Boşanmış veya boşanmak için mahkemeye vurmuş İtalyan kadın ve erkeklerinin boşanma sebepleri şöyle :
ERKEKLER
Karım anneme benzemiyor % 21
Karım beni aldatıyor % 15
Karım çok bencil % 11
Evliliğimiz rutin hale geldi % 10
Karımı fizik olarak beğenmiyorum % 8
Karım illa çocuk istiyor % 5
Kaynanamı çekemiyorum % 4
KADINLAR
Kocam çok can sıkıcı % 23
Kocam çok kıskanç % 13
Kocam çalışmama izin vermiyor % 11
Kocam beni aldatıyor % 10
KİLO ALIR İNŞALLAH
Anket, çiftlerin % 80'inin boşanmadan olumsuz etkilendiğini gösteriyor. Ve, İtalyan usulü boşanmadan sonra çiftler birbirlerine şöyle beddua ediyor:
ERKEKLER
Benim gibi ızdırap çeksin % 26
Depresyon geçirsin % 19
Kilo alır İnşallah % 4
Saçları dökülsün % 3
Ölsün % 3
KADINLAR
Kocam İnşallah beni unutamaz % 23
Yeni karısıylayken beni düşünsün % 15
İnşallah manastıra kapanır % 6
Histerik bir karıya düşsün % 4
Vergi cezasına çarptırılsın % 3
Ölsün % 1
Peki, çiftler boşandıktan sonra ne yapıyorlar?
ERKEKLER
Yeni bir eş aradım % 25
Her gece gezdim % 18
Arkadaşlarından yardım aldım % 16
İlk gece çok sarhoş oldum % 5
Bir köpek aldım % 4
Yeni araba aldım % 2
KADINLAR
Kendimi alışverişe verdim % 24
Erkeklerden bir müddet soğudum % 19
Kendimi işime verdim % 15
Çok yemeğe başladım % 12
Evlilik şirketine başvurdum % 4
Sinan Çetin'in eşi, Rebekka Haas'la yapılan ilginç bir röportaj
Ünlü bir yönetmenin kadını olmak sizde nasıl bir etki yarattı?
Gerçekten problem oldu. Sinan ünlüydü. Önce kimse bana Rebekka olarak bakmadı. Türkçe öğrenme gereği de duymamıştım. Kendi arkadaş grubumu kuramadım, bakkala tek başına gidemedim. Tek başına yapmak istediğim bir dolu şeyi yapamadım. Bu yüzden Sinan’a fazla bağlandım. Sinan'ın karısı olarak kaldım ve işler zorlaştı. İnsanlar benden çok şey beklediler, kendilerini bana kapattılar. Aslında benden de değil, Sinan'dan istediler.
Medyayla ilişkiniz de bu şekilde mi kuruldu?
Evet. Ben çok az röportaj veriyorum. Mutluyum böyle arkada.
Kıskançlık yaşadım, evet. En çok da hamileyken. Çünkü evde oturuyordum, birden çok başka biri olmuştum. Ama kıskançlık çok saçma bir şey. Akıllı işi değil. Ben bunu gördüğümde vazgeçtim. Kıskanç olmak hiçbir işe yaramıyor. Ben bir daha kıskanç olmayacağım. Belki bir gün başaramam kıskançlık yapabilirim ama şimdilik iyi gidiyor. Kıskançlık gerçekten gereksiz, üstelik gerçek bir şey için olduğunda yapacak bir şey de yok. Ama bazen hiçbir şey yokken insanın içinden gelebiliyor. Şimdi Sinan geç geliyorsa, ben biliyorum ki çok eğleniyor. Olmayan şeyleri yaratmak istemiyorum. Bizim hayatımızı anlatmak biraz zor bir şey. Biz çok derin bir yoldayız. Hem serbestiz hem güvenli. Ben kendi karakterimleyim ne seviyor neye önem veriyorsam onlar yine önem veriyorsam onlar yine devam ediyor.
Bir ilişkide en çok çekindiğiniz ne olabilir?
Birbirini acıtmak herhalde, lafla. Bunu üç kez yapsan karşındaki seni sevemez. Sinan'la biz birbirimize bağırabiliriz, bazen tabak atarız, ama düşünebiliyor musunuz, üç kez üst üste birine ''Sen çok şişmansın'' demişseniz, bu diğer tarafı daha çok acıtır. Bir de ''Sen bana bunu mu yaptın? Ben sana daha kötüsünü yapacağım'' düşüncesi var. Aptalca bir şey.
Bu kadar özenli olmayı nereden öğrendiniz? Bu sizin ilk evliliğiniz üstelik?
Çünkü bazen küçük bir hata yapıyorum. O küçük hatamı görüyorum ve çok şey öğreniyorum. ''Dikkat et’’ diyorum kendime, ''Bu güzel değil!'' ''Ben şu anda kendime güvenmiyorum'' diye hatırlatıyorum. Çalışmadığım zamanlarda olabiliyor çünkü. Başka bir kadın işsiz, çocukları ile çok mutlu, çok iyi bir anne olarak uzun bir hayat sürdürebilir. Başarılıdır da. Bir kadının kendi kaderini belirlemesi gerekir. Çalışmak, gerçekten benim kaderim. Ortalama istemiyorum ben. Vasatı sevmiyorum. Ya sıcak ya soğuk istiyorum.
Sinan Bey, bir koca olarak nasıl süreçlerden geçiyor?
Sinan'ın iç sezisi çok kuvvetli. Çok çok iyi. Bu adam size çok konuşuyor gibi gelebilir. Evet, doğrudur, senaryolar üzerine, politika üzerine, arkadaşlarıyla çok konuşur. Ama bizim hayatımıza müdahale etmiyor. Ama eğer bize bir şey söylemişse mutlaka doğrudur. Hayat için, aşk için, benim için, çocuklar için kendi sezilerine çok güveniyor. Ama bu çok doğru. Galiba evliliğimizin ilk yıllarında bu kadar iyi dinlemedi içini. Şimdi daha iyi dinliyor bence.
Çocuk sayınızda da size her zaman destek oldu mu?
Ben Sinan'a iki konuda çok teşekkür etmek istiyorum. İlk önce bana ''Neden korkuyorsun, çocuktan daha güzel bir şey olabilir mi?'' dediği için ikincisi de, çocuk olduktan sonra ''Rebekka, çalışma zamanın geldi'' diye ikaz ettiği için. Biliyor musunuz çocuk her zaman yanlış zamanda geliyor. ''Ama korkma çocuk yap.'' Ben evi, parayı, işi düşünen arkadaşlarıma böyle güveniyorum. Hayal gücünüzü biraz çalıştırmanız gerekiyor, o kadar.
Erkekler yaşlandıkça güçlerinden pek bir şey kaybetmiyorlar. Kendilerinden çok daha genç kadınlarla çıkabiliyorlar. Kadındaysa geri sayım başlıyor. Yaşla gelen bu dengesizliğe nasıl hazırlanıyorsunuz?
Kırk beş yaşındaki bir kadın, kırk beş yaşındaki bir erkekten seks görüntüsü bakımından biraz... korkuyorum bunu söylemeye. Yani erkekler biraz şarap gibi yaşlıyken de güçlü. Kimse kadın için bir şey söylemiyor. Ben 30 yaşımda böyle bir yaşlanmayı hissediyorum kendimde. Bunun kabul etmek biraz zor. Ona alışamıyorsun, çünkü devamlı ilerliyor. Ama mutlaka bir şeyimize güvenmemiz gerekiyor. Kesinlikle. Ben 45'te de 55’te de yaşlı bir kadın olmak istemiyorum. Erotik hayatım da bitmemeli. Öyle bir şey olursa hemen kendimi öldürmek isterim. Çok kötü. Demek ki bir çözüm olması gerekiyor. Galiba bu yeni jenerasyonda kadınlar çok güzel yaşlanabiliyorlar.
İnsanın evlilik içinde aşkı özlediği dönemler olabilir. Belki iki hafta, belki iki ay... Bazen alışkanlık yerleşir, göremeyebilirsiniz. Siz bunları nasıl yaşıyorsunuz?
Evlilikte en tehlikeli şey dalgınlaşmak, devamlı uyanık olmak gerekiyor. Bazen bir sene hiçbir şey düşünmüyorsun, devamlı iyi gidiyor. Birden bir problem çıkıyor, herhangi bir şey. Ama evlilik içinde her şeyi bulabilirsiniz. Evlilik dünya demek, ne arıyorsan içinde bulabilirsin. Bazen de sıkılabilirsin. Öyle zamanlar kesinlikle olabilir. O zaman yeni bir çözüm bulman gerekiyor. Bu çözümler de dışarıdan şeyler değil; uzman olmak da gerekmiyor; başka bir ülkeye taşınmak da. ''Ben fazla uzaklaştım, egoist oldum galiba'' diyebilirsin mesela. Evlilik çok zor bir şey. Ama siyahın üzerindeki beyaz kadar iyi görüyorum, ben Sinan'dan ayrılmayacağım.
Dilimiz varmıyor böyle bir güzel ilişkiye bu şıkkı getirmeye ama bir kadınlık duruşu olarak aldatılmaya tepkiniz ne olur?
Bir eşi geri almak için maalesef tek bir çözüm var galiba. Kıskanç davranmak, bağırmak, histeri krizleri geçirmek çok yanlış. Kendini aşağılıyorsun o zaman. Erkek de sana bakıp seni daha az seviyor ve kaçıyor. Kadının kuvvetli olması gerekiyor. Kendini o kadar aşağılanmış hissederken nasıl kuvvetli olabilirsin, ama maalesef tek çözüm bu bence.
Duygusal şantaj evliliği yıpratıyor
Evde büyük bir kavga patlak vermişti. Karı-koca birbirlerine girmiş, bağırışıyorlardı. Kadının gözlerinden birden yaşlar boşandı. Hıçkırıklara boğulmuş ağlıyordu. Erkek ‘yine dozu kaçırdım, abarttım’ diye düşündü. Suçluluk duygusu içini kemirmeye başladı. Sonra yavaşça kadına yaklaştı, omzunu sıvazladı. Bir kez daha karısının gözyaşlarına teslim olmuştu.
Gözyaşları genelde üzüntü ve acının işaretidir. Amerikalı psikolog Susan Forward'a göre ise gözyaşı birçok evlilikte eşi yola getirmek için duygusal şantaj aleti olarak kullanılıyor. Eşine istediği şeyi yaptırmak isteyen kişi çeşitli duygusal şantajlara başvuruyor. Gözyaşları da bunlardan biri. En çok tercih edilen diğer duygusal şantajlar ise ilgisizlik, içine kapanma, cinsel ambargo ve tehditler...
Kadınların en çok tercih ettiği duygusal şantajların başında ise cinsel ambargo geliyor. Kocasını hizaya getirmek isteyen yatağa girer girmez sırtını eşine dönerek cinsel ambargo koyuyor. Erkeklerin çoğu ise problemleri konuşarak çözmek yerine kaçışı tercih ediyor. Bazı durumlarda ise şiddete başvurmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar.
İsviçreli psikolog Guy Bodenmann, ‘Çalışanların % 68’i işini kaybetme korkusuyla yaşıyor. Kadınlar ise hem aile, hem de işyerinin çifte baskısı altında' diyor. Stres dozajının artması ise ilişkiyi aşındırmaya başlıyor. İş ve aile stresi yüzünden birbirlerine vakit ayıramayan çiftler arasından bir süre sonra iletişimsizlik patlak veriyor. Bodenmann'a göre stres altında iletişim kurma şansı yüzde 40 oranında azalıyor. Özellikle söylenmeyen, belki de farkında olmadan jest ve mimiklerle verilen tepkiler ise karşı tarafta olumsuz bir etki yaratarak, stresin daha da artmasına neden oluyor.
Uzmanlar, yeni evlenen bir çiftin boşanma ihtimalini, çeşitli kriterleri baz alarak tahmin edebiliyor. Bodenmann, ‘Bugün yeni evlenen bir çiftin boşanma ihtimalini hesaplayabiliriz. İyi bir ilişki, çiftlere günlük yaşamları ve sorunlarıyla ilgili konuşabilme fırsatı veren duygusal yakınlığa bağlıdır.’ Bu nedenle İsviçreli psikolog, çiftlere birbirlerine daha fazla zaman ayırmalarını ve sorunlarını birlikte çözmelerini tavsiye ediyor.
‘Evlilik krizlerini aşmak için güçlü olmak’ adlı kitabında Alman psikolog Peter Lauster, ‘Birçok insan ilişkiye gözü kapalı dalıyor. Aşık oldukları dönemde gönüllerini kaptırdıkları kişinin kendilerini uygun olup olmadığını, beklentilerini yerine getirip getiremeyeceğini hiç düşünmüyorlar’ diyor. Bir süre sonra eşin beklentilere uymadığı anlaşılıyor. İşte bu durumda eşimizi, öngördüğümüz şablona uydurmak için duygusal şantaja başvuruyoruz. Bazı durumlarda şantaj, küçük krizlerin aşılmasını sağlarken, bazen geri dönülmez hatalara yol açabilir. Sahte gözyaşlarına başvurmadan önce bir kez daha düşünmekte fayda var...
Duygusal şantaja dayanma kılavuzu
Amerikalı psikolog Susan Forward, ABD'de piyasaya çıkan ‘Duygusal Şantajcılık’ adlı kitabında eşinin duygusal baskısı altında olan çiftlere şu tavsiyelerde bulunuyor.
Dayanıklı olun:
Artık durum şantaja uğrayan kişi için dayanılmaz hale gelmiştir. Kişi daha fazla tahammül edemeyeceğini düşünür. Ancak kendi kendine ‘Bunun üstesinden gelebilirim’ diyerek kendine güç vermeli, dayanıklı olmalıdır.
Teslim olmayın:
Duygusal şantajlara hemen teslim olmayın. Köşeye sıkıştırılmanıza izin vermeyin. Böylece bu konuda söz söyleme hakkı size geçecektir.
Eşinizi gözlemleyin:
Durumu kavramaya çalışın. Gözyaşları ya da yüzü kaplayan kızgınlık ifadesi, duygusal baskının bir ifadesi olabilir. Eşinizin duygusal baskı kurup kurmadığını anlayın.
Kararınızı açıklayın:
Kendinizi savunarak iletişim kurabilirsiniz. ‘Senin olayı böyle algıladığını biliyorum...’ ya da ‘Seni kızdırdığım için üzgünüm...’ iyi bir başlangıç olabilir. Veya da ‘Tehdit, gözyaşı ya da bağırmanın bir faydası yok ve sorunlarımızı böyle çözemeyiz’ diyerek iletişim yolu aranabilir.
Uzlaşma arayın:
Düşmanlığı bir kenara bırakın ve eşinizle uzlaşma sağlamaya çalışın. ‘Sorunumuzun üstesinden nasıl gelebiliriz?’ ya da ‘Bu meselenin senin için neden bu kadar önemli olduğunu anlamam için bana yardımcı olabilir misin’ gibi sorular işinize yarayabilir.