Kadinlaricin.net sitesinde Kedi Sevenler baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Kedi Sevenler ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Tüm dünyada hayvanları korumak,bazı türlerin nesillerinin tükenmesini önlemek için ciddi çalışmalar başlatıldı. Sözün özü şu: artık dünyamızı hayvanlarla, özellikle kedilerle paylaşmayı öğreniyoruz. Yani en çok kendimize benzeyenlerle...
Onlar evlerde kendilerine yiyecek ve yatacak bir köşe bulabiliyorlar. Hatta bazıları saraylarda yaşıyor. ÖrneğinABD'de Beyaz Saray'ın bir numaralı kedisi Socks gibi. Beyaz Sarayın hanımefendisi Hillary Clinton, kedileri köpekklere tercih ediyor. Ve Beyaz saray'ın tarihinde ilk kez bir kedi, bir numaralı ev hayvanı ünvanını aldı.
Bayan Clinton, mobilyalara zarar veriyor diye kedisinin tırnaklarını söktürmüş. Bu yüzden hayvanseverler tarafından ağır bir şekilde eleştiriliyor.İnsan sevdiğinin kusurlarını göremez, derler ama besbelli, Bayan Clinton, mobilyalarını kedisinden daha çok seviyormuş.Tırnak olayının dışında Hillary Clinton, sevgili kedisine müşfik bir anne gibi bakmasıyla tanınıyor.. Socks'un her miyavlaması emir sayılıyor.Beyaz Saray'ın dört ayaklı efendisi Socks, tırnakları çekilirken acı içinde kıvranmış olmalı ama senatör adayı sahibesi ona acılarını unutturmak için elinden geleni yapacaktır.
Kedi meraklısı bir başka saray hanımefendisi ise İspanya Kraliçesi Sophie. Çocukluğundan beri hep bir kedi beslediğini söyleyen Kraliçe, eşiyle birlikte Küba'yı resmen ziyaret ettiği zaman Havanaı soıkaklarında gördüğü kedilere bayıldı. Hele üzeri siyah lekeli beyaz bir kedi, Kraliçe Sophie'nin büyük ilgisini çekti. İspanya hükümdarının eşi protokol kurallarını unutarak sokakta karşılaştığı kediyi yanına çağırdı, eğilip onu sevmek istedi. Kübalı sokak kedisini İspanyaya götürmek isteyen Kraliçenin bu isteği reddedilmedi. Kraliçe Sophie'nin Zarsuela Sarayındaki kedilerine bir de Kübalı kedi katılmış oldu.
Kedi seven bir başka soylu kadın da Monaco Prensesi Caroline. Prenses Grace'in büyük kızı, kedileri her zaman köpeklere tercih ettiğini söylüyor. Güzel Prenses, Hannover Prensi ernst ile evlğenmeden önce Türkiyeye yaptığı ziyaret sırasında sokak kedileri genç kadının dikkatini çekti. Özellikle Sultanahmet'te Süleymaniye Camiini geçzerken karşısına çıkanz tekir kedi yaevrusunu sevmek, okyşamak için yere diz çöktü. Prenses Caroline, Süleymaniye Camiinin avlusunda karşılaştığı kediye yiyecek bir şeyler vermeyi de ihmal etmedi.
Ünlülerin daha çok köpek beslemeye meraklı olduklarını sanıyorsanız aldanıyorsunuz.Dünya basının gözdeleri sayılan bu üç kadının dışında, Brigitte Bardot da kedileri seven ünlülerden biri.Amerikan televizyonunun sevilen yıldızı Kirstie Alley, evinde bir kedi ordusu barındırıyor. Kısa bir süre önce anne olan Emma Thompson, bebeğine zarar verir korkusuyla sevgili kedisinden ayrılmak zorunda kaldı.
Sinrema ve televizyon dünyasının ünlü kadınlarından Sophie Marceau, Drew Barrymore,Goldie Hawn,Winona Ryder,Jennifer Aniston ve Andie McDowell, evlerinde kedi besleyen ünlü kadınlardan bir kaçı.
Kedi seven, evinde kedi besleyen aktör yok mu? Ne yazıkki hayır... Kadınlar, kedileri kendilerine daha yakın buluyorlar. Kediler sokulgan olmaları ama çıkarları söz konusu olunca, yırtıcı atalarını hatırlayıp saldırgan olmayı bilen yaratıklar... Kadınlarla kediler arasında benzerlikler bulmaya çalışanların sayısı da oldukça fazla. İşte bu yüzden kadınlar kedilere daha fazla yakınlık duyuyorlar.
İnternette kediseverlere hizmet vermeyi amaçlayan www.kedigen.com sitesi ABD'de sıkça uygulanan bir operasyonu tartışma konusu olarak sunuyor. Ülkemizde de yaygınlaşan bir uygulama bu. Mobilyaları tırmalamasınlar diye kedilerin tırnakları sökülüyor. Sitenin yaratıcıları Füsun Saka ve Süha Derbent, ünlü Türk kediseverlere bu yöntem hakkındaki görüşlerini sormuş. Hepsi de bu işkenceye karşı.
Harun Kolçak
İnsanlara ve hayvanlara yapılan her türlü müdahaleye karşıyım. Birçok şeyi bozan, yıkan insanoğlunun, dünyanın düzeniyle oynamasını hiç doğru bulmuyorum. Yaratılan herşey, yaratılması gerektiği için yaratılmıştır ve bunu bozmak o varlığın doğasına aykırıdır. En gelişmiş ülke olarak görünen ABD'de böyle bir uygulamanın yapılması tamamen onların ilkelliğindendir.
Leman Sam
Bunun yapıldığını biliyorum, hiç şaşırmıyorum. İlk olarak hayvanların yaşam alanlarını ellerinden aldık. Sonra onları evcilleştirdik. Apartmandaki komşuların şikayetleri ya da mobilyaları kurtarmak adına tırnaklarını söktürüyor, ses tellerini kesiyoruz. Hayvanların doğalarıyla oynuyoruz. Tırnak söktürme, bence masum kalıyor. Dağarcığımda hayvanlara yapılan öyle şeyler var ki, insanlığınızdan utanırsınız!
Billur Kalkavan
Böyle bir uygulamayı kedilere bebekken yapıyorlar. Benim de ABD'de yaşayan dayım kedilerine yaptırmıştı. Ben sadece kedilere değil tüm hayvanlara bu tür uygulamaların yapılmasına karşıyım. Kulak, kuyruk kesilmesi gibi. Sadece hadım edilmelerine karşı değilim, çünkü Türkiye'de sokakta yaşayan hayvanlar bakımsızlıktan telef oluyorlar. Bence tırnakları çekilen kediler ameliyattan sonra çok büyük acı duyuyorlar, çünkü ben dayımın kedilerini severken patilerine dokununca hemen geri çekilmişlerdi. O kediler ağaca çıkar ama inemezdi. Tamamen savunmasız kalıyorlar.
Demet Sağıroğlu
Benim böyle bir şeyi kedime yaptırmam mümkün değil. Zaten hem dışarda hem evde yaşıyor. Ne zaman neye ihtiyacı varsa kendi belirliyor. Böyle bir uygulama hayvanları dış dünyaya karşı tamamen savunmasız bırakıyor.
Füsun Önal
İğrenç bir şey! ABD'de yaşamış bir yakınım yaptırmıştı. Bunu neden yaptırıyorlar biliyor musunuz? Koltukları halıları tırmalamasınlar diye. Tamamen kendi yararlarını düşünüyorlar. O zaman evlerine kedi almasınlar! Bunu dengesini kaybetmiş insanlar yapar!
Çiğdem Tunç
Başından sonuna kadar karşıyım. Ellerimdeki tırnak izlerini gururla gösteriyorum. Kedin mi var derdin var. Bunları göze alacaksın. Sen bir varlığın bütününe nasıl dokunabilirsin? Tırmalamalarını bu işin cilvesi olarak kabul ediyorum.
Sedef Yılmabaşar
Bazı kedi sahiplerinin, evdeki mobilyalara zarar vermesi sebebiyle kedilerinin tırnaklarını çektirdiklerini dehşet içinde duyuyor ve buna inanmakta zorluk çekiyorum. Bu kediler, bir yerleri kaşındığında ne yapacaklar? Tırnaklar sadece kaşımak için değil, aynı zamanda zıpladıkları bir yere çıkarken tutunmak için de kullanılır (sandalye, koltuk, dolap vb.) Ne yani, bu kediler hep halı üstünde mi yaşayacak? Bahçede bir köpek tarafından kovalansa bir ağaca nasıl tırmanacak? Kedinin tırnaklarını düzenli bir şekilde kestirebilirsiniz. Ama kökünden söktürmek, tüyleri dökülüyor diye bir kediye ağda yaptırmak kadar korkunç bir şey!
Haşmet Babaoğlu
Bunu yaptırmanın altında ne gibi bir amaç olduğunu bilmiyor ve anlamıyorum. Ben kedileri evlerimizdeki vahşi yaratıklar olarak değerlendiriyorum. Bir kedinin yaşamını sürdürebilmesinin en önemli unsurlarından biri tırnaklarını kullanabilmesidir. Eşyaları ya da benzer şeyleri korumak için bunu yaptıranlara söyleyecek tek şey var, kedi almayın!
Operasyon nasıl yapılıyor
Anatolia Hayvan Hastanesi uzmanlarının verdiği bilgi şöyle: Bu operasyonla kedilerin 12 haftalıktan itibaren III. falanksları ve tırnakları alınır. Özellikle ABD'de kedi sahiplerinin, komşularına karşı hukuki taahhüt altında kalmamak için sık uygulattıkları bir operasyondur. Onikektomi (onycectomy) uygulanan bir kedinin, yaşamının kalan bölümünde çok korunmasız kalacağı (ağaca tırmanma ve avlanma gibi hayati yeteneklerini kaybedeceği) unutulmamalıdır. Operasyondan sonra, ömrü boyunca kediyi koruma altında tutmalısınız.
Pamuk kedi
İLKOKUL beşte iken aynı sınıftaki havâi bir arkadaşıma (babasının ricasıyle) türkçe ve matematik dersleri verdim. Akşamları evlerine gidiyor, bir-iki saat çalışıyorduk. Üç ay sonra ikimiz de ilkokulu bitirdik.
Teşekkür için bana bir kedi yavrusu verdiler. Gene bir akşam üstüydü. Yolda karşılaştığımız baba, beni eve çağırdı. Ailecek akşam yemeği yedikten sonra tam çıkıyorken kucağıma, minicik, beyazı çok grisi az bir yavru koydular.
“Bu senin” dediler.
Sevinçten ne yapacağımı bilemedim. Hayatta, emeğim karşılığında ilk defa bir şey kazanmıştım.
Adını “Pamuk” koydum. bizimkiler de yavruyu hemen benimsedi. Giderek irileşen ve güzelleşen iyi huylu Pamuk, birkaç aya varmadan mahallenin çok sevilen bir efesi olup çıkıverdi.
Lise bitene kadar derslere Pamuk ile gaz lâmbası ışığında birlikte çalıştık. Sabahları başucuma geliyor, yanaklarımı patisiyle okşayıp mırıldanarak uyandırıyor, kahvaltı sonrası dış kapıya kadar okula o uğurluyordu. Sahiden de fedakâr bir kediydi Pamuk.
Düşünüyorum da, bazen bir kedi kadar vefâlı ve dost canlısı olamıyoruz. Yok yere kalb kırmalar, sebepsiz öfkelenmeler hep bizde.
Sokak köpeklerini sevelim. Tamam.
Çocukları, çiçekleri sevelim. Eyvallah.
Kimsenin bir îtirazı yok.
İyi de; yolları, parkları, şehirleri kim sevecek? Ağaçları, meydanları, ve... Birbirimizi?
Çocukluğumuzun gülücük yüklü yılları, sımsıcaklığı; bir sakız, bir balon karşılığı sarılışmalar, sonraki yıllarda niçin devam etmiyor?
Niçin?
“Trafik canavarı olmayalım!” Kabul.
Peki bu, sevgi-saygı canavarlığını ne yapacağız?
Kıskançlık, haset, çift yüzlülük de bir yönüyle canavarımsılık sayılmaz mı?
İnsan tarafımız niye bu kadar erken aşınıyor?
Hayret...
Bir kedi kadar olamıyoruz.
Hayır hayır... Her ekşimişliği ekonomik krizlere, her yeğnilmişliği gelir azlığına bağlayamayız. Bu irili ufaklı canavarımsı hallerimizin yegâne sebebi, sabra ve şükre uzak durmaktır. Örfe yaban kalmaktır.
Belki de azim yerine hırsları seçmek, istek ve heyheyi bol arzuları gemsiz bırakmaktır. İşte öyle olunca, kişiler arasında mânâsız takışmalar, lüzumsuz gerilimler çıkageliyor.
İnsan yönümüz erken aşınıyor dostlar.
Bir kedi kadar olamıyoruz.
Lise bitiyorken Pamuk öldü. Ölüsünü iki kilometre uzakta bulduk. Öyle düşünceli bir yaratıktı ki, benim yanımda ölmeyi, beni üzmeyi, ağlatmayı seçmedi.
Bir hayvan son nefesinde bile sevdiği insanı kırmak istemiyordu.
Hayvanken...
KEDİLER NE YER?
Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan dörtbin yıllık İstanbul’un, dört günlük kar yağışı yüzünden şapşal olduğu günler...
Adam lüks jipinden aşağı atladı, uzaktan kumanda ile kapılarını kapatıp, apartmana yöneldi.
Tam o sırada, minik ayaklarıyla karları çiğneyen bir kedi yavrusu, koşa koşa gelip adamın ayaklarına sürtünmeye başladı, insanın içini titreten incecik “minaaavv” sesiyle...
Şahane iki bilye gibi siyah gözleri, sütbeyaz yüzünde bir başka çarpıcıydı.
Bir bebek kadar sevimli yüzü, beyaz tüylerinin üstünde yer yer boya atılmış gibi boz lekeleri, yeni terlemiş bıyıkları, hafif gülümser gibi duran yüzüyle bir şefkat timsaliydi küçük yavru...
Adam, kendisine “yapışan” bu sürpriz misafirden kurtulmak istedi, apartman kapısını hızlı hareketle açıp kapattı, kendisi girsin kedi girmesin diye...
Başaramadı; kedi yavrusu onun geçtiği aralıktan kolayca içeri sıyrıldı.
“Eyvah” diye geçirdi içinden, “Bu şimdi daire kapısından da içeri girer. Ne yapacağız?”
Gerçekten de kedicik üşümüş küçük vücudunu adamın ayak bileklerine sürüyor, miyavlayarak etrafında daire çiziyor, sanki “Hadi gidelim” diyordu.
Adam kediyi kovmak için bir iki “pişşt” dedi ama, soğuk merdivenlerden ikinci kata kadar birlikte çıktılar.
Adam daire kapısına anahtarı soktuğunda, nasıl edip de seri bir hareketle içeri kaçacağını hesaplıyordu.
Kapıyı açtı, ayakkabılarını dışarıda bırakarak kendini içeri atıp, kapıyı kapattı!
Kedi yavrusu yoktu.
Nefeslendi, sonra merak etti, acaba kedi dışarıda mıydı?
Kapıyı küçük bir çizgi halinde hafifçe açarak baktı; kedi bir adım geride oturmuş bekliyordu. Biraz daha açtı, hiç kıpırdamadı kedicik... Sadece başını yukarı kaldırıp adama baktı, tekrar aşağı indirirken “miyav” dedi.
Adam, alel acele kendisine atıştıracak birşeyler ayarlayıp televizyonun karşısına geçti. Zaping yaparken ekranda bir kedi görünce hatırladı, kumanda cihazını bırakıp kapıya gitti.
Yine kapıyı dikkatlice açtı, kedi içeri kaçmasın diye tekikte durdu, ama yavru kedi yine oturduğu yerden kıpırdamadı. Sadece “miyav” dedi.
“Ulan ne terbiyeli bu? Özel mekana davetsiz girmiyor galiba...” diye düşündü, kapıyı kapatıp bu “haddini bilen” kediyi ödüllendirmeye karar verdi.
Ekmeklikten bayat bir ekmeği koparıp geldi, kapıyı açarak kedinin bir metre kadar uzağına attı ekmeği... Kedi miyavlayarak “yemeğine” koraşken, adam kapıyı kapatıp kendi dünyasına döndü.
Sabah telefon sesiyle irkildi.
Zaten kötü haber verecek olan telefonlar acı çalar hep...
- Kızım! Kızıma çarpmışlar, hastaneden arıyorum, diye ağlıyordu eski karısı...
- Nasıl?! Nasıl oldu, kim çarptı, durumu nasıl??
- Ne bileyim yaa! Sabah evin önünde kardanadam yaparken, salak bir kadın arabayı kaydırmış, gelmiş kızıma çarpmış! Belinde incinme varmış! Alman Hastanesi’ndeyiz...
Adam gerisini dinlemedi. Hızlı hızlı giyinip koşa koşa kapıya yöneldi.
Daire kapısından merdivene çıktığında, yerde sağ yanına yatmış kedi yavrusunu gördü, ama adamın onunla ilgilenecek hali yoktu, üstünden atlayıp aşağı indi.
Kedicik, yiyemediği bayat ekmek parçasının yanında yatıyordu...
Ölmüştü...
Casus kediler
Amerikan istihbarat servisi CIA’nın, Soğuk Savaş yıllarında kedileri bile casus olarak kullanmayı tasarladığı anlaşıldı. Ulusal Güvenlik Arşivleri tarafından internetten kamuoyuna açıklanan resmi belgelere göre, CIA yetkilileri “Acoustic Kitty” (Ses Veren Pisi Pisi) adını verdikleri plan uyarınca, içlerine alıcı, verici ve anten yerleştirdikleri kedileri casus olarak kullanabilmek için çalışmalar yaptı. “Pisi Pisi” projesinde, özellikle zor eğitilen kediler seçilecek ve özel eğitimden geçirildikten sonra rakipleri “dinlemek” üzere görevlendirilecekti. Durumu anlatan 1967 yılından kalma bir belgede, “Kedinin karnını açtılar, içine piller, teller yerleştirdiler. Hayvanın kuyruğunu da anten haline getirdiler, ama denemeler yapılırken hayvan taksinin altında kalarak ezildi...” ifadesi kullanılıyor ve uygulanmasının çok zor olduğuna kanaat getirilince projeden vazgeçildiği belirtiliyor.
Geleceğin kobayları kediler mi olacak
Evde en sevdiğimiz köşeye bizden önce gidip kurulsa da, sadece istediği zaman kendini okşatsa da, hiç beklemediğiniz anda tırnaklarını geçiriverse de asla hayatımızından atamadığımız kedilerle sonunda akraba çıktık.
Amerikalı bilimadamlarına bakılırsa, ‘‘dünyanın en huysuz ancak vazgeçilmez partneri’’ kediyle aynı genleri ve aynı hastalıkları paylaşıyoruz.
Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü'nde görevli Doktor Stephen O'Brien, maymunların dışında genetik açıdan insana en yakın memelilerin kedigiller olduğunu söylüyor. Doktor O'Brien'e göre, etoburlarda her 10 milyon ila 12 milyon yılda bir önemli bir genetik değişiklik oluyor. Kediler bizimle hemen hemen aynı gen sayısına sahip olmalarına rağmen şimdiye kadar sadece 400 genleri belirlenmiş. Oysa insanlardaki 100 bin gen üzerinden 7 bininin tam dökümü yapılabiliyor.
GELECEĞİN KOBAYI
Bilimadamları bugün insan genlerinden çıkardıkları sonuçları kolaylıkla kedigillere de uyguluyabiliyorlar. Böylece kedilerin hemofili, damar tıkanıklığı, lösemi (kan kanseri) gibi insanların mustarip olduğu pek çok hastalığa yakalandıkları belirlendi. Doktor O'Brien, kedigillerin yüzyıllar boyunca aralarında AIDS'in de olduğu başka hastalıklara da yakalandıklarını ve bunlardan bazılarını yenmeyi başardıklarını söylüyor. ‘‘Bizim esas anlamaya çalıştığımız kedilerin bazı hastalıkları nasıl yendikleri. Yeryüzünde 100 bine yakın memeli türü vardı. Bugün sadece 5 bin tür var. Bunların da kanser, artrit, Alzheimer. grip, AIDS, hıyarcıklı veba gibi hastalıkları yenmeyi başaran türler olduğuna inanıyoruz’’ diyor. Bilimadamları, bu görüşler doğrulsutunda kedilerin geleceğin en önemli kobayları olabileceklerine dikkat çekiyorlar.
Hayvanların hastalıkları nasıl yendiklerinin sırrı ise genlerde gizli. Buradan yola çıkan doktorlar şimdi hastalıklara yolaçan genlerden ziyade hastalıklara direnen genlerin peşine düştüler. Örneğin, geçtiğimiz yıl her beş kişiden birinin AIDS'e karşı direnen bir gene sahip olduğu belirlendi. Ancak en önemlisi bu genetik üstünlüğe tüm kedigillerde rastlandı. Doktor O'Brien, puma, leopar, jaguar, panter dahil kedigillerin 18 cinsi üzerinde yaptığı incelemede, bunların AIDS antikorlarına sahip olduklarını saptadı. Yani bu türler daha önce AIDS hastalığına yakalanıp, iyileşmeyi başarmışlardı.
Durdurulamayan ölüm makinesi
Genetik olarak insanlara yakınlıkları nedeniyle bilimadamlarının büyüteçi altında olan kedilere davranış uzmanları da bu sıralarda yakın ilgi gösteriyorlar. Evin mutlak hakimi olan kedinin bağımsızlığından asla ödün vermediğini, avcı reflekslerinden vazgeçmediğini zaten biliyorduk. New York'ta Doğal bilimler Müzesi'nden Richard Tedford'un ifadesine göre, kedi ‘‘gerçek bir ölüm makinesi’’. Kediler, sadece
Fransa'da yılda 85 milyon canlı öldürüyorlar. Bu rakamın 25 milyonu ise kanatlı hayvanlar, yani avlanmasına zor gözle bakılan kuşlar.
Köpekle yakından uzaktan hiç ilişkisi yok, çünkü onu evcilleştirmek mümkün değil. Sizinle oturmayı kabul etmiş, daha doğrusu bunu lutfetmiş görünse dahi bunu kendi koşullarını dayatarak yapıyor. Sahibinin karşı koymasına rağmen öldürmeye devam ediyor.
Kedinizi tanıyor musunuz
Çoğu zaman gözlemlediğimiz olay, kedinin avını öldürmeyip onunla oynadığıdır. Bu yolla avcılığın zevkini çıkarır. Açlık içgüdüsünden değil, zevk için avını yakalamıştır. Evde yaşıyan kediler bir böcekle bile saatlerce oynayabilir. Sahibine kendini ispatlayabilmek için bu yola başvurur. Avını size getirmek istemesi de size de avlanmayı öğretmek istemesindendir. Çünkü siz de ona ait olan bir parçasınızdır.
KEDİLERDE beş duyu organı vardır. Ama bunlar insanlara göre kat kat daha gelişmiş yapıdadır. Algılama yetenekleri buna göre daha fazladır. Kulak yapıları 30 farklı kastan ibarettir, bu da onlara kafalarını hareket ettirmeden sesin geliş yönünü kulak hareketleriyle tayin etmelerine yardımcı olur. Gözlerini kırpmadan saatlerce bekleyebilirler. Gece de iyi bir avcıdırlar. Kasları arasındaki koordinasyon mükemmeldir, bu da onları çevik kılar. Deprem öncesi yayılan manyetik enerjiyi ve hareketlenmeyi insanlardan daha önce tayin edebilirler, bu da onlarda huzursuzluk yapar. Kedilerin hareketlerindeki farklılık gözle izlenebilmektedir.
Alexandra Sellers, Spoken Cat (Konuşan Kedi) adlı kitabı
‘‘Kedilerin her dediğine inanmayın. Kediler, sizi yanıltabilir.’’
‘‘Yalan’’ söylerler kelimesini kullanmıyor yazar, çünkü Kedi dilinde ne ‘‘gerçek’’ ne de ‘‘yalan’’ anlamına gelebilecek sözcüklere rastlanmıyor.
Onlar için böyle kavramlar yok...
Sadece ‘‘fanteziye karşı bir eğilimleri’’ var!
Yani Sellers diyor ki, günün birinde evinizdeki biricik Kediniz size İnka Hazinesi'nin nerede olduğunu anlatmaya başlarsa, inanmayın!
Çünkü Kediler istedikleri gibi davranıyor, istedikleri gibi yaşıyor, istediklerine istedikleri şeyleri anlatıyor, istemediklerine de hiçbir şey anlatmıyorlar...
Bir konuda daha uyarıyor...
Çünkü kitabın sayfalarını çevirmeye başlayınca o da biliyor ki, siz Kedice öğrenmek yerine pekala Çince öğrenmeye kalkabilirsiniz!
Çünkü söz konusu yepyeni bir dil, üstelik üç beş kelimeden filan ibaret değil, kesinlikle bize yabancı, farklı seslerden oluşan, adamı sonunda ‘‘Manyak mıyım ben? Çince öğrenirim, hem işime yarar, Kedi milletinin keyfini bekleyinceye kadar, Çin'e gidip iş yaparım!’’ dedirtecek kadar...
Yine de Alexandra Seller umut vermeyi ihmal etmiyor:
- Vazgeçmeyin, tonlama konusunda da moralinizi bozmayın, sıradan insanların da Kedice öğrenmesi mümkün!''
Sıradan bir gazeteci olarak, sıradışı kitaptan bir yazı yazmaya kalkarsam halim böyle olur!
Halim, huzurlarınıza sunulur...
Ev ödevi
mmbrah^ ma« (mbruh^ ma«):
iyi insan
ma« auv rauv(ma« «aow^ row):
o (dişi) küçük
bırr miuv rauv (birr mew row):
süt soğuk
mauv mauvraf arp mauvraf
(mow mowruh arp mowruh):
o (dişi) inanılmaz hızlı koşuyor
mRauv m«mauv nrauv Blaki
(mRaow m«mow nrow Blacy):
bu yemek senin değil, Blacky'nin
Kedice-Türkçe Fonetik Sözlük
İşte size mini bir sözlük! Sözlük aslen, Kedice-İngilizce olduğu için ve her Türk vatandaşının İngilizce konuşabilmesi beklenmediği için, ben Türkçe fonetiğine uyarlamaya çalıştım. Parantez içinde yazılı olan kelimeler Alexandra Sellers'ın Kedi sözlüğünde yer alan İngilizce biçimiyle yazılışlarıdır.
HAMİŞ: Mutlaka bu ülkede, benden daha iyi fonetikten anlayan birileri vardır! Onlar ilgilense, bir yayınevi de şu tercüme işini üstlense, siz de rahat etseniz, ben de... Ama yine de elimden geldiğince...
«auv («aow): küçük, minik
«av («aw): sevimsiz bir şeye devam etmek
«avaraf («awaruh): suç, hata
«Rovauv («Rowow): güzel
«RRauv («RRaow): yalnız
^ra« (^ra«): oyuncak
a«bRah (a«bRah): banyo
aaa« (aaa«): söylemek
arp (arp): kaçmak
arrah (arreh): gelecek
ouv (aw): pati
avau (awa): köpek
brah (berah): hoşlanmak
b«rauv (b«row): saç, tüy
bırr (birr): süt
braa (braa«): oturmak
brep (brap): yemek yemek
brah (breh): ağaç
broh (broh): göz
broh (broh): görmek
brroh (brroh): hayranlık
brruh (brooh): gölge
bRRauv (bRRow): gülmek
bRRauv (bRRow): şaka, numara
frah (frah): karanlık, siyah
iauv (iow): deri, giyecekler
irr (irr) muhteşem
m«aauv (m«aaw): kavga etmek
m«auv (m«ow): akşam yemeği
m«mauv mauv bro pirp (m«mow mow broh pirp): özür dilemek
ma «RRauv (ma« RRow): teşekkür etmek
ma«uv (ma«uh): insan
maa« rauv (maa«row): şarkı söylemek
maaa (maaa): yer
maauv (maaow): yerleştirmek, koymak
maav (maaw): sorumluluk
maav (maaw): iş güç, aktivite
mah (mah): ayrılmak, gitmek
mauvrauv (mawrow): kapı
miyav (meow): anlamak
merovvap (merowwap): acıkmak
miuf (meuh): sayılar
miuv (mew): iyi
miyauv (miow): düşünmek, hayal etmek, rüya
morh (morh): ısırmak
mauv mbraaah (mow mbruuh): teşekkür ederim
mRRah (mRRah): para
mriuv (mreew): isim
mat (mut): dikkat et, dinle!
paah (pwah): su
rir (rir): müzik
rir inrov (rir nrow): utanmak
RROw (RROw): Tanrım, ne ayıp!
arr (urr): seçmek
wah (wah): yakışıklı
Kedi hükümranlığı
Kedi kültüründe isimler inanılmaz önemli! Üstelik kendi aralarında kullandıkları isimler genelde bizim onlara verdiğimiz isimlerden farklı...
Kedilere verdiğimiz Siyam, Van, Ankara, Tekir gibi isimlerin (türlerin) onlar için zerre kadar önemi yok. Bu, Kedilere bizim bakış açımız, onların değil. Şimdiye kadar anlamış olmalısınız, onlar bizi kaale filan almıyorlar! Onlar birbirlerini renklerine göre ayırd ediyorlar...
Kedilerin bir de ‘‘fantezi sesleri’’ mevcut! ‘‘Ving, ving’’, ya da ‘‘nük nük’’ gibi sesler çıkarmaya başladıklarında bilin ki, fantezi sesleriyle konuşuyorlar. Espri anlayışlarının olduğu kaydedilmiş kitabın yazarı tarafından ama yine de sizi uyarıyor, siz aynı biçimde onlarla konuşmasanız iyi olur diyor. Ya da zamanını iyi saptayın. Yani, ‘‘ bu akşam kanaryayı da yemene izin vereceğim (ha ha ha!)’’ demeyin.
Bir de tabii ‘‘alıngan’’ bir ses tonları mevcut Kedilerin. Kedi dilini bilmeseniz de Kediniz alındığı zaman farkediyorsunuzdur, diyor Alexandra Sellers. Doğru, ama işte bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok! Biz onların ‘‘fantezi sesleri’’ni çıkarabiliyormuşuz, ama ‘‘alınmış ses tonu’’ Kedi dilinde sadece Kedilere özgüymüş. Bu da iyi! Alınmak da sadece onlara özgü!‘‘Uyarı sesleri’’ de çıkarıyor Kediler. Siz farkında olmasanız da, Kedi sinyalleri veriyorlar.
Gelelim ‘‘özür’’ kısmına. İşte bu çok önemli. Hatalı olduğunuzu düşünüyorsanız duraksamadan Kedinizden özür dilemeniz gerekiyor. Sellers şöyle devam ediyor: ‘‘Hiç bir yanıt alamıyorsanız, durum kötü, devam edin özür dilemeye ve ne kadar üzgün olduğunuzu söylemeye, Kediniz bu özürü kabul edene kadar! Eğer hiçbir şey fayda etmiyorsa, ‘‘non-Cat’’ (Kedi-olmayan) olduğunuzu söyleyin. Bu belki bağışlanmanıza yol açabilir’’
Eski Kedi hikayelerinde, (olaya Kediler açısından bakmayı deneyin, onların kendi hikayelerinden söz ediyorum, sadece insanların mı hikayeleri, destanları olacak!) müziğin insanlığa Kedilerin bir hediyesi olduğu yazılı. Tanrıça Mow ve Kediler, insanlığın aksine var olduklarından beri müziği seviyorlar ve Prometheus'un ateşi insanlığa hediye etmesi gibi, Kediler de müziği insanlığa hediye ediyor.
Bu arada Kedi destanlarında, binlerce yıl önce Kedilerin Canopus adlı bir yıldızdan yeryüzüne geldikleri de yazılı. Amaç mı ne? Artık öğrenmiş olmanız gerekmiyor mu? Yaşayan her türlü canlıyı geliştirmek...
HAMİŞ: Şimdi siz zannediyorsunuz ki, ‘‘Konuşan Kedi’’ adlı kitabın yazarı Alexandra Sellers, yukarıda notlar halinde sizlere özetlediğim kısımları ‘‘ironik’’ bir biçimde yazmış. Hayır ne münasebet! En ciddi ve sizi en bilgiye boğmaya hazır haliyle. O inanıyor. Ben ise? Bilmiyorum. Sadece, şimdi eve gidip Conapus gezegeninden gelme, Mow adında bir Tanrıçayla kırıştıran bir Kedi-erkekle nasıl başa çıkacağımı düşünüyorum!
Yüzmeyi seven Van Kedisi
Köpeklerin tersine, ‘‘çöl kökenli’’ bir hayvan olan kedi su ortamını hiç sevmez. Gerçi mecbur olduğu zaman, içgüdüleriyle mükemmel yüzmeyi becerir ama, başına bir kaza gelmedikçe suya dokunmaz. Ancak, bir düşmandan kaçarken veya yanlışlıkla suya düşerse yüzer. Kedi sevenlerin başına gelmiştir. Sahibi küvette yıkanırken, pek meraklı olan yavru kediler sabun köpükleriyle oynayayım derken suya düşüverir. Dikkat edin bakın, yıldırım çarpmış gibi kendini dışarı atacaktır.
Ama bunun bir istisnası da var. Dünyada yüzmeyi seven tek bir kedi cinsi biliniyor: Van Kedisi.
Van kedisi yakın zamana kadar vahşi ortamda yaşamış, adını aldığı Van Gölü kıyısında balık avlamış ve yüzmeyi öğrenmiştir.
Van Kedisi dışında, yüzmeyi seven kedi yoktur.
Bir vaka hariç. Birmanya'da mabette yaşayan bir ‘‘kutsal kedi’’ bir prensese aşıkmış ve sahibesi göle girdiğinde, peşisıra suya atlar ve
Pisi pisi
Bir kediniz olması demek; mırıltıyla uyanma keyfi, oturma odasında bol yırtıklı bir dekorasyon, angora görünümlü tüy dolu kazaklar, kedi kumu ve maması taşımaktan gelişmiş pazular demektir! Sırf rahatsız olmasın diye koca bir yatakta avuç kadar yerde uyuma sabrını göstermektir. Sevmenin ve bağlanmanın kontrol dışı olduğunu usulca idrak etmektir. Hayatı öğrenmektir. Her şey iyi giderken, en beklenmedik anda bir tırmık yeme ihtimalini sevmektir. Pekii kediler, mesela benimki konuşabiliyor olsaydı neler söylerdi?
Yemekte;
- Hihi hi, sen niye çanağa ot doldurup yiyon ki? Böğk, karnın mı ağrıyor?
- Dök dök, dööök... Biraz daha mama dök! İlaç mı veriyorsun?
- İttirmesene be! Ne yiyorsunuz diye bakıyorum. Bana da bir servis açsanıza, aileden sayılırız!..
Gün boyu;
- Tavan! Şu tavanda bak, dümdüz... Dingin bir ırmak gibi. Moavv, bir tavan var bu tavandan içerü. Ha? Ne depremi yahu? Bakamaz mıyım? Bir rahat felsefe yaptırmıyorsunuz, gideceğim bu evden..
- Alooo sev diyoruz.. Mıncıklamaa! Hah, kaşı, kaşı, boynumdan enseye doğru, hah orası...
- Nee? Kedi mi yapmıştır? Ben yapmadım! Yalan nedir, aha işte budur! Gördüm valla, kardeşin kırdı.
- Gündüz kremi, gece kremi, ısırgan özü toniği, yosun maskesi... Bunların hepsini yüzüne mi sürüyorsun? Bırak yaav, yala gitsin!
- Ablaa, ben de röfle attırsam mı ki? Şöyle benek benek, leopar deseni falan ha?
- Vazoyu kırdım! Gaçhayımmm..
- Ben de basarım bu klavyeye! Yazı yazıyormuş. Yazar kesildin başımıza. Kalk da bi mama koy!
Uyurken;
- Ablaa, uyudun mu ? Az bi kaysana öteye.. Ablaa. Ben de yatarım kafanın üstüne.
- Anaa o ne yastık kıpırdıyo? Atlasam mı napsam? Dur bi çömelelim iyice, arka ayakları kontrol edelim. Tamam çalışıyorlar, hoppaa! Hay Allahım yaa! Kızın eli çıktı yastığın altından biz de bi şey sandıydık
TV seyrederken;
- Rikardo yine ağlattı kızı. Bi Mariya’yı seviyorum diyo, bi Rosanna’yı... Bıyıksız ya bu adam. Dengeyi nasıl tuttursun ki?
- Ahah, yine enflasyon yükselmiş. Uff yaa, gene birkaç ay Eminönü’nden açık mamaya talim..
- Matrix de neymiş bee! Hişş, Halime, bırak şu bilgisayarı, bana baak! Ben Keanu Kediiivs oldum. Şimdi şu koltuğun altına yatayım, sırt üstü evvet! Pençeleri de koltuğa geçirdik mi tamam. Haydi gidiyoruz (ptıkrt kı pırıkırt ) Evet kaptan görevi başarıyla tamamladık, ama höö? Koltuk yırtıldı. Ne bağırıyorsun kızım? Alırıss yenisini...
Mantıksız değil mi? Evet, çünkü kedilerin mantığı yok. Sadece içgüdüleriyle hareket eden bir hayvan; sevgiyi, iyiyi, kötüyü algılayabiliyorken, hem mantığı, hem zekası bir de üstüne iç güdüleri olan insanlar neden çoğu şeyi hâlâ anlayamıyor ki?
Kedi sahibi olmak, kediden felsefe yapmak demektir!