Yaşlanma konusunda dünyaca tanınmış, Pulitzer ödüllü 74 yaşındaki psikiyatrist Prof. Dr. Robert Butler, ‘kaliteli yaşlılık’ın sırlarını verdi. Her gün 7.5 kilometre yürüyen Butler, bol bol egzersiz yapmayı, küçük porsiyonlarla, beslenmeyi ve sigaradan uzak durmayı önerdi.
ABD'deki ILC (Uluslararası Uzun Yaşam Merkezi) Başkanı olan ve ‘Neden Hayatta Kalalım?, Amerika’da Yaşlı Olmak' adlı kitabıyla 1976 yılında Pulitzer Ödülü'nü alan Butler, ‘Dünyada Yaşlanma’ konulu konferansını Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu'nda verdi. Butler sanayi devrimiyle birlikte, 1900'lerden günümüze bütün dünyada yaşam beklentisinin 30 yıl arttığını, halen 60 yaş ve üstünün, tüm dünya nüfusunun yüzde 10'unu oluşturduğunu söyledi. Dünyanın en yaşlı nüfusa sahip ülkesi Japonya'da kadınların 83, erkeklerin 77 yaşına kadar yaşadıklarını belirten Butler, ‘‘Japonlar küçük porsiyonlarla sebze, meyve ve balık ağırlıklı besleniyorlar. Bu yüzden de uzun ömürlüler’’ dedi.
Kadınların dünyanın her yerinde erkeklerden daha uzun süre yaşadığını belirten Butler, ‘‘Kadınların daha kuvvetli bünyeleri var. Belki de çocuk doğurarak insanlığın devamını sağladıkları için dayanıklı ve uzun ömürlüler’’ diye konuştu.
Butler, uzun yaşamın önündeki en büyük engellerin, ekonomik krizler ve enfeksiyonlar olduğunu söyledi. Yaşlılık sınırının günümüzde 70 yaş olduğunu belirten Butler, insanın genetik kodunun çözülmesinin de ömrü uzatacağını söyledi.
Genel vücut sağlığının, yaşlılıkta beyin fonksiyonlarının da daha iyi çalışması
Seksenlik Sadun Tanju, kendi deyimiyle neredeyse bir yarı tanrı. Hayatımın en bal dönemini yaşıyorum diyor. Şehrin koşuşturmasının dışında ama hayatın içinde. En üretici dönemlerinden birinde. Okuyor, yazıyor, çiziyor, yüzüyor, yürüyor, bakıyor, düşünüyor, eğleniyor. Bu fiillerin hepsini birden gerçekleştirebiliyor. Üstelik hayatının hiçbir döneminde olmadığı kadar huzurlu. Onu rekabate zorlayan bütün hırslardan kurtulmuş durumda. Cinsellik dahil. Allah hepimize böyle bir yaşlılık nasip etsin.
Sakin ve duru bir röportaj...
Sizin Bodrum'a yerleşmeniz hepimizin hayali olan emeklilik çekilmesi mi yoksa bir tür inziva mı?
- Serbest gazetecilik yapıyordum. 73-90 arası. Ama iç terör vardı. O ara pek çok suikast yaşandı. Terörle yaşamanın huzursuzlukları herkes gibi bana da yansıdı. Sonuda Çetin de (Emeç) suikaste uğrayınca, kendi kendime şöyle dedim: ‘‘Yahu, değer mi?’’ İnsanın tam mesleğinin sefasını süreceği bir dönemde, adamın biri geliyor, üzerine bir çarpı koyuyor. Ve sen hayattan gidiyorsun. Hayat üzerine derin felsefeler yapmam o döneme rastlar yani! Bize sürekli birtakım misyonlar yüklüyorlar. Toplum için çalışmak, aile için çalışmak, kendi dışında bir sürü şey yani. Sanki insanın gerçekten böyle görevleri varmış gibi. ‘‘Peki kendin için ne yapıyorsun sen?’’ dedim, ‘‘Neden daha keyifli olmayasın? Gelmişsin 60 küsuruna. Hálá bu çaba, bu akıntıya kürek çekmek niye?’’ Ve seçimimi yaptım: ‘‘Keyifli yaşayacağım. Kendim için yaşayacağım. İstersem kitap yazacağım. Ama rutin işler yapmayacağım.’’ Yani benimki, emeklilik çekilmesi değil, hiçbir şeyden kopmuş değilim, faal hayatımı sürdürüyorum. Benimkine inziva demek de zor, hayatın fazlasıyla içindeyim.
E yine de böyle bir karar kolay verilmez değil mi?
- Datça'daki o kurmay albayın da etkisi oldu haliyle.
Ben o kurmay albayı tanımıyorum haliyle.
- Yıllar evvel Datça'ya gitmiştim. Datça'ya gitmek de belaydı o yıllarda, nasıl uğursuz bir yol, nitekim aradığım kişiyi bulamadım, başka bir yerdeymiş. Evinin terasında oturan bir kurmay albayla karşılaşmayayım mı? ‘‘E bu kadar yorulmuşsunuz, gelin bir soluklanın’’ dedi. ‘‘Nereden düştünüz buralara?’’ dedim. ‘‘Büyük şehirde itilip kakıldığımı hissediyordum. Bir de tuhaf, o kalabalık için büyük bir yalnızlık hissi içindeydim. Burayı bulduk. Şimdi fevkalade mutluyum’’ dedi. Biraz şüpheyle baktım tabii, o devam etti, ‘‘Çıkıyorum evden, bakıyorum mahalleli top oynuyor: Merhaba albayım. Fırının önünden geçiyorum: Albayım giderken ekmeğini almayı unutma. Kahvenin önünden geçiyorum: Albayım gel çay içelim. Burada gayet popüler bir adamım yani’’ Benimki de biraz o hesap. On senedir Yalıkavak'tayım. Buradaki herkesin babasıyım. Albayın seneler önce anlattığı keyfi sürüyorum.
İyi de fiilen çalışma hayatını sürdürmekte direnenler, koltuklarından sökülemeyenler de var. Siz neden onlar gibi davranmadınız? Yapı meselesi mi enerjiniz mi bitti?
- Enerjim bitmiş gibi duruyor mu? Bu bir tercih meselesi. Sürekli sahnede, göz önünde olmaktan hoşlanan biri değildim, mesleğimi iyi yaptığım zaman, birinin bana bunu söylemesi yeterdi. Daha fazlasını niye isteyeyim? Sokakta ‘‘Bak, bak Sadun Tanju geçiyor’’ denmesi kadar rahatsızlık verici bir şey olabilir mi? Ama bu, benim için öyle. Bu tür şeylerden hoşlanan, kendisini cıvata gibi vazgeçilmez bir unsur gibi hissedenleri de anlıyorum. Mutlu oluyorlarsa bu, onların tercihi. Nasihat vermekten hoşlanmam ama kanımca kendilerini yıpratıyorlar. Ecevit'in dramını mesela kendi içimde hissediyorum ben. Benim gibi okuyarak, yazarak, kendi seçtiği bir iki dostuyla beraber olarak, hoşlandığı müziği dinleyerek, karısı Rahşan Hanım'la resim yaparak, şiir yazarak geçirseler ya zamanlarını. Benden iki yaş genç olan Ecevit'ten eminim ki, ben daha mutluyum.
Peki İstanbul ve hayat buradan nasıl gözüküyor? Takip ediyor musunuz yoksa birtakım şeylerin peşini bıraktınız mı?
- Pek çok insan, ‘‘A İstanbul'a gitmeden olmaz!’’ der. Hani büyük şehir hayatı, olanakları, tiyatrosu, konserleri. Çok ilgimi çekmiyor artık. Kim gidecek şimdi oraya! Taksim toplantılarına giderdim eskiden, hálá niyetleniyorum, iyi bir konuşmacı mı var, ‘‘Gideyim de biraz insan içine karışayım, eski ahbaplarımı, dostları filan göreyim’’ diyorum ‘‘Ölmediğimi de göstereyim.’’ Giyiniyorum, kuşanıyorum, tam kapıdan çıkacakken yeni bir karar veriyorum, ‘‘Bu kadar yol tepilir mi? Şimdi gideceğim oraya, kimse benim farkımda olmayacak. Bir iki kişiye ayakta konuşacağım, nezaketen dinliyor gibi yapacak, gözleriyle başkalarını arayacak, haldur huldur yenecek bir yemek, bana da çok da bir şeyler katmayacak bir konuşma. Değer mi?’’ diyorum, soyunuyorum, geçiyorum televizyonun karşısındaki rahat koltuğuma. Ama burada öyle mi? Buradakilerin şeyhi gibi hissediyorum kendimi. Biri denize giderken geliyor, öbürü dönüşte uğruyor. Hayatımda hiç okumadığım kadar okuyorum. Tam tersine ben buradan her şeyi takip edebiliyorum.
O nasıl oluyor?
- Çünkü meslek, insanı belli bir yere yönlendiriyor, bir şeye kilitleniyorsunuz ve geri kalan herşeyi ıskalıyorsunuz. Çünkü koşuşturuyorsunuz. Çünkü vaktiniz kalmıyor, haliniz olmuyor. Benim durumum da gelince kitaplar ve televizyon sayesinde bütün dünya ayağımın altında. Güneri Cıvaoğlu'ndan daha fazla televizyon seyrediyorumdur. Onun nereden vakti olacak? Siyasetçilere soruyorlar, ‘‘Kitap okuyabiliyor musunuz?’’ Onlar da nezaketen ‘‘Pek ilgilenemiyoruz öyle şeylerle’’ diyorlar. Bence hiç ilgilenemiyorlar. Memleketi düzeltmeye kalkacaksın ve Ahmet Altan'ın hadise yaratan kitabını okuyacaksın öyle mi? Oysa ben okudum bile. Bu yaşımda hálá öğreniyorum ben.
Bu hissettikleriniz nasıl tanımlanabilir? Huzur mu?
- Yok, yok. Tat almak! Esas olarak tat alınan iki dönem var hayatta. Biri çocukluk, ne var ki hatırlamıyoruz, bize naklediliyor, ‘‘Şöyle mutlu bir çocuktun’’, ben nereden bileyim ne kadar şen bir çocuktum, diğeri ise yaşlılık. Ara dönem ise mücadele, kendini ispatlama ve başkaları için yaşamakla geçiyor. Haldur huldur çalışıyoruz. Oysa yaşlılık fevkalade bir şey. Çocukluğumuzun tadını alamıyoruz ama yaşlılığın tadını almak mümkün. Talihin varsa yaşamın asıl balını yaşıyorsun. Nedense insanlar meseleye seks açısından bakıp paniğe kapılıyorlar, Yaşlılığı ölü bir sezon olarak değerlendiriyorlar. Cinselliğin uykuya yatmış olmasını büyük bir mutsuzluk olarak addediyorlar.
Öyle değil mi?
- Yok canım. Sadece geri planda kalıyor. Siz üretimi başka yerlere kaydırıyorsunuz. Ve tuhaf bir şekilde kendinizi daha rahat hissediyorsunuz. Üzerinizden bir yük kalkmış oluyor. Bence seks, genç yaşlardaki cazibesine rağmen, bir bağımlılık. Ama günün birinde kurtuluyorsunuz. Hafifliyorsunuz. Bir gün bir bakmışsınız ki, siz ermişsiniz. Doğadaki rolünüz değişiyor. Şimdiki rolünüz bir nevi tanrılar katına çıkmak. Olympos, Olympos! Durumu abartmak istemem ama ben pek çok gülüşün, pek çok davranışın, pek çok ifadenin ne anlama geldiğini 50 yaşımdakinden çok daha iyi analiz edebiliyorum. Bu da bana bir falcıymışım duygusu veriyor. Her şeyi bilen, gören adam. Bunun verdiği bir dirilik de oluyor insanda. Bir de şu var: Hayatımın hiçbir döneminde kadınlara bu kadar açık ve rahat iltifat edemedim. Şimdi yapabiliyorum. ‘‘Aman ne güzelsin, bu da sana çok yakışmış’’ diyebiliyorum. Ne çılgın pareolar giyen kadın dostlarım var burada, silüet halinde o pareoların içinden bedenleri görünüyor, pek de yakışıyor.
Pas tutmamak için geliştirdiğiniz yöntemler neler?
- Yürüyorum, denize giriyorum. Dilediğim kadar. Herkes yaşlılıkta erken yatılır zanneder, benim ortalama uyuma saatim gece üç. Millet ortalıktan kaybolduktan sonra televizyon seyretmeye, kitap okumaya bayılıyorum. Gençlerle ilişkilerim çok iyi, artık o politikaları da iyi beceriyorum, onlar nelerden hoşlanıyor biliyorum. Bu yaşlılık iyi bir şey yahu! Bir yarışta filan değilsin. Hiçbir iddiada değilsin. Resmen yarı tanrılaşma devrini yaşıyorsun.
Benim bir dolu güvensizliklerim korkularım var n'oluyor, onlar toptan geçiyor mu?
- Genç yaşta yaşanır tabii. E bu yaşta azalıyor. Ama bir de şartlar uygun olacak. Sağlığın yerinde olacak, sade de olsa, böyle bir hayatı yaşamak için ekonomik özgürlüğün olacak.
Bu durumda sizin kafanızı tek meşgul eden şeyin ölüm olması gerekiyor. Onun dışında her şey şahane.
- Ölüm korkutmuyor. Burada bazen tropikal hadiseler oluyor, yıldırımlar, gök gürültüleri, sağanak halinde yağmurlar, sanki dünya yeniden doğuyor ya da batıyor. Geçen gece yine oldu, dedim ki, ‘‘İşte hayatımın sonuna geldiğimi hissedersem böyle bir havada çıkar sahilde yürürüm. Uzun boyluyum da, Tanrı da biraz yardımcı olursa, bir yıldırımla paçayı kurtarırım.’’ Ölüm üzerine böyle düşünceler üretiyorum. Bu, iyi senaryo. Kötü senaryo ise aciz kalmak.
Nasıl yani?
- Tekrar yeni doğmuş bir çocuk gibi olmak. Kendi irademle değil de, başkalarının bakımıyla hayatımı sürdürmek. İşte bu beni ürkütüyor. İnsan bu veya benzer sebeplerden dolayı bilinçli bir tercihle hayatına son verebilmeli. Hemingway kendisini niye vurdu av tüfeğiyle? Kafayı üşüttüğü için değil herhalde, bilinçli bir tercihti, ‘‘Bundan sonrası nedir?’’ diye düşünmüştür. Hayatın bütün tatlarını almış biri böyle bir duyguya gelebilir. Ben de bu konuları çok düşünüyorum. Ötenazinin Hollanda'da kanunu bile çıkarıldı.
E bizim meclis başka meselelerle meşgul, Türkiye'de zor.
- Biliyorum, o yüzden, işi onlara bırakmadan kendi aileme vasiyet ettim.
Yaptınız mı böyle bir şey gerçekten?
- Evet. Çocuklarıma mektup yazdım. Şöyle dedim: ‘‘Eğer günün birinde bitkisel bir hayata mahkum olursam, sakın ha teknolojinin imkanlarıyla beni yaşatma yoluna gitmeyin. İnsanlıktır, babaya görevdir ya da elalem ‘Babalarına bakmadılar' diyecekler diye düşünmeyin. Beni borular sokarak, bilmem ne enjekte ederek, suni olarak yaşatma sevdalarından vazgeçin. Vasiyet ediyorum size. Beni tabii ölümüme bırakın, çok daha mutlu olurum.’’
Tepkileri ne oldu?
- Kem küm ettiler. Ama fikir kafalarına girdi. Zaman içinde ben daha işlerim.
İyi de bu onlara çok ağır bir sorumluluk yüklemek değil mi?
- Tabii tabii. Zaten aile fertleri böyle bir kararı zor verir. Ama onun da çözümünü buldum: Yakın bildiğim arkadaşlara, dostlara da vasiyet ediyorum ki, zamanı geldiğinde ‘‘Babanız böyle olmasını isterdi’’ filan desinler.
İnsan sizin yaşanızda ölümle daha mı çok laubali oluyor?
- Yok ama her türlü alternatifi düşünmeye başlıyorsun. Ben o uzun seyahatime kimseye sıkıntı vermeden çıkmak istiyorum. Aksi örneklerini gördüm. Ailemde de, dostlarımda da. Üç, dört sene suni olarak yaşatılmış insanlar var. Nasıl bir faciadır o, biliyorum. Ben güzel bir anı bırakarak gitmek istiyorum. Yani ‘‘Ay babam da çok çekti. Bize de çok çektirdi’’ demesinler. Belki de hayata saygımdan bunları düşünüyorum. Çünkü hayat benden ibaret değil ki. Etrafımdakilerin, benimle beraber yaşayanların da huzurunu, rahatını düşünüyorum.
Yine de, babalar çocuklarına ötenazi mektubu yazmazlar!
- Ölüm, hayatın dışındaki bir şey değil. Hepimiz biliyoruzki, bir final var. Ölümü düşünmek, yazarın tiyatroda finali düşünmesi gibi bir şey: ‘‘Nasıl bir son yazayım bu piyese?’’ Tamam, bizim elimizde değil ama belli bir eğitimden geçmiş insanlar sonu düşünüyorlar. İki tür tavır takınılabilir, biri düşünür daha uygun bir son oluşturma çareleri arar, bir başkası da, nasıl gelirse öyle gelsin der. İki tavır da insani. Ama ben birinci kategorideyim.
Yaşlılığa neden olan 61 gen
Bilimadamları saçlardaki kırlaşmadan kemik erimesine kadar yaşlanmada rol oynadığı sanılan 61 gen tespit ettiler. Bu genlerin ilerleyen yaşla birlikte faaliyeti artıyor, ya da yavaşlıyor. Sonuçta kişi yaşlanıyor. İleride bu ‘kalite kontrol’ genleriyle oynanarak yaşlanma yavaşlatılabilir.
ABD'li bilimadamları saçlardaki kırlaşmadan kırışıklıklara kadar yaşlanmaya neden olan bir dizi gen belirlediler. Bilimadamları şimdi bu 61 genle oynanarak yaşlanmanın yavaşlatılabileceğini söylüyorlar.
Gen teknolojisinde yaşanan gelişme sayesinde genleri taranması da gittikçe kolaylaşıyor. California eyaletinin La Jolla kentindeki Scripps Araştırma Enstitüsü'nden Richard Lerner ve üç arkadaşı genlerle yaşlanma arasındaki bağı ortaya çıkarmak için bir araştırma yaptı.
Araştırma çerçevesinde 7 ve 9 yaşlarında iki çocukla, 37 yaşında iki yetişkinden, 90'lı yaşlarındaki 3 ihtiyardan ve hızlı yaşlanma hastalığına yakalanmış üç çocuktan deri hücresi örneği alındı. Araştırmada pul büyüklüğünde ‘gen çipleri’ aracılığıyla insanda bulunan 6 bin genin gelişimi yakın takibe alındı.
Science Dergisi'nde yayınlanan makaleye göre, genlerin büyük kısmı çocuk, yetişkin ve yaşlılarda aynı şekilde faaliyetlerini sürdürdü. Ancak 61 genin faaliyeti, bir yaş grubundan diğerine geçerken en az iki misli ‘hızlandı’ ya da ‘yavaşladı.’
KALİTE KONTROL
Lerner'e göre 61 genin yaklaşık dörtte biri ‘kalite kontrol genleri.’ Bu genler, yaşlanmayla birlikte kromozomda hata oluşan genlerin çoğalmasını engelliyor. Bu kalite kontrol genlerinin faaliyetleri gençlikten orta yaşa geçildiğinde üç ya da 12 misli yavaşlıyor. Yaş ilerledikçe bu genlerin aktivitesi daha da geriliyor, sonuçta hatalı genler çoğalma fırsatı buluyor.
Gen çiplerinin mimarı Novartis Araştırma Vakfı'ndan David Lockhard ile Lerner ve arkadaşları, bu hatalı genlerin diğer hücreleri de olumsuz etkilediğini belirtiyor. Bu genler, diğer hücrelere zarar vererek saçlarda kırlaşma, kırışıklık ve organ yetmezliği gibi yaşlanma belirtilerine yol açıyor. Araştırmacıların yaşlanmayla ilgili belirledikleri bazı genler şöyle:
Dokuyla cildi birbirine bağlanmasında önemli rol oynayan bazı genler yaşla birlikte görevlerini yapamaz hale geliyor. Sonuçta cilt gerginliğini kaybediyor, kırışıklıklar ve sarkmalar oluşuyor.
Kemik oluşumuyla ilgili iki genin yaşlanmayla birlikte faaliyeti geriliyor. Bu genlerdeki yavaşlama sonucunda, yaşlılarda görülen kemik erimesi meydana geliyor.
Yaşlanmayla birlikte bir genin faaliyeti artıyor, sonuçta romatizmal artirit hastalığı oluşuyor.
Dişeti hastalıklarını engellediği bilinen bir genin faaliyeti, yaşlılıkta 10 kez daha yavaşlıyor.
Cinsellik sizin için önemli mi?
Cinsel yaşamımızla ilgili gerçekleri başkalarıyla tartışmaktan pek hoşlanmıyoruz. Bu konuyu biraz da ‘‘tabu‘‘ olarak algılayanların sayısı ne yazık ki çok fazla. Bugün size cinsel haşatınızla ilgili bazı sorularımız olacak. Bu soruları ‘‘evet ‘‘hayır‘‘ diye yanıtlayın ve cinsel yaşamınızla ilgili gerçekleri öğrenin.
1- Ormanda gezinirken sarmaş dolaş olmuş ve dudak dudağa öpüşen bir çifti görürsem onların yerine utanırım.
2- Sürekli aynı kişiyle cinsel temasa girmenin bir süre sonra sı5kıcı olmaya başlayacağını düşünüyorum.
3- Vücudun özel kokularını çok severim.
4- Bugünlerde temlevizyon ve sinema filmlerindeki seks sahneleri giderek iğrenç olmaya başladı. Filmlerin tümü porno film gibi.
5- Geceleri çıplak yatmaya bayılırım.
6- Hamile kadınların genellikle cinsel temasla fazla ilgilenmediklerini sanıyorum.
7- Bence bir erkekte, yakışıklılıktan çok kişilik önemlidir.
8- Bir kadın eşini nekadar iyi tanır ve severse, onunla cinsel temasta bulunmaktan da okadar çok zevk alır.
9- Hayatıma girecek erkeği iyi tanımaya özen gösteririm.
SONUÇ
1) a=1 b=2 c=3
2) a=3 b=2 c=1
3) a=3 b=1
4) a=3 b=1 c=2
5) a=1 b=2 c=3
6) a=1 b=3 c=2
7) a=3 b=2 c=1
8) a=3 b=1 c=2
9) a=3 b=1
10) a=3 b=1
SONUÇ/
2,3,5 ve 9 numaralı sorulara ‘‘evet‘‘ yanıtı verdiyseniz, bu yanıtlar size birer puan kazandırır. 1,4, 6, 7 ve 8 numaralı sorulara ‘‘hayır‘‘ yanıtı vermek de size birer puan kazandırır.
DEĞERLENDİRME/
0-4 puan/
Cinselliik sizin için sadece evliliik gibi bir bütünün ufacık bir parçası sayılabilir. Eşinizle pek çok şeyi paylaşırken cinsel ilişkiyi de programınıza alabilirsiniz.
5-7 puan/
Cinsellik sizin için önemli ve cinsel deneyimlerden zevk alıyorsunuz. Fakat cinsellik sizin yaşamınızda birinci sırada yer almıyor.
8 ve üzeri
Cinsellik sizin için çok önemli. Aşkın hatta mutluluğun cinselliğe bağlı olduğunu düşünüyorsunuz. Mutlu bir cinsel beraberliği olanlar sizce hayatta da mutludur.
Yaş ilerleyince mutluluk yasak mı?
Eşimle mutlu bir evliliğimiz vardı. Hâlâ da var, ama bazı şeyler değişti. Çünkü eşim bundan altı yıl önce menopoza girdi. Ben ondan 10 yaş kadar büyüğüm, ama gücüm kuvvetim yerinde. Ama ne yazık ki mutsuzum. Çünkü artık eşimle eskisi gibi cinsel mutluluk yaşayamıyoruz. Sağlığım çok iyi, ama eşimle ilişki sırasında eskisi gibi mutlu edemediğimi hissediyorum. O da eskisi gibi değil ben de. Bunda biraz onun isteksizliğinin rolü var sanıyorum. Acaba ne yapabilirim? Bu yaşıma rağmen mutlu olmak hakkım değil mi?
Bunda üzülüp sıkılacak bir şey yok. Bana tabii ki derdinizi olduğu gibi yazabilirsiniz. Ben hepsini buraya aktarmasam da, sorunun eşinizden kaynaklandığı apaçık ortada. Menopoza giren kadınlarda istek azalması görülür. Bu çok doğaldır. Bunun bir nedeni östrojen hormonu yani kadınlık hormonunun artık eskisi gibi vazifesini yapacak düzeyde olmayışıdır. Bir diğer nedeni de yine bu hormon eksikliğinden vajinada görülen kuruluktur. Vajina kuruluğu yüzünden ilişki zorlaşır ve acı verir. Karınız da bu yüzden size karşı eskisi gibi istekli ve ateşli davranmıyordur. Bu da sizin isteğiniz ve heyecanınızda olumsuz rol oynayınca, ilişkiniz tabii eskisi gibi olamaz. Eşinizin bir kadın doktoruna başvurup menopoz tedavisini görmesinde yarar var. Ayrıca bugün artık vajinayı kayganlaştıracak, dıştan sürülebilen pomatlar, kremler, jöleler var. Bunları kullanabilir, östrojen tedavisiyle eski isteğine kavuşabilir. Bu pomatlarla da acı çekmekten kurtulur. Allah mutluluğunuzu devam ettirsin, ne diyeyim?
Parasızlık seks düşmanı
Cinsel sorunlar uzmanı Haydar Dümen, Memur-Sen'in ‘‘eşlerimizin yüzüne bakamıyoruz’’ basın toplantısına katıldı. Dümen, ‘‘Parasızlık cinsel gücü katleder. Cinsel güç, enflasyonla karesi, hatta küpü kadar doğru orantılıdır’’ dedi.
MEMUR-SEN Konfederasyonu'nun dün düzenlediği basın toplantısına katılan Dr. Haydar Dümen ‘parasızlık, açlık, yokluk ve güven eksikliği’nin cinselliği öldüreceğini söyledi.
Basın toplantısında bir işçinin sorduğu ‘Parasızlık ve enflasyon cinsel gücü etkiler mi hocam?’ sorusuna Dr. Dümen ‘‘Etkilenmez mi? Parasızlık cinsel gücü katleder. Cinsel güç, enflasyonla karesi, hatta küpü kadar doğru orantılıdır’’ dedi. Konfederasyon Genel Başkanı Nadir Adbay da memurların stresten ‘‘eşlerinin yüzene bakacak halleri’’ kalmadığını söyledi.
Sağında ve solunda iki halk ozanıyla basın toplantısına başlayan cinsel sorunlar uzmanı Dr. Haydar Dümen, ozanların sazla yaptığı atışmanın ardından başladığı konuşmasında ‘‘Sadece cinsel açıdan değil toplumsal olarak da batıyoruz’’ dedi. Cinselliğin güzel yanının iki insanı bütünleştirmesi olduğunu söyleyen Dr. Dümen, zamlar, enflasyon ve düşük ücret zamlarıyla bu bütünleşmeye dinamit konulduğunu belirtti. Evine giren erkeğin stresini yatak odasının girişindeki limana atamaması halinde kadın ve erkek arasındaki uçurumun açılacağına dikkat çeken Dr. Dümen şunları söyledi:
‘‘Depresyon ve stres cinselliğin can düşmanıdır. Cinsellik ve mutluluk pamuk ipliğine bağlıdır. Açlık, yokluk, stres ve güven katliamı cinselliği ve insanlığı öldürür. Millet gözünü açsın, toplumsal halk bilinci yayılsın. Bu sorunlar başka türlü aşılmaz. Ya da eve gelen erkek eşinin elinden tutarak parkı gezdirsin, onun saçını biraz okşasın’’
Toplantıda Memur-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Nadir Adbay ise soyulan bankaların hesabını kimsenin sormayacağını bildiklerini belirterek, ‘‘Bizlerin yaşadıklarını da herkes görsün ve içinde hissetsin diye Haydar Dümen hocamızı buraya çağırttık. Stresten eve gidecek, eşlerimizin yüzüne bakacak halimiz kalmadı’’ dedi.
Yaşlılıkta doğru beslenme
Birleşmiş Milletler yaşlı insanlar için beş temel ilke benimsedi. Bağımsızlık, katılımcılık, bakım, kendine yetebilme ve huzur... Zamanı durduramasanız bile, bazı önlemlerle daha uzun süre iyi hissetmek mümkün.
Yaşlılıkta ihtiyaç duyulan besin öğeleri hangileri?
Yaşlıların gençlerle aynı, ancak biraz farklı miktarlarda besin öğelerine gereksinimleri var. Yaşlılıkta protein, kalsiyum, D, C, A vitaminleri, folik asit, B12 vitamini, demir, çinko ve su gibi birkaç besin öğesine dikkat edilmesi gerek. Posadan zengin besinlerin yeterli tüketilmesi sindirime yardımcıdır ve kabızlık gibi hastalıkları önler.
Enerji gereksinmesi değişir mi?
Enerji gereksinmesi yaş ve aktivite düzeyine göre değişir. Yine de birçok yaşlı bireyin gereksinmesi günlük bin 600 kalori.
Protein ihtiyacı azalır mı?
Yaşlıların protein ihtiyacı gençlere göre daha az. Bütçeniz uygunsa et, tavuk ve balığın küçük porsiyonlara bölünmüş olanlarını alın. Bütçeniz uygun değilse yumurta, kuru baklagiller gibi diğer besinleri tercih edin. Günde sadece toplam 150 grama ihtiyacınız olduğunu hatırlayın.
Kalsiyum, D, C gibi vitamin ve mineraller ne kadar alınmalı?
- Yaşlılıkta kalsiyum her zamankinden daha önemli. Kalsiyum, kemiklerinizin sağlığının korunmasında önemli rol oynar, kemiğin kolay kırılma riskini azaltır. Süt, peynir ve yoğurt en iyi kaynaklar. Örneğin, 240 mililitrelik bir bardak süt, 300 mg. kalsiyum sağlar. İki veya üç porsiyon tüketim uygun olacaktır.
- D vitamini, kalsiyumun kemiklerinizde depolanmasına yardımcı olur. Vitamin D, ‘güneş ışığı vitamini’ olarak bilinen, güneş ışığı veya ultraviyole ışık ile deride sentez edilen tek vitamindir. Haftada iki ila üç kez ellerinizi ve yüzünüzü 20-30 dakika güneşlendirmelisiniz.
- Demir-C vitamini ilişkisi önemli. Demir yetersizliği anemiye yol açar. Zayıflık, yorgunluk, huzursuzluk veya konsantrasyonda azalma şeklinde görülebilir. C vitamini ise bitkisel kaynaklı demirin emilimine yardımcı olur. Pekmez, kurubaklagiller, bulgur, esmer ekmekler, yağsız et ve kuru üzüm gibi demirin ekonomik kaynaklarını seçin. Demirin emilimini arttırmak için turunçgiller, kivi, böğürtlen veya çilek gibi C vitamininden zengin meyve ve meyve sularını tüketin. Tahıla dayalı öğünlere biraz et, tavuk veya balık ekleyin.
- A vitamini, koyu yeşil yapraklı ve sarı sebzelerde bulunur. Gözün ışığı ayarlamasını sağlar, deriyi ve diğer vücut dokularını korur.
- Folat bir B grubu vitaminidir ve vücutta kırmızı kan hücrelerinin yapımına yardımcıdır. Yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, karaciğer, zenginleştirilmiş tahıl ürünleri iyi kaynaklarıdır.
- B 12 vitamini, folat ile birlikte kırmızı kan hücrelerinin yapımında çalışır. Et, tavuk, balık, yumurta ve süt ürünleri iyi kaynaklarıdır.
- Çinko sığır eti, tam tahıllar, süt gibi besinlerde bulunur. Enfeksiyonlarda vücudun savunmasına yardımcı olur ve vücut dokularını onarır.
- Antioksidanların hastalığa ve yaşlanmanın etkilerine karşı koruyucu özellikleri artık iyi biliniyor. Ayrıca kan dolaşımında yaklaşık altı saat kalırlar. Yaşla birlikte antioksidan içeren besinleri gün boyunca sürekli almak önemli. Öğün aralarına havuç veya kuruyemiş yeme, domates suyu veya taze sıkılmış meyve suları içme alışkanlığını edinmek gerek.
Su ihtiyaçları ne kadar?
Sağlıklı bir yetişkin günde yaklaşık 2.5 litre sıvıyı idrarla, terle, solunum ve diğer artıkların vücuttan atılması için kullanılır. Kaybedilen sıvı yerine konmalıdır. Yaşlılar özellikle sıcak havalarda yeterli sıvı alımına dikkat etmeli. Az sıvı tüketimi kabızlık riskini arttırır. Öğünler ile sıvı alımı yemeyi kolaylaştırır.
Kaslar yaşlılıkta da çalışır
Son bilimsel araştırmalar, kasların egzersiz yapıldığı takdirde ileri yaşlarda da çok iyi bir performansla çalıştığını ortaya koydu. Amerikalı uzmanlara göre vücudu çalıştırmak, eskiden zannedildiği kadar zor değil. Uzmanlar, sistemli çalışıldığı zaman, ileri yaşlarda da vücudun form kazandığına dikkat çekiyorlar.
Üzüntü veya kızgınlık halinde alnınız kırıştığında, tam 43 ayrı kasınız çalışıyor... Bu bilgi, Amerikalı uzmanların gerçekleştirdiği son biyokimya deneylerinden sonra elde edildi. Bilim adamları, deneylerin sonunda şu gerçeği bir kez daha vuguladılar: İdmana yeni başlamış biri, birkaç haftalık çalışmadan sonra, vücudundaki yeni güç rezervlerini kullanmaya başlıyor. Örneğin halter çalışmaları sırasında ağırlığın vücuda dağılımı hormonal dengeyi önemli ölçüde değiştiriyor. Böylece kaslar yeni proteinler üretmeye başlıyor.
Bugüne kadar geçerli olan yaygın kanıya göre, insanın yaşlanmasıyla birlikte kas hacminde de daralma meydana geldiği kabul ediliyordu. Ancak biyoloji uzmanı Dirk Pette ‘‘Yaşlı Kaslar Pas Tutmaz’’ adlı kitabında bu görüşü reddediyor. 50 yaşından sonra başlayan kas erimesinin, kasların kendisinden kaynaklanan bir durum olmadığını belirtiyor. Bu iddiasını da fareler üzerinde yaptığı deneylerle kanıtlıyor.
HAREKETSİZLİK ÖNEMLİ
Dirk Pette, değişik yaş gruplarından farelerin kaslarına sürekli hareket ortamında elektrik vermiş ve sonuçta, ister yaşlı ister genç olsun, bütün farelerin hareketlerinde aynı kas randımanını tespit etmiş...
Dirk Pette'nin bulgularına göre yaşlılıkta meydana gelen yüzde 20 oranındaki kas erimesinden, kas liflerinin ancak binde biri etkileniyor ve bu miktar yaşlı bir insanı elden ayaktan kesmeye yetmeyecek kadar düşük bir oran oluşturuyor. Bu nedenle Dirk Pette, yaşlılıktaki kas yetersizliğinin daha çok hareketsizlikten, gündelik yaşamda kaslara çok az yüklenilmesinden kaynaklandığını ileri sürüyor. Aşırı hareketsizlik, depresyona, kilo artışı ve eklemlerde ağrılara da yol açıyor.
Vücutlarının tutsağı olan kadınlar için yaşlılık korkusu gerçekten dayanılması çok zor olan bir duygu. Vücutta kırışıklar, sarkmalar başlayınca, o eski güzellikten eser kalmayınca, bu kadınlar için hayat bitmiş sayılıyordu. Oysa, bir kadının vücuduyla değil de kafasıyla, duyguları, bilgisi ve kültürüyle yaşama bağlanması gerekir. Yaşı ilerleyen bir kadının edindiği tecrübeler, kazandığı bilgi hiç bir şekilde gerilmiş bir yüz, yağları alınmış bir vücutla karşılaştırılamaz.
Biz kadınlar, ne yazık ki, elimizdeki imkanlardan yararlanmasını bilmiyoruz. Çoğumuz sadece, vücudumuzla ilgiliyiz. Oysa kadını kadın yapan başka pek çok özellik var. Ve bizler bu özelliklerimizden yararlanmayı başarırsak, ikinci sınıf insan olmaktan kurtuluruz.
Değişim kaçınılmaz
Eğer erkeklerin egemenliğini sıfıra indirmeyi gerçekten istiyorsak, önce kenidimi tanımalıyız. Kadının tek hazinesi gövdesi değildir. Tanrı ona, erkeklerde olmayan bazı özellikleri bahşetmiş. Önsezi, duyarlılık, çalışkanlık ve yetenek gibi özellikler dururken, sadece vücudun güzelliğinin korunmasına çalışmak çok yanlış.
Eğer, yaşadığımız süre içinde her gün değişimin gerçekleştiğini kabul edebilirsek, o zaman şu yaşlanma korkusundan da kurtuluruz. Böylece çevremizde yetmiş yaşına gelmiş genç kız gibi görünmeye çalışan kadınlar olmaz. Yaşadığımız bir günün bir daha asla tekrarlanmayacağını, dünya dönerken değişimin kaçınılmaz olduğunu kabul edebilirsek, geçmişe bağımlı olmaktan da kurtuluruz. Hiçbir kadın 18 yaşındaki görüntüsünü, 40 yaşında muhafaza edemez. Estetik cerrahi sayesinde bunu sağladığına inansa da, o artık 18 yaşında değildir ve bu gerçeği gizlemek imkansızdır.
Çevrenin etkisi
Dış görünüşe çok fazla önem verilmesi, kadınların yaşlanma korkusunu kamçılıyor. Oysa toplum biz kadınlara farklı davransa, yani vücudun tutsağı olmaktan kurtulmamıza yardım etse, çok daha huzurlu bir hayatımız olacak. Çevrenin etkisine kapılmadan, vücudun çelik kafesinde kalmadan, bilgi ve yeteneklerimizi kullanmayı başarırsak, huzursuzluktan, kuruntulardan kurtulacağız.
Yaşlanmayı kabul edenler
Toplumsal konularda kadınların zaman zaman çok yararlı çalışmalar yapmalarından hepimiz gurur duyuyoruz. Kendilerini değiştirme gereğini duymadan yeteneklerini değerlendiren pek çok ünlü kadını sizlere örnek gösterebilirim. Tina Turner, yıllara meydan okuyor. Ama nasıl? Ayna karşısında kusurlarını inceleyerek değil. Yeteneğini ve enerjisini kullanarak varlığını sürdürüyor. Tina Turner, vücudunun tutsağı olmak istemeyen kadınlar için çok değerli bir örnek.
Psiko Test: Yatak odasinda son durumlar
Sorularımıza ‘‘çok ender’’ ya da ‘‘her zaman’’ cevabını verebilirsiniz. ‘‘Çok ender’’ cevapları için birer puan, ‘‘her zaman’’ cevapları için de beşer puan alacaksınız.
1-Eşim benimle birlikte olmaktan zevk alıyor, bunu hissediyorum.
2-Cinsel hayatım çok heyecan verici.
3-Cinsellik, benim için de eşim için de eğlence kaynağı.
4-Seksin çok gerekli olmadığını düşünüyorum.
5-Eşimin sürekli birlikte olmak istemesi beni bunaltıyor.
6-Bence cinsellik harika bir tecrübe.
7-Kadın erkek ilişkilerinde sekse de katlanmak zorunluluğu var.
8-Cinsel hayat, kadın erkek ilişkilerinin normal bir sonucu.
9-Eşimle cinsellik konusunda anlaşamıyoruz.
10-Eşimle ortak yaşantımız cinsel hayatla daha da güçleniyor.
11-Eşimle birlikte olmak beni çok heyecanlandırıyor.
12-Erkek, kadının duygu ve isteklerine her zaman anlayış göstermeli.
13-Seksi çok sıkıcı buluyorum.
14-Cinsel hayattaki uyumsuzluk, evlilikleri sona erdiriyor.
15-Kadınların cinsel ihtiyaçlarını açıklamaktan kaçınmalarına karşıyım.
DEĞERLENDİRME
1-15 puan
Puan toplamının çok düşük olması sizi yanıltmasın. Bu durumda seks hayatınızı tatmin edici bulduğunuz anlaşılıyor. Eşinizle cinsellik konularında tam bir uyum içindesiniz. Seks hayatınızda hiç bir sorun olmaması, ilişkinizin daha dengeli olmasını sağlıyor.
16-75 puan
Bu kadar yüksek bir puan almanız, yatak odanızda önemli sorunlar yaşadığınıza işaret sayılıyor. Seks hayatınızın düzene girmesi için çaba harcamalısınız. Sorunlarınızı gizlemekle bir yere varamazsınız. Eşinizle karşılıklı olarak oturup, bu problemleri gidermeye bakmalısınız...