Kadınlar
           
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuk ve Çocuk bakımı hakkında bilgiler
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlar için Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Faydalı bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Evlilik sorunları

» Evlilikte yaşanan sorunlar

Evlilikte yaşanan sorunlar

2009-11-19 23:19:50 Kadinlaricin.net sitesinde Evlilikte yaşanan sorunlar baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Evlilikte yaşanan sorunlar ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Evlilikte yaşanan sorunlar

 

Evlilikte yaşanan sorunlar

Araştırmaya göre evlilik sorunu sonucu kadınların yüzde 42'sinde cinsel isteksizlik , yüzde 50'sinde psikiyatrik sorunlar meydana geliyor. Yüzde 57'si sorunlarını ve onun getirdiği sıkıntıları hafifletmek için ‘ilaç’ kullanıyor. Evlilik sorunu yaşayan erkeklerin ise sadece yüzde 12'sinde cinsel problemler görülüyor. Yine erkeklerin yüzde 17'sinde psikiyatrik rahatsızlık oluşurken, yüzde 7'si psikiyatrik ilaç kullanımına ihtiyaç duyuyor. Ancak erkeklerin yüzde 36'sı alkole başvuruyor.

Hastaneye evlilik ya da ilişki sorunlarıyla başvuran 1200 başvuru arasından örnekleme yöntemiyle seçilen 45 kadın ve 34 erkekle yapılan araştırma ilginç sonuçlar verdi.

Kadınlar cephesi

Araştırmaya göre, yine kadınların yüzde 65'i çocukluk çağında aile düzenini bozan sorun yaşamışlar. Kadınların yüzde 16'sının ebeveynleri boşanmış, yüzde 12'sinde ise alkol kullanımı görülmüş. Yani sorunlu ailelerden gelen kadınların bir grubu yine sorunlu evliliklerle karşı karşıya kalıyor. Sorunlarını çözmek için başvuran kadınların yüzde 93'ü evli, yüzde 2'si bekar, yüzde 2'si imam nikahlı, yüzde 2'si de ayrı yaşayan çiftler. Öte yandan sorunlu kadınların yüzde 63'ü kendisi tanışarak evlenmiş, yüzde 27'si isteğiyle görücü usulü evlenmiş, yüzde 7'si de isteği dışında görücü usulü evlenmiş. Psikiyatrist Dr. Armağan Samancı, kadının duygusal anlamda yabancılaşması sonucu cinsel isteksizlik gibi sorunlar ortaya çıktığını belirterek, ‘‘Eşine yabancılaşan kadın, onu yabancı biri olarak görüyor ve cinsel isteksizlik görülüyor’’ dedi. Dr. Samancı, çiftler arasında çatışma, aşağılama, duygusal anlamda kısıtlama, sıcaklığın engellenmesi gibi faktörlerin başta depresyon ve anskiyete bozukluğu olmak üzere psikiyatrik sorunlara yol açtığını da sözlerine ekledi.

Erkekler cephesi

Evlilik sorunu bulunan erkeklerin yüzde 26'sı da çocukluk çağında aile düzenini bozan bir sorunla karşılaşıyor (Yüzde 25'i anne ölümü, yüzde 12.5'i de kardeş ölümü). Erkeklerin yüzde 85'i evli, yüzde 8'i imam nikahlı, yüzde 6'sı ise yeniden evlenmiş. Yine erkeklerin yüzde 61'i tanışarak, yüzde 32'si görücü usulüyle isteyerek, yüzde 3'ü ise görücü usulü isteği dışında evlenen erkeklerden oluşuyor. Çiftler arasındaki asıl sorunun ‘uzaklaşma’ olduğunu belirten Dr. Samancı, ‘‘Çiftlerin birbirlerini hissetmemeleri, duygusal anlamda sıcaklaşmanın olmaması uzaklaşmaya yol açıyor. İlişkilerde, çiftler arasındaki kişilik farklılığından çok, farklılıkların uyum haline getirilmesi önemli’’ dedi. Dr. Samancı, ayrıca boşanma kararını genellikle erkeklerin daha kolay aldıklarını söyleyerek, ‘‘Yuvayı kuran dişi kuş. Devam ettirmek isteyen de o. Kadınlar daha bağlı. Evliliği sürdürmek için son şanslarını denemeden boşanma kararını vermiyorlar. Ya da düşünseler bile bu yönde ilk adımı atan onlar olmuyor’’ dedi.

Evlerimizin soğumasına meydan vermeyelim
 
Çevre ve Kültür bilincini uyandırmak için Anadolu'yu karış karış dolaşan; "Anadolu Bilgesi" olarak vasıflandırdığım ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin SÖZEN'in bir sohbet sırasında söylediği: "Evlerin soğumasına meydan vermeyelim" sözü beni çok etkiledi.
Evet, evlerin soğumasına izin vermeyelim.
Ama pencere aralarından sızan (Kimlerin estirdiği belirsiz) küresel rüzgarlar, medya ve çeşitli moda fırtınaları, şöhret ve hırs kasırgaları (özellikle büyük şehirlerde) ne yazık ki, evleri gittikçe soğutuyor.
Evler, "Ocak"lıktan çıkıp zoraki ve sevgisiz bir arada oluşların dar mekanları ve yalnızlık kokan ıssız adaları haline geliyor.
Söz konusu rüzgar, fırtına ve kasırgalar, milyonlar vererek kiraladığımız; milyarlar ödeyerek satın aldığımız "ev" diye özenip süslediğimiz beton yığınını soğutmakla kalmıyor, içindekileri de betonun soğukluğuna ortak edip, "aile"yi temelden sarsıyor.
Akşam yemekleri bile aileleleri kolay kolay bir araya getiremiyor. Ya daha azla kazanma hırsına kendini kaptıran baba, iş peşinde koşturuyor, ya anne günlerden veya oyun partilerinden erken dönemiyor, ya oğlan arkadaşlarıyla bir yerlere takılıyor, ya da kız flörtüyle akşam yemeğine çıkıyor... Tabii, buna benzeyen veya benzemeyen bir sürü bahaneyle bir araya gelmeler giderek daha da aksıyor. Her aksayışta bağlar biraz daha kopuyor, kırgınlıklar biraz daha artıyor, birbiri üzerine yığılan öfke damlacıkları buz tutup kalpleri soğutuyor.
Neticede konuşmalar sitemlere, tavırlar zulme, sevgisizlikler hastalıklara dönüşüyor.
Ondan sonra gelsin kumar, safahat alemleri, içki ve uyuşturucu müptelalığı, ruhsal bunalımlar, satanizm ve benzeri sapkınlıklar...
Evet, evler soğudu mu, insan da soğuyor. Aşk dediğimiz; o sınırsız anlama sahip yüce duygu, kısır ve basit bir "ilişki" sözcüğüne hapsoluyor.
Aşkı insana hayat bahşeden bir güneşe aşktan yoksun gönülleri donup kalmış taşlara benzeten Yunus Emre, şu eşsiz mısralarında sevgisizliğin gerçeklerini bakınız nasıl dile getiriyor;

"Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter
Nice yumşak söylese sözü savaşa benzer"

Son zamanlarda Türk toplumundaki hastalıklı gidişata dikkat çekmek için fırsat buldukça yazıp çiziyoruz.
Derim ki, artık biz söyleyip biz dinlemeyelim.
Artık sıkı ve sağlam duralım.
Evlerimizin soğumasına, kalplerimizin buz kesilmesine aile temellerimizin sarsılmasına izin vermeyelim.
Ne dersiniz?

Aşk ateşini söndürmeyin

Onunla tanışıp evlenmeye karar verdiğiniz zaman çok mutluydunuz. Düşlerinizdeki ideal eşi bulduğunuza inanıyordunuz. Bu inancınızı birkaç yıl kaybetmediniz. Sonra birdenbire sizde bir değişiklik oldu. O, taparcasına sevdiğiniz erkeğin bazı davranışları gözünüze batmaya, sizi huzursuz etmeye başladı. İlk aşk heyecanı geçtikten sonra bazı gerçekleri görmeniz sizi mutsuz etti. Kocanızı artık eskisi kadar sevmediğinizi hissettiniz. Bu duygu benliğinizi sarınca, kocanızın en masum hareketleri bile size ters gelmeye başladı. Bir zamanlar hayran kaldığınız özelliklerinin size huzursuzluk vermesi doğaldı. Çünkü siz de yeryüzündeki milyonlarca çift gibi aşkınızı yenileme dönemine gelmiştiniz. Karşı karşıya kaldığınız gerçekler sizi ürkütmesin. Kendinize de haksızlık etmeyin. Bir zamanlar büyük bir aşkla sevdiğiniz erkeğe olan duygularınız aslında değişmemiştir.

SORUNLARI KONUŞUN

Öncelikle eşinizin beğendiğiniz özelliklerini düşünün. Her güzelin bir kusuru olabileceğini aklınıza yazın. Basit sorunları gözünüzde büyütmeyin. Bir zamanlar sevdiğinize inandığınız erkek, gerçekte aynı kişidir. Sadece siz onun bazı davranışlarını sıkıcı bulmaya başlamış olabilirsiniz. Canınızı sıkan ayrıntıları eşinize açıklamanız, ondan daha anlayışlı davranmasını beklediğinizi söylemeniz çok yararlı olur. Unutmayın evlilikler ve aşklar, karşılıklı fedakarlıkla ayakta durur. Eşiniz de sizi sevdiğine göre istemeden neden olduğu sıkıntıları ortadan kaldırmak için mutlaka çaba harcayacaktır.

Evliliklerde ilişkiler esnek olmalı. Eşler birbirlerinin duygu ve düşüncelerini her zaman dikkate alıp davranışlarını buna göre ayarlamalılar. Zaman geçerken, hiçbir şeyin aynı kalmayacağını, yaşanmış bir günün tekrarlanmayacağını kabul etmek gerek. Diyelim ki, yeni evlendiğiniz dönemde eşiniz sizin tüm arkadaşlarınızın yerini tutuyordu. Fakat aradan zaman geçince arkadaşlarınızı özlediğinizi farkettiniz. Eşinizin sizi her dakika yanında görmek istemesi de bu yüzden canınızı sIkmaya başladı. Bu sorunu kendinize dert etmeyin. Eşinize zaman zaman arkadaşlarınızla bir araya gelmek istediğinizi söyleyin. Mutlaka onun da kendi arkadaşlarıyla buluşmak istediği zamanlar vardır. Aranızda bir anlaşma yapıp, arkadaş sorununu çözümleyin.

7 yıldır el sürmediğim kadının kahrını çekmeli miyim

Ben 16 yaşından beri Almanya’da yaşayan bir iş adamıyım. Bundan 4 sene öncesine kadar, yardıma muhtaç olan insanlara hiçbir yardımı esirgemedim. Ben iç Anadolu’nun kırsal kesiminden gelen ve 18’ine basmadan, ailesi tarafından zorla evlendirilen bir erkeğim. Eşim Türkiye’de ben burada, ve bu süre içerisinde en az 10 defa izinle Türkiye’ye gittim. Daha sonra ailemle görüşüp bu kadın ile yaşayamayacağımı, söyledim. Tüm karşı gelmeler ve tehditlere aldırmaksızın kadına ayrılmak istediğimi söyledim. Benden bazı maddi ve manevi talepleri oldu. Ne istediyse verdim. Ayrıca onu Almanya’ya götürüp kardeşlerine teslim ettiğim takdirde, benimle bütün ilişkisini keseceğini söyledi. İki çocuğumuzun geleceğini düşünerek, kabul ettim. Çocukların okulundan dolayı bu işlem biraz uzun sürdü. Bu arada ben burada başka bir kadın ile yaşamaya başlamıştım. O bir Alman ve dünya güzeli bir insan, onu çok ama çok seviyorum. İki yıl sonunda dünya tatlısı bir kızımız olmuştu. Yeniden yaşadığımı hissediyordum. Tek hatam ikisi ile de resmi bir evliliğim olmamasıydı.

Türkiye’deki kadın buraya gelip kardeşlerinin yanına yerleştikten sonra, fikrini değiştirdi. Ben iş seyahatindeyken evime gelip sevdiğim kadına, karım olduğunu ve çıkıp gitmesini söylemiş. O da beni beklemeden, annesinin evine gitmiş. Ona defalarca yalvarmama rağmen , ‘Beni aldattın’ diye dönmedi... Şu anda Türkiye’den gelen kadın evimde, çocuklarım ile oturuyor. Çocukları düşünerek 3 yıldır acı çekiyorum. Bütün bu olaylara ise ailelerimiz, seyirci kalıyor. 7 yıldır el sürmediğim bir kadının, çocuklarım uğruna kahrını çekmem doğru mu? Yıllardır çalışan, her türlü zorluğa göğüs geren ben, bugün ölmek ya da öldürmek arasında kalacak kadar zayıfladığımın farkındayım. Rumuz: Özlenen Sevgi

İşte aile zoruyla gencecik yaşta evlendirilen bir insanın dramı. Burada hem erkek , hem de kadın ve tabii ikinci kadın da olmak üzere, üç kişinin sonsuz mutluluğu söz konusu. Hem de ne uğruna? Aileler öyle karar vermişle. Ve evlendirilmişler. Eminim, senin kadar eşin de seni sevmemiş, istememiştir. O da zorla evlenmiştir seninle. Üstelik resmi nikahınız bile yokmuş. Mutlaka imam nikahını yeterli görmüşlerdir. ‘Bu kadın’ diye söz ettiğin eski eşinden ne kadar nefret edersen et, sonuçta ondan iki evladın olmuş. Onun da burada bir suçu yok. Yalnızca kadınca bir içgüdüyle, kendini ve çocuklarını koruma mücadelesi veriyor. Onlara para verip, bakımlarını üstlenir, bu arada Alman hanımınla da resmen evlenebilirdin. Madem bu derecede perişan olacak kadar seviyordun onu, neden gerçek bir evlilik yapmadın?. Halen kaybedilmiş bir şey yok, eski eşini ve çocukları o evde bırakır, onların bakımlarını üstlenir, yeni eşine de resmi nikah yaparsın. Ayrı eve çıkarsın.

O da küçük kızını babasız büyütmek istemeyecektir. Ölmek ya da öldürmek senin gibi inançlı birine yakışan düşünceler mi?

Karım anneme hiç benzemiyor

Boşanmış veya boşanmak için mahkemeye vurmuş İtalyan kadın ve erkeklerinin boşanma sebepleri şöyle :

ERKEKLER

Karım anneme benzemiyor % 21

Karım beni aldatıyor % 15

Karım çok bencil % 11

Evliliğimiz rutin hale geldi % 10

Karımı fizik olarak beğenmiyorum % 8

Karım illa çocuk istiyor % 5

Kaynanamı çekemiyorum % 4

KADINLAR

Kocam çok can sıkıcı % 23

Kocam çok kıskanç % 13

Kocam çalışmama izin vermiyor % 11

Kocam beni aldatıyor % 10

KİLO ALIR İNŞALLAH

Anket, çiftlerin % 80'inin boşanmadan olumsuz etkilendiğini gösteriyor. Ve, İtalyan usulü boşanmadan sonra çiftler birbirlerine şöyle beddua ediyor:

ERKEKLER

Benim gibi ızdırap çeksin % 26

Depresyon geçirsin % 19

Kilo alır İnşallah % 4

Saçları dökülsün % 3

Ölsün % 3

KADINLAR

Kocam İnşallah beni unutamaz % 23

Yeni karısıylayken beni düşünsün % 15

İnşallah manastıra kapanır % 6

Histerik bir karıya düşsün % 4

Vergi cezasına çarptırılsın % 3

Ölsün % 1

Peki, çiftler boşandıktan sonra ne yapıyorlar?

ERKEKLER

Yeni bir eş aradım % 25

Her gece gezdim % 18

Arkadaşlarından yardım aldım % 16

İlk gece çok sarhoş oldum % 5

Bir köpek aldım % 4

Yeni araba aldım % 2

KADINLAR

Kendimi alışverişe verdim % 24

Erkeklerden bir müddet soğudum % 19

Kendimi işime verdim % 15

Çok yemeğe başladım % 12

Evlilik şirketine başvurdum % 4

Sinan Çetin'in eşi, Rebekka Haas'la yapılan ilginç bir röportaj

Ünlü bir yönetmenin kadını olmak sizde nasıl bir etki yarattı?

Gerçekten problem oldu. Sinan ünlüydü. Önce kimse bana Rebekka olarak bakmadı. Türkçe öğrenme gereği de duymamıştım. Kendi arkadaş grubumu kuramadım, bakkala tek başına gidemedim. Tek başına yapmak istediğim bir dolu şeyi yapamadım. Bu yüzden Sinan’a fazla bağlandım. Sinan'ın karısı olarak kaldım ve işler zorlaştı. İnsanlar benden çok şey beklediler, kendilerini bana kapattılar. Aslında benden de değil, Sinan'dan istediler.

Medyayla ilişkiniz de bu şekilde mi kuruldu?

Evet. Ben çok az röportaj veriyorum. Mutluyum böyle arkada.

Kıskançlık yaşadım, evet. En çok da hamileyken. Çünkü evde oturuyordum, birden çok başka biri olmuştum. Ama kıskançlık çok saçma bir şey. Akıllı işi değil. Ben bunu gördüğümde vazgeçtim. Kıskanç olmak hiçbir işe yaramıyor. Ben bir daha kıskanç olmayacağım. Belki bir gün başaramam kıskançlık yapabilirim ama şimdilik iyi gidiyor. Kıskançlık gerçekten gereksiz, üstelik gerçek bir şey için olduğunda yapacak bir şey de yok. Ama bazen hiçbir şey yokken insanın içinden gelebiliyor. Şimdi Sinan geç geliyorsa, ben biliyorum ki çok eğleniyor. Olmayan şeyleri yaratmak istemiyorum. Bizim hayatımızı anlatmak biraz zor bir şey. Biz çok derin bir yoldayız. Hem serbestiz hem güvenli. Ben kendi karakterimleyim ne seviyor neye önem veriyorsam onlar yine önem veriyorsam onlar yine devam ediyor.

Bir ilişkide en çok çekindiğiniz ne olabilir?

Birbirini acıtmak herhalde, lafla. Bunu üç kez yapsan karşındaki seni sevemez. Sinan'la biz birbirimize bağırabiliriz, bazen tabak atarız, ama düşünebiliyor musunuz, üç kez üst üste birine ''Sen çok şişmansın'' demişseniz, bu diğer tarafı daha çok acıtır. Bir de ''Sen bana bunu mu yaptın? Ben sana daha kötüsünü yapacağım'' düşüncesi var. Aptalca bir şey.

Bu kadar özenli olmayı nereden öğrendiniz? Bu sizin ilk evliliğiniz üstelik?

Çünkü bazen küçük bir hata yapıyorum. O küçük hatamı görüyorum ve çok şey öğreniyorum. ''Dikkat et’’ diyorum kendime, ''Bu güzel değil!'' ''Ben şu anda kendime güvenmiyorum'' diye hatırlatıyorum. Çalışmadığım zamanlarda olabiliyor çünkü. Başka bir kadın işsiz, çocukları ile çok mutlu, çok iyi bir anne olarak uzun bir hayat sürdürebilir. Başarılıdır da. Bir kadının kendi kaderini belirlemesi gerekir. Çalışmak, gerçekten benim kaderim. Ortalama istemiyorum ben. Vasatı sevmiyorum. Ya sıcak ya soğuk istiyorum.

Sinan Bey, bir koca olarak nasıl süreçlerden geçiyor?

Sinan'ın iç sezisi çok kuvvetli. Çok çok iyi. Bu adam size çok konuşuyor gibi gelebilir. Evet, doğrudur, senaryolar üzerine, politika üzerine, arkadaşlarıyla çok konuşur. Ama bizim hayatımıza müdahale etmiyor. Ama eğer bize bir şey söylemişse mutlaka doğrudur. Hayat için, aşk için, benim için, çocuklar için kendi sezilerine çok güveniyor. Ama bu çok doğru. Galiba evliliğimizin ilk yıllarında bu kadar iyi dinlemedi içini. Şimdi daha iyi dinliyor bence.

Çocuk sayınızda da size her zaman destek oldu mu?

Ben Sinan'a iki konuda çok teşekkür etmek istiyorum. İlk önce bana ''Neden korkuyorsun, çocuktan daha güzel bir şey olabilir mi?'' dediği için ikincisi de, çocuk olduktan sonra ''Rebekka, çalışma zamanın geldi'' diye ikaz ettiği için. Biliyor musunuz çocuk her zaman yanlış zamanda geliyor. ''Ama korkma çocuk yap.'' Ben evi, parayı, işi düşünen arkadaşlarıma böyle güveniyorum. Hayal gücünüzü biraz çalıştırmanız gerekiyor, o kadar.

Erkekler yaşlandıkça güçlerinden pek bir şey kaybetmiyorlar. Kendilerinden çok daha genç kadınlarla çıkabiliyorlar. Kadındaysa geri sayım başlıyor. Yaşla gelen bu dengesizliğe nasıl hazırlanıyorsunuz?

Kırk beş yaşındaki bir kadın, kırk beş yaşındaki bir erkekten seks görüntüsü bakımından biraz... korkuyorum bunu söylemeye. Yani erkekler biraz şarap gibi yaşlıyken de güçlü. Kimse kadın için bir şey söylemiyor. Ben 30 yaşımda böyle bir yaşlanmayı hissediyorum kendimde. Bunun kabul etmek biraz zor. Ona alışamıyorsun, çünkü devamlı ilerliyor. Ama mutlaka bir şeyimize güvenmemiz gerekiyor. Kesinlikle. Ben 45'te de 55’te de yaşlı bir kadın olmak istemiyorum. Erotik hayatım da bitmemeli. Öyle bir şey olursa hemen kendimi öldürmek isterim. Çok kötü. Demek ki bir çözüm olması gerekiyor. Galiba bu yeni jenerasyonda kadınlar çok güzel yaşlanabiliyorlar.

İnsanın evlilik içinde aşkı özlediği dönemler olabilir. Belki iki hafta, belki iki ay... Bazen alışkanlık yerleşir, göremeyebilirsiniz. Siz bunları nasıl yaşıyorsunuz?

Evlilikte en tehlikeli şey dalgınlaşmak, devamlı uyanık olmak gerekiyor. Bazen bir sene hiçbir şey düşünmüyorsun, devamlı iyi gidiyor. Birden bir problem çıkıyor, herhangi bir şey. Ama evlilik içinde her şeyi bulabilirsiniz. Evlilik dünya demek, ne arıyorsan içinde bulabilirsin. Bazen de sıkılabilirsin. Öyle zamanlar kesinlikle olabilir. O zaman yeni bir çözüm bulman gerekiyor. Bu çözümler de dışarıdan şeyler değil; uzman olmak da gerekmiyor; başka bir ülkeye taşınmak da. ''Ben fazla uzaklaştım, egoist oldum galiba'' diyebilirsin mesela. Evlilik çok zor bir şey. Ama siyahın üzerindeki beyaz kadar iyi görüyorum, ben Sinan'dan ayrılmayacağım.

Dilimiz varmıyor böyle bir güzel ilişkiye bu şıkkı getirmeye ama bir kadınlık duruşu olarak aldatılmaya tepkiniz ne olur?

Bir eşi geri almak için maalesef tek bir çözüm var galiba. Kıskanç davranmak, bağırmak, histeri krizleri geçirmek çok yanlış. Kendini aşağılıyorsun o zaman. Erkek de sana bakıp seni daha az seviyor ve kaçıyor. Kadının kuvvetli olması gerekiyor. Kendini o kadar aşağılanmış hissederken nasıl kuvvetli olabilirsin, ama maalesef tek çözüm bu bence.

Duygusal şantaj evliliği yıpratıyor

Evde büyük bir kavga patlak vermişti. Karı-koca birbirlerine girmiş, bağırışıyorlardı. Kadının gözlerinden birden yaşlar boşandı. Hıçkırıklara boğulmuş ağlıyordu. Erkek ‘yine dozu kaçırdım, abarttım’ diye düşündü. Suçluluk duygusu içini kemirmeye başladı. Sonra yavaşça kadına yaklaştı, omzunu sıvazladı. Bir kez daha karısının gözyaşlarına teslim olmuştu.

Gözyaşları genelde üzüntü ve acının işaretidir. Amerikalı psikolog Susan Forward'a göre ise gözyaşı birçok evlilikte eşi yola getirmek için duygusal şantaj aleti olarak kullanılıyor. Eşine istediği şeyi yaptırmak isteyen kişi çeşitli duygusal şantajlara başvuruyor. Gözyaşları da bunlardan biri. En çok tercih edilen diğer duygusal şantajlar ise ilgisizlik, içine kapanma, cinsel ambargo ve tehditler...

Kadınların en çok tercih ettiği duygusal şantajların başında ise cinsel ambargo geliyor. Kocasını hizaya getirmek isteyen yatağa girer girmez sırtını eşine dönerek cinsel ambargo koyuyor. Erkeklerin çoğu ise problemleri konuşarak çözmek yerine kaçışı tercih ediyor. Bazı durumlarda ise şiddete başvurmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar.

İsviçreli psikolog Guy Bodenmann, ‘Çalışanların % 68’i işini kaybetme korkusuyla yaşıyor. Kadınlar ise hem aile, hem de işyerinin çifte baskısı altında' diyor. Stres dozajının artması ise ilişkiyi aşındırmaya başlıyor. İş ve aile stresi yüzünden birbirlerine vakit ayıramayan çiftler arasından bir süre sonra iletişimsizlik patlak veriyor. Bodenmann'a göre stres altında iletişim kurma şansı yüzde 40 oranında azalıyor. Özellikle söylenmeyen, belki de farkında olmadan jest ve mimiklerle verilen tepkiler ise karşı tarafta olumsuz bir etki yaratarak, stresin daha da artmasına neden oluyor.

Uzmanlar, yeni evlenen bir çiftin boşanma ihtimalini, çeşitli kriterleri baz alarak tahmin edebiliyor. Bodenmann, ‘Bugün yeni evlenen bir çiftin boşanma ihtimalini hesaplayabiliriz. İyi bir ilişki, çiftlere günlük yaşamları ve sorunlarıyla ilgili konuşabilme fırsatı veren duygusal yakınlığa bağlıdır.’ Bu nedenle İsviçreli psikolog, çiftlere birbirlerine daha fazla zaman ayırmalarını ve sorunlarını birlikte çözmelerini tavsiye ediyor.

‘Evlilik krizlerini aşmak için güçlü olmak’ adlı kitabında Alman psikolog Peter Lauster, ‘Birçok insan ilişkiye gözü kapalı dalıyor. Aşık oldukları dönemde gönüllerini kaptırdıkları kişinin kendilerini uygun olup olmadığını, beklentilerini yerine getirip getiremeyeceğini hiç düşünmüyorlar’ diyor. Bir süre sonra eşin beklentilere uymadığı anlaşılıyor. İşte bu durumda eşimizi, öngördüğümüz şablona uydurmak için duygusal şantaja başvuruyoruz. Bazı durumlarda şantaj, küçük krizlerin aşılmasını sağlarken, bazen geri dönülmez hatalara yol açabilir. Sahte gözyaşlarına başvurmadan önce bir kez daha düşünmekte fayda var...

Duygusal şantaja dayanma kılavuzu

Amerikalı psikolog Susan Forward, ABD'de piyasaya çıkan ‘Duygusal Şantajcılık’ adlı kitabında eşinin duygusal baskısı altında olan çiftlere şu tavsiyelerde bulunuyor.

Dayanıklı olun:

Artık durum şantaja uğrayan kişi için dayanılmaz hale gelmiştir. Kişi daha fazla tahammül edemeyeceğini düşünür. Ancak kendi kendine ‘Bunun üstesinden gelebilirim’ diyerek kendine güç vermeli, dayanıklı olmalıdır.

Teslim olmayın:

Duygusal şantajlara hemen teslim olmayın. Köşeye sıkıştırılmanıza izin vermeyin. Böylece bu konuda söz söyleme hakkı size geçecektir.

Eşinizi gözlemleyin:

Durumu kavramaya çalışın. Gözyaşları ya da yüzü kaplayan kızgınlık ifadesi, duygusal baskının bir ifadesi olabilir. Eşinizin duygusal baskı kurup kurmadığını anlayın.

Kararınızı açıklayın:

Kendinizi savunarak iletişim kurabilirsiniz. ‘Senin olayı böyle algıladığını biliyorum...’ ya da ‘Seni kızdırdığım için üzgünüm...’ iyi bir başlangıç olabilir. Veya da ‘Tehdit, gözyaşı ya da bağırmanın bir faydası yok ve sorunlarımızı böyle çözemeyiz’ diyerek iletişim yolu aranabilir.

Uzlaşma arayın:

Düşmanlığı bir kenara bırakın ve eşinizle uzlaşma sağlamaya çalışın. ‘Sorunumuzun üstesinden nasıl gelebiliriz?’ ya da ‘Bu meselenin senin için neden bu kadar önemli olduğunu anlamam için bana yardımcı olabilir misin’ gibi sorular işinize yarayabilir.

Evlilikte yaşanan sorunlar hakkinda aciklamalar Evlilikte yaşanan sorunlar konusunda bilgiler.

Anahtar Kelimeler:Evlilikte yaşanan sorunlar

 

 

Evlilik sorunları Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 1
Perihan Savaş Kimdir?
Okunma: 1
Hayat dersleri
Okunma: 1
Zayıflatan Korseler
Okunma: 0
Elmalı havuçlu kek tarifi
Okunma: 0
Epizyotomi bakımı nasıl yapılır?
Okunma: 0
Dün dündür, bugün bugündür
Okunma: 0
Kartondan ev yapma
Okunma: 0
Şok nedir ?,Şok Belirtileri ve Şok tedavisi
Okunma: 0
Bebek emzirirken dikkat etmem gereken konular nelerdir?
Okunma: 0
Kelimelerin gücü
Resim
Erguvan ağacı Nedir
Erguvan ağacı Nedir

 |   |   |   |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!