|
Gelin Kaynana Kavgası
2010-01-31 19:09:19 Kadinlaricin.net sitesinde Gelin Kaynana Kavgası baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Gelin Kaynana Kavgası ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Kaynana değil, kaim-i valide "Kaim-i valide" anne yerine kaim olan, anne yerini dolduran demek. Kısacası, anne gibi can baş üstüne kabul edilmesi gereken kadın demek.
Dede Korkut hikâyelerinde: "Dilin için öleyim gelinciğim/ Yoluna kurban olayım gelinciğim" diyen has kaynanalar, "Atamdan yeğrek (üstün) kayınatam/ Anamdan yeğrek kayınanam" diye mukabele eden asil gelinler vardı. Günümüzde, gelin–kaynana münasebetlerinde de balık baştan kokuyor. Henüz söz kesimi aşamasında, öncelikle ve ehemmiyetle kayınvalide ile beraber oturmama şart koşuluyor. Erkek tarafı, maddî ya da başka bir sebepten kayınvalide ile beraber oturulmasını isteyince, kız tarafı alelacele çekiliveriyor. Kız ana–babalarının gerekçeleri hep aynı. Evlatlarının kayınvalide baskısı altında, sıkıntı içinde yaşamasını istemiyorlar. Kızları huzur içinde, rahat yaşasın istiyorlar. Görüldüğü gibi kayınvalide–gelin anlaşmazlığı, pek çok yuvayı kurulmadan yıkabiliyor. Peki ya yuvalar kurulduktan sonra? Binbir umut ve gönül emeği ile kurulan yuvalar, anlamsız gelin kaynana geçimsizliğinden temelden sarsılabiliyor, belki de yıkılıyor.
PROBLEMİN KÖKENİ
Kaynana–gelin denilince zihinlerde hep aynı manzara canlanır: Sonu gelmez çekişmeler içinde birbiriyle bir türlü anlaşamayan iki kadın...
Ezeli problemin kökeninde yatan psikolojik sebepleri eğitimci–psikolog Farika Artır'a sorduk. Öncelikle, kayınvalide–gelin arasında her zaman geçimsizliğin var olduğunu düşünmenin yanlış olduğunu söyleyerek söze başlayan Artır, şöyle devam ediyor: "Problem, sadece bir taraftan değil, iki taraftan da kaynaklanabilir. Çevrenin de taraflar üzerinde çok büyük tesiri olmaktadır. İncelediğimiz bazı olaylarda şunu görüyoruz:
Anne, ekonomik ve psikolojik sıkıntılar içinde çocuğunu yetiştirdiği, eşinden bu konuda yeterli destek göremediği takdirde ümidini erkek evladına bağlayabilmektedir. Çok hassas bir şekilde meselelere yaklaşıp bazı beklentileri yerine gelmeyince gelinlerinin buna sebep olduğunu düşünebilmektedirler.
Gelinlerse, çevrelerinden duyduklarının tesiriyle kayınvalidelerinin iyi niyetle kendilerine yaklaştıklarını düşünemeyebilmekte, verdikleri fikirleri işlerine karışma olarak nitelendirebilmektedir. Bu iki taraflı olumsuz yaklaşım geçimsizlikle neticelenebilir."
ŞİKAYETLER AYNI
Malum meseleyle ilgili dertlerini dinlediğimiz gelin ve kaynanaların şikayetleri belli noktalarda toplanıyor.
Görüştüğümüz üç yıllık kaynana Emine Hanım(55), hislerini şöyle dile getiriyor: "Oğlumu evlendirdiğimde sanki kendimi terk edilmiş, ikinci plana itilmiş hissettim. Nice emekle büyüttüğüm oğlumun benden koptuğunu düşünmek, beni üzüyordu. Gelinimden fazlasıyla ilgi ve hizmet bekliyordum."
VE GELİNLER...
Psikolog Farika Artır'ın da belirttiği gibi, genç kızların zihinleri, kayınvalide oluncaya kadar kaynana–gelin münasebeti hakkında fazlasıyla olumsuz fikirlerle doluyor. Edindikleri olumsuz şartlanma ister istemez davranışlarına yansıyabiliyor. Gelinlerin de şikayetleri hemen hemen aynı noktada yoğunlaşıyor. Yeni bir aile ortamına girmenin tedirginliğini yaşayan gelinler, eşlerinin annesinden anlayış, ilgi ve sevgi bekliyorlar. 8 yıllık evli Seher Hanım (28), "Eşimin annesinden hüsnükabul bekliyordum. Ufak tefek hatalarımı hoşgörüyle düzeltip, iyi yönlerimi takdir etsin istiyordum. Ama umduğumu bulamadım. Tabii büyük hayal kırıklığına uğradım. Tepkim hiç de hoş olmadı. Hiç istemediğim halde olumsuz davranışlarım oldu" diyerek, yaşadığı problemleri dile getiriyor.
Özellikle gelinle kayınvalidenin beraber oturduğu hallerde, gelinler ev içinde özgür davranamadıklarından, her davranışlarının eleştirilmesinden yakınıyorlar. Kayınvalide, kendi sözü geçsin isterken, gelin kendi yaşamını kendi yönlendirmek istiyor. Seher Hanım'ın tabiriyle, "sonu gelmez iktidar kavgası" ailenin huzurunu bozuyor.
OĞUL, DENGE UNSURU
Kendisini doğurup büyüttüğü gerekçesiyle sözünün sürekli geçmesini isteyen annesiyle, kendinden sevgi, saygı, destek bekleyen eşi arasında kalan kocanın durumu gerçekten müşkil.
Eğitimci Psikolog Artır, problemin çözümünde kocanın hassas ve mühim rolüne dikkat çekerek, "Malum problem, aslında erkeğin, hanımının beklentilerini annesine, annesinin beklentilerini de hanımına uygun bir tarzda anlatmamasından kaynaklanıyor. Erkeğin her iki tarafı tanıyan biri olarak, son derece basiretli, objektif ve ustalıklı davranışlarıyla taraflar arasında denge unsuru olması gerekir. En mühimi de gelinle kayınvalide arasında söz taşımamalıdır." dedi.
ÇÖZÜM: SEVGİ VE EĞİTİM
Eğitimci–psikolog Farika Artır Teymur'a göre bu mesele eğitimle, bilhassa ciddi bir dinî eğitimle tamamen halledilebilir. Artır, "Çünkü, kayınvalide yahut gelinin olumsuz hisleri, –evrensel bir duygu olduğu iddia edilmekle beraber– çoğu çevrenin ve kültürün tesiriyle edinilmiştir. Sevgi ve hoşgörü temeline dayanan İslami ölçüler tamamıyla yaşanabilse zaten hiç problem olmaz. Asıl önemlisi, her iki tarafın da meselenin muhakemesini kendi içlerinde yapması ve içlerindeki olumsuz hislerin nefislerinden gelebileceğini düşünüp, kötü duyguları yenmeye çalışmasıdır. Kişi, karşı tarafın davranışları üzerinde düşünüp anlayışlı, hoşgörülü olmaya çalışmalı. Mesele, bizzat şahısların içlerinde halledilebilir." diyor.
Kaynana Semra isyanı
Konya’da Kardelen Düğün Salonu işletmecisi Abdurrahman Atay kaynana Semra yüzünden bekarların evlenmekten vazgeçtiğini öne sürerek hazırladığı pankartla Semra hanımı boykot etti. Hafta içi her gün TGRT ekranlarına “Tulûhanla Her Gün” programına çıkan Atay, “Semra hanım piyasaya çıktı çıkalı esnaf kan ağlıyor. Önceden randevusu verilen tüm düğünlerim iptal edildi. Saloncuları olumsuz yönde etkileyen Semra hanımı kınamak için TGRT’ye gelerek Türkiye’ye şikayet etmek istedim. Hiç kimsenin gençlere kötü örnek olmaya hakkı yoktur. Devlet büyüklerinden rica ediyorum. Semra hanıma televizyon ekranlarına çıkmayı yasaklasınlar. Aksi takdirde tüm gençler evde kalacak” diye dert yandı. Gelin kaynana atasözleri
Kaynanayı ne yapmalı, Praym Taym’a atmalı... Görmemişin gelini olmuş, tutmuş koruma altına almış... Gelin kaset çıkarmış, ya nasip demiş... Yavrum büyüyünce hangi kanalın gelini olacaksın bakiim?... N’olur gerçeği söyleyin, bu gece elenecek miyim doktor?... Semra Hanım mı reytingden çıkar, reyting mi Semra Hanım’dan?... Bir dik kafalı annemiz olmadı, şu dünyada... Almanya’dan paket program gelecek, lütfen evi boşaltın... Urfa’da zıvana vardı da, biz mi çıkmadık?... Türk, övün, çalış, elektriğine güven... Oğlumu ben doğurdum ama potansiyelini ben doğurmadım... Canlı yayına çıkardık danayı beğenmez oldu anayı... Stüdyoya prens aramaya giderken, köydeki çobandan olduk...
Kaynana muhalefetine karşı koymak zor
Kendi kayınvalidem ile ilişkime bakıp, bir de bunları görünce benim kaynanam tam bir melaikeymiş diyorum. Nehir beş aylıkken işe başladığım dönemde, aklım evde kalmasın diye bir süreliğine kızıma kayınvalidem baktı. Bu dönemde Nehir’in bakımı konusunda hassasiyetime saygı gösterdi.
Bir başkası olsa ‘Bugüne kadar dört çocuk büyüttüm, ben senden iyisini bilirim’ derdi. Ancak o, ‘Kızım, neyi ne zaman yedireceğimi, nasıl yapacağımı sen söyle’ demeyi tercih etti. Akşam eve döndüğümde, içim rahat olsun diye tüm gün yaşadıklarını bir bir anlattı. Sadece Nehir’le ilgili değil, kendimi yıprattığım başka konularda da hep destek oldu.
Ama yakın akrabalarımdan ikisinin kaynanasıyla yaşadıkları beni zıvanadan çıkarıyor. Biri 8 ay önce bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Görseniz, dünya tatlısı bir çocuk. Doğduğunda normal kilo ve boyda olan bebeği bir hafta sonra ikinci kez ziyarete gittiğimizde zayıfladığını fark ettik. Doğumdan sonra şişliğin inmesi normaldir. Ama çocuk huzursuz, uykusuz ve açtı.
Annesini emmeyi beceremiyordu. Çiçeği burnunda anneye, bebeğini sütüyle besleyemiyorsa mama takviyesi yapmasını önerdik. Kız, hayatına giren bebek nedeniyle zaten çuvallamış durumda olduğu için, bizim söylediğimizi anladı mı anlamadı mı vallahi anlayamadık.
Ama 15 gün sonra telefonun diğer ucunda ağlarken bulunca, söylediklerimizi duymadığını anladık. Bebeğinin huzursuz, uykusuz ve aç olduğunu söyledi. Neden mama vermediğini sorduğumda ‘Kayınvalidem, ‘senin sütün yetiyor, mamaya alıştırma’ deyince ben de alamadım’ yanıtını verdi.
Gerçekten çok sinirlendim. ‘Telefonu kapat, bir kutu mama alıp getiriyorum’ dedim. Neyse, ben yola çıkmak üzereyken, eşine baskı yaparak mamayı aldırdığını haber verdi. Çocuk, günlerdir karnı tam doymadığı için biberonu sonuna kadar bitirip, huzurlu bir uyku uyumuş. Birinci haftanın sonunda bebek gözle görülür şekilde gelişmişti.
Gelinine ‘sütün yeter, mamaya alıştırma’ diyen kaynana geçen hafta ikinci kez torun sahibi oldu. Bu kez doğum yapan kızıydı. Sevgili kaynanamız, yeni torunu annesini emmeyi beceremeyince ‘Kızım, buna mama verelim, sütün yetmiyor’ dedi. El insaf. İnsan bu kadar ayrımcılık yapar mı? Ayıptır, ayıp.
Kör talih
Yeni doğduğunda Nehir’de de aynı problemi yaşamıştık. Sütüm yetmeyince, acaba hangi mamayı sever, hangi mamanın tadını beğenir, hangisi anne sütü değerlerine daha yakın diye seçim yapmakta zorlanmıştık. Bir yakınımız yurt dışından getirdiği mamayı yetiştirip ‘Bunu deneyin, tadı anne sütüne çok benziyor’ dedi. Nehir, gerçekten de beğenmeyip içmediği iki farklı mamanın aksine, yurt dışından getirileni çok sevdi. Babası hemen İngiltere ile irtibata geçip, birkaç kutu daha mama getirtti. İki kilo ağırlığında doğan kızım, bir ay içinde serpildi.
Beş ay önce doğum yapan ikinci derece bir yakınım da, aynı kaynana problemini yaşıyor. Kızcağızın sütü yetmiyor, beş aylık olmasına rağmen bebekleri sanki iki aylık gibi görünüyor. Kaynanası, gelininin sütünün yettiğini iddia ederek, oğluna mama aldırmıyor. ‘Biz sizi mamayla mı büyüttük? Üç çocuğumun üçü de 1 yaşına kadar sütümle doydu’ diyor.
Milletin oğlu anne sözünü ne kadar çok dinlermiş, yeni yeni anlıyorum. Koskoca adam, 30 yaşını aşmış, çocuğunun gelişmediğini görüyor ama annesinin karşısına çıkıp ‘Anne bu işe karışma, senin çocuk büyüttüğün zamanla şimdiki zaman arasında dağlar kadar fark var’ diyemiyor. Bu adamlara inanamıyorum.
Strateji lazım
Bazen çocuk büyütürken büyüklerin muhalefetine karşı koymak, deveye hendek atlatmaktan daha zor olabiliyor. Kıyafet alırsın ‘Her şeyi var, niye alıyorsun?’ diye karşı çıkarlar. Elinde tabak çocuğun peşinden koşturursun ‘Bırak yemesin, aç kalsın da gününü görsün’ diye ortamı gererler. Oyuncak bakarsın ‘Ev oyuncakla doldu taşıyor, paranı bunlara yatırıyorsun sonra da maaş yetmiyor’ diye keyfini kaçırırlar.
Çocuğunu şımartırsın ‘Şımart şımart, üç gün sonra tepene çıkarsa görürsün gününü’ diye anne babalığını sorgularlar. Çocuğunla yaptığın, paylaştığın çoğu şey onların gözünde değerli ve saygı duyulacak değildir. Adam gibi çocuk büyütmeyi sadece ve sadece onlar bilirler.
İnsanın kaynana efsanelerine inanası gelmiyor ama hemen yakın çevremde yaşanan birbirinin benzeri bu iki olay nedeniyle elimi üç kez tahtaya vuruyorum. ‘Allah böyle kaynanaları düşmanımın başına bile vermesin.’
Gelin-kaynana çekişmesi
Bazı kaynanalar gelinlerinin her yaptığını eleştirir. Ancak bazı gelinler de sırf kaynanasının dediğini yapmamak için önyargılı bir tepki içindedir. Hayatı çekilir kılmak için nerede duracağını bilmek gerekir.
Kaynanaları kontrol altında tutun
Çoğu kaynana oğlunun evindeki iç işlerine karışmayı kendinde hak görür. Aynı evde yaşamıyorsanız, kaynananız için sınır çizin.
Aile içi kararlarınıza karışmayı alışkanlık haline getirmesine izin vermeyin.
Belki ilk olayda bozulacak, hatta aranızda ciddi problemlerin yaşanmasına neden olacak şekilde tepki verecektir ama yılmayın.
Özellikle eşinize bu konuda ne kadar ciddi olduğunuzu hatırlatın.
Kaynananıza, her çocuğun veya her ailenin farklı alışkanlıkları ve yaşam tarzı olduğunu belirtin. Bu konuda kaynanazından anlayış beklediğinizi vurgulayın.
Ancak kaynananızın her söylediğine önyargıyla tepki de vermeyin. Onların tecrübeleri.nden yararlanmaya bakın.
Çifte standart
Damat anneleri: “Oğlum da oğlum” diyor, gelinlerini unutuveriyorlar. Pekiyi, aynı şey gelin anneleri için de geçerli değil mi? Bu sorunuza ben cevap verirsem, taraf tutmuş gibi olmaktan korkarım. Öyle ya, benim de kızım var. Aynı soruyu, o değilmişçesine, iki kızını da gelin etmiş bir anneye yönelttim geçen hafta. Ne dedi bakınız bana: - Yok Aynı şey değil! Oğlan anneleri, genellikle, gelinlerini bir rakip gibi görüyorlar kendilerine. Biri annesi, biri eşi, iki sevgili, kadın tarafından paylaşılamayan bir erkek pozisyonunda bulunuyor damat. Gelin hanım; “Ana kuzusu olmadığını göstersin kocam, kayınvalideme değil, bana ilgi göstersin daha çok” diye düşünürken, oğlan annesi de; “Dokuz ay karnımda taşıdım onu. Onca yıl besleyip büyüttüm. El kızını görünce, beni unutsun diye mi?” der ve gelini ile bir rekabete girer bilinçsizce... Bunlar da bir şey mi? Daha neler, neler söyledi arkadaşım. Hepsini yazacak olsam, kıyamet kopar... En iyisi, hem kızı, hem oğlu, daha doğrusu, hem gelini, hem damadı olan bir anneye sormak... O, tarafsız bir hakem gibidir herhalde. Ne derse, boynumuz kıldan ince... Ama bir fıkra geldi aklıma şu anda. Bir anneye yeni evlenen kızını sormuşlar da: “- Çok iyi, çok mutlu!.. Öyle iyi bir damadım var ki, kızımın yatağına götürüyor her sabah kahvaltısını.” Diye mutlulukla anlatmış. - Ya oğlun, oğlundan ne haber? - Sormayın, çok şanssız! Öyle bir hanıma düştü ki oğlum, kör olası gelin, her sabah yatağına istiyor kahvaltısını!.. Gelini ve damadı olanlar da, günümüzün moda deyimiyle “çifte standart” mı uyguluyorlar yani? İnanmak istemiyorum ama yanlış anlamamışsam, böyle söylüyor fıkra...
Gelin ile Kaynana Tek bir cümleyle özetlemek gerekirse; tatsız, zayıf, yetersiz bir oyun elimizdeki. Arşivimızde Goldoni'nin birkaç oyunu var ve bunların hemen hemen hepsini gördük diyebilirim. Bunlarında büyük bir bölümü beğenilmenin sınırlarını aşmış, takdirle ve sevgiyle izlenmişti. Arşivimizde 1926 tarihinde yazılmış "Gelin ile Kaynana" adlı oyunla ilgili pek bilgi yok. Şimdi gelelim bu oyuna. Klasik ve yerleşmiş bir deyimle gelinle kaynana arasındaki çatışmaların, geçimsizliklerin, doğal kıskançlıkların bir hikâyesi. Şunu evvelâ söylemek istiyorum. Çeviri gayet güzel, oyunu kimin sahneye koyduğunu bilmiyoruz ama çok zayıf ve yetersiz bir yönetim. Hiç bir özelliği de yok, güzelliği de... Sıkıntılı bir oyun düzeni, amatör bir sahnenin çizgilerini taşıyan bir yönetim. Yönetmen kendi inancı doğrusunda bazı ünlü karakterleri kendi ölçüleri içinde değerlendirmek istemiş gözüküyor. Rol alan sanatçıların huzursuzluk ve sıkıntıları yüzlerinden okunuyor besbelli. Doğrusu uzun uzun yazmak da istemiyorum. Yönetmen, kendi çerçevesinde farklı bir şeyler yapmak istemiş oyunun konseptinde. Ne yazık ki Carlo Goldoni gibi bir usta yazarın oyunu dar bir çerçeve içinde kalmış. Kıt bir yorumla seyirciyi izlemeğe mahkum etmiş. Yazan: Carlo Goldoni/Türkçesi: Nevra Barışçı, Yönetmen: Angelo Savalı Oynayanlar: Mustafa Arslan, Nejat Biricik, Güzin Özyağcılar, Rıza Kocaoğul, Sinan Kara Şehir Tiyatroları
Boşanmaların başlıca nedeni çalışan kadınlar
Selamlar, beni sakın yanlış anlamayın, şahsen kadın haklarını en az kadınlar kadar savunan bir erkeğim. Size yazmamın nedeni, maalesef genelde kadınlar muayyen bir seviyeye eriştiklerinde, kocalarını hor görüyorlar.
Size yazan bir hanım profesörün ‘Biz başarılı profesyonel kadınlar, başarısız erkeklerle, bir yere kadar yürütebiliyoruz yuvalarımızı’ ifadesinden de söylediğim çok açık olarak kanıtlanmış oluyor.
Bazen ileriyi düşünerek, bazen da çocuklar göz önünde tutularak, tamamen ipleri kopartmak yerine, uyuşmak için problemin odak noktasını bulup, halletmek çözüm getirebilir. Bu profesör hanım, bir ev kadını olsaydı, belki de bugün mesut bir hayatı olabilirdi.
Evliliğimden örnek vereyim: Evliliğimizin 7’nci senesinde eşimle aramızdaki kavgalar çekilmez hale gelmişti. Eşim o sıralarda ev kadını olmasına rağmen 4 lisan bilen yetenekli bir insandı. Çocuklarımızın istikbali için biraz daha dişimizi sıkmaya karar verdik. Kavgalarımızın esas nedeninin kayınvalide olduğu anlaşıldı. Annemi evine yollayarak bugünkü mesut ve anlayışlı 37. yıllık evliliğimize ulaştık.
Evlilikte elbette dayak atma ve aldatma ayrılmaya sebep olabilir. Yine de bir çözüm yolu bulunabilir. Ben şahsen bir erkeğin kadını dövmesinin hemcinslerimin ‘zayıflıkları’ olduğunu düşünüyorum. Maalesef bu Türkiye’mizde ve özellikle az veya hiç tahsil görmemiş insanların bulunduğu bölgelerde çoğunlukta. Ben şahsen çocuklarımı bile dövmemişimdir.
Mütehassıs doktor oğlum ve bilgisayar mühendisi kızım ve onlardan ikişer tane de nefis torunlar... Ailemiz bu mutluluğa böyle erdi.
Düşüncelerinizi buraya aktarsam da, size katılamıyorum. 4 lisan bilen eşinize bir sorsaydınız bakalım, mutlu muymuş gerçekten?
Ev kadını olmak ve çocuk büyütmek onu mutlu etmeye yetmiş mi? Bu düşünceleriniz kadını evine kapatmak ve sosyal hayattan çekip çıkarmak isteyen zihniyete çok uyuyor.
Başarılı kadınların evliliğinde problem varsa, bu daha çok erkeğin sorunu gibime geliyor. Kadın erkeği hor görmüyor ama erkek bu duruma katlanamıyor.
Kadın dövmeye eğilimli insanların her zaman eğitimsiz kişiler olduğunu da sanmayın. Nice meslek sahibi erkekler de istatistiklere göre eşlerini dövüyor!
Bu arada kızınız da meslek sahibi evli bir kadınmış. Ona neden ev kadını olmayı önermediniz ?
Gelin adayına kaynanadan 6 aşamalı sınav Kilis Kültür Müdürlüğü'nün araştırmasına göre, genç kızlar müstakbel kayınvalideleri tarafından yapılan 6 aşamalı sınavı başarıyla geçtikten sonra gelin olabiliyor. Kilis'te, görücülüğe giden kayınvalideler, genç kızları kendi yöntemlerince bir takım sınavlardan geçirdikten sonra gelinliğe kabul ediyorlar. Araştırmaya göre, genç kızların gelin olmak için geçtiği sınavın aşamaları şöyle:
- Kayınvalide önce bir bahaneyle kız evine giderek, önce kız ve ailesinin durumu hakkında bilgi almaya çalışıyor.
- Kayınvalide, ağzının kokup kokmadığını ve diş sağlığını anlamak için, bir vesileyle kızı yanına çağırarak kulağına bir şeyler söylüyor. Cevap alırken, kızın nefesinin kokup kokmadığını kontrol ediyor.
- Kahve getiren genç kızın yürüyüşüne, kahveyi sunarken el ve tırnaklarına bakıyor.
- Evden ayrılırken bir bahaneyle yere eğilerek halıların tozlu, kirli olup olmadığını gözden geçiriyor. Görücüler ayrıca kapı arkaları ve pencere camlarına da bakarak kızın temizliği hakkında fikir edinmeye çalışıyor.
- Kayınvalide evden olumlu izlenimle ayrılırsa, bir tanıdığı aracılığıyla genç kızı ailesiyle birlikte hamama davet ederek, vücudunu inceliyor. Gelin adayı, bu testlerden tam not alırsa ailesinden istetiliyor. Kayınvalidesiyle kavga eden gelinler psikoloğun yolunu tutuyor
Hastanelerde psikiyatri bölümüne başvuran kadınların büyük bir çoğunluğunu kaynana–gelin kavgası sonucunda depresyona giren gelinlerin oluşturduğu belirtildi.
Cumhuriyet Üniversitesi Psikiyatri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Orhan Doğan, Türkiye’deki psikiyatri hastalarının büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturduğuna dikkat çekerek “Bu kadınlar arasında ilk sırayı kaynanası yüzünden depresyona giren gelinler oluşturuyor.” dedi.
Psikiyatri hastalarının her biri için 30 dakika görüşme süresi gerekmesine rağmen SSK hastanelerinde bu sürenin 3 dakika ile sınırlı kaldığını belirten Prof. Dr. Doğan, bunun sonucunda hastanın derdini anlatamadan muayene süresinin bittiğini ve bunun da iyileşemeyen hasta sayısını artırdığını bildirdi. Anadolu’da daha çok gelin–kaynana kavgalarının kadınları depresyona ittiğini belirten Prof. Dr. Doğan, kendilerine başvuran hastalar arasında özellikle yeni evlenmiş gelinlerin ilk sırada yer aldığını vurguladı. Yılda 5 bin kişinin kendilerine başvurduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, kadınlarda depresyon oranının erkeklere oranla 2 misli fazla olduğunu ve bunun da başlıca sebebini aile içi sorunların oluşturduğunu belirtti.
Kaynana-gelin çekişmesinin izleri ömür boyu sürüyor Gelin ve kaynana; ayrılmaz muhteşem ikili. Sosyal hayatın gereği olarak birlikte yaşayan bu iki insan, çeşitli sosyal, psikolojik ve zaman zaman hayatın getirdiği olumsuz şartlardan dolayı pek anlaşamıyorlar.Elbette ki bütün kaynanalar ya da bütün gelinler bu olumsuz örneğin içerisinde yer almıyor. Toplumda bu anlayışın aksine bir anne-kız gibi davranan, insanlık hali olarak herkeste bulunabilecek ayıp ve kusurları hoş görerek çok güzel bir örnek oluşturan gelin kaynanalar da var. Halk arasında 'uyumsuz ikili' diye anılan kaynana-gelin çekişmesinin izlerinin ömür boyu sürdüğü, kaynanasından zulüm gören gelin kaynana olunca, gelinine aynı şeyleri çektirdiği kaydedildi.
Kaynana baskısının kent yaşamında etkisinin azaldığına dikkat çeken Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümü Öğretim Üyesi ve folklor araştırmacısı Yard. Doç. Dr. Lütfü Sezen, şehirlerde genellikle kaynana ile gelin ayrı oturduğu için sorunların pek öne çıkmadığını dile getirdi. Bazı ailelerde kaynana ile gelin arkadaş gibi olurken, genellikle beraber oturan gelin ve kaynanalar arasındaki çekişme çok etkili olur. Kaynananın gelininden sürekli şikayet ettiğini belirten Sezen, şikayetleri şöyle sıraladı: Kaynana olur olmaz işler yaptırır, eğer bir de kız çocuk doğurmuşsa, ona hayatı zindan eder. Görümce, elti, büyükanne-baba gibi kalabalık evde ezilen gelin, tarla işleri ile de uğraştığından, kendi çocuğu ile çoğu zaman ilgilenemez. Çocuklarını kaynana yetiştirir, ona kendi kültürünü aşılamaya çalışır." diye konuştu.
Gelinin hayali kaynana olmak
Çoğu zaman psikolojik rahatsızlıklar yaşayan, ilgi çekmek için hastalık hastası haline gelen gelinin bu şartlarda en büyük hayalinin kaynana olmak olduğunu kaydeden Sezen, "Kaynanasından zulüm gören kadın, kendisi kaynana olunca aynısını kendi gelinine yapmaya başlıyor ve bu uyumsuzluk asırlarca devam ediyor." dedi. Gelin Kaynana Kavgası hakkinda aciklamalar Gelin Kaynana Kavgası konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Gelin Kaynana Kavgası,gelin kaynana atışması,gelin kaynana sorunları,
|
|