Bahçecilik
2010-03-20 16:09:36 Kadinlaricin.net sitesinde Bahçecilik baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Bahçecilik ile ilgili yazi bulunmaktadir.
‘‘Yenikapı, Lykos deresinin denize aktığı yerdi ve Eleutherius adıya anılan liman vardı. Gemi teknolojisinin değişmesiyle limanın önemi azalınca, Lykos'un alüvyonlarının burayı doldurmasına kimse aldırmadı. Bu verimli alüvyonlarla da Langa dediğimiz bölge oluştu. Yakın zamanlara kadar burası İstanbul'un en ünlü bostanlarının bulunduğu yerdi. Daha 1950'lerde sur içinde 30'dan fazla irili ufaklı bostan vardı. Sonra Lykos kuruldu ve kayboldu. Son yıllarda bostanlar yerlerini beton bloklara bıraktı. Arada tek tük bostanlar var...’’
O bostanlardan birindeyiz. Samatya Sahil Sokak'taki tren yolu ve surların arasına sıkışmış, eski Samatya evleriyle çevrili bahçenin sahibi Ahmet Uzan. 1948 yılından bu yana sebze yetiştiriyor. 1953 yılında evlendiği Zekiye Uzan'la birlikte o gün bugündür bahçe içindeki evlerinde yaşıyorlar. Yetiştirdikleri sebzeler ise günümüz İstanbul'unda bir eski zaman masalı yaşatıyor.
Gün boyu bahçede
Bahçeyi çevreleyen kırık dökük çitlerin kenarlarındaki incir ve kavak ağaçlarının dalları yere sarkıyor. Kurşuni renkte tahta çitlerden yapılmış kapıdan içeri girildiğinde bahçeyi ikiye bölen bir yol. Yolun sonunda, sıvaları dökülmüş duvarları, eskimiş pencere pervazlarıyla, kiremitlerine kırmızı ve siyahın hakim olduğu küçücük bir ev...
Bahçeyi ikiye bölen yolun bir tarafında maydanozlar, naneler, yeni ekilmiş sarmısaklar, kırmızı turplar, yeşil soğanlar, tahta kasalar içinde yetiştirilen nergisler, akşam sefaları... Diğer tarafta ise kıvırcık salatalar, tereler, rokalar, ıspanaklar, pazılar, lahanalar...Bahar tüm varlığıyla bahçede.
Ahmet ve Zekiye Uzan'ın günü, güneşin doğmasıyla başlıyor. Sabah ilk işleri bahçeyi kontrol etmek. Kahvaltı yemyeşil bir sofrada doğal ürünlerle yapılıyor. Kahvaltının ardından çalışmaya başlıyorlar ve bahçedeki işleri akşama kadar sürüyor. Langa'da halen yaşayan tek tük sebze yetiştiricilerinin tümünün Kastamonulu olduğunu öğreniyoruz Uzan'dan. ‘‘Sebzeleri çekirdekten itibaren kendimiz yetiştiriyoruz. Toprakla uğraşımız karların erimeye başladığı şubat ayında başlar. Şubat ayındaki ilk ekimlerden sonra sene içinde mayıs ve eylül aylarında da ekim yaparız’’ diyor ve günümüz Langa'sındaki sebzelerin hikayesini anlatıyor.
Toprak çok verimli
‘‘Langa'nın toprakları çok verimli, senede üç kez sebze ekebiliyoruz. Şubat ayında yeşil soğan, kırmızı turp, kırmızı pancarla birlikte mayıs ayında ekebileceğimiz sebzelerin tohumlarını ekiyoruz.
Mayıs ayında ise domates, badem, kapak, patlıcan, biber ekiyoruz. İnek gübresi kullanıyoruz. Ama son dönemde inek gübresi bulmak zorlaştığından at gübresi de kullanıyoruz. Yazları haftada bir su veriyoruz.’’
Bahçenin ortasında duvarları taştan örülmüş, eski bahçelerdeki fıskiyeleri anımsatan küçük bir havuz. Havuza eski bir su motorundan boruyla su taşınıyor. Ahmet Uzan kuyudaki sistemin İstanbul'a geldiği 1948 yılından bu yana çalıştığını söylüyor. Kuyudan çıkan su yazın kavurucu sıcaklardan arklardan akarak, sebzeleri suluyor.
Seyyar satıcıların dışında pazarcılar ve Samatya'da oturan ev hanımları da sebze almak icin burayı tercih ediyorlar. Zekiye Uzan, müşterilerine kıvırcık salataları, maydanozları, yeşil soğanları topraktan sökerek sunuyor.
Mevsimleri hep bahar
Haftasonları sabahları erkenden hummalı bir çalışma başlıyor. Ahmet Uzan ve kardeşi Sabri Uzan başlarına çattıkları mendillerle üzerlerine sabah çiği düşmüş kıvırcık salataları küfelere dolduruyor, kucak kucak rokaları havuz başına omuzlarında taşıyorlar. Bu hummalı çalışmayı bir haftalık mallarını almak için Langa'ya gelen seyyar satıcıların, arabalarını sebzelerle süslemeleri izliyor. Ramazan Kuruçay gelen kıvırvık salataları ve diğer sebzeleri havuzda yıkıyor, arabasına yerleştiriyor. Ne kadar kazandığını sorduğumuzda ‘‘Eh işte geçinecek kadar’’ diyor.
Beton blokların arasında kafamızı kaldırdığımızda mavi gökyüzünü bile göremediğimiz günümüz İstanbul'unda Langa'da kalmış birkaç sebze yetiştiricisinden biri olan Uzan ailesinin iki çocuğu da doktor, yuvadan uçmuşlar. Onların ise mevsimleriyle hep bahar. Her yağmurda toprak kokusu alıyorlar.
Prof. Dr. Nurhan Atasoy'un Osmanlı Kültüründe Bahçe ve Çiçek kitabı
Kitap Osmanlı ve diğer bahçeler, Osmanlı bahçelerinin özellikleri, Osmanlı bahçeleri ve Avrupa, Osmanlı'da çiçek, Osmanlı'da cennet bahçesi, Osmanlı saray bahçeleri, İstanbul'un saraylar dışındaki bahçeleri, Anılarda İstanbul'un bahçe ve çiçekleri, Bahçecilik ve çiçek risaleleri olmak üzere on bölümden oluşuyor. Prof. Dr. Nurhan Atasoy'un 31 yıllık birikimimin ürünü dediği Hasbahçe, minyatürlerden kitap süslemelerine, yabancı seyyahların gezi kitaplarından kumaşlara, saray kayıtlarına kadar pek çok kaynağın taranmasıyla oluşturulmuş.
Islah edilmiş çiçekler Kanuni döneminden önce de mevcut, ancak Kanuni dönemi yalnız bahçelerde değil, tüm sanatlarda çiçeklerin açmaya başladığı dönem. Muhibbi Divanı (Kanuni'nin şiir kitabı) Kara Memi tarafından süslenmiş. 600 küsur sayfa olan divanın her sayfasının süslemesi tektir, bir başka sayfada tekrarlanmamıştır. Burada ilk defa bu kadar yaygın olarak natüralist görünüşlü çiçekler var. O dönemin bütün çiçek kültürünü orada görmek mümkün.
Bu o dönemin çiçekleri için müthiş bir kaynak.
Nurhan Atasoy:
Çiçek verme, mezara çiçek koyma bizden çıktı
İpek kitabını hazırlarken hayli maceralı yolculuklar yaptığınızı anlatmıştınız. Hasbahçe'nin de böyle bir macerası var mı?
- Hasbahçe'nin macerası çok eskilere dayanıyor. Bütün projelerimin macerası aynıdır. Bir zamanlar başlamışım üzerinde çalışmaya, belgelerimi dosyalamışım ama her çalışma sırasında diğerlerine ait malzemeler de toplamışımdır. Bir sürü konuda iz sürmüşümdür. Çiçek de öyle. Osmanlı sanatı üzerine çalışırsanız çiçekle her zaman karşı karşıya gelirsiniz. Vedat Nedim Tör, 70'lerde Türkiyemiz dergisini çıkarıyordu. Orada güzel konular üzerine makaleler yazmamı istedi. Türklerde Çiçek Sevgisi diye bir makale yazmıştım. Bu kitabın başlangıcı o makaledir. O sıralarda III. Murad'ın Surname-i Hümayun'unu doktora tezi olarak yeni yapmıştım. Orada çok güzel çiçekçiler vardı. Benim şansım minyatür üzerine çalışmam. Minyatürlerde her türlü kaynağı bulabilirsiniz.
İpek kitabının hazırlanması gibi bunun için özel yolculuklar yapmadınız o zaman?
- Başka vesilelerle gittiğim gördüğüm yerlerdeki çalışmaları zaten biliyordum. Onların resimlerini yeniden ısmarladım fakat içim rahat etmedi. Bu kitaba karar verilince tekrar bazı kütüphanelere gittim. New York'da Dumbarton Oaks diye bir bahçe kütüphanesi var. Dört ay orada çalıştım. İnanılmaz güzellikte bir kütüphane. Seyahatnameler ve bahçecilikle ilgili çok fazla kaynak vardı. Öğrendim ki birçok çiçek Türkiye'den Avrupa'ya götürülen tohumlar ya da soğanlarla tanınmış. Ve bu çiçekler üzerine o kadar çok çalışma yapılmış ki özel kütüphaneler kurulmuş. Biz onların kaynağıyız ama bu işin üzerinde bir kaç kişi çalışıyor ancak. Bu çalışma bana başka kapılar açıyor. Hangi çiçek Avrupa'ya ne zaman gitti? Böyle bir çalışma yapmak bile mümkün.
Kendi kültürümüzü araştırmak için daha çok yabancı kaynaklara başvurmak zorunda mı kalıyoruz?
- E tabii. Bizim de kaynaklarımız var. Minyatürlerimiz, kumaşlarımız, arşivlerimiz... Ama günlük yaşama ilişkin pek çok şeyi içinde bulunduğumuz için kanıksıyoruz. Buraya gelen seyyahlar gördükleri her şeyi not etmişler. Çiçek verme, mezara çiçek koyma gibi geleneklerin batıdan geldiğini zannediyoruz. Oysa değil. Bizde var bunların hepsi.
VAZOLARIMI NEREDE KONFERANS VERSEM ORAYA GÖTÜRÜRÜM
Amerika'da Osmanlı'da çiçek kültürü üzerine bir konferans vermemi istemişlerdi. Kabul ettim ama bir şartım vardı: Orayı çiçeklerle süslemek. Bir gümüş tepsi istedim ve küçük vazolara çiçekler koyarak tepsiye yerleştirdim. Bu tepsiye Osmanlı'da tabla deniyor. Bu tablaların üzerine her çiçeğe uygun vazo alınır. Vazoları Paşabahçe mağazalarını dolaşarak topladım ve şimdi nerede konferans versem oraya götürüyorum. Çünkü her yerde bulamıyorum onları.
AVRUPA BAHÇELERİ SADECE YEŞİLDİ
İtalyan bir kaynakta özellikle Kanuni dönemi bahçelerinin rengarenk ve güzel oluşundan bahsediliyor. Aynı kaynakta o dönem Avrupa bahçelerinin sadece yeşil olduğu, Osmanlılardan gelen çiçeklerle rengarenk hale geldiği belirtiliyor. Yani oraya çiçek Osmanlı'lar sayesinde girmiş. Anadolu inanılmaz floralı bir coğrafya. Edinburgh'da basılan Flora of Turkey diye 11 cilt bir kitap var. Bir heyet incelemesi bu. Biz bu zenginliğin farkında değiliz. Bizde böyle çalışmalar çok eksik.
Osmanlı bahçelerinin özellikleri
Osmanlılar bahçelerini yaratırken, önceden saptanmış katı kurallara uymak yerine, bahçenin oluşturulacağı arazinin topografyasına, iklimine, kısaca koşullarına uygun çözümler getirmiştir. Bahçelerle ilgili kaynaklarda 'bahçe inşası'ndan sözedilmesi, özellikle Kanuni dönemi bahçelerinin bir bölümünün Mimar Sinan tarafından yapıldığının bildirilmesi, Ahmet Refik'in İstanbul dolaylarındaki bahçelerin mimarlar tarafından düzenlendiği hakkındaki sözlerini doğrular. Yani Osmanlı bahçelerinin katı bir düzeni olmamasına karşın, bahçeler düzensiz değildir.
Osmanlı bahçelerinin, İslam bahçeleri ile başka bahçe plan ve anlayışlara uymayışının nedenini anlamak için, Osmanlı saray bahçeleri ile kentin çeşitli yerlerindeki hasbahçeleri, yaratıldıkları iklim içinde ele alarak değerlendirmek gerekir.
Hayat veren çiçekler
İngiliz pop yıldızı Elton John'un sahip olduğu dört evinden en sevdiği ikisi, içinde yaşadığı Woodside ve Queensdale. Biri kırda, diğeri ise şehirde.
Elton John evinin gezilmesine izin veriyor. Bunu da gezenler eski tablolar ve mobilya koleksiyonlarını görüp kıskançlık krizine girsin diye yapmıyor, çiçeklerini göstermek istiyor. Evlerin içindeki sayısız elbise, ceket, rengarenk gözlükler bile çiçeklerin göze çarpmasına engel olamıyor.
Hergün beş bahçıvan gülleri, kuzgun kılıçlarını, karanfilleri, şakayıkları, yıldız çiçeklerini kesiyor. Bahçeden sorumlu Julia ve Susie ise bu çiçeklerden birbirinden güzel kompozisyonlar oluşturuyor.
Elton John sahip olduğu bu güzellikleri sevenleriyle paylaşmaya karar verdi ve Caroline Cass adlı gazetecinin bahçe ve çiçek üzerine olan bu tutkusunu anlatacak bir kitap yazılması önerisini kabul etti. Elton John hayranları, kitaptaki çiçekler ve röportajlar sayesinde ünlü yıldızın hayatına bir adım daha yaklaşmış olacaklar.
John'un çiçek tutkusu 90'lı yıllarda alkol ve kokain bağımlılığından arınmaya çalışırken ortaya çıkmış:
‘‘O zaman çiçeklerin farkına vardım. Gözlerimi arındırmadan önce çiçeklerin güzelliğinin farkında değildim. Evet görüşüm o kadar karışıktı. Daha önce hiç bahçemi gezmemiştim. Şimdi ise bunu yapmayı seviyorum. Sabahın yedisinde kalkıp güneşin doğuşunu seyretmeyi seviyorum. Eskiden ışık içeri girmesin diye perdeleri kapatırdım. Son yedi yıldır hayatımı çiçeklerle geçiriyorum. Bu ev, bu bahçe, kendimi yeniden bulmamı sağlıyor.’’
Yıldızın sözünü ettiği, 1975'de aldığı Woodside, Eski Windsor'daki kır evi. Bu küçük şatonun içinde şarkıcının en sevdiği yer Orangery. 1800'lere ait bina, çiçek sevgisini aldığı büyükkannesi Ivy'nin de en sevdiği yermiş. Elton John'un bahçesinde en değer verdikleri yıldız çiçekleri ve güller.
‘‘Büyükbabam ben beş yaşındayken öldü ve büyükannem daha sonra adı Horace olan biriyle evlendi. Botaniği bu kadar seven başka birini görmedim. İkisinin de üzerimdeki etkilerini küçümseyemem. Ben yaşlıları seviyorum. Sadece onlar ve çocuklar düşündüklerini söylüyor, yalana başvurmuyorlar. Kendimde de bunu farkediyorum. Büyükannem son 15 yılını bahçeyle uğraşarak geçirdi. Ölene kadar krizantemler, güller, yıldız çiçekleriyle uğraştı. Ben de, turnede bile olsam her hafta ona çiçek gönderdim. İnsanlara çiçek göndermek ve onlardan çiçek almak en büyük zevkim. Her zaman gül ya da beyaz orkide gönderirdim. Uzun süre dayandığı için orkide, hemen hemen herkes tarafından sevildiği için de gül. Yakın arkadaşlarım bunu bilirler.’’
Hayranlarının çoğu ise şarkıcının bu tutkusunu bilmiyor. Elton John bu konuda biraz sitem ediyor: ‘‘Çok az da olsa konserlerimde hediye alıyorum. Aslında sadece Rusya ve Amerika'da sahneye güller atıyorlar.’’
John, Woodside'daki bahçenin bugünkü halini alması için dört yıl beklemiş. Bu arada da arkadaşı Gianni Versace'nin önerisini dinlemiş. ‘‘Bana gerçek bir İtalyan bahçesi kurmamı önerdi. Pavyonlar ve heykellerle gerçek bir bahçe. Ben de bunu gerçekleştirmek için Sir Roy Strong'dan yardım aldım.’’
İtalyan bahçesi kısa zamanda oluşturulmuş. Şimdi şarkıcının en sevdiği yerlerden birisi İtalyan bahçesi.
‘‘Bahçemde herşey düzenli ve planlanmış gibi büyüyor, bu şaşkınlık verici bir olay. Yetiştirdiğimiz bir kabak İngiltere Bahçecilik Fuarı'nda birincilik kazandı. 76 buçuk kilo geliyordu.’’
Elton John'un Londra'da bulunan diğer evi Queensdale'in de bahçesinin güzelliği dillere destan. ‘‘Queensdale'e ilk geldiğimde ev tamamen ölü durumdaydı. Şans eseri evin salonunun penceresi, evin içinde sayılabilecek bir bahçeye açılıyor ve burada da vazo içinde çiçekler bulunuyordu.’’
Elton John sadece çiçekleri sevmiyor, çiçekler üzerinde sanat eserleri de yaratıyor. Kendini mutlu etmek için de çiçek kompozisyonları yaratıyor. Bunlar birer renk ve şekil armonisi. Zaten yaptığı şarkılarda da çiçeklerin etkisi görülüyor. Bunun en iyi örneğini arkadaşı Prenses Diana'yı uğurlarken piyano başında gözyaşları arasında okuduğu şarkıda gösterdi. Onun en sevdiği çiçekleri, gülleri düşünerek yazdığı ‘‘Goodbye England's Rose’’ (Hoşçakal İngiltere'nin gülü) ile.
Sümüklüböceklerin kabusu sarmısak
Newcastle Üniversitesi bilim adamları, bahçecilik ve tarımla uğraşanların en büyük düşmanı olan sümüklüböceklerin sarmısakla temas ettikten kısa bir süre sonra öldüğünü açıkladı.
Salford'da yapılan İngiltere Bilim Festivali'nde bulgularının ayrıntılarını açıklayan biyolog Dr. Gordon Port, sümüklüböceğin sarmısak kokusunu aldığı anda etkilendiğini, bu bitkinin yağıyla temasettikten kısa bir süre sonra da öldüğünü bildirdi.
Diğer bazı tarım zararlılarının da kahve, bira ve tarçın kokusundan aynı şekilde etkilendiğini belirten Dr. Gordon, sarmısakla ilgili buluşun bahçecileri topraklarında zararlı tarım ilaçları kullanmaktan kurtaracağını umduklarını kaydetti.
İngiltere'de bahçecilik ve tarımla uğraşan kişilerin her yıl sümüklüböcekle mücadele için kullandıkları tarım ilaçlarına yaptıklarıharcamanın, 30 milyon sterlin civarında olduğu belirtiliyor.
Bunun yanı sıra marul, lahana gibi bitkilerin yapraklarıyla beslenen sümüklüböcekler, tarladaki mahsule de büyük zarar veriyor.
Bahçeye çıkmadan önce
Bahçesi veya genişçe bir balkonu olanlar için hareketlenme zamanı. Yeni bitkiler ekme, eskileri bakımdan geçirme vaktidir şimdi. Çok kısa bir süre sonra çiçeklenmiş bahçe ve balkonlarda keyif yapmaya da başlayacağız. Yıpranmaya ve eskimeye en müsait mobilyalar bahçe ve balkonlarda kullandıklarımız. Kışın iyi koşullarda saklamak gerekiyor. Yenilerine ihtiyaç duyanlar bu sayfaya mutlaka baksın. Tik ağacından veya ahşap görünümlü poliüretan malzemeden üretilmiş mobilyalar en dayanıklı olanları. Bahçe ve balkon dekorasyonu artık masa, sandalye, şezlong ve salıncakla da sınırlı değil. Minyatür havuzlar, farklı aydınlatmalar, kuş yuvaları, mum şeklinde sivrisinek kovucular, duvar süsleri gibi diğer pek çok ayrıntı da söz konusu. Biz de Bauhaus, Praktiker, Pabetland, Mudo Concept, Tepe Home, Garden Life ve IKEA gibi bahçe mobilya ve aksesuvarları satan belli başlı mağazalara baktık. IKEA henüz açılmadı ama 5 Mayıs’ta İstanbul Ümraniye’de hizmete girecek. İşte adresler ve fiyatlar.
IKEA
Sandalye 19.950 YTL.
GARDEN LIFE
Yuvarlak tekli: 1860 YTL.
Kanepe: 3127 YTL.
Sehpa: 1108 YTL.
PABETLAND
Silindir yastık 39 YTL.
Papatya yastık 65 YTL.
Minder 142 YTL.
GARDEN LIFE
Orta modül: 783 YTL.
Yan modül: 997 YTL.
Sehpa: 405 YTL.
MUDO
Muz ağacı 99.500 YTL.
BAUHAUS
Şezlong 49.750 YTL.
IKEA
Çiçek (Aydınlatma)24.950 YTL.
PRAKTİKER
Barbekü 69.95 YTL.
TEPE HOME
Balıklar 32.25 YTL.
IKEA
Saksı 3.50 YTL.
GARDEN LIFE
Saksı 43 YTL.
Suluk 13 YTL.
ÇİÇEK zamanı
Mayıs tek yıllık çiçekleri ekmek için en ideal zamandır. Güneş alan yerlerde kozmos, petunya, nergis, Cezayir menekşesi, nasturtium (su teresi), gölgede kolyos ve impatients (sabırotu) gibi çiçekleri bu ay ekebilirsiniz. Havalar serin gidiyorsa don tehlikesinin geçtiğinden emin olduğunuzda ekiniz. Pervaz altlarında ve kenarlarda hem hareket hem de renk veren sezonluk çiçekler kullanınız. Bahçenizi daha zengin göstermek için en arkaya uzunca bir bitki, önüne kısa boylu bir çiçek dikiniz. Örneğin yukarıdaki resimde arka planda uzun laleler, önde ise menekşeler kullanılmış. Laleyi sezonu hala sürmekte olan nergisle değiştirmeniz de mümkün. ? Nasıl bir bakım Çim alanlarınızı Mayıs’tan itibaren daha sık biçmeli, dostlarınızla ve ailenizle bahçenizde geçireceğiniz sıcak günlere hazırlamalısınız. Çimlerinizi gübre ile destekleyebilirsiniz. Havalar ısınmaya başladığından iki günde bir çimlerinizi sulamaya başlayın ki; bir anda sıcaklar bastırıp çiminizde kuru alanlar oluşmasın. Mayıs ayında haşerelere karşı ilaçlama yapmalısınız. Bunun için güzel bir günü seçin. Çiçek açması biten ağaçları budayarak şekillendirin. Güllerinizi de aşılayabilirsiniz. ? Organik bahçe Eğer bahçenize Nisan ayında ektiğiniz meyve fidanları varsa sulayın ve çapalayarak toprağı havalandırın. Bahçenizi zararlı otlardan arındırın. Fidanlarınızı ve meyve ağaçlarınızı aşılayın, hastalıklara karşı ilaçlayarak koruyun. Yavaş yavaş can eriği, kiraz, vişne, kayısı hasadına başlayabilirsiniz. Sebze ekmek istiyorsanız ekilecek toprağı hazırlayın, gübreleyin ve tohumlarınızı, fidelerinizi bu ay ekin.
Bir ağaca hasret yaşamak Hep, bir bahçem olsun istedim. Üç adım... Hep, ard arda üç adım atabilmek istedim; sormadan kimseye, yalınayak... Çıplak ayaklarım üç adım bahçemin otlarıyla ahbap olsun istedim... Çocuklarım karıncalarla ve solucanlarla tanışsın istedim... Üç adım bahçemde beni kırmayacak bir papatya çıksın istedim. Söz, dedim. Korkma benden... Yolmayacağım seni... Fal bakmayacağım çiçeklerinle... * * * Hep... Ama hep bir bahçem olsun istedim. Üç adım... Üç adım bahçe özlemiyle üç tane on yıl bitti çoktan... Ve ben; galiba, bir ağaca hasret yaşamaya alıştım! * * * Hep, bir bahçem olsun istedim. Üç adım... Nerede olursa olsun!.. Hep, ard arda üç adım atabilmek istedim, kimseye sormadan... Hep özgür ve çıplak ayakla atılacak üç adımın hasretiyle yaşadım... * * * Üç adım bahçemde üç özgür karınca olsun istedim... Üç adım bahçemde üç özgür solucan olsun istedim... Üç adım bahçemde üç kök papatya olsun istedim... Ve bir ağaç. * * * Hücre boyunda bir bahçe özlemek çok şey miydi, bilmiyorum... Üç solucan, üç karınca, üç papatya özlemek... Ve bir tek kök ağaç özlemek bir hücre boyundaki bahçemde... Hatta onlara mahkum olmayı özlemek!.. Ve hatta özlemine mahkum olmak; Çok şey miydi?.. * * * Hep, bir bahçem olsun istedim. Üç adım... Üç adım bahçemde hep duymak istedim parmak uçlarımda ilkbaharı... Yüreğimle büyüyen ağacımdaki kuşları dinlemek istedim; yüreğimle... Şarkı söyleyen kuşlar özgür olsun istedim... Solucanlar ve karıncalar özgür olsun istedim... Hatta papatyalar... Hatta kuşların konduğu o bir kök ağaç bile özgür olsun istedim... Ve sadece... Ve yalnızca... Ve üç adımcık da olsa özgür olmak istedim! * * * Hep, ama hep bir bahçem olsun istedim... Üç adım... Bir kenarında bir tek kök ağaç bulunan... Üzerinde kuşların cıvıldadığı. Üç adım bahçem olsun istedim; karıncaların, solucanların hatta papatyaların özgürce dolaşabildiği... Üç adım bahçem olsun istedim; yalınayak ve üç özgür adım atabileceğim... Bir bahçem olsun istedim, nerede olursa olsun... Bir bahçem olsun istedim, yüreğime koyabileceğim kadar ve yüreğimi koyabileceğim kadar!.. * * * Sadece, yalnızca ve hep bir bahçem olsun istedim... Bir küçük halı kadar... Bir seccade kadar hatta, hatta bir mezar kadar... Bir bahçem olsun istedim bir ucunda bir tek kök ağacı olan. Bir bahçem olsun istedim baharı duyup bana duyuran... Üç karınca, üç solucan ve üç papatyası olsun istedim bahçemin... Ama bir de ağacı. * * * Yeşil ve küçücük bir halı kadarcık bir bahçem olsun istedim... Üç adım. Ve bu üç adım bahçeye, ben, henüz toprağın “üzerinde” yatabilirken sahip olmak istedim!
Karıncalar da bahçecilik yapıyor Sıcak bölgelerde karıncalar yuva yaparken büyük çapta bir iç dekorasyona girişirler.
Bir usta gibi hareket ederek toprak, bitki, hayvan gübresi ile kendi salgılarının karışımından bir çeşit karton kutu inşa ederler. Ancak toprak altındaki bu yuva, özellikle yağmur yağdığında, dağılmadan bütünlüğünü koruması için karıncaların özel olarak geliştirdikleri bir mimari üsluba gerek vardır.
Kutu benzeri yuva inşaatı biter bitmez karıncalar hemen bahçeciliğe başlarlar. Rastgele değil özel olarak seçtikleri tohumları ekerler. Ev bitkileri yetiştirmeye meraklı insanlar, kendi bahçelerindeki bitkilerin karınca bahçelerindeki bitkilerle aynı olduğunu öğrenince şaşıracakları tahmin edilebilir.
TEK AMAÇ
BAHÇECİLİK
DEĞİL
Ancak karıncalar bu bitkileri sadece bahçecilik yapmak için yetiştirmezler. Eğer yetiştirdikleri bitkilerin kökleri olmasaydı yuvaları sık sık harabeye dönerdi. Bir nevi inşaat demiri vazifesi gören bitki kökleri, yuvayı bütün olarak tutarak çökmesini önlüyor.
Bugüne kadar ders kitaplarında karıncaların bitki yetiştirmeleri hep bu şekilde izah edilmişti ancak makul görünen bu izahı şimdiye kadar hiç kimse test etmemişti. Peru'da araştırma yaparak bu tezi test eden ilim adamları, karınca yuvasını yavaşça kazarak bitki köklerinin yuvanın çökmemesine yardımcı olduğunu gördüler.
MÜTHİŞ BİR KEŞİF
Daha ilginci, araştırmacılar bitkilerin bütün yapraklarını kestiklerinde, yuvanın ve karton kutunun yağmura dayanamayarak dağıldığını gördüler. Çünkü bitkiler, kökleri vasıtasıyla yuvadan suyu yukarı çekiyor, yapraklarıyla da buharlaştırıyordu. Böylece yuva kuru kalarak dağılmaktan korunuyordu.
Elbetteki karıncalardan bu işleri keşfedip uygulayacak ilim ve teknik olduğunu iddia etmek mümkün değil. Demek ki onlara bir ilham veren var. O da ancak karıncaya, kuşa, bitkiye hükmü geçen Cenab-ı Hakk'tır. O'nun kudret eli, toprağın altına da uzanıyor.
BİTKİLERİN DE FAYDASINA
Peki bitkilerin bu işten bir kazançları yok mu? Elbette var. Hem de birçok. Onlar karıncalarla karşılıklı dayanışma içinde bulunuyorlar. Karıncalar bitkilere içi besin dolu bir alan temin ederken, diğer böceklerden de korurlar. Bitki tohumlarını dağıtarak nesillerin devamını sağlarlar.
Bahçemiz de yok, hobimiz de Ülkemizde hobi bahçeciliği çok yaygınlık gösteren bir uğraş alanı değil. Ancak yapı marketlerine, nalburlara ve bahçe ile ilgili satış yapan yerlere bakıldığında bu alanın hiç de öyle boş bir alan olduğunu söyleyemeyiz.Olsa olsa toprağı yeni kabaran bir alan olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu boşluğu dolduran Türk ürünleri yok denecek kadar az. Türkiye'de bahçecilik ve kamp malzemeleri sektörlerinin yüzde 99'u ithal ürünlerden oluşuyor. İtalyan, Alman ve İngiliz markalarının hakim olduğu pazarda son iki yıldır ise Uzakdoğu menşeli ürünlerde artış görülüyor.
Kamp ve hobi bahçeciliği konusunda boşluğu fark eden Mine Salari Özkaya, bahçesi olan herkesin tanıyacağı dünyaca ünlü Alman markası Gardena'yı Türkiye'ye getiren bir isim. Beş yıl önce devraldığı bu markayı bugün tüm yapı marketlerine ve Türkiye'nin hemen hemen her yerine ulaştıran Mine Hanım, bahçe malzemelerini Türkiye'ye getirse de kendisinin bir bahçesi yok ve bunun özlemini çekiyor. "Birebir bahçe ile uğraşım çok az. Her zaman için keyifli bir uğraş olmuştur benim için. Bunun için vaktim ve ortamım yok. Menekşe ya da mevsimlik bitki yetiştiriyorum apartman dairemde. Bahçenin eksikliğini hissediyorum." diyen Gardena Genel Müdürü Özkaya, şimdilik bunun özlemini çekenlerin hasretini gideriyor.
Ürün gamında hobi bahçeciliği için gereken her türlü alet ve edevatın bulunduğu Gardena'da tırmık, makas, hortum, çim biçme makinesi, damlama ve sulama sistemleri, süs havuzları, aksesuar, akülü budama aparatları gibi binlerce ürün bulunuyor. Budama, elektrikli gruplar, temizlik, sulama, süs grupları gibi 15 farklı gruba ayrılan ürünlerin yanında hâlâ Türkiye'ye ithal edilmeyen ürünler de var. Bunun sebebi ise, Alman bahçe kültürü ile Türkiye'nin bahçe kültürünün farklı olması... Özkaya bu farkların en başına bütçeyi koyuyor. Almanlarda orta gelirli sınıfın bile bahçesi olduğuna dikkat çeken Mine Hanım, ayrıca iki milletin bahçe için ayırdığı zamanın da farklı olduğunu ifade ediyor.
"Orada orta direk insanın bile hobi bahçesi var. Türkiye'de bu, o kadar sofistike ve yaygın değil. Türkiye'de gelir seviyesi daha yüksek, insanların bahçeleri var. Villa yapılaşması da bu bahçe kültürünü artırdı. Ama zengin insanlar da bahçelerini hobi bahçesi olarak kullanmıyor. Benim anladığım hobi bahçeciliği; bahçe ile uğraşmak, budamak, sulamak, zamanı gelince gübresini vermek, çim biçmek gibi evrelerden ibaret. Halbuki bizde prestijli bir bahçeniz oluyor ve bu bahçe ile siz uğraşmıyorsunuz. Bahçe ile uğraşması için birini tutuyorsunuz. Türkiye'de hobi bahçeciliği görsel bir zevkten ibaret." diyen Mine Salari Özkaya, çok kısıtlı alanda ilerleyen hobi bahçeciliğinde en çok tercih edilen markanın Gardena olmasından dolayı mutlu. Gardena'nın fiyatlarının biraz yüksek olmasının sebebini ise çok kaliteli ve uluslararası marka olmasına bağlıyor. Öyle ki alınan ürünün yıllarca garantisi olabiliyor. Bölgelerdeki servis ağında ise sorunlu ürünleri tamir ettirmek mümkün.
Hobi bahçeciliğinin ülkemizdeki seviyesini bilmek için satılan ürünlere bakmak yeterli aslında. Satış grafiği olarak gelişmiş ülkelerin çok gerisindeyiz. Mesela Türkiye'nin yüzde 10'una sahip olan Danimarka'da, Türkiye'deki satışların 20 katı ciro yapılıyor. Ancak 2003'e göre 2004'te yüzde 20 bir satış artışı var ülkemizde de. Bu yıl içinse geçen seneye göre yüzde 15 artış bekleniyor. Hobi bahçeciliği ürünlerinde en büyük satışın gerçekleştirildiği il İstanbul. Sonrasında Ankara, Ege ve Karadeniz bölgeleri geliyor. Gardena'nın en az satış yaptığı yer ise Doğu Anadolu bölgesi.
Mine Hanım'a göre Türkiye'de bahçe kültürünün gelişmesi için uygun ortam gerekiyor. Uygun ortam deyince bundan sadece bahçe anlaşılmasın. Balkon ve penceremiz de o işi görebilir aslında. Önemli olan evinize dönünce bitkilerinize ayıracağınız zaman. Bunu bir yaşam şekline dönüştürürseniz bir kültür kazanmanız da mümkün olabilir.
Bahçeniz bayram etsin Gerek salon bitkileri, gerekse bahçe bitkileri, güzellikleriyle içimizi açıyor, bize huzur veriyorlar. Ancak onlar da hastalanıyor ve bakım istiyor. Bunun için uzmanlarından yardım almanız gerekiyor.Yaşadığımız mekânların çevresi de birey olarak sorumluluğumuz altındadır. Memleketin sokağı, bahçesi demekle olmaz, sadece arabamızın içi kirlenmesin diye yollara atılan, hele bizlerin parasıyla alınıp, belediye çalışanları tarafından canla başla yaratılan güzelim bahçeleri, mesire yerlerini, bitkiyle coşan yol kenarlarını kirleten o kadar çok "kültürsüz" var ki. Bunun yanında oturduğu apartmanın ya da evinin bahçesine bile sahip çıkmayan ları da unutmamak lazım. Bu kısa eleştirilerden sonra, bahçesine, bitkisine, yaşadığı yere sevgisi, saygısı olanlar için bahçe bakımından söz edelim. Bitki yetiştiriciliğinden keyif almanın en önemli sırrı emek verdiğiniz güzelliklerin gözünüzün önünde serpilip büyümesi.
Düzenli olarak sağlanan "nem" bitkilerin, ağaç fidanlarının müthiş mutlu olduğu bir şey. Yağmur almayan mevsim ve dönemlerde, sabah çok erken saatlerde ya da güneş batımından sonra sulama yapılması gereklidir. Eğer güneş altında sulama yaparsanız, bitkinizin yapraklarının erkenden kurumasına sebep olursunuz. Az miktarda ve sık sık sulama yerine, bol bol uzun aralıklarla su vermek en uygun sulama tarzı. Bol su verme işlemi, derin ve güçlü kök sistemini sağladığı gibi, hastalıkların ve yabancı otların azalmasına da yardımcı olur. Sulama işleminden önce bahçenizdeki toprağınızın kuru olduğundan emin olun. Toprağın üzerinde çatlama olmayacak şekildeki kuruluğunda bitkiye yararı vardır. Sonbaharda "kök çürümesine karşı" koruyucu ilaçlama yapmak çok mühim. Eğer bu işlem yapılmamışsa özellikle Alp gülü, kamelya, açelya, meyve ağaçlarında, tam keyfini yaşayacakken ilkbaharda kök çürümeleri ortaya çıkar. Böyle bir durumla karşı karşıya kalırsanız bitkinin önce tepe sürgünlerinden başlayıp diğer dallara da yayılan yaprak sararmaları ve kurumaları sonucu ölmüş olan bitkilerin hepsi sökülerek bahçe ortamınızdan uzaklaştırılmalı.
Gübreleme işleminde sonbahar en sağlıklı dönem
Eğer bitkinizdeki hastalığı erken teşhis ettiyseniz, çürüyen kökleri temizledikten sonra demir sülfat dökerek kuru toprakla kapatın. Unutmayın gübreleme işleminde sonbahar en sağlıklı dönem. Eğer bu dönemi kaçırdıysanız, üzülmeyin, ilkbahar dönemi başlangıcında kontrollü olarak azot oranı yüksek gübreler kullanın. Aşırı su tutan çim alanlarında, ılıman bölgelerde yosunlaşmalar ve alg oluşumları artar. Bunlarla mücadele için %1'lik bordo bulamacı veya demir sülfat gübreleme yapılmalı.
Yaz ve kış mevsiminin olumsuz etkilerine maruz kalıp ölen çimlere, en hızlı büyüme zamanı olan ilkbahar ve sonbahar içerisinde ara ekimler ve yamalar yapın. Böylece havanın yakıcı etkisinden ve sulama işlerinden de tasarruf etmiş olursunuz. Yeni kök ve sürgünleri desteklemek için, kum, torak, hayvan gübresi ve torf gibi karışım maddelerle 1-3 cm. kalınlığında çime kumlama yapın ve merdane ile bastırın. Bir de bu çimleri "havalandırma" işlemi var: Toprağın bazı yerlerinden havalandırma delikleri açarak bu işlemi yapabiliriz. Yatma ve kırılmaları engellemek için, bitkileriniz için rüzgar kıranlar oluşturun, devrilme tehlikesi olan ağaç fidanlarını da nazikçe çıtalar yardımıyla bağlayın veya toprak üzerinde kalan bölümünü köklerine zarar vermeden destekleyin. Bahçecilik hakkinda aciklamalar Bahçecilik konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Bahçecilik,bahçecilik ve bitki yetiştirme,bahçe düzenleme
|