kadının lehine değişime uğruyor.

Peki kimdir bu kadınlar? Çocukları için alışveriş yaparken kendini unutmayan, iççamaşır alma keyfini yitirmemiş, hálá arada sırada flört ihtiyacı duyan, internet ‘‘olayını’’ çözmüş, reklamcıların tarifiyle ‘‘alım gücü yüksek’’ kadınlar.

Aralarından en çılgınları, güzelleri ve medyatikleri malum haber konusu olur: Biri Bizi Gözetliyor yarışmasına katılan Hülya mesela. Kocaman iki çocuğu olmasına rağmen, işi gücü bırakıp böyle bir programa katılmasıyla, bir de bornozuyla görünmesiyle bayağı yankı yaratmıştı. Ama işin tuhafı, o programa katılanlar arasında ve sahtelikten en uzak duran kimlik gibiydi...

Her anne bir güneştir
 
Bir anneyle konuşabilirdim bugün. Öyküsüyle örnek olabilecek bir anneyle. Ya yaşadığı sıkıntılara rağmen dimdik duran bir anne, ya da bir mutluluk hikayesinin kahramanıyla...
Belki uzun yıllar beklediği bebeğine kavuşan, belki sonsuza kadar ciğerparesinden ayrılan.
“Hangisi olmalı?...”
Bu soruyu tekrarlayıp durdum... Sonra, madem ki ben de bir anneyim bu hafta izninizle biraz sesli düşüneyim dedim.

“Analar bir süpürge sopası ya da bir güneş gibidir... Varlığı bilindikçe ananın ne olduğu önemli değildir o kadar. Süpürge sopası da, güneş de ordadır; çocuk dövülüp sövülse de, sevginin sıcaklığını duyup aydınlığa erse de, bunu doğanın bir gerçeği sayar ve ananın da bir gençlik yaşadığını, tutkuları, zayıflıkları bulunduğunu, hâlâ büyümeyi, öğrenmeyi sürdürdüğünü, özlemler, acılar duyduğunu anlamaz bile...” (Bernard Shaw)

Kim daha şaşkın acaba?
Kim daha şaşkın acaba?
Dünyaya yeni gelen bu yumuk yumuk elli bebek mi?
O’nu ilk kez kucağına alan anne mi?
Kim daha ürkek ve acemi;
Hiç bilmediği bir yere adım atan yavru mu,
Hiç bilmediği bir sıfata kavuşan kadın mı?
Kim daha mutlu acaba?
Annesinin kucağında onun kalp atışlarını dinleyen bebek mi?
Yavrusunun nefesini içinde hisseden anne mi?


Sen rahmime düşmeden önce seni istedim
Dünyaya gelmeden sevdim seni
Dünyaya gelmeden senin için ölebileceğimi hissettim
İşte sevginin gücü bu olsa gerek.
(Maureen Hawkins)

Yavrusunu kucaklayınca
Dünya onun kollarında şimdi. Bütün acılara göğüs gerebilir, bütün zorluklara dayanabilir. Gücü kollarının arasında.
Sarılmak bu kadar mı güzeldi?
Bu kadar mı haz verirdi insana?
Ve bu kadar mı anlatılamaz bu sevgi?
Ne desem, ne yazsam boşuna...
Anne olanlar zaten anlıyor sözler edilmeden bile.
Anneler kendi aralarındaki ortak dil sayesinde paylaşıyor yaşananları.
En güzel duyguya ortaklık ediyor.

“Neden her gün işe gidiyorsun anne”
Nice sınavlar geçirdik, nice zor sorulara cevaplar verdik. Ama bu soruyu her duyduğumuzda zorlandık. “Cevabım yeterli gelmeyecek” diye düşündük.. Ne söylesek çocuklarımız ikna olmayacaktı. “Yanımda kal, benimle kal” sözleri hep bir suçluluk hissetmemize yol açtı. Açıklama yapmak zorunda hissettik kendimizi...
“Onun geleceği için çalışıyorum” diye cevaplar bulduk çoğu zaman. Oysa kendi geleceklerimiz de vardı. Emeklerimiz, yıllar süren çabalarımız... Ama annelikle birlikte tekillikten çoğula geçince en uygun şartları hazırlasak da çocuğumuzu bırakıp işe
gittiğimizde bir parçamız onunla birlikte kaldı hep. Yürek nasıl bölünürmüş, insanın yarısı nasıl geride kalırmış asıl o zaman öğrendik.

Anneler Gününüz kutlu olsun
Hem güzel hem de zor özel günler. Anneler Günü’nde bu duyguyu yaşayan biri olarak yazacak çok şey var. Peki ya bunu yaşayamayanlar?... Ya annesini ebediyete uğurlayanlar.
Ben şanslıyım, kendi çocuğumla annemi ziyarete gideceğim bugün. Çocuğunu kaybeden, ya da annesiz kalanlar, anne olamayanlar için bugün zor olacak şüphesiz.
Anneliği yaşayamasa da öyle hissedebilen, yavrusundan ya da annesinden ayrılan ama sevgisini günden güne kat be kat büyüten, bir anne kadar bir çocuğa emek veren, kısacası yolumuzu bir
güneş gibi aydınlatan herkesin
“Anneler Günü” kutlu olsun.

‘Saçının bir teli incinmesin’
Kızımın saçlarını ördüm bu sabah... İki örgü... Hiç sesini çıkarmadan kucağıma yaslandı...
O kucağıma yaslanınca bütün mutlulukları da beraberinde getiriyor. Düşündüm... Annem de benim saçlarımı böyle örerdi, onun annesi de, onunki de...
‘Dünyanın dört bir yanında kim bilir kaç anne kızlarının saçını örüyor şu anda’ diye geçti aklımdan. Birbirini hiç bilmeseler de, milyonlarca anne ortak bir dilekle tarıyor çocuklarının saçlarını;
‘Yavrumun saçının bir teli incinmesin’...
Dilerim bir gün benim kızım da kendi çocuğunun saçlarını tarar, sevgiyle ve dünyanın en büyük mutluluğuyla...
Bir süre sonra kızım bana saçlarını taratmayacak belki. ‘Ben yaparım’ diyecek. Ama benim dileğim hep aynı kalacak. Anneminki de, onun annesininki de öyle kalmadı mı?... Yıllar bizleri büyüttü, biz kendi yavrularımızı büyütür hale geldik. Ama annelerimizin gözünde hep aynı yerde kalmadık mı?... Bize bakarken yine içleri titredi, yine bütün annelerin ortak duasını tekrarladılar;
‘Aman yavrumun saçının bir teli bile incinmesin’...
Sonra aklıma annemin ‘ancak anne olunca anlarsın’ sözü geldi. ‘Neden hep bizi düşünüyorsun, kendini yaşa’ dediğimde aldığım cevap hep buydu.
Anne seni Sahra doğduğu gün anladım. Onu kucağıma ilk veren sendin, ilk sütünü emmesine yardım eden de. O anda bir şey oldu anne. İçimdeki büyük boşluk, tarif edilemez korku ve sevinci birlikte yaşarken senin yüzüne baktım. Sen Sahra’yı kucağıma bırakırken. Sanki üçümüz bir bütündük. Ve sanki hayat o hastane odasında üçümüzün bir arada durduğu o ana kilitlenmişti. Çok korkuyordum, şaşkındım, boğazımda yutamadığım bir şey, kalbimde büyüklüğünü tartamadığım bir mutluluğu bir arada yaşıyordum.
...Ve bunun üstesinden de gelebileceğimi anladım. Çok şanslıydım sen yanımdaydın, her zamanki gibi. Ve bugün bu sayfayı okuyanlar bencillik ettiğimi düşünebilir ama buradan teşekkür etmek istiyorum. Her şey için. Yanımda olduğun için, hep öyle olacağını bildiğim için, hiç hissettirmeden verdiğin, aktardıkların için, benim annem olduğun için. Ve seni çok seviyorum anne!

Annemdir başımın tacı
 
İstanbul’dan YAŞLILIK rumuzlu okuyucumuzun sorusu şöyle: Üç çocuk yetiştirdim. Saçımı süpürge yaparak büyüttüm. Şimdi hepsi evlendiler. Umarım mutludurlar. Ama ben mutsuzum. Yaşlı ve garip olarak tek başımayım. Çocuklarımdan maddi yardım göremediğim gibi, ilgi de görmemekteyim. Bize, “Annemdir başımın tacı” ilkesini öğretmişlerdi. Hukukta da bu ilke geçerli değil midir? Ne yapmam gerekir?
Cevap: Anneler elbette başların tacıdır. Hukukta, anne hakkı yani annenin hukuku elbette düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 315. Maddesinde aynen şu düzenlemeye yer verilmiştir.:
“Herkes, yardım etmediği takdirde zarurete düşecek olan usul ve fürüuna ve erkek ve kız kardeşlerine muavenet ile mükelleftir.”
ANNE GİBİ YAR OLUR MU?
Gerçekten de Medeni Kanun bu düzenlemesi ile şunu demek istiyor. Anne olarak siz bakıma muhtaç bir halde iseniz, başta eşiniz olmak üzere evlatlarınız, onlar yok ise anne ve babanız, onlar da yok ise kardeşleriniz, onlar da yok ise nine ve dedeleriniz, onlar da yok ise amca, dayı, hala ve teyzeniz size bakmak zorundadır. Bunun için sizin nafaka davası açmanız gerektiğini Türk Medeni Kanunu’nun 316. Maddesi açık olarak dile getirmiştir.
Kanun burada dava açmada sıra koymuştur. Buna göre, evladınız var iken, anne baba aleyhine nafaka davası açamayacağınızı düzenlemiştir. Keza, anne babanız var iken de kardeşler aleyhine nafaka davası açamayacağınızı düzenlemiştir.
Aile kavramına verilen önemin en belirgin alameti ise aileden sorumlu bir devlet bakanlığının kurulmuş olmasıdır. Hukuk devletlerinde aile, devletin çekirdeğidir. Ailenin çekirdeği ise annedir. Çocuk ilk terbiyeyi anneden alır. Çocuk kanunlara saygıyı, başkalarının haklarını ihlal etmemeyi anneden öğrenir. Çocuk, hukuk devletinde yaşadığını ve hiç kimsenin hakkının çiğnenmeyeceğini, hakların devletin güvencesinde olduğunu anneden öğrenir. Bundan dolayı, annelik kurumunu bizler çok önemsiyoruz.
Tabii, her anne sizin kadar mağdur edilmiyordur. Her evlat da sizinki gibi olmuyordur. Bundan dolayı, umutsuzluğa kapılmamak gerektiği inancındayız.
HERKESİN ANNESİ KIYMETLİDİR
Anne olarak bu haklarınıza kavuşabilmeniz için Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmanız gerekmektedir. Bu davada, tarafların ekonomik ve sosyal durumu araştırılacaktır. Sizin ihtiyacınız olan harcama miktarı ile sosyal yaşantınıza uygun nafaka miktarı tesbit edilecek; diğer yandan da, çocuklarınızın ekonomik ve sosyal durumları tesbit edilerek onların verebilecekleri nafaka miktarı belirlenecek ve bu ikisi arasında kurulacak denge sonucunda aylık bir nafaka miktarına hükmedilecektir. Bu kararı icraya koyarak çocuklarınızdan tahsil etme imkanınız vardır.
Kıymetli okuyucumuzu duyar gibi oluyorum, bu kadar yorulduktan ve tatsızlıktan sonra o paranın tadı mı olur evladım. Haklı olabilirsiniz. Ama, hukuk bir kurallar manzumesidir. Bu kuralların gerekleri herkes için eşit bir şekilde uygulanır. Bunun için yorgunluk da olabilir, zaman süreci de.

Sevgiyi yaşama biçimi
Gelenekçi olarak bakıldığında Anneler Günü, anne kavramının içeriğine dokunan, onu formüle eden ve kendi realitesinden uzaklaştıran bir kavram.
 

Belki de bir durumun şifrelendirilmesi. Ben annelik duygusunun güdüsel olduğunu sanmıyorum. Bilgi toplumu bizi güdüsel annelik tanımına götürüyorsa da kendimi bu tanıma ortak hissetmiyorum.

Annelik ya da babalık, kardeşlik, "ensest" ilişkilerin, kan ilişkilerinin tüm bireyin genel sosyalizasyon içerisinde nasıl yer aldığıyla ve içsel yapısının belirlemeleriyle çok ilgilidir. İyi bir insan değilseniz (iyi kavramını tırnak içinde kullanıyorum; ama açıklamak gerekirse içsel etik ve vicdan hesaplaşmasında duyarlı olmayı kastediyorum) iyi bir anne olmanız olanaksızdır.

Tartışma ağır bir şefkat sağanağı altında büyüyen ve bağımsızlaşmasına izin verilmeyen ve şayet tescillenmemiş doğmamış çocuklar yetiştirmek midir? Ya da özgürleşmesine ve kendisini tanımlamasına izin verilmiş, erken doğurulmuş ve "biraz" yalnız kalmış çocuklar yetiştirmek midir?

Tartışma bireyi dünyaya hazırlamak ekseninde yoğunlaşıyor. Bireyi dünyaya hazırlarken kendi varlığımızı da ona hazırladığımız dünyaya eklemeli miyiz, (ya da onu bizim dünyamıza mı eklemeliyiz?).

Annelik burada kendisine özgü yanıtlarla kimlik buluyor. Ve her cevap kendi doğrusunu taşıyor. Ben geleneksel anlamda kendimi hiçbir zaman iyi anne bulmadım. İçsel cevabım pozitif değildi. İşim çocuklarımdan önce gelirdi. Ama onlara dik olmayı, vakur olmayı ve dünyevî hırslara takılmamayı öğrettiğimi sanıyorum.

Modernleşme anlamında da iyi bir anne kimliği yakalayamıyorum. Benim çocuklarım kendi sentezlerine yabancı, özenilmiş ya da hayat biçimi olarak seçilmiş yalnızlıklarda büyümediler.

İki uçta gelip gittiğim zaman kendi anneliğimin, kendi kişiliğimin bir prototipi olduğunu kavrıyorum. Biraz delişmen, epeyce cesur ve çok ketum bir annelik.

Çağdaş psikolojinin beğendiği bir anne olup olmadığım hakkında kararsızım.

Ama içinizde bir sevgi hissediyorsanız sevgiyi yaşama biçiminizin anneliğinizi de üreteceğini düşünüyorum. En azından bilinen örnekler böyle her sabah "Bu yemeği yemeyerek beni hasta ediyorsun" diye başlayan suçlandırma benim tanımadığım bir annelik bana yabancı.

Kendini sevmen ve huzura (mutluluğa değil, çünkü mutluluk bedeli ağır bir ütopya) ulaşman bu topluma yeni bir hastalıklı bireyin katılmasına engel olacaktır diye çocuklarına bakan bir anneyim ben. Ve en iyi annelerin de, yükünü taşıyamayacağı çocukları doğurmayan kadınlar olduğuna inanıyorum.

Annelik duygusu neler yaptırdı neler
Zihinsel özürlü çocuğunu topluma kazandırmak için 5 yıldır saçını süpürge etti. Önce çocuğunun IQ'sunu yükseltti. Ardından 10 kişilik özel bir sınıf açtırdı. Çocuğu zihinsel özürlü olduğu için normal okullara kayıt yaptıramayan anne 5 yıl boyunca bütün resmi makamlara dilekçe göndererek, çocuğunu okutabilecek bir sınıf istedi. Sonunda Milli Eğitim Bakanlığı'na sesini duyurabilen Özdemir'in 8,5 yaşındaki oğlu Görsel için ilçede özel bir sınıf açıldı.

Böyle insan az bulunur

Aysel Özdemir'in hikayesi daha çocuğuna hamileyken başladı. Doktorlar zihinsel özürlü olarak doğacağını söylemesine rağmen o çocuğunu doğurdu ve adını Görsel koydu. Çocuğun bakımı için zihinsel özürlülerle ilgili birçok kitap okudu.

5 yaşına kadar yürüyemeyen Görsel'i fizik tedavi sonucu yürütmeyi başardı. IQ'su 35'in altında olduğu için okuma imkanı olmayan oğlunun gelişmesi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. İşini bıraktı, özel okulların ana sınıflarına oğluyla birlikte gitti, psikolojik rahatsızlık geçirdi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Çanakkale Seramik'in sahibi İbrahim Bodur, kızı Zeynep Bodur Okyay başta olmak üzere birçok kimseye 5 yıl boyunca yorulmadan usanmadan defalarca dilekçe yazdı.

Oğlunun tedavisi için her ay Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne gelen anne, bundan 1,5 yıl önce oğlunun tedavisi için İstanbul'a gelmesini engelleyince kocasını terk etti. Anne ve babasının yanına giderek mücadelesini sürdürdü. Kitaplarda öğrendiklerini uyguladı. Çapa Tıp Fakültesi'nde en son yaptırdığı zeka testinde oğlunu IQ'sunun 50'ye çıkartarak eğitilebilir zihinsel engelli seviyesine getirdi. Özel sınıf açılması için en az 10 kişinin olması gerektiğini öğrenince ilçede tarama yaparak hasta aramaya başladı. İlçenin bütün muhtarlıklarını dolaştı, yerel gazetelere ilan verdi. Sonunda başardı. Çanakkale'nin Çan ilçesinde kendi oğlu gibi birçok çocuk topladı. Bu çocukların okuması için velilerinden imza aldı. 08.03.1999 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı'na dilekçe yazdı. Konuyu araştıran Milli Eğitim Bakanlığı, sonunda Çan'daki zihinsel özürlü çocukların okuması için bir Özel A sınıfı açtı. Özel sınıfın 1999-2000 eğitim öğretim yılında eğitime açılacağı belirtildi.

Dernek kurdu

Murat Köse İlköğretim Okulu'nda Rehberlik Araştırma Merkezi'nin açtığı özel sınıfın kendi gayretleri sonucu kurulduğunu belirten Aysel Özdemir, daha etkin çalışması için ilçede bir de Zihinsel Özürlüler Rehabilitasyon Merkezi (ÖZKUR) adında bir dernek kurduğunu söyledi. Derneği kendisinin kurduğunu ifade eden Özdemir, daha sonra bazı çıkar gruplarının derneğin başına geçtiğini ifade etti. Özdemir, derneğin başına geçen kişilerin zihinsel özürlü çocuklarının olmamasına üzülüyor.

Annelik duygusu hakkinda aciklamalar Annelik duygusu konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Annelik duygusu,annelik duygusu nedir,annelik ve bebek bakımı,

 

 

Hamilelik ve Doğum Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 13
Hamilelikte karın çatlakları
Okunma: 12
Bacak ağrısı Bacak ağrıları
Okunma: 11
Selülit kremleri
Okunma: 9
ilk gece korkusunu nasıl yenebilirim
Okunma: 5
Çeyiz Listesi
Okunma: 4
Cinsiyet belirleme yöntemleri
Okunma: 4
Kil maskesi
Okunma: 3
Stres Topu
Okunma: 3
Safra kesesi taşlarının bitkisel tedavisi
Okunma: 3
Gözaltı torbaları neden oluşur
Resim
Yılbaşı sabahı ayılmak için
Yılbaşı sabahı ayılmak için

 |   |   |   |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!