|
Güzel kadınlar
Kadinlaricin.net sitesinde Güzel kadınlar baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Güzel kadınlar ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Doğal güzelliğin sırları
Şu ‘güzellik’ denen kavram öylesine sokuldu ki hayatımıza! Sanki; “her kadın, ‘güzel olmak zorundaymış’ gibi bir düşünceyle baskı altına alındı” desek yanlış olmaz herhalde. Hal böyle olunca da; elde-avuçta ne varsa güzellik salonlarına, estetik merkezlerine ve çeşit çeşit kozmetik ürünlerine aktarılıyor. Sektör öyle büyük, pazarda rekabet o kadar fazla ki; hanımları ne yapıp edip bir kenarından yakalayıveriyorlar. Kimi cilt bakımı, kimi saç, bir başkası da gençlik ürünleri diyor. Biz de bugün size, “ucuz tarafından evde kendi kendinize ne yapabilirsiniz?” diye yola çıkan birini tanıtalım istedik. Suna Dumankaya’nın anneannesinden öğrendiği tariflerle, bütçenizi sarsmadan genç ve sağlıklı bir cilde sahip olmak mümkün. Asırlık birikim Kitabınıza ilgi oldukça fazla, nereden doğdu kitap yazma fikri? Kitabım 100 yıllık birikimin sonucu diyebilirim. Türkiye’nin ilk Lokman hekimlerinden Fatma Öktem’in torunuyum ben. Anneannem aslen Vanlı. Sağlık ve güzellikle ilgili bilgileri içeren Farsça, Arapça, Latince açıklamalı bir kitap yazdı. O zaman insanlar doğadan yararlanırlardı. Ablalarım erken evlenip gittiler, babamızı kaybettikten sonra anneannem hep bizimle kaldı, dolayısıyla gençlik yıllarım onunla geçti. İlaçları beraber yapardık, ben gider alırdım malzemeyi. 110 yaşına kadar yaşadı. Cumhurbaşkanlarından başbakanlara kadar Türkiye’deki en üst düzey politikacıdan, halka kadar herkese hizmet verir ve hizmet karşılığı para almazdı. Anneannemi tanıyan beni tanıyor. Ben şimdi o insanlarla çalışıyorum, ama isim veremem. Özümüzde olan o karşılıksız birilerine yardım etme, elinde olanı paylaşma duygusundan hareketle bu kitabı yazdım. ‘Bize bilgilerini veriyorsun, neden kitap yazmıyorsun?’ diye müşterilerim teşvik etti beni.
Nasıl bir güzellik? En çok neleri soruyor, hanımlar? - Bana hep teşekkür telefonları geliyor. ‘Bir krem almaya kalkışıyoruz, 50-100 milyon alamıyoruz’ diye. Bir gün iş yerime 40 tane gül geldi. Çok tanınan bir hanımefendiden. Telefon etti. ‘Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim. Benim cildim alerjik; denemediğim ürün, gitmediğim yer kalmadı. Sizin zeytinyağı, su, pudradan yaptığım kremle cildim ışıl ışıl oldu’ dedi. Ben eşimden bile gül almadım bugüne kadar, düşünün kırk tane gül! Diyorlar ki; ‘size hayranım.’ Ben artist değilim. Ben hem çalışıyorum hem e-kolay’da yazılarım çıkıyor, sorulara cevap veriyorum. İki elim kanda olsun, birinin yardıma ihtiyacı varsa koşarım. Biz elli yaşındayız artık, bu duyguları ortaya çıkarıp örnek olmamız lazım. Kadınlara ‘sürekli güzel olma’ düşüncesi empoze ediliyor. Bazen bir saplantı haline de gelebiliyor bu, kadınlar bu noktaya takılıp kalıyor. Bu kadar önemli mi güzel olmak? - En büyük güzellik, içten gelen güzellik. İnsanın ruhu güzel olacak, iyi düşünceli, pozitif olacak, dengeli beslenecek, başkalarına saygılı olacak. Allah korkusu olacak. Etrafını, açı, toku, hastayı görecek. O zaman güzel olur insan. Yoksa işe yaramaz güzellik. Çok güzel bir kadınsınız, ama buz gibisiniz; neye yarar o güzellik?
‘Ortaokul mezunuyum’ Kitabınızda cilt bakımından saç bakımına kadar pek çok konuda farklı reçeteler var. Peki çözüm bulamadığınız, ‘keşke halledebilsem’ dediğiniz bir konu var mı? - Selülit ve oluşmuş doğum çatlakları... Doğum çatlakları oluşmadan önce hamilelikte tatlı badem yağı kullanılırsa engelleniyor. Ama oluştuktan sonra onu giderecek birşey yok henüz. Selüliti de hamamda keselenerek ve bazı yağlarla masaj yaparak biraz azaltabiliyoruz ama tamamen çözümünü bulabilmeyi isterdim. Ben 50 yaşındayım, kilolu bir hanımım, ama selülit problemim olmamasını hamam ve kese alışkanlığıma bağlıyorum. Kese kan dolaşımını sağlar, ölü deriyi atar. Eğitiminiz nedir? Nasıl başladı bu iş? - Ortaokul mezunuyum. Ondan sonra erken yaşta evlendim. İlk eşimin işi dolayısıyla sık sık seyahat ederdim. O iş toplantılarındayken ben güzellik salonlarından çıkmazdım, seminerlere katılırdım. O zaman hobi olarak yaptığım bu iş, eşimi kaybettikten sonra ekmek parası oldu. Bir kadının mutlaka bir mesleği olmalı, ayaklarının üstünde durabilmeli.
‘Sektör pahalı’ Kozmetik sektörü Türkiye’de hızla büyüyen sektörlerden biri. Çok da kârlı bir alan. Sizse çok ucuz ve pratik tariflerle çözüm sağlandığını anlatıyorsunuz. Tepki gösteren oldu mu? - Kozmetikçilerin hedef tahtasındayım. Ürünlerde kullanılan madde hepsinde aynı, parayı kutularına ödüyoruz. Almanya’da bir hocam ‘güzellik bir mutluluk umududur, kremi de psikolog gibi düşün’ derdi. Bu kadar kriz var; ama en çok kozmetik ürünlerinin satıldığı yer Türkiye! Bunca para kozmetiğe akarsa ne olacak? Bir kremden yüzde 75 kâr ediyorlar; çok yüksek bir kazanç oranı bu! Benim iş yerimde de markalı ürünler var. İnsanlar onu da görmek istiyor. Ama müşterilerimin çoğu ‘ellerinizi özledik’ diye gelir, benim hazırladığım ürünlerle uygulama yaptırır.
‘Herkesin hakkı’ Kitaptan sonra neler değişti hayatınızda? - Benim için hiçbir şey değişmedi. Ben şöhret olmak, kendimi göstermek için yapmadım. İnanın televizyon bana külfet geliyor, öyle çok sık televizyonlarda, gazetelerde olmak istemiyorum. Benim amacım parası olan da olmayan da bu bilgilerden faydalansın, bunları yapabilsin. Herkesin hakkı güzelleşmek. Ev hanımı da evdeki malzemeyle bir şeyler yapabilsin istedim. 3 milyona tonik, krem; bir-iki milyona maske yapabilir. O kadar ucuz şeyler, bu kadar imkan varken niye yararlanmayalım. Kitabımda adı geçen malzemelerin bir çoğu aktarlarda bulunabilir ya da evlerde vardır. Günümüzde kimse kimseye yemek tarifi bile vermezken ben bilgimi paylaştım.
Mutfaktaki güzellik sırları... Onu televizyonda gördüm ben de. ‘Tuzsuz tereyağına bir kaşık bal katıp, yüzünüze sürün; göreceksiniz cildiniz pırıl pırıl olacak’ diye anlatıyordu. Kuru bir cilde sahip olduğum için mi çekmişti tarif dikkatimi; yoksa tereyağıyla meşhur memleketime özlemim mi, bilmem! Şunu biliyorum ki; Suna Dumankaya evdeki malzemelerle yapılabilecek güzellik ve cilt bakım ürünleri tariflerini anlatırken kendi yüzündeki sağlıklı görüntü seyirciyi inandırıyor. 50 yaşında olmasına rağmen cildinde tek bir kırışıklık bile olmayan Dumankaya, tamamen doğal ürünlerle yapılan kremlerin, maskelerin tariflerini anneannesinden öğrenmiş. Ve bu bilgileri ‘Meslek Sırlarım’ adlı kitabında herkesle paylaşıyor; hiç sakınmadan, kıskanmadan. Kitap arka arkaya baskılar yaparken, o şimdiden ikinci kitabın hazırlıklarına başlamış bile... O, siyaset dünyasından da tanıdığımız Rizeli Dumankaya ailesinin gelini. Anneannesiyle geçirdiği çocukluğunda öğrendiklerine yurt dışındaki seminer ve gezilerde öğrendikleri de eklenince ortaya zengin bir dağarcık çıkmış. Ben tereyağı-bal karışımını denemeye başladım. “Biraz fazla yapıyorum, bir bölümünü de ekmeğe sürüp yiyorum” dersem tuhaf mı olur acaba? Artık bir başka konuktan da, biriken yağlardan nasıl kurtulacağımızı öğreniriz hep beraber!.. İkinci kitap yolda“ Pek çok hastalığın çaresi doğada var aslında” diyen Suna Dumankaya; “Seferberlik zamanı ilaç yokmuş ve yaralı, hasta askerler için hep bitkilerden yararlanırlarmış” diyor ve ekliyor: “O bilgileri ikinci kitabıma aktarıyorum. İkinci kitap sağlık, güzellik, tasavvuf ve astroloji üzerine olacak. Aslında bende üç kitap yazacak kadar bilgi var. İlki ise biraz acemiliğe geldi. İnsanlarımızın pek okuma alışkanlığı da yok zaten. Bütün bunlara rağmen kolay anlaşılabilen, yapılabilen tarifler vermeye çalıştım...” Püf noktaları ‘Tuz ve şeker insanı yaşlandırır’ derdi anneannem. Hayvansal gıdalardan uzak dururdu, ama bol bol yoğurt yerdi. Gergin ve diri bir cilt için; maden suyunu buz kalıplarına doldurun, içine limon suyu sıkıp dondurun. Her sabah bir tanesini yüzünüzde gezdirin. Cildinizin gerildiğini, canlandığını göreceksiniz. İki-üç damla zeytinyağı sütüne (zeytinyağı satan dükkanlarda var) çeyrek limon sıkın, nemli bir pamuğu batırarak yüzünüzde gezdirin. Hem kuruluğu alır, hem de cildi besler. Limon sanıldığı gibi cildi kurutmaz. Önce gerer, ama nemlendirir. Gözaltı torbaları, morluklar için; inciri ikiye ayırıp veya kiviyi gözünüzün üstüne kapatın. Mısır unu, su ve kremi karıştırıp kese yapın. Vücutta ve yüzde kullanılır ve pırıl pırıl olur cilt. Çok kuru cilde bir tatlı kaşığı süzülmüş yoğurt, çeyrek limon sıkın. Bir bulamaç gibi yüze sürün. Sonra kalanını da sürün ve ova ova çıkarın. Akne Malzemeler: Maden suyu, kil, aspirin Uygulanışı: Maden suyunda ısıtılmış kilin içinde aspirinler eritilir ve bu karışım sabah akşam cilde uygulanır. Temizleme sütü Malzeme: 1 adet salatalık, 1 su bardağı süt Uygulanışı: Salatalık rendelenir, bir su bardağı sütte kaynatılıp süzülür. Her gün sabah, akşam cilt karışımla silinir. El bakımı (Terleme için) Malzeme: 1 litre su, 3 kapak ispirto veya zefiran Uygulanışı: Karıştırılır ve bu karışımla eller yıkanır. El bakımı (Peeling) Malzemeler: 1 adet yumurta sarısı, 1 tatlı kaşığı bal, kepek unu (alabildiği kadar) Uygulanışı: Yumurta sarısı ve bala alabildiği kadar kepek unu karıştırılıp ellere ovarak ‘peeling’ yapılır.
En güzel kim?
Güzellik yarışması diyorum, ama daha çok Camel Trophy'yi andırıyor. Kızlar acınacak durumdalar. Merdivenlerden iniyorlar, çıkıyorlar, köprülerden geçiyorlar, havuzun kenarındaki yirmi santimlik bantta yürümeye çalışıyorlar, bu arada ellerinde alev alev meşaleler, bir telaş bir kıyamet. Bütün bunları yaparken de güzel ve sevimli görünmek zorundalar. Kendilerine bir sürü şey tembih edilmiş belli; devamlı gülümsenecek, başları dik, omuzlar geride, göğüs dışarıda, karın içeride, popo dışarıda olacak, yürürken sağ ayak sol ayağın, sol ayak sağ ayağın önüne konulacak. Bunların hepsini bir anda yapabilmek mümkün mü? Hem de elinizde meşaleyle merdiven çıkarken.
Ben üşenmedim denedim, elime viledanın sopasını aldım, apartmanın merdivenine çıktım. Daha dördüncü basamakta pes ettim. Önce karnımı saldım, sonra omuzlarımı. Oh! ne rahatmış. Yarışmalara girecek yaşı geçtiğim için halime şükrettim. ‘‘Yaşın geçmese ne olacak, girmek zorunda değilsin ki’’ diyeceksiniz şimdi. Öyle demeyin. Siz hiç bu yarışmalara kendi arzusuyla katılan birini duydunuz mu? Hepsinin fotoğrafını ya ailesi ya da arkadaşları kendilerinden habersiz yollamışlartır yarışma ön jürisine.
Kızlara kuşbakışı
Neyse merdivendeki hezimetten sonra tekrar televizyonun karşısına döndüğümde Bedri Baykam'la Enrico Masias arası bir adam şarkı söylüyordu. Sonradan adının Leo Sayer olduğunu öğrendim. Adamın daha önce ne adını duymuştum ne de sanını. Kendisini tanıyan, şarkılarını bilen seven varsa özür dilerim, ben pek tadına varamadım.
Leo Bey'den sonra kızlar ikinci geçişlerine başladılar, bu sefer elleri boş. Mayoların üzerine loğusa sabahlığı gibi bir şey giymişler. Hepsinin saçları kuş yuvası gibi, tepelerine de tüy dikmişler.
Sıra geldi jüri üyelerini tanımaya. Yarışmanın sunucusu tek tek tanıtıyor. Işılay Saygın da var jüride. Kim bilir kızlara ne kızmıştır. Bir kere gecenin o saatinde bir aile kızının otelde ne işi var? Üstelik baldır bacak meydanda.
Bu arada dikkatimi çeken bir şey var. Kamera, ısrarla kızları tepeden kuşbakışı çekiyor. Önce nedenini anlayamadım sonra da düşündüm ve şuna karar verdim: Şimdi bu kızların biri kraliçe seçilecek. Kız önden, arkadan, yandan güzel de tepeden güzel mi bakalım? Öyle ya 8. kattaki evinizin balkonunda oturuyorsunuz, aşağıdan kraliçe geçiyor. Aaa! bir bakıyorsunuz ki kız tepeden bir şeye benzemiyor. ‘‘Hay seni kraliçe seçene’ demez misiniz? Güzel dediğin nereden bakarsan bak güzel olmalı.
Finalistler açıklanıyor
Ve sıra geldi yedi finalistin açıklanmasına. Kulisi gösteriyorlar, bir heyecan bir heyecan. Numarası okunan sahneye koşuyor. Yalnız ortada garip bir durum var. Kazananlar hüngür hüngür ğlıyor.Kaybedenler sevinçle birbirlerine sarılıyorlar. İfadelerine göre aralarında çok sıcak dostluklar oluşmuş, zaten önemli olan da buymuş, yarışma bahaneymiş, falan filan...
Bunlar kızların ağzından çıkanlar, gerçek duygularıysa eminim aynen şöyle: ‘‘Kahretsin hakkımı yediler’’, ‘‘Şike var bu yarışmada’’, ‘‘En güzel bendim aslında’’, ‘‘Jürideki kadınlar beni kıskandı’’, ‘‘Şunlara bak hepsinin bacakları yamuk’’.
Bu arada Mustafa Sandal'ı unuttum. İki geçiş arasında çıkıp dört şarkı söyledi. Dört tane olduğunu süreden çıkarıyorum, yoksa hep aynı şarkıyı söylüyor gibiydi.
Evet, nerede kalmıştık? Finalist kızlarda. Yarışmanın sunucusu Korhan Abay hepsiyle tek tek söyleşi yapıyor. Sorular çok kazık olduğu için kızlar zorlanmasınlar diye önceden kendilerine verilmiş herhalde. Cevapları ezberledikleri her hallerinden belliydi. Yalnız biri cevapların sırasını karıştırdı. ‘‘Hangi sporu yapıyorsunuz’’ sorusuna ‘‘Müzik dinliyorum’’ cevabını verdi.
Söyleşiden sonra kızlar merdivenlerden inerek sahneyi terk ediyorlar. Bu iniş çıkışlardan her biri 600 ila 800 gr. arasında kilo kaybetmiştir yarışma boyunca.
Jürinin işi zor
Kızlara şöyle bir baktım da jürinin işi zor. Hangisini seçerlerse seçsinler zevksiz damgasını yemeleri kaçınılmaz. Ben böyle düşünürken sahneye üç zenci kadın şarkıcı çıktı. Bunları zannediyorum kızların kıymetini anlayalım diye çıkardılar. Allah'ın hikmetinden sual olunmaz, onun için pek bir şey söylemeyeceğim, ama bunları bulup oraya getirene bir çift sözüm var. Kardeşim sen vakit geçirmeden git Çatalhöyük'teki kazılara katıl. Toprak altında kalmış şeyleri bulup çıkarmakta, senden daha becerikli ikinci bir adam olduğunu sanmıyorum bu memlekette. Bunu bu gece bütün cümle aleme ispat ettin, seni tebrik ederim.
Jüri dereceye girenleri belirlerken Korhan Abay kraliçeye verilecek hediyeleri sayıyor. Buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın, televizyon, müzik seti, cep telefonu, bisiklet, oturma grubu, soba, yatak örtüsü, masa örtüsü, saat...
Büyük haksızlık var ortada. 90-60-90'san senden iyisi yok, al buzdolabını git. Yok belin biraz kalınsa ne çamaşır makinesi var sana ne masa örtüsü. Ayol, öteki zaten güzel, hali vakti yerinde bir koca bulur nasıl olsa, sen kaybedene ver şunları. Yok, her yerde olduğu gibi burada da adaletsizlik yapılacak illaki.
Ve ilk üç güzel açıklanıyor. Alkış, gözyaşı, taçlar, pelerinler, tahtlar, asalar, nedimeler. Bütün bu şatafata denk düşmesi açısından son padişah Vahdettin'in torunu takıyor güzellerden birinin tacını.Üçüncü güzelinkini Ali Kırca takıyor ve ‘Güzellik bir ayrıntıdır, önemli olan ruh ve kafa güzelliğidir’ gibi manalı bir konuşma yapıyor. Ali Kırca'nın zikri bu fikri de budur inşallah.
Bu arada üçüncü güzel çok ağlıyor. Sevinçten mi yoksa, birinci olamadığı için hırstan mı bu kadar ağlıyor bilemiyorum.Bir yarışmanın daha sonuna geldik. Ülkemiz yeni yeni haber spikerleri, sunucular kazandı. Vatana millete hayırlı olsun.
Öncelik bakımlı olmakta
Bakımlı olmak zor bir iş değil. Hatta çok para gerektiren bir iş de değil. Yapmanız gereken tek şey, sabahları evden çıkarken saçınızı başınızı biraz düzeltmek. Tabii bunu yapmak yerine her daim fönlü saçla gezmeyi tercih edenler de olabilir. Eller ve ayaklar da son derece bakımlı olmalı. Üzerinize ikinci el bir eşofman bile giyip çıksanız, ellerin ve ayakların duruşu, sizi ‘‘bakımlı kadın’’ kategorisine sokar. Sonuçta, en görünen yerler oralar ya... Bir de olayın makyaj kısmı var. Artık makyaj yapılmıyor. Onun yerine cildi yanık göstermek için solaryuma da girilmiyor. Son trend, bulduğunuz heryerde yüzünüzü güneşe çevirerek oturmak. Bu aslında hem cilde iyi geliyor, hem de sizi güzelleştiriyor.
Öte yandan, güzellik kavramının en alakalı olduğu mevzu olan giyim kuşam durumlarında da geniş bir farklılık söz konusu. Şöyle ki; kadınlar artık ne bulurlarsa giyiyorlar. Takıp takıştırırken de, giyinirken de, önemli olan kendi tarzınızı yaratmak. Peki bu tarz nasıl olacak? ‘‘Altı kaval, üstü şişhane’’ şeklinde. Yani çok şık bir etek ceket takımın altına spor ayakkabı ve sırt çantası almak olayı. Ya da kaz tüyü kabarık bir montun altına uzun şık bir etek giymek. Hatta ve hatta, daha da ileri gidersek, eski püskü bir eşofman altının üstüne dar bir gömlek giymek ve ellere kollara ve boyuna bir dolu incik boncuk takmak... İşte 2000 kadınının farkı. Hollywood starlarına bakarsanız, bu durumun ne kadar revaçta olduğunu görürsünüz. En ünlüleri bile, sokağa çıkarken son derece salaş giyiniyorlar. Ama bir yerlerinde mutlaka şıkırtılı ve abartılı bir şey bulunuyor. Örnek mi? Mesela Pamela Anderson-Tommy Lee çifti, sonra Madonna, Helena Bonham Carter ve hatta Gwyneth Paltrow... Bu isimler aslında çok doğal görünüp, aynı zamanda çok rüküş bir havaya bürünebiliyorlar. Bunu da son derece trendi bir tarzla yakalıyorlar... Çünkü onlar, dünyanın beğendiği ‘‘güzel kadınlar.’’
Sağlıklı beslenmek ve spor
Tabii ki, güzellik kavramı deyince mesele biraz da hayat tarzını ve yaşayışını değiştirmekte. Nasıl olsa bir şekilde herkes diyet yapmaya veya yediğine içtiğine dikkat etmeye mecbur kalıyor. İşte bunlara maruz kalmamak için yapılacak en önemli şey, genç yaşta dikkatli olmak. Mesela şarkıcı Candan Erçetin, yemesine içmesine çok dikkat ediyor. Onunki güzellik kaygısından çok, sağlığına dikkat etmek adına. Ya da eski mankenlerden Merve İldeniz, hem kendi hem de kocası Serdar Önal'ın sağlığı için diyet yemekleri yapıyor. Bunun yanında da sporu ihmal etmiyor bu isimler... Bu şekilde bir hayat tarzı seçmek aslında güzellik kavramının yeni tanımıyla bağdaşıyor. Çünkü böyle yaşayanlar da geceleri geziyorlar, eğleniyorlar ve aktiviteleri kaçırmıyorlar...
Milenyum kadını olmanın incelikleri
Öncelikle özel bir fitness hocanız olmalı. Devamlı olarak gitmeseniz bile, onun orada olması size hem güven verir, hem de psikolojik olarak diyet yapmaya zorlar.
El ve ayak bakımına gereken önemi vermeniz lazım. Hele de yaz aylarına girdiğimiz şu günlerde, bakımsız eller ve ayaklar bir facia olur.
Bol meyve yemelisiniz. Sizi her gören, elinizde bir elma ya da bir portakalla hatırlamalı...
Yemeğe gittiğinizde salata siparişi vermeli ve bunun da yarısını bırakmalısınız. Böylece, çok az yediğiniz halde su içseniz yaradığı gerçeği ortaya çıkar...
Giyimde son trendleri mutlaka takip etmek lazım. Bunun için de mutlaka Hollywood starlarıyla yapılan röportajları izleyin. Onlarla ilgili yazıları okuyun. Çok para harcamadan da modaya uyabilirsiniz.
Takı takmak, mücevher kullanmak her daim moda. Ama 2000'de spor giysilerde bile imitasyon değil gerçek mücevher kullanmak olayı hakim. Ne bulursanız bulun, takın takıştırın hali...
Sabahları uyanıp da evden çıkmadan önce saatlerinizi ayna karşısında geçirmeye gerek yok. Çok ucuza satılan minik bigudilerle sarabilirsiniz veya evde kendi kendinize fön çekmeye alışabilirsiniz. Her iki durumda da yapılı saçla sokağa çıkmak her zaman daha iyidir...
Güzellik kavramının tarihçesi
Geçen yüzyıl içinde güzellik kavramı bir hayli değişime uğradı. Şişmanlık, çok zayıflık, orta kalınlık derken, kadınlar da neye uğradıklarını şaşırdılar...
1910'lar: Dolgun vücutlu kadınlar ve beli sıkılmış bol etekler modaydı. Makyaj bugüne göre çok abartılı ve komikti. Şemsiyeler en önemli aksesuvar olarak yer alıyordu. Tabii ki erkek egemenliğinde ve çalışmayan kadınlar vardı.
1920'ler: Aynı geçen on yıl gibi son derece kapalı ve tutucu ortamlar vardı. Kadınlar en çok uzun ve bol etekler ve göğsünde broş bulunan dar gömlekler modaydı. Kadınların hayat tarzı çocuk büyütmekti...
1930'lar: Kadınlar 1930'larda biraz daha açılmaya, giyim kuşamda pantolona dönmeye başladılar. Kadınlar arasında çalışmak yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladı. Fakat hala tek amaçları çocuk büyütmekti...
1940'lar: Beller incelmeye, göğüsler dolgunlaşmaya başladı. Çalışan kadının önemi arttı. Ellerin ve ayakların bakımı, saçların yapılması ve takıp takıştırmak önemli mevzu oldu.
1950'ler: Kadınlar yine ev işlerine ve çocuk bakımına daldılar. Ama yine de bakımlı ev kadınları olayı gündemi doldurdu. Saçlar röfleli ve sarılı. Geceleri bigudilerle yatmak moda oldu.
1960'lar: Kadın güzelliğinin seksilikle eşdeğer olduğu saptandı. Dolgun hatlar ve bakımlı kadınlar beğeniliyordu. Boşanmalar arttı. Pahalı mücevherlere ilgi çoktu.
1970'ler: İncecik vücutlar ve salaş giysiler olayı hakimdi. Tam olarak diyetin bir hayat tarzı olması bu döneme rastladı. Mankenler kesinlikle gündemi doldurdular. Kadınlar atağa kalktı, iş hayatında kendilerini göstermeye başladı.
1980'ler: Kabarık etekler, punk'çılar, permalar, kürkler çok trendi oldu. Doğal yaşam tarzı ve kadınların iş dünyasında kendine yer etmesi büyük ilgi gördü.
1990'lar: Apartman topuklar, dövmeler, ağzı burnu deldirmeler ve daha neler. 90'larda kadın-erkek eşitliği önemini kaybetti. Güzellik kavramı yok oldu. Modern olmanın modayı birebir takip etmek olduğu kesin olarak kanıtlandı.
Güzelliğin sırrı
Neden insanlar güzelliğe bu kadar önem verip güzel görünmek için çalışmışlar? Zeka ve becerilerini bu uğurda neden seferber etmişler? Yapacak başka işleri mi yoktu?
İnsanlık tarihinini incelediğiniz zaman, ilk günlerinden bugüne kadar güzel görünmek adına yapılanların listesi, bir kaç günlük yazısı dizisi olacak kadar uzun. Hatta bir kaç gün bile yetmeyebilir. Çünkü, çağımızda yapılanların çeşitliliği zaten bir kaç günü dolduracak kadar fazla. Bundan da güzelliğe ayrılan zaman ve enerjinin büyüklüğü açıkça anlaşılıyor. Ve sonuç olarak diyorsunuz ki, ‘‘güzellik’’ çok önemli.
Etkileşimin ilk basamağı dış görünüm. Güzel bir görüntü, baktığınız anda etkilenmeye neden oluyor. Ve daha ilk çağlarda bunun farkına varan insan şimdi daha büyük bir istekle güzel görünmeye çabalıyor.
Peki güzelliğin ölçüsü ne?
İşte bu noktada değişen kültür ve anlayışla birlikte ölçüler de değişiyor. Fakat, değişmeyen tek bir unsur var, o da güzel görünmek.
Güzel görünmek için güzel olmak gerekmiyor. Yani gözünüzün, kaşınızın, ağzınızın, endamınızın kusursuz güzel olması şart değil.
Güzel görünmenin en önemli noktası, kendinizi güzel gösterebilmeniz. Gözünüz çok güzel olmayabilir fakat, bakışınız güzel olmalı. Vücudunuzun orantıları mükemmel olmayabilir fakat, duruşunuz, yürüyüşünüz güzel olmalı. Ve bunları idare eden de akıl.
Güzelliğin sırrı, kendinden memnun olmakla başlıyor. Kendinizi iyi hissetmeniz, enerjinizi serbest bırakmanıza yardımcı oluyor. İçinizdeki enerji, gözlerinizden ve vücudunuzdan dışarıya yansıyor.
Kendinden memnun biri, ışıl ışıl ve etkileyici bir biçimde öyle bir bakar ki, kesinlikle ondan çok etkilenirsiniz. Duruşu ve yürüyüşü kendinden emin, güçlü ve kararlıdır.
Zaten güzel görünmekte ki, amaç etkilemek değil mi? Duruşunuz, bakışınız, seçtiğiniz kıyafeti kendinize yakıştırmanız ve bütünlük içinde kusursuz bir uyum sergilemeniz, sizin son derece güzel olduğunuz duygusunu uyandıracaktır.
İster kadın, ister erkek olun. Duygularınızın dış görünümünüze yansıdığını unutmayın.
Hayatından bezmiş, isteksiz, yorgun, sıkıntılı, tatminsiz ve memnuniyetsiz birinin kusursuz bir fiziğe sahip olsa bile güzel görünmeyeceğinden emin olabilirsiniz. Yaşam enerjisi zayıflamış birinin bedeni istediği kadar orantılı orantılı olsun, çekici gelmeyecek, etkileyici olmayacaktır.
Halbuki, hayatı seven, beklentileri güçlü olan, kendine inanan kişilerin bedeninden yansıyan yaşam enerjisi öylesine yoğun ve çekicidir ki, kesinlikle çok güzel olduğuna karar vereceksiniz.
Güzelliğin sırrı, içinizdeki yaşam enerjisini dışınıza yansıtmayı başarabilmektir. Bunun için hiç bir zaman başka bir başkasıyla kendinizi mukayese etmeyin. Ve şöyle düşünün;
‘‘Ben benim. Özel biriyim. Benim örneğim yok.’’ Ve kendinizi inceleyin. Duruşunuzu, bakışınızı ayarlayan ve tipinize en yakışanın ne olabileceğini düşünün. Size özel olmalı. Bir başkasında güzel görünen bir şey değil, üzerinizde güzel duranı tesbit etmelisiniz. Özelliklerinizi en fazla ortaya çıkartan ne olabilir, bunu keşfetmeye çalışın. Başkasını taklit etmek yerine kendiniz olmaya başladığınız anda, güzel görünmeye başlayacaksınız, diyorum,
Sanal güzeller
Sanal dünyanın kızları seksi mi seksi... Bilgisayar oyunlarında karşımıza çıkan kimi esmer kimi sarışın bombalar, hem erkek kahramanlara taş çıkaracak kadar yürekli ve güçlü, hem de insanı kıskandıracak ölçüde mükemmel fizik yapısına sahipler. İşte karşınızda siber dünyanın en ünlü yedi sanal güzeli...
Sophitia Alexandra
Soul Blade adlı oyunla tanınan bu sarışın bombanın yemyeşil gözleri var. Sürekli mini etek giyiyor, eyersiz ata biniyor ve kılıcı da pek keskin. Kılıç ve kalkanını bir kenara bırakırsak güzellik olarak da bir hayli etkileyici. Ancak Sophitia, öyle çikolata ve çiçekle tavlanacak bir tip değil. Onu hizaya getirmek için kelepçe ve kırbaç şart.
Lara Croft
Tomb Raider'in müthiş kahramanı. Atletik, saldırgan ve cehennem kadar yakıcı. Lara, sanal dünyanın ideal kadınının ta kendisi. Sürekli güneş gözlüğü takıyor, sımsıkı PVC giysiler ve çift tabancayla dolaşıyor. Aynı zamanda kibar, zeki ve nerede nasıl davranılması gerektiğini bilen biri. Yani kolay elde edilecek bir tip değil.
Reiko Nagase
Rage Racer'da karşımıza çıkıyor. İnanılmaz derecede sevimli bir Japon genç kızı. Çok şeker bir gülümsemesi ve ona çok yakışan bir mini elbisesi var. Alışverişe çıkmaktan, sufle yapmaktan ve köpek dolaştırmaktan hoşlanıyor. Uzun lafın kısası, sanal dünyanın Şeker Kız'ı...
Kızıl Lotus
Deathtrap Dungeon'un deri giysili, eli kılıçlı güzeli. Siber dünyanın en çıplak bombası. Anne ve babaların, asla eve sokmayacağı cüretkâr bir tip. Kiminin yorumuna göre tam bir gece geçirilecek; memnun olmadığı takdirde kılıcını çekebilecek, her türlü fantaziye açık bir kadın.
Nikki
Pandemonium 2'nin iri göğüslü güzeli. Göğüsleri öyle iri ki; insanın başka bir yere bakabilmesi mümkün değil. Büyüklerin ilk bakışta hiç hazetmeyeceği bir tip. Ancak, istediğini avucunun içine alacak ne beceriler var onda bir bilseniz!..
Nina
Tekken 2'nin güzeli. Anna Williams'ın kardeşi. Sharon Stone ile Baby Spice arası bir tip. Çok uzun bacakları var. Diğer birçok siber güzeli gibi hayli derin bir dekolteyle dolaşıyor. Herhangi bir erkeğin öyle kolay kolay dize getirebileceği biri değil.
Sakura Street Fighter tiplerinden. İlkokul çocuğu gibi göründüğüne bakmayın. Gerektiğinde tam bir cehennem zebanisine dönüşebiliyor. Her an ısıracak gibi görünüyor zaten. İstediği zaman dişiliğini konuşturabiliyor.
Bar kapanma saatinde kadınlar neden daha güzel görünür
Nobel mevsimi yaklaşıyor. Ödül sahiplerini ekim ayında öğreneceğiz. Gerçek Nobel'lerden bir hafta önce de Alternatif Nobel ödülleri açıklanacak.
Harvard Üniversitesi'nden bir grup, yıl boyunca bütün bilimsel araştırmaları tarayarak en lüzumsuz buluş ve çalışmalara veriyor bu ödülü. Hepsi de birbirinden parlak oluyor. Eh biz de biraz araştırma taraması yapıyoruz. En ciddi bilim dergilerinde bile Alternatif Nobel ödülü alabilecek adaylar var. Bakalım aşağıda verdiğimiz örnekler arasından Harvard'ın ödülünü kazanan olacak mı?
BİR country şarkısıyla psikoloji bilimi arasında normal olarak hiçbir ilişki yoktur. Ancak Amerikalı bir grup psikolog, Mickey Gilley'in ‘‘Barın kapanış saatinde kızlar daha güzel olmuyor mu?’’ adlı şarkısındaki derin anlamı çözmeye karar verirler.
‘‘Kafayı bulduktan sonra her kadın güzel görünür’’ şeklindeki Türk özdeyişi, o derin psikolojiyi gayet güzel açıkladığı halde, Amerikalı uzmanlar bu veciz sözden habersizdir. Ve Amerika'yı yeniden keşfe kalkışırlar. ‘‘Kişilik ve Sosyal Psikoloji Bülteni’’ adlı yayında yer alan habere göre araştırmacılar, günün değişik saatlerinde barları ziyaret ederek, müşterilere karşı cinsin dış görünüşüyle ilgili fikirlerini sorarlar. Ve hayrettir (!), kapanış saati yaklaştıkça, karşı cinsin daha çekici görünmeye başladığını tespit ederler. Ancak çekici bulunan kişilerden biriyle yakın ilişki kurmamak kaydıyla. Çünkü ertesi sabah o kişinin yanında uyanıldığı takdirde, kanaat notu değişikliğe uğrayabilmektedir. . Güzel kadınlar hakkinda aciklamalar Güzel kadınlar konusunda bilgiler
|
|