Kadınlar
           
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuk ve Çocuk bakımı hakkında bilgiler
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlar için Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Faydalı bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Evlilik sorunları

» Mutluluğun formülü nedir

Mutluluğun formülü nedir

2010-04-25 16:46:58 Kadinlaricin.net sitesinde Mutluluğun formülü nedir baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Mutluluğun formülü nedir ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Mutluluğun formülü nedir

 

Son günlerde yoğun bir mutluluk tartışması yaşıyoruz. Türk toplumunun mutlu bir toplum olduğuna kimseler inanmıyor! Doğrudur, biz ‘kaygı yükü fazla’ ve ‘kaygılarını yoğun yaşayan’ bir ulusuz.

Geçmişi hatırlayınca da, geleceği düşününce de endişeler, korkular sarıveriyor ruhumuzu ve bedenimizi. Ama Ernie E. Zelinski, eski bilgelerin söylediklerinden yararlanarak bir mutluluk reçetesi oluşturmuş...

MUTU olmayı bir türlü beceremiyoruz. herhangi bir sorun karşısında endişe, gelecek korkusu ve yalnızlık kuşatıveriyor çevremizi. Sevinçte, çoşkuda, umutda oldukça kıskanç; kederde ve göz yaşında bizi cömert yapan bir genetik yapımız var!

Ama Ernie E. Zelinski, bilge kişilerin çağlar boyunca söylediklerinden yararlanıp ‘mutluluğun reçetesi’ni oluşturmuş. Müthiş bir reçete bu. Ya bir kenara not alınmalı ya da kesilip saklanmalı. Mümkünse eşe dosta, sevgiliye, arkadaşa fakslanmalı, e-postalar, cep mesajlar ile yollanmalı...

İŞTE İLAÇLARINIZ

- Doyum sağlayacak kadar bir amaç

- Geçinebilecek kadar bir

- Temel ihtiyaçlara yetecek kadar zenginlik

- İş ve eğlenceyi dengeleyecek kadar sağlıklı bir akıl

- Birçok insanı beğenecek, bunlardan birazını da sevecek kadar şefkat

- Kendini sevecek kadar özsaygı

- Muhtaç olanlara verecek kadar iyilik duygusu

- Zorluklarla yüzyüze gelecek kadar cesaret

- Sorunları çözecek kadar yaratıcılık

- Her an gülecek kadar mizah duygusu

- İyi bir yarını bekleyecek kadar umut

- Hayatı bütün değerleri ile yaşayacak kadar bir sağlık

- Sahip oldukların için şükran duygusu

Siz hangisini beğendiniz bilmiyorum ama, benim favorim reçetedeki son ilaçtır: ‘Sahip olduğunuz şeylere şükran duymak’ her eczanede bulabileceğiniz ucuz ve etkili çok eski ve etkili bir mutluluk molekülüdür. Sahip olduğunuz her şeyi kaybettiğinizi, sonra da bulduğunuzu düşünün. Nasıl da mutlu olurdunuz. Sahip olduğunuz şeylerin, sağlığınızın, eşinizin, çocuklarınızın, arkadaş ve dostalarınızın değerini bilmek...

Kendinize bilginizi, yeteneklerinizi ve kendinizi sevme fırsatını vermek... Mutluluğun peşine düşmek yerine, biraz da onun sizi bulmasını beklemek, kısacası bulduğunuz ve olduğunuzla yetinmek bu ilacın en önemli faydalarıdır.

Reçetenin etkinliği arttırmanın diğer yollarını ise Mark Twain yazmış: ‘Palamarı fırlatıp at. Güvenli limanlardan uzaklaş. Bırak alizeler yelkenleri şişirsin. Araştır, düşle ve keşfet.’ Sahip olduklarınıza şükran duydukça keşfetme yeteneğinizin daha da artacağından kuşku duymayın.

BESİN DESTEKLERİNİ NEDEN ALIYORUZ

Besin desteklerinde herkesin beklentisi farklı. İşte bazı beklenti alanları ve kullanılan ürünler:

Sağlığı geliştirmek ve güçlendirmek: Multivitaminler, Coenzim Q10, arı sütü...

Bağışıklık sistemine destek olmak: Echinacea, çinko, N-acetyl sistein...

Antioksidan kapasite için: Selenyum, çinko, E vitamini, C vitamini...

Eklem ağrılarını azaltmak: Glukozamin ve kondroitin sülfat...

Saç kaybını önlemek: Tıbbi küf (Vigra), sistein, B6 vitamini karışımı

Cilt kırışıklıklarını geciktirmek: Alpha lipoic acid, coenzim Q10...

Cinsel güç için: Ginseng, Avena sativa, Arginin, ginkgo biloba

Uyku kaybı sorununu çözmek: Melatonin, valerianlar, passion flower

Kansere karşı güçlenmek: Selenyum, C ve E vitaminleri, folik asit

Bellek kaybını azaltmak: Ginkgo biloba, SAM’e, Huperzin, fosfotidil serin

(Bu sorunlar ve çözüm/destek için kullanımı önerilen besin destekleri, sadece bilgi için verilmiştir.Belirtilen besin destekleri ile ilgili doğru bilgilenme için doktorunuzla görüşmelisiniz.)

Yaşam seçimleriniz ve taşıdığı riskler

1 Baklava, dondurma, pasta gibi tatlıları haftada üç veya daha sık yer misiniz?

2 Gözleme, börek, çörek gibi yiyecekleri haftada üç veya daha fazla yer misiniz?

3 Patates kızartması, kraker gibi şeker ve yağ eklenmiş hazır kahvaltı gevreklerini haftada üç defadan fazla yer misiniz?

4 Makarna, mısır, pirinç veya patatesli yemekleri haftada ikiden fazla yer misiniz?

5 Sosisli sandviç, sucuk, salam, pastırma gibi yağlı ve hayvansal ürünleri haftada iki defadan fazla yer misiniz?

6 Fast-food gıdaları haftada iki defadan fazla yer misiniz?

7 Diyet içeceklerini mi tercih edersiniz?

8 Her gün 1 su bardağından fazla meyve suyu veya konsantresi içer misiniz?

9 Her hafta üç defadan fazla bira veya sert bir içki (viski, rakı, votka) içer misiniz?

10 Her hafta toplam 4 kadehten fazla şarap içer misiniz?

11 Düzenli egzersizden kaçıyor musunuz?

12 Yürümekten, merdiven çıkmaktan, ev işi yapmaktan, çocuklarla oynamaktan ve benzer aktivitelerden kaçınan birisi misiniz?

13 Dengesiz ve özensiz beslenmeniz uzun zamandır sürüyor mu?

14 Sizde veya birinci dereceden akrabanızda kalp, yüksek kan basıncı, yetişkin tipi diyabet veya şişmanlık var mı?

DEĞERLENDİRME

Eğer yukardaki sorulardan 3 veya daha fazlasına ‘evet’ cevabı verdiyseniz, insülin direnci gelişmesi ve metabolik sendroma yakalanma açısından riskli birisiniz. 5 veya daha fazla ‘evet’ yanıtı verdiyseniz Sendrom X gelişmesi riskini azaltmak için hemen doktorunuzla görüşmenizi öneriyoruz.

METABOLİK SENDROM NEDİR

Metabolik sendrom, orta yaş ve sonrasında, genetik zeminin mevcudiyetinde, yanlış dengesiz ve aşırı kalori tüketimine dayalı bir beslenmenin hareket aktivite azlığı ile birleşmesi sonucu oluşan ciddi bir sağlık sorunudur. Karın çevresinde yağ birikimi, trigliserid ve kan şekerinde artma, faydalı (HDL) kolesterolde azalma ile karakterize bu önemli sağlık sorununu ciddiye almalısınız. Bu konulara çok dikkat edin:

Karın çevresinde yağ birikimi ve kolay kilo alma

Hipertansiyona ve şeker hastalığına daha kolay yakalanma olasılığı

Koroner kalp hastalığı ve inme gibi sorunlara ilişkin riskte, belirgin artış

Ürik asit yüksekliği

Karaciğerde yağlanma olasılığının artması

Daha hızlı yaşlanma

Mutlular ve olamayanlar

İnsanlar ikiye ayrılıyor. Huzurlu olmak için tekdüze bir çizgiyi kabullenenler ve asla sürprizlere maruz kalmayanlar ve huzurdan vazgeçerek mutlulukları ve mutsuzlukları bütün yoğunluğu ile duyumsayanlar.
Toplumların genel yapısını ilk grup oluşturuyor. İyi bir iş, iyi bir eş bulup başını sokacak bir de ev satın alan, çocuklarını büyütüp evlendirmeyi hedefleyen ve böylece farkında olmadan yaşamın sürekliliğini sağlayan belkemiği kitle. Ve anarşistler...
Bu anarşistler sadece duygu anlamında anarşiden yana elbette. Hiçbir şekilde genel huzuru bozmak falan değil amaçları. Onlar daha ziyade kendi huzurlarının düşmanı. Genel çizgi ve onun tekdüze yaşantısı ikinci grubun tüylerini diken diken ediyor. Böyle bir hayat yaşamaktansa ölmeyi bile tercih edebilecek tipler onlar.
Ve genellikle onlar sanatçı oluyorlar. Yalnız burada kastedilen memur sanatçı sınıfı değil. Yani sesi ve fiziği hoş olduğu için birkaç sene şöhretini sürdüren ve o arada ne kazandıysa onu kâr bilenler değil. Çünkü bu saydıklarımız aslında ilk gruba ait insanlar. Onlar, ellerindeki avantajı değerlendiren ve artılarını banka hesaplarına yansıtan akıllı orta sınıfı oluşturuyor.
Benim sanatçı derken hatırlatmak istediğim isimler farklı. Mesela hayatı kendisine ve onunla birlikte yaşayan herkese, özellikle de kadınlarına zehir etmiş olan müthiş heykeltıraş Rodin. Onun aşkı uğruna akıl sağlığını kaybetmiş ve dolayısı ile kendisini mahvetmiş olan Camille Claudel. Camille’in hayatını okuyanlar hatırlayacaklardır, bazı uzmanların görüşüne göre o, sevgilisi Rodin’den bile daha yeteneklidir.
Ya da yazarları düşünelim.
Sizce Yaşar Kemal mutlu bir insan mıdır? Sanmıyorum. Ya da Orhan Pamuk etrafına aralıksız gülücükler dağıtan bir kişi midir? Ya da Nazım Hikmet, bütün hayatını tam da istediği gibi mi geçirmiştir?
Sizce bu insanlar, bir an düşünüp ellerinde olsa ilk gruba dahil olmazlar mıydı? Che Guavera ile Eva Peron’un arasındaki fark bu grup ayrılığı değil miydi?
Eve Peron, katışıksız bir orta sınıf örneği idi. Çok para, şöhret ve sonunda aşk istiyordu. Buna karşılık Che, bir huzursuzdu. Bir extremdi. Onun hedefleri uç noktalardaydı. Güzel bir ev, mutlu bir eş ve çocuklar onun hedefleri arasında değildi.
Bu saydıklarımız, hep dünyayı değiştirmek isteyenlerdi. Kendi doğrularını herkese kabul ettirmek için kendilerinden vazgeçen mutsuzlardı. Bedel ödediler. Ortak özellikleri, ödedikleri bedelin kendi hayatları olmasıydı. Ama karşılığını aldılar. Hâlâ hatırlanıyor olmak onların elde edebileceği en büyük ödüldü.
Sıradaki soru şu: Değer miydi?
Bu tartışılır.
Bunu soranlara benim soracağım soru ise şu: Başka şansları var mıydı?
Bunun cevabı açık; hayır yoktu!
Onlar böyle yaratılmıştı. Allah tarafından bahşedilmiş özel yetenekleri vardı ve diğerlerinden farklıydılar. İsteseler bile sıradan olamazlardı. Sıradan olmak için doğmamışlardı.
Onlar ve benzerleri, acıları acı gibi, sevinçleri tam kıvamında ama kısa tattılar. Onlar, belki kendileri de dahil, kimseyi sevmediler ve kalabalıkların içinde bile yalnız kaldılar. Onlar, hem mahkumdular hem de yargıç. Kendi müebbet cezalarını kendileri onaylamışlardı.
Ve tahminen çoğunun başını sokacak bir evi olmadı.

Mutluluğun reçetesi

Gazetelerin pembe sayfalarında sık sık görürsünüz;
Çilek yiyerek mutlu olun... Dondurma yalayın mutlu olun... Günlük tutun, jogging yapın, fındık yiyin mutlu olun... Acı biber yiyin, çünkü biberdeki, “Capsacin” adlı madde damakta endorfin salgılamasına yol açar, siz de mutlu olursunuz... Asyalılar bunun için mutludur...
Tuzlu suyun hafif bir rüzgarla kumsala vuran kokusunu fark edin, kızıl kuyruklu şahinin göl üzerinde daireler çizerek uçuşunu ve çam ağaçlarının üzerine konuşunu izleyin, mutlu olun...
Hepsi yalan arkadaşlar... Asıl reçete budur;
Zaman zaman çok sigara içtiğinizi düşünüp, huzursuz olabilirsiniz... Sabah kalktığınızda ağzınız çamur gibi, boğazınız sızı içinde olabilir... Sakın bozmayın moralinizi... 13 yaşında sigaraya başlayıp, 115 yaşında ölen nine haberlerini cüzdanınızda taşıyın... Bu gibi durumlarda çıkarıp bakın ve mutlu olun...
Eğer gidecek bir işiniz yoksa hiç üzülmeyin... Programlı olmak insanı strese sokar... Sabah aynı saatte kalk, aynı havluyla yüzünü sil, aynı servisi kullanarak, aynı işe git... İşsizlik insanın hayatını renklendirir... Bu renkleri görün, mutlu olun...
Gazete okuyun... Ama lig bitip de transfer sezonu başlayınca spor sayfalarına sakın bakmayın... Ortada dönen milyarlar moralinizi bozacaktır... Üçüncü sayfalara ağırlık verin, mutlu olun...
Bakın Coca Cola firması, Pepsi içen şoförünü işten atmış... Mutlu olmak için çok büyük bir şey olmasını beklemeyin... Berberseniz, yan berberde traş olabildiğinize şükredin, mutlu olun...
Sevgilinizden ayrılsanız bile, bir gün yolda karşılaşma ihtimaliniz var... Ya kız Almanya’ya gitse, sizin de Almanya’ya girişiniz yasak olsa... İbo’yu düşünün mutlu olun...
Sakın, “Cırt Ayşe Teyze”lik olaylarda “Eyvaaaahhh... Gitti güzelim gömlek” diye tepki göstermeyin... Mala gelsin cana gelmesin diye düşünün... Yırtılan bir şeyi paramparça edin, mutlu olun...
Zaman zaman “Meslekte ilerleyemedim”, “İyi bir kariyer sahibi olamadım” diye kendi kendinizi yiyebilirsiniz... Hemen bir yarışma programı seyredin, kimlerin nerelere geldiğini görün, mutlu olun...
Bakın New York’ta bir yayınevinde redaktör olarak çalışan bir adam geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiş ve 23 kişinin çalıştığı işyerinde öldüğü 5 gün sonra anlaşılmış... Siz çalışırken başınıza dikilen boş adamlara (Şu anda bana olduğu gibi) ilgi gösterin, mutlu olun...
Düşün ki bütün problemler Gülben ve Hülya’nın “Ekmek kavgası”, Kuşum Aydın’ın “Aydın Havası”, Fatih’in “Kıvrak dansı”, Asena’nın “Kurşun yarası”ndan ibaret... Zap yap, mutlu ol...

Mutluluk yolları

Ülkemizin önde gelen bilim adamlarından Prof.Dr. Nevzat Tarhan'ın Timaş Yayınları (0 212 665 35 56) arasında çıkan "Adrenalin- Stresi Mutluluğa Dönüştürmek" ve "Psikolojik Savaş- Gri Propaganda" isimli kitapları, hem gündemi yakalaması, hem de gündemdeki problemlere çözümler getirmesi bakımından dikkat çekiyor. Prof.Dr. Tarhan'la kitapları hakkında bir görüşme yaptık...
Stres çağını yaşadığımız günümüzde, insanların bu beladan kurtulmaları için önemli tavsiyeleriniz var. Mutluluk ve stres kavramlarını günlük hayatımızda nasıl dengeleyebiliriz?
TARHAN: Stres ve mutluluk dengesini kurmak nitelikli yaşam açısından önemli. Bilindiği gibi insan ömrü uzadı ve yaşam standardı yükseldi. Bununla beraber geçmiş yüzyıllarda bilinmeyen bir kavram olan stres artık hayatımızın içinde yer alıyor. Artık çocuklar bile "biraz stres atalım" gibi cümleler kurmaktadırlar. Mutluluk ve stres dengesini kendimizi daha iyi tanıyarak, beynimizin fonksiyonlarının daha çok farkına vararak kurabiliriz. Psikoloji ve beden ilişkisinin daha çok farkına varmak gerekiyor. Duygular, heyecanlar, neşe, sevinç, öfke, kıskançlık, elem ve kederin beynimizin bir ürünü olduğunu bilerek stresi kontrol altına almayı başarmak gerekiyor.
Beyin ve ruh...
 "Stresi Mutluluğa Dönüştürmek" isimli kitabınızla birlikte, "Psikolojik Savaş" isimli bir eseriniz de yayımlandı. Stres, mutluluk, savaş... Birbirlerine ne kadar zıtlıklar taşıyor. Peki ana problemlerin çözülmesinde insan ruhunun etkinliği nedir?
TARHAN: Problemlerin algılanmasında, olaylara verilen anlamlarda ve sorunların çözülmesinde insan ruhu önemlidir. Beyin nasıl madde yanımız ise ruh da mana yanımızdır. İnsan kendisini günlük olaylarla, çıkarcı yaklaşımlarla, insanlığa faydasız düşüncelerle, kısır çekişmelerle, düşünce derinliği olmayan konularla çevrelemişse ruh bundan olumsuz etkilenir. Her şeye karamsar bakar, duygu, düşünce ve davranışlarını doğru yönlendiremez. İnsanın kendisiyle barışık olmasında ruh etkindir. İnsanın kendini tanımaya çalışması ruhunun çok önemli ve yüksek bir davranIşıdır. Kendisini bilen, evrenin varoluş gerçeğini de bilecektir. Kendisini tanıyan kişi, ilişkilerinde sağlıklı sınırlar koyabilecektir bu şekilde sorunuzda belirttiğiniz problemlerin çözümünde etkin olacaktır. Kendisini tanıyan, kendisine de başkasına da haksızlık yapmayacaktır. Kendisini bilen ruhunu gözel duygu ve düşüncelerle besleyen özgüven sahibi olacaktır. Kendisiyle ve toplumla barışık olmak isteyen, kavgadan, savaştan yana değil huzurdan, barıştan, mutluluktan yana olmak isteyen ruhunun ve beyninin yeteneklerini bilmeli ve onları doğru kullanmalıdır. Mutlu ve başarılı olmanın ilk şartı kendini bilmek, ruhun ihtiyaçlarının farkına varmak aktif bir akıl sahibi olmaktır diyebiliriz.
Küresel tehlikeler
Kitabınızda küresel tehlikeden, direnme doktrininden, beyin kontrolünden söz ediyor ve ciddi tespitlerde bulunuyorsunuz. Bugünün insanının temel açmazları nelerdir?
TARHAN: Bugünün insanının temel açmazları kendisinin farkına yeterince varamaması, gelişmiş teknolojiye rağmen bilgi bonbardımanı ile zihin kirliliğine maruz kalması, yeteneklerini geliştirerek daha çok kazanmasına karşın huzur bulamaması mutlu olamaması, kendine ve insanlara karşı güvensiz olması, yalnızlık sendromu yaşaması, her geçen gün bağımlılık veren maddelere yönelme eğiliminde olması, gençlik ve yaşlılık intiharlarında azalma olmaması, sürekli barıştan bahsedildiği halde buna yeterince önem verilmeden fırsatlar oluşturularak savaş zeminlerinin aranması, itaat toplumundan gerçek anlamda demokratik toplumuna geçilememesi, çözümün hala kendisinden değil de 'büyükler bilir' anlayışına bağlı kalınması olarak sıralayabiliriz.
İnanç sistemimiz
 Kültürel İslam açısında çoğulculuk,özgürlük gibi konuları değerlendirir misiniz son olarak?
TARHAN: Türkiye'nin kültürel inanç sistemi Osmanlı döneminde kavgayı değil, barışı sağlayıcı bir unsur oldu. Çeşitli alt kültür grupları dini yorum içerisinde kimliklerini koruyarak bu güne gelebildiler.
Çağımızın evrensel değerleri; özgürlükçülük, çoğulculuk, katılımcılık, açıklık, uzlaşmadır. Özgür fikir pazarında herkes eşit şekilde malını arz edebilmelidir. İnsanlar istedikleri fikri seçerler. İslam dininin 'şura'ya önem veren, zorlamayı reddeden 'muhabbet ve merhamet' zeminine oturmuş yapısı işletilebilir mi? Kültürümüzdeki manevi dinamikleri iyi kullanırsak toplumun azalan sevgi ve güvenini artırmak mümkün olur. Türk insanı kendisi yalan söylese bile, yöneticisini dürüst ve dindar görmek isteyen bir kültüre sahiptir. Bu özellik göz ardı edilmemelidir. Cemil Meriç'in dediği gibi; 'En büyük düşmanımız ön yargı, en çok ihtiyacımız olan şey diyalog'dur.

İlklerin uygulayıcısı
Prof.Dr. Nevzat Tarhan, 1952 yılında Merzifon'da doğdu. 1969 yılında Kuleli Askeri Lisesi'ni, 1975 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni bitirdi. 1990'da doçent, 1993'te albay, 1996'da profesör oldu. 1996-1999 yılları arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde öğretim üyeliği ve Adli Tıp Kurumu'nda bilirkişi olarak görev yaptı. Halen Memory Centers of America isimli merkezlerin Türkiye yöneticisi... 'Stres','psikofarmakolojide yenilikler', 'saldırganlık', 'serotonin' konularında Türkiye'de ilk örnek uluslararası katılımlı sempozyumları düzenledi. 29'u uluslararası olmak üzere 100'ün üzerinde yayını ve aldığı birçok ödülü vardır. "Stres ve Hastalıklar", "Psikofarmakolojide Yenilikler", "Şiddet (Biyopsikososyal Yönleri ile Şiddet)", "Kendinizle Barışık Olmak", "Adrenalin- Stresi Mutluluğa Dönüştürmek" isimli kitapları yayımlandı.

Mutluluk formülü
 
Mutluluğun formülü olduğunu iddia ediyorum. Birinci kural; boşvermek.
Bunu başarmak çok önemli. Kulağa çalındığı kadar kolay da değil üstelik. Herşeyi ve daha mühimi herkesi boşvereceksiniz. Siz kendinize ve ailenize karşı sorumlusunuz. Aile ilişkilerinde bile belli bir ölçü geçerli olmalı. Başkalarının sizin üzerinizde gereğinden fazla söz sahibi olmalarına izin verirseniz yandınız!
Mesela kısa bir süre önce birisiyle tanıştım. Aslında siz de mutlaka aşinasınızdır yüzüne. Bir tiyatrocu. Çok izlenen bir televizyon dizisinin önemli rollerinden birisini oynuyor. Çok da başarılı. Halk onu seviyor, ödüller alıyor. Mutlu olması gerekir değil mi? Ama değil işte.
Neden?
Kırk bir yaşında bir erkek o. Bu toplumda bir çok yetkiye sahip. Hem ünlü hem bir çok kişiden daha fazla para kazanıyor hem de yakışıklı sayılabilir. Ama işin başında bir hata yapmış. Yıllar önce gerçekleştirdiği bir evliliğin acısını çekiyor hâlâ. Bu evlilik sırasında dünyaya gelmiş olan kızı, onun bütün dünyası olmuş adeta.
İlk başlarda müthiş takdir ettim bu durumu. Bu zamanda kaç tane erkek sayabilirsiniz boşandıktan sonra bile çocuğuyla ilgilensin, hatta onunla birlikte yaşasın? Günümüzde hep bunun tersi olmuyor mu? Boşanma olunca erkekler sırra kadem basıyorlar. Geride bıraktıkları eşleri neyse de çocuklarını bile tarihe gömüyorlar. Ne maddi ne de manevi anlamda hayır geliyor ondan sonra.
Benzeri bir problemin tam ortasında bulunduğumdan olsa gerek, arkadaşımın bu sağduyulu yaşam biçiminden çok etkilendim. Fakat sonra anladım ki o da ölçüyü kaçırmış.
Kızı, bütün yetkiyi elinde bulunduruyor. Babasının onsuz nefes almasına bile tahammül edemiyor. Bu da ortaya ciddi bir sıkıntı çıkartıyor.
Üzüldüm.
Hem de çok üzüldüm. Çünkü arkadaşım mutlu olmayı fazlasıyla hak eden bir insan. Onun da dilediği gibi yaşamaya, yeni bir hayat düzeni kurmaya ihtiyacı var. Ama görünen o ki, kısa vadede bu mümkün değil.
Çünkü boşvermiyor.
Birazcık boşverebilse ve karşı cephede yer alanlara ‘durun bakalım’ diyebilse işin rengi değişecek. Sınırlar hatırlatıldığında diğerleri afallayacak ve ileri gitmiş olduklarının farkına varacaklar. Ondan sonra daha sağlıklı ilişkileri inşa etmek kolay.
Elbette formülün tek iksiri bu değil. Başka malzemeler de lazım. Ama tahlillerime göre en önemlisi bu. Sizi üzen bir durum olduğunda karalar bağlayacağınıza bir an durup omuz silkip ileriye doğru bakarsanız gücü elinize aldınız demektir. Daima ileriye. Asla geçmişe değil.
Denenmişi tekrar denemek olsa olsa vakit kaybına yol açar.
Ama geleceğin sizin için ne hazırladığını bilemezsiniz. Tatlı sürprizler sizi bekliyor olabilir. O halde bugünü anlamlı anlamsız heba etmenin hiçbir faydası olmayacaktır.
Formülün diğer maddelerini önümüzdeki hafta ele alırız İnşallah.
Ama söz verin, bundan sonra biraz boşvereceksiniz.

Evlilere benim de iki öğüdüm var

Köşenizi her gün zevkle takip eden, 38 yaşında, evli, 2 çocuk annesi bir kadınım. 14 yıllık evlilik hayatımda hiç mutlu olamadım. Size zaman zaman ‘Kocamın annesiyle yakınlığını hazmedemiyorum, bu durum beni çok rahatsız ediyor’ diye yazan okurlarınızın bu sözlerine istinaden, buradan yeni evlenecek gençlere ve tüm yeni evlilere seslenmek istiyorum: Evlilikte mutlu olmak istiyorsanız, eşlerinizin annesiyle iyi geçinmeye çalışın. Geçinemiyorsanız bile asla kötülemeyin ve ana-oğlu birbirinden ayırmaya çalışmayın. Sonunda siz kaybedersiniz. Diğer söylemek istedigim bir husus da, evli erkeklere yönelik: Eşiniz ancak kendini hazır hissettiği zaman onunla beraber olun. Kadın istemediği takdirde onu zorlayarak incitip, yaralamayın.

RUMUZ: MUTLULUĞUN SIRRI

Zaman zaman okurlarımın, kendi yaşadıkları sorunlardan yola çıkarak, edindikleri tecrübeleri benimle ve okurlarımla paylaşmaları çok hoşuma gidiyor. Böyle arada bir ‘Güzin abla’lık yapmaları bana keyif veriyor, tecrübeleri çok da ilginç geliyor. Siz de sevgili okurum, bu öğütlerinizle çok ciddi gerçeklere parmak basmışsınız. Özellikle de cinsel birleşme sırasında erkeklerin zaman zaman baskı yapmaları, sevgiyle bütünleşmek yerine eşlerini zoraki bir beraberliğe razı etmeye çalışmaları, gerçekten güzel bir beraberliğin tüm büyüsünü bozacaktır.

Mutluluğun reçetesi

Özellikle felsefede, ahlaki meselelere önemli ölçüde yer verilmiş, ‘Ahlak Felsefesi’ diyebileceğimiz düşünce sistemleri oluşturulmuştur. ‘İyi’ ve ‘kötü’nün tanımında farklılıklar ortaya çıkmıştır. İlahi mesajı iyi anlayamamış ya da ona inanmamış bazı düşünürler, genel anlamda insanın ahlaki bir varlık olduğunu, felsefenin en yüksek gayesinin ise ahlak olduğunu kabul etmişler; ancak ahlaki sistemlerini ve teorilerini kendi bilgi ve inanç birikimleri doğrultusunda şekillendirmişler ve kendi ahlak felsefelerini, teorilerini kendi bilgi ve inanç birikimleri doğrultusunda şekillendirmişler ve bunu birer mutluluk reçetesi olarak topluma takdim etmişlerdir.

Böylece çoğu insanın fıtratına, inancına ve genel geçer kabul edilen değerlere ters düşen ve daha çok maddi alana önem veren ahlak teorileri ileri sürülmüştür.

* * *

Faydayı ve mutluluğu temel kabul eden ahlaki görüşlerde, iyi ve kötünün tanımında ‘kişiye fayda temin etmesi ya da insana mutluluk veren şey olması’ esas kabul edilmiştir. 18. yüzyılın ahlaki düşüncesini yansıtan duygucu ahlak teorisinde haz veren şey iyi, elem veren ise kötüdür. Bir cümleyle ateistlerin ahlak anlayışlarından bahsetmek gerekirse, onlar da ahlakın dinden ayrı ve bağımsız olduğunu ve Tanrı inancıyla ahlak arasında zorunlu bir ilişki olmadığını ileri sürmüşlerdir.

Son yüzyıla damgasını vuran temel unsurun pragmatizm, yani faydacılık olduğunu söylemek mübalağa olmaz. Ahlakta da belirleyici unsur olan bu anlayış, fertler arası ilişkiden, toplumlar ve devletler arasındaki ilişkilere kadar hákim olmuş, insanlık bundan oldukça olumsuz etkilenmiştir.

Bugün gelinen noktada din, yükselen değerler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Dolayısıyla bu durum, ahlakta da ilahi kaynaklı o an dönüşü beraberinde getirmiştir. Neyin iyi neyin kötü, neyin yararlı neyin zararlı olduğunu ilahi kaynakla, yani Kuran-ı Kerim’le ve Hz. Peygamberin sahih sünnetiyle açıkladığı İslam ve onun güzel ahlak umdeleri insanın dünya ve ahiret mutluluğunun tek gerçek reçetesi olarak ortada durmaktadır.

Çünkü insanı yoktan yaratan Yüce Allah, onun ruhi ve fiziki ihtiyaçlarını, zaaflarını en iyi bilendir. O, insanı yine insanlar arasından seçtiği peygamberleri ve onlara gönderdiği kutsal kitaplarıyla yönlendirmiştir. Seçtiği peygamberler, her şeyden önce her biri birer güzel ahlak örnekleridir. Yüce Allah, bir anlamda böylelikle, peygamber olarak seçtiklerinden hoşnut olduğunu, diğer insanların da bu peygamberlere benzer davranışlar sergilemeleri halinde, onlardan da hoşnut olacağı mesajını vermiştir.

Günümüzde diğer insanlara kıyasla daha az oranda olmasına rağmen, Müslümanlar arasında da bir ahlak erozyonu yaşanmaktadır. Bunun çeşitli sebepleri elbette vardır. Bu durum ilk bakışta küreselleşmenin getirdiği doğal sonuçlardan biriymiş gibi algılanabilir. Nasıl ki çevre kirliliği sınır tanımıyor ve başka coğrafyaları da etkisi altına alıyorsa, ahlaksızlık da sınır tanımamakta ve günden güne hızla gelişen iletişim araçlarıyla bir anda bütün dünyaya yayılmakta, çoğu zaman da toplumda telafisi mümkün olmayan derin yaralar açmaktadır.

O halde, bugün her zamankinden daha çok Yüce İslam dininin ve onun güzel ahlak kurallarının bilinmesine ihtiyaç vardır. Öncelikle ve özellikle bu hususa eğitim kurumlarında, kitle iletişim araçlarında yer verilmeli, aksine uygulamalardan şiddetle sakınılmalıdır. Zira, ahlak erozyonu bütün değerler sistemini ters yüz etmekte, ferdi çıkmaza, aileleri şiddetli geçimsizliğe ve dağılmaya, toplumu topyekûn huzursuzluğa ve karmaşaya sürüklemekte, milli birlik ve bütünlüğümüzü tehdit edebilmektedir.

* * *

Güzel ahlak, Müslüman’ın inancının dışarıdan görünen yüzüdür. Bir Müslüman, güzel ahlak kurallarına riayet ederek hayatını devam ettirdiğinde kendisiyle, ailesiyle, iş arkadaşlarıyla ve içerisinde yaşadığı toplumla barışık bir hayat sürdürmektedir. Sadece görünen yönü değil, kendi iç dünyası da muazzam bir tatmin duygusu yaşamaktadır. İyi ve kötünün Kuran’la ve sevgili Peygamberimizin sahih sünnetiyle belirlenmesi, bu konudaki karmaşayı noktalamakta, insanın fıtratına en uygun değerler ortaya çıkmaktadır.

Burada aynı zamanda bir denge, yani orta yol söz konusudur. İslam ahlakında insana zarar verdiği açık olan aşırılıklara asla yer yoktur. Sözgelimi cimrilik etmek de, savurganlık da kötüdür ve iyi olan cömertliktir. Bu ise hem iki kötünün denge noktası, hem de orta yoludur. İslam ahlakçıları görüşlerinde bu benzeri konulara oldukça önemli yer vermişler, adeta güzel ahlak formüle eden eserler ortaya koymuşlardır.

Bugün dünyamız postmodern çağı yaşamaktadır. Yaşanan acı tecrübeler göstermiştir ki, ilimde, teknolojide ne kadar mesafe alınırsa alınsın, insanın manevi yönü ihmal ya da inkár edilerek gerçek mutluluğa ulaşmak mümkün değildir. Madde yalnız başına insanı mutlu edememekte, ilahi mesajdan beslenmeyen ahlak teorileri ve düşünce sistemleri insanın ihtiyaçlarına cevap verememektedir.

Bunun en belirgin örneği, pozitivizmin çöküşünde yaşanmıştır. Elbette insan, yeni buluşlarla her gün eşyanın sırlarını çözmeye azami gayret sarf edecek; ama ona insan olduğunu hiçbir zaman unutturmayacak, güzel ahlakı da asla ihmal etmeyecektir.

Üç yüz altmış beş günlük bir dönem daha sona eriyor. Hepimiz, yeni gelen yılın iyilikler getirmesini umut ederek coşku içinde karşılıyoruz. Bir başka açıdan bakıldığında, binlerce yıldan beri süregelen günlerden biri bitip diğeri başlıyor. İnsanlar, bazı hesapları daha kolay yapabilmek için senede bir günü, yılın başlangıcı olarak ilan etmişler. Her başlangıç yeni umutlar getirir, geçen yıl içinde işleri ters gidenler, sağlıkları bozulanlar, yeni yılla birlikte bu olumsuzlukların sona erip herşeyin daha iyi olacağını umarlar. ‘‘İnsan hayal ettiği sürece yaşar’’ sözünü ben biraz değiştirip, ‘‘insan umut ettiği sürece yaşar’’ diyeceğim. İş hayatı ya da özel hayatla ilgili umutlar, terslikleri düzeltme yönünde insana şevk verir. Esas konumuz olan sağlığa gelirsek, umutların, iyi duyguların, mutluluğun insan sağlığında çok önemli yeri olduğunu, çok ciddi hastalıkların bu sayede yenilmesinin mümkün olduğunu belirtmek istiyorum. Bunun değişik örneklerini bazılarımız kendi çevremizde görmüşüzdür.

Son yıllarda gelişen tıbbi olanaklar, mutluluğun kimyasal bir olay olduğunu ortaya koydu. İnsanı mutlu eden, zevk almasını sağlayan şeyler, beyinden hormon benzeri maddelerin salgılanmasını sağlar. İşte bu maddeler, ağrı duymayı azaltır, bağışıklığı arttırır, vücuttaki birçok olayı tamir eder. İşte bu nedenlerle insanın mutlu, keyifli anlar yaratmaya çalışması, sağlığı açısından da çok önemlidir. Bunun için ilk fırsat yılbaşı... Bu geceyi iyi değerlendirmeye çalışmak, tüm dünya ile birlikte eğlenmek, mutlu anlar yaşamak sizin de hakkınızdır. Ancak her zaman değindiğim gibi ölçüyü kaçırmamak şartıyla. Eğlence yerlerinin ilanlarında gördüğümüz, limitsiz içkiler, zengin meze çeşitleri ve güzel yemeklerin cazibesi karşısında lütfen kontrolu elden bırakmayın. En katı perhizlerin bile, bazı günler için kaçamakları olabilir ama vücudun tahammül sınırının dışına çıkmamak şartıyla. ‘‘Yeni yıla nasıl girersen tüm yılın öyle gider’’ diye bir inanç vardır, onun için ölçüyü kaçırmadan keyifli anlar geçirmenizi dilerim.

Mutluluğun sırrı

Mutluluk, herkesin peşinden koştuğu bir ideal ve herkes için başka beklentileri ifade ediyor. Yani herkes için ayrı bir mutlu olay var. Mesela bugün saat 13:00'de Antalya Kültür Sineması'nda interaktif bir seminer vereceğim için mutluyum.

Bizi mutlu eden olaylar aynı zamanda mutsuz edebiliyor.Yani ortak olan tek bir şey var ki, mutsuzluğun kaynağı mutluluğunuzun nedeni oluyor. Mutluluk ile mutsuzluk birbirinin zıt kardeşi. Biri yok olduğu zaman diğeri ortaya çıkıyor. Bunlardan birini tanımayanın diğerinden haberi olmuyor. Tıpkı gece ile gündüz gibi.

Mutluluk ve mutsuzluk öylesine yoğun bir duygu ki davranışlarımızdan metabolizmamıza kadar tüm sağlığımızı etkiliyor. Peki bu mutluluk nedir?

Mutluluğun tarifini yapmak, aşkın tarifini yapmak kadar zor. Sadece yaşayan kişinin bildiği bir hal. Ve halin tarifi bildiğimiz kelimelerle yapılamaz. Fakat, bizi nelerin mutlu edebileceğini anlatabiliriz. Özellikle de bizi mutsuz edenlerden yola çıkarak nasıl mutlu olabileceğimizi anlatabiliriz.

Mesela geçen gün öylesine müthiş bir mutsuzluk dalgasıyla sarsıldım ki, ardından da o derece mutlu oldum. Ve hemen şöyle düşündüm; 'Demek ki, mutluluğun derecesi, mutsuzluğun şiddetine bağlı.'

Beni mutsuz eden olay ise, oğlumdan gelen bir telefon. Okul çıkışında dışardan gelen bir grup gençten biri bıçağını çekip az ötesindeki bir arkadaşını bıçaklıyor. Çocuklar ve öğretmenler bunların peşine düşüyor fakat, yakalayamıyorlar. Bunları anlatan oğlum kendisinin de o çocukların peşine düştüğünü anlatıyordu. Bu arada telefonun sesi anlaşılmaz olduğu için dediklerinin bir kısmını anladım. Bir kısmını ise, zihnimde kurdum. Telefonu kapattıktan biraz sonra oğlumu aradığımda telefonu cevap vermiyordu. Sonra tekrar tekrar aradım. Ve sonra ulaşılmaz oldu. Zihnim birdenbire senaryolar yazmaya başladı. Hem de en kötüsünden. Tabii hemen düştüm yollara. Öylesine mutsuz oldum ki, birden mideme kramplar girmeye başladı ve düşünemez hale geldim. Nihayet bir kez daha eve bakmaya gittim ki, orada. Bir anda müthiş bir mutluluk duygusu kapladı içimi. Aslında bu sırada bedenimin sesini dinleseydim, o derece mutsuz olmayacaktım. Çünkü, ilk anda içimden yükselen ses bir şey olmadığını söylüyordu. Fakat, zihnim devreye girdi ve endişeler bütün aklımı ele geçirdi ve müthiş bir mutsuzluk duygusuna kapıldım.

Evet, mutsuzluğun kaynağı zihnimizden geçen düşünceler. Ve bu düşünceler, o güne kadar öğrendiğimiz bilgilerle şekilleniyor. Halbuki bedenimiz gerçek olanı biliyor. Çünkü, bedenimiz doğanın bir parçası ve kendimizin dışında bulunan her şeyle görünmez bağlarla bağlı. Yani her şeyi biliyor. Ama biz akıl yürüterek, gördüğümüz ve öğrendiğimiz bilgilerle anlamaya çalışıyoruz. Bedenimizle iletişim kurmayı öğrenebilsek, kendimizin dışında olup biten her şey hakkında bilgimiz olacak ve mutlu olacağız.

Mutluluğun yolları

"Pratik ve Huzurlu Yaşamanın Yolları" 20. yüzyılın insanının en çok ihtiyaç duyduğu ve ihmal ettiği mevzu olsa gerek.

Sur bu sayısında kapak konusu olarak seçtiği bu mevzu ile birçok bunalmış yüreğe su serpiyor. Yazıda gündelik yaşantımızdan, asıl gayelerimize varıncaya kadar sağlıklı hareketlerimizin yolu gösteriliyor. Birçok mevzuda gözümüzden kaçan noktaları ya da farkında olup da ciddiye almadığımız sebepleri inceden inceye açılıp derli toplu bir şekilde ele alınmış olarak bu yazıda bulabilirsiniz.

Hayatımıza yönelen özeleştirili sorular ile bunlara verilen insanlığı dinginliğe ulaştıracak cevaplar artı İslâm büyüklerinden saadet prensipleri olarak verilen 99 öğüt ve Ali Fuad Başgil'den ikazlarla konu huzurlu olmanın birinci şartı olan kuvvetli imana bağlanıyor. Dergi bir bakıma okurların direkt hayatlarına yönelen bu yazıyla onlara destek oluyor.

Ayrıca Sur'da bu ay sanat ve estetik mevzularla alakalı olarak M. Şevki Eygi, Turing'te yapmış olduğu dekor çalışmaları hakkında bilgi veriyor. Eygi ayrıca sanat, mimarlık, dekorasyon, hat, halıcılık, tatbiki el sanatları gibi estetik konuların asla ihmal edilmemesi gerektiğini ve bunların marjinal değil asli kültürün parçaları olduğunu belirtiyor.

Alman sosyolog Dr. Hemann Strack'ın İstanbul Günlüğü'nden Doç. Dr. Selahattin Bilginer'in tercüme ettiği "Osmanlı'nın mimari estetiği canlandırılarak bugünkü betonlaşma önlenebilir" başlıklı yazı büyük bir karmaşa içerisinde olan mimarimize yeni bir açı ile bakıyor.

Sur'da bu ay ayrıca Sefa Saygılı'nın "Evlilik Fedakarlıktır" ve "Vehbi Vakkasoğlu'nun "Kışkırtılan iffetsizlik" başlıklı yazılarını görebilirsiniz.

Mutluluğun formülü nedir hakkinda aciklamalar Mutluluğun formülü nedir konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Mutluluğun formülü nedir,mutluluğun formülü,mutluluğun sırları

 

 

Evlilik sorunları Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 13
Hamilelikte karın çatlakları
Okunma: 12
Bacak ağrısı Bacak ağrıları
Okunma: 11
Selülit kremleri
Okunma: 9
ilk gece korkusunu nasıl yenebilirim
Okunma: 5
Çeyiz Listesi
Okunma: 4
Cinsiyet belirleme yöntemleri
Okunma: 4
Kil maskesi
Okunma: 3
Stres Topu
Okunma: 3
Safra kesesi taşlarının bitkisel tedavisi
Okunma: 3
Gözaltı torbaları neden oluşur
Resim
Adet öncesi gerginlik
Adet öncesi gerginlik

 |   |   |   |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!