|
Tinerci çocuklar
2010-04-19 20:55:39 Kadinlaricin.net sitesinde Tinerci çocuklar baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Tinerci çocuklar ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Güney Haştemoğlu 13 yıldır suçlu çocuklarla iç içe yaşıyor ve onları çok yakından tanıyor. Tinerci, sokak çocuğu, balici, hırsız, gaspçı, her türlü damgayı yemiş bu çocukları rehabilite etmek için bir proje geliştirdi birkaç yıl önce. Ancak hangi kuruluşa başvurduysa projesi nazik bir dille reddedildi. Bu konuda sorularımızı cevaplayan Haştemoğlu, hergün suça itilmiş yeni bir çocuğu topluma kazandıran Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı'nın Başkanı. Onun çözüm önerisi var ama parası yok!
On yıl önce de sokaklarda tinerci çocuk var mıydı?
- Biz on üç yıldan beri bu çocuklarla beraberiz. Ama bugüne kadar bu çocukların böyle korkunç bir olayı gerçekleştireceklerine dair hiçbir işaretle karşılaşmadık. Bu olay toplumun alt sosyal kesimindeki ekonomik sıkıntının patlama noktasına geldiğini gösteriyor. Bunun arkasından başka olaylar da gelebilir. Asla bu çocukları ağır cezalara çarptırarak bundan sonra ortaya çıkacak olayları engelleyemeyiz.
Çocuklardan bir tanesinin kulağı kesikmiş...
- Kulak kesme en uç hareket. Kulak kesmeye gelinceye kadar çocukların aile içinde çok büyük şiddete maruz kaldıklarını biliyoruz. Şiddetle karşılaşmış çocuk karşısındakine şiddet kullanmayı hak görüyor. Onların arasında öncüler var. Öncüler bu işi yaptığı zaman demek ki yapılabilir mantığıyla hareket ediliyor. Bu yüzden basın ve televizyonun tinerci cinayetini daha küçük çapta ve daha az dikkat çekici biçimde yansıtması gerekirdi diye düşünüyorum. ‘‘Linç edelim, keselim’’ gibi görüşlerle bazı insanlar galeyana geldi ve sokakta yaşayan tüm çocuklar zan altında kaldı.
TİNER SIKINTISINI AZALTIYOR
Tinerci çocuklar tehlikede mi şu anda?
- Aralarında bir düşmanlık başladı tabii. Sokaktaki diğer çocuklar kendilerini zan altında bıraktığı için tinerci çocuklara diş bilemeye başladılar.
Tinerin sokaktaki etkisi nedir?
- Uhu, tiner, bali hep aynı etkiyi yapıyor. Sokaktaki şiddetten, aile şiddetinden korunmak isteyen çocuk bu maddeleri koklayarak sıkıntılarından kaçıyor, unutuyor. Kendisini daha güçlü hissediyor, güven kazanıyor. Sokakta tiner koklayan çocukla, sosyal düzeyi yüksek olan ama her akşam alkol alan çocuk arasında bir fark yok aslında. Ama o eğitimli olduğu için kendine hakim olabiliyor. Sokaktaki çocuklar sevgiyi ailelerinde bulamadıkları için tinerde arıyorlar. Aynı zamanda tinerle kışın soğuktan korunuyorlar.
Uzun yıllar tiner kullanmış, tedavi olmuş, sokaktan kurtulmasına yardım ettiğiniz bir çocuğunuz var...
- Onun azmi, her insanın kendini eğitebileceğinin bir göstergesi. Biz onun okul masraflarını üstlendik. Çok iyi resim yapıyordu. Bu problemini onunla hiç konuşmadan, ileriye dönük projelerinden, mesleki kariyerinden bahsederek destek olmaya çalıştık. Köy kökenliydi. Hiç köyden gelenlerle kentlilerin yüz ifadesini incelediniz mi? Kentliler çok yargılayıcı bir yüz ifadesine sahipler. Sokak çocuklarına çok küçümseyici, aşağılayıcı bir tavırla bakıyorlar. Bu başlı başına diğerleri için güvensizlik nedeni değil mi? Biz neden en başarılı çalışmalarımızı doğadaki kamplarda yapıyoruz? Çünkü ne ağaçlar, ne otlar çocuklara aşağılayıcı bir muamele yapamaz. O kamplarda bizim sokak çocukları üzerinde yarattığımız etki, güven, bütün yıl boyunca bu binada verebileceğimiz eğitimden daha fazla. Çünkü çocuk sokağa çıktığı zaman kendisini küçülten, hor gören bakışlarla karşı karşıya geliyor ve korkuyor.
RESİM ÖĞRETMENİ OLACAK
Tiner kullanan çocuğunuz bugün resim öğretmeni olma yolunda. Nasıl başarabildi bunu?.
- Önce insanın kendisinin iyileşeceğine ikna olması gerekiyor. Silifke'nin bir köyünden gelmişlerdi. Altı kardeştiler. Erkekler bir güreş kulübünde dövüşüyordu. Anneleri orada aşçılık yapıyordu, baba işportacıydı ve başka bir kadınla yaşıyordu. Çocuk garip bir suç işlemişti. Suçu kaymakamın odasından silahını çalmaktı. Cesaretini, gücünü kendine kanıtlamak istiyordu. Çok garip bir suçtu bence. Çok uzun yıllar tiner kullandı ama bırakmayı istediği anda tedavisine yardımcı olduk. Liseyi bitirdi, tineri bıraktı, bir üniversitenin resim bölümünde okuyor şimdi...
SAYILARI ÇOĞALIYOR
Linç edelim, asalım, keselim, cezalandıralım dendi, kimse iyileştirmekten reabilite etmekten söz açmadı. Oysa siz bu konuda yıllardan beri çalışıyorsunuz...
- Bence toplum bilinçli veya bilinçsiz, sokaktaki çocukların bu durumunun kendi suçu olduğunun farkında. Sanki onları yok etmekle suçun delilini ortadan kaldıracak. Bu yüzden linç etmeyi çözüm olarak görüyor. Oysa tinerci çocukların sayısı gittikçe artıyor. Onlar böyle bırakılırlarsa geleceğin tetikçileri olmaya adaylar. Sadece tinerciler değil, okulda bıçak- tabanca taşıyan, arkadaşlarına kızınca onları bıçaklayan, okuldan uyuşturucu temin eden çocuklar... Tinercilerin durumu biraz özel. Farklı bir ahlak anlayışları yok ama kapalı bir grup oldukları için kendi içlerinde oluşturdukları kurallar var. Bir klan gibi, kendilerini korumaya yönelik kurallar bunlar... Asla ispiyonculuk yapılmaz, kurallara uymayanların üzerine tiner dökülüp yakılır, yaralanır gibi, katı kurallar. Pek çok çocuk kendi klanı tarafından da şiddete maruz kalıyor. Biz sınırdaki çocuklarla çalışıyoruz. İlgilenmediğimiz takdirde öbür tarafa, suç işlemeye adım atma ihtimali çok kuvvetli olan çocuklarla. Aralarında tiner de alanlar var. Sınırda olan çocukların bir daha suç işlememesi, sokağa düşmemesi, tiner kullanıyorsa kullanmaması için bir mücadele veriyoruz. Her zaman için azami 100 çocuğa yardımcı oluyoruz. Yirmi yaşını geçse bile, bizimle birlikte devam etmek istiyorsa ona engel olmuyoruz ama ondan başka görevler bekliyoruz. Diğerlerinin abisi olması gibi... Bir zamanlar suçlu damgası yemiş ve şu anda bizimle suçlu çocukların reabilitasyonu için gönüllü çalışan pek çok genç var...
Yarının tetikçileri olurlar
Psikiyatr Özkan Pektaş, bali, tiner gibi uçucu madde bağımlısı sokak çocuklarının toplumsal hayattan izole edilerek tedavi edilmesi gerektiğini savunuyor: ‘‘Bu sadece benim fikrim değil, dünyada denenmiş ve yararı kanıtlanmış bir takım uygulamalardan sonra ortaya çıkan bir sistem. Sokak çocukları kapalı bir grup olduğu için kendi aralarında birtakım değerler ve kurallar oluşturuyorlar. Kurulacak çiftliklerde (terapötik komünite) onlar için bu kuralların yerini alabilecek, toplumsal hayata uyum sağlamalarına yardım edecek bir psikoloji yaratmak gerek. İlgi alanlarına göre onları müzik, resim gibi çeşitli faaliyetlere itmekle yavaş yavaş toplumsallaşmalarına yardımcı olmak en faydalısı. Bu çocukları yalnız başına bırakmak, patlayan bir bomba gibi, onları yarın bir mafya lideri ya da tetikçi olarak görmek demek!’’
Özgür Eğitim Köyü
Haştemoğlu, tinerci çocuklar için geliştirdiği projeyi anlatıyor:
‘‘Bir köy kurmak, içinde bulunduğumuz sorunlar karşısında çok küçük bir çözüm olarak görünebilir. Ancak biz Özgür Eğitim Köyü'yle tekrarlanabilir bir model yaratmak istiyoruz. Ucuz, inşası ve bakımı kolay, değişik yer ve koşullarda uygulanabilir bir köy yaratma arzusundayız. Çocuğun güven duyacağı, sevildiğini bileceği, kendine güveninin artacağı bir ortam düşünüyoruz.
‘‘Her çocuğun başına bir adam dikerek olmayacak bu uygulama. Çocuk mahkemeleri, ıslahevi ve çocuk koğuşlarından gönderilen çocuklar, köyde kalan ana grup olacak. Hedefimiz, çocukların suç oluşturan davranışları ile anti sosyal tutumlarını ortadan kaldırmak ve yeniden toplumsallaşmalarını sağlamak. Çocuklar ihtiyaçlarına göre en fazla üç yıla varan bir süre köyde kalacaklar. Bu süre içinde ihtiyaçları saptanacak, eğitim alacaklar. Para kazanacak bir işi, beceriyi öğrenecekler.
‘‘500 dönüm toprağa ihtiyacımız var. Bakın ne kadar üzüldüm, Bolu'nun Kıbrısçık köyünde Adalet Bakanlığı'na E tipi cezaevi yapılsın diye 600 dönümlük yer vermişler. Adalet Bakanlığı bu projeyi yapmamış. Köylüler orada cezaevi yapılırsa ticaretin canlanacağını düşünüyorlarmış. Ben kaymakama telefon ettim. Bakanlık eğer bu toprağın üzerinde bir çalışma yapmıyorsa, bizim talip olduğumuzu söyledim. Kaymakam bu projeye köylünün asla destek vermeyeceği gibi, çalışmayı da baltalabileceğini söyledi.
Tinerci gerçeği
Büyükşehir Belediyesi APK Daire Başkanlığı, son günlerde cinayete varan eylemleri ile gündeme gelen ve halk arasında “tinerci” olarak bilinen sokak çocuklarıyla ilgili geniş bir araştırma yaptı. Araştırma sonunda hazırlanan raporda sokak çocukları gerçeğinin bir sosyal patlamanın farklı ölçekteki tezahürü olduğu ve ilgili tüm kurumların gerekli tedbirlerin el birliğiyle gecikmeden alması istendi.
Araştırma, İstanbul’un 27 ilçesinde bin 200’ü halk, 300’ü sokakta çalışan, 500’ü de tiner bağımlısı çocuk olmak üzere toplam 2 bin kişi üzerinde tamamlandı. Elde edilen değerler başta akademisyenler olmak üzere uzmanlar tarafından değerlendirilerek bir rapor haline getirildi.
Çoğu ‘Doğu’dan gelme
Raporun sonuç bölümünde sokak çocuklarının demoğrafik özelliklerine bakıldığında çoğunlukla Doğu ve Güneydoğu’dan İstanbul’a geldikleri, zorluk ve yoksulluk içinde yaşadıkları belirtildi. Raporda çocukların sokağa düşme sebepleri arasında parçalanmış aileler ve aile içi şiddetin önemli bir payı olduğuna işaret edildi.
Raporda, mevcut sokak çocukları olgusunun 1960-70’li yıllardaki “Köprü Altı Çocukları”dan tamamen farklı olduğu kaydedilerek, “Bugünkü sokak çocukları hızla değişen ve sosyal patlama tohumlarını içinde barındıran toplumun risk katsayısını oluşturmaktadır. Sokak çocukları olgusu bir sosyal patlamanın farklı ölçekteki tezahürüdür” denildi.
Yüzde 31’inin kimsesi yok
Büyükşehir Belediyesi’nin bu problemin altından tek başına kalkamayacağının belirtildiği raporda “Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde merkezi yönetim kuruluşları, ilçe belediyeleri, sağlık, eğitim, sivil toplum kurluşuları işbirliği yapmalıdır. Bu çerçevede tiner kullanan çocukların tedavisi için tam teşekküllü bir merkez kurulmalı, ailelerin ruhsal ve ekonomik durumları güçlendirilmelidir” denildi. Bu çerçevede yapılması gerekenler maddeler halinde tek tek sıralandı. Araştırmada özellikle 500 tinerci çocuğun çeşitli sorulara verdiği ilginç cevaplar önemli bir yer tuttu. 1 ilâ 5 yıldır sokaklarda yaşadığı belirtilen tiner bağımlısı çocukların yüzde 31’i kimseleri olmadığı, yüzde 22’si aile baskısı, yüzde 16’sı da rahat olduğu için sokakta yaşadığını söyledi. Yine bu çocukların yüzde 24’ü’nün annelerinin, yüzde 29’ununun da babalarının ölü olduğu, yüzde 17’sin ise anne ve babalarının ayrı yaşadığı belirtildi.
Aile içi şiddet ve alkol...
Çocukların yüzde 62’si aile içi şiddete şahit olduklarını, yüzde 50’si babalarının devamlı alkol kullandığını, yüzde 25’i de aile fertleri tarafından dövüldüğünü söyledi. Yüzde 38’i ailelerininin İstanbul’da olduğunu, yüzde 16’sı da kimselerinin bulunmadığını söyledi. Çocukların yüzde 79’u tiner, yüzde 47’si bali kullandığını, yüzde 55’i dilenerek, yüzde 33’ü de hırsızlık yaparak geçindiğini belirtti. Uyuşturucu madde kullananların yüzde 92’si ‘kafayı bulma’nın hoşlarına gittiğini, kendilerini güçlü ve cesur hissedip herşeyi unuttuklarını söyledi. Çocukların yüzde 91’i sokaklarda yaşamaya İstanbul’da başladıklarını, yüzde 66’sı karakola, yüzde 27’si ise Çocuk Mahkemesi’ne düştüklerini açıkladı.
Okumak istiyorlar ama...
Araştırmalarda konuşulan sokak çocuklarının yüzde 72’si okula gitmek ve doktor, polis, iş adamı, öğretmen, sanatçı olmak istediklerini belirtirken, yüzde 6’sı da mafya olmak istediklerini kaydediyorlar. Yüzde 81’i hiç kitap okumadığını, yüzde 89’u da en çok arabesk müzik dinlediğini belirtti. Yüzde 31’i güzel ve namuslu birisiyle evlenmek, yüzde 73’ü de çocuklarının olmasını istediğini söyledi. Yine yüzde 47’si en çok sokakta beraber yaşadığı arkadaşlarını, yüzde 10’u annelerini, yüzde 8’i ise kendilerine yardım edenleri sevdiklerini belirtti.
Tinerci tehdidi ne zaman bitecek? Büyük şehirlerimizde, özellikle İstanbul’da yaşanan tinerci dehşeti herkesçe biliniyor. Bazı vatandaşlar hayatlarını kaybetti, yaralananlar oldu; ama en önemlisi, çoğumuz belli yerlere gitmeye korkar olduk... Güvenlik güçlerimiz bazı tedbirler aldılar. Ama, İstanbul’dan yazan okuyucumuz Ayla Öztürk’ün de bizzat şahit olduğu gibi, bu tehlike heniz bitmedi; önemini ve ciddiyetini koruyor. “Bir tanıdığımızın Kocamustafapaşa Cambaziye Mektep Sokak’taki evine gittik. Ancak gittiğimize pişman olduk. Çünkü sokak bir süre sonra tinercilerce kuşatıldı. Evsahibi hanım ne yapacağını şaşırdı. Bizi oyalamak için büyük gayretler gösterdi. Bir süre evden dışarı çıkamadık. Şehrin göbeğinde, gün ortasında yaşadığımız bu dehşete şaşırmıştık. Onlarsa olayı kanıksamış, bir hanım, tinercilerin bileziklerini nasıl çaldığını anlattı. Bir diğeri de cep telefonunu nasıl kaptırdığından söz ediyordu, bir başkası da tinercilerin damadından nasıl zorla para istediğini aktardı. Çok şaşırdım, biran önce etkili tedbirlerin alınması gerektiğini düşündüm. Cambaziye Mektep Sokak’ta yaşanan olayların, Uzunyusuf, Silivrikapı, Samatya civarında, kısaca Kocamustafapaşa’nın büyük bölümünde yaşandığını öğrendim. Yetkilileri göreve çağırıyorum; daha büyük olaylar olmadan lütfen tedbir alın!”
Tinerci kâbusunu bitirin! İstanbul’da bazı semtlerde sokağa çıkmak hâlâ riskli. Hele akşamın geç saatlerinde her an tinercilerin saldırısına uğranabilir. Geçmişte yaşanan dehşet verici olaylar çabuk unutuluyor. Allah göstermesin, benzer olayları yaşamak her zaman mümkün. Tinerci ya da bîmekan takımından vatandaşı korumak, o tehlikeleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil mi? Yine yaşlı bir hanım aradı; Eyüp’te oturuyorlar. Bir tedirgin, bir tedirgin... Telefonda bile tinerci demeye çekiniyor; ya bir zararları dokunursa... “Kızımla beraber kalıyorum. Damadım esnaf, işinde, gücünde, sevilip-sayılan, çok dürüst bir insan. Geçtiğimiz günlerde, Eyüp’te bulunan dükkanını biraz gecikmeli olarak kapatıp, fazla uzakta olmayan evine doğru geliyor. Tiplerinden tinerci oldukları anlaşılan üç genç yaklaşıyor, birşeyler soruyor, sonra da para istiyorlar. Para verilmeyince de damadımı evinin kapısında bıçaklıyorlar... 11 gün oldu, hâlâ iyileşemedi. Tedavisi için onca masraf yapıldı. Eşin, dostun tavsiyesine uyarak, mimlenip daha büyük belalara uğramamak için işin peşini bıraktı... Eyüp’te tarihi mekanlar adeta bu güruhun işgalinde. Yakınlarımızın medfun bulunduğu mezarlığa bile korkarak gidiyoruz. Belli bir saatten sonra zaten çıkamıyoruz. Oradaki aşevinden bedava yemek veriliyor, tiner parası da vatandaştan, tehditle... Mahalleli tedirgin, şerlerinden emin olmak için tiner alıp vermeyi bile düşündük. Doğma büyüme İstanbul’luyuz. Başka bir yerimiz olsaydı, çeker giderdik. Bir şehir, hele turistik önemi olan ve bütün Müslümanların ziyaretgahı olan böyle bir yer nasıl tinercilere terkedilir? Bu zararlı gençleri toplamak, onları bu kutsal mekanlarda barındırmamak, vatandaşın can güvenliğini sağlamak çok mu zor?” Yaşlı hanım daha çok anlattı; çocukları için, torunları için tedirgin ve korkuyor, doğup büyüdüğü yerleri terkedercesine korkuyor. Yakışır mı İstanbul gibi bir metropole?
Bu bayram var mısınız! Kucaklanmak, bağra basılmak bekledikleri Hesap- kitap yaptınız.. Belki bir giysi belki de (sembol oldu ya) bir çift yeni ayakkabı aldınız çocuğunuza... Gözündeki mutluluğu, sizi kucaklayışını hayal ederek dolaştınız mağazaları. Sonra karınca kararınca ziyaret edeceklerinize ne götürebileceğinizin telaşı sardı sizi. Şimdi ‘bayram’ kapıda bekliyor. Bayram sabahı çocuğunuzun elinizi öpüşündeki duygu ve gurur her seferinde bir ilkmişçesine taptazedir ya siz de onu bekliyorsunuz. Belki de ilk kez bu bayram öpecek elinizi. Küçücük elleri ilk kez bir eli tutacak büyüklüğe ulaşmıştır. Oysa bir bayram sabahı yatağından erkenden kalkıp anne-babasının, dedesinin yanına bir an önce koşmak için telaşla giyinmenin güzelliğini bilmeden büyüyen nice çocuk var. Bayram sabahındaki kahvaltıda, o hiç çözülemeyen huzurlu havayı koklayamayan... Uyandığında yastığının yanıbaşına konmuş bayramlıkları, her gün zaten harçlık aldığı babadan o gün alınan paranın başkalığını. Tek tek dolaşılan, gidilemezse aranan eş dost, akrabayı bilmeyen, bilemeyecek olan.. Bayramları da herhangi bir gün gibi geçirip yetişkin olan nice çocuklar. Nerede olduklarını bilmedikleri ailelerinden ayrı hayata ta en başından yapayalnız başlayan... Onlara da giysiler alınıyor belki, ihtiyaçları gideriliyor ama... Ama onların istediği bambaşka...Onlar kucağa alınmak istiyor, sıkı sıkı sarılmak, koklanmak. Birinin bağrına basılmak. Ne dersiniz tatil dokuz gün. Hiçbir tanıdığınızın, akrabanızın evi yok mu bir kimsesiz çocuklar yuvasının yakınında. Bu dokuz günde onlara ayırabileceğiniz 1-2 saat? Yaşınız ne olursa olsun. Birkaç saatliğine de olsa ‘abla, abi, anne, baba’ demeyi özleyen bu çocuklara koşsanız. Onlar da ‘bayram etse’. Ama sonra; tekrar tekrar gitseniz, kendinizi özletmeseniz... Bayramınız kutlu olsun!
Hepsi üzerimize doğru koştular... Kimi foto muhabiri arkadaşımızın, kimi şoförümüzün üstüne atıldı ‘baba’ diye... Ve bacaklarıma dolandı minik kolları ‘anne’ diyerek... Biz sessizliğe gömüldük önce... Hepimizin çocukları vardı, bilirdik bir çocuğu kucağına alabilmenin tarifsiz güzelliğini... Ve bilirdik bir çocuk için anne babayı karşılamanın ne demek olduğunu... İyi de şimdi bu çocuklara ne diyecektik? Bunu hiç öğrenmedik ki biz. Hiç bilmedik ki ‘ailesizliğin’ ilacı nedir? Özellikle İstanbul’da sokağa terk edilen yeni doğmuş bebeklerin sayısındaki artış dikkat çekici. SHÇEK’na bırakılan bebekleri , sokakta yaşayan çocukların durumunu İstanbul Sosyal Hizmetler İl Müdürü Kahraman Eroğlu ile konuştuk. -Özellikle İstanbul’da ‘Polisler sokağa terk edilmiş bir bebek buldular’ cümlesini çok sık duyar olduk. İnsan yeni doğmuş bir bebeğin sokağa bırakılmasını hiçbir kalıba, hiçbir nedenin içine sokamıyor... -’Göç, aile içi sorunlar, bölünmeler, yapılan yanlışlar sonucunda bu sayıda bir artış var. En büyük artış İstanbul’da ve yılda 150-160 civarında terk bebek oluyor. Bazı anneler gerçekten başka bir yolu olmadığı için, çaresizce bırakıyor ‘sonra durumum düzelince gelip alırım ‘ diye. Bir hata sonucu çocuk sahibi olan genç kızlar var aile ve çevre baskısından korktukları için bırakıyorlar çocuklarını. Zaman zaman gelip gizlice ziyaret edenleri oluyor. Çocuklar ne yaparsa yapsın aileler affetmeli. Affetmemek daha büyük hatalara yol açabiliyor, intihara, geri dönülemeyecek yollara sürükleyebiliyor gençleri. Kendisi de çocuğu da yok oluyor. Annesi olan bir çocuğu yuvaya bırakmak doğru değil. Hem kendisi, hem anne baba ömür boyu azap çekiyor. O bebeğin de hiçbir suçu yok...’
40 çocuklu anneler -Yuvalar ve imkanlarınız yeterli mi bu çocuklara bakmak için? - ‘İstanbul’un tek 0-6 yaş çocuk bakımevi burası. 300 çocuk olması gerekiyor ama 400 çocuk var. Bırakıp gitmişler bakmak zorundayız. Bir gönüllü anne burada 40 çocuğa bakıyor. Yıkaması, giydirmesi.. Bir anne 40 çocukla ne kadar ilgilenebilir ? Özellikle genç emekli annelere, amcalara, üniversite öğrencisi olup vakti olan ablalara, abilere gönüllü olmalarını hep söylüyoruz. Bir çocukla temas kurmak, saçını okşamak onun için çok önemli... Her gün baklava, börekle, parayla mutlu olmuyor çocuklar. Onu mutlu eden ‘ben senin abinim, babanım...’ denmesi elinin tutulması, gezilmesi. Devlet her şeyini veriyor bu çocukların, giyeceklerini, yemeklerini. Tek bir şeye ihtiyaçları var; ilgi ve sevgi..’ -Buradaki çocuklar devletin koruması altında. Ama bir de sokakta yaşamaya çalışanlar var. Bir çocuğu sokağa iten ekonomik nedenler mi başka problemler mi? -’Yaptığımız çalışmalar en önemli nedenin aile içi baskı, şiddet ve istismar olduğunu gösterdi. Şiddet gören anneyi kurtarma duygusuyla çocuk çalışmak istiyor, sokağa çıkıyor ve tekrar geri dönüşü olmuyor. Sokakta çalışan 7-8 bin çocuk var. Onları desteklemezsek bir süre sonra sokakta yaşayanlarla aynı duruma ve büyük tehlike haline gelebilirler. Sokak her türlü tehlikeye ve istismara açık. Çoğunlukla göç etmiş, sosyal ve ekonomik anlamda zor durumda olan ailelerin çocukları ama sosyo-ekonomik durumu iyi olup aile içi geçimsizlik nedeniyle sokağa kaçan çocuklarla da karşılaşıyoruz. Ben sosyal hizmetler il müdürü olarak sokaktaki çocuklarda azalma olduğundan eminim. Aracımız beş yıl, üç yıl önce sokağa çıktığında 15 çocuk getiriyordu, şimdi sabaha kadar geziyor en fazla aldığı çocuk sayısı üç.’
Tinerci çocuk değil, tinerci adamlar - Siz sayı azaldı diyorsunuz ama bir çeşit çeteler var sokaklarda. Madde bağımlılarının sayısı artmış, suç işleme yaşı düşüyor, oran da artıyor. -’Bu maalesef yılların birikimi. Artık onlara tinerci çocuklar değil tinerci adamlar dememiz gerekiyor. Yaşları 24- 25-26.30. İspirto içenler, her türlü maddeyi kullananlar var. Şu an bizim kurumlarımızda 17 yaşında olup ilkokul ikiye giden çocuklarımız var. Hiçbir eğitimden geçmeyen çocuğun sokaktaki halini düşünün. Biz uçucu madde bağımlılarının istem dışı da olsa tedaviye alınması için mahkeme kararı çıkarttık. UMATEM’de onların tedavilerini yapıyoruz. İstanbul’da 11 tane çocuk ve gençlik merkezi var. Bu konuda topluma ,özellikle basına görev düşüyor.’
Sokaktan, santranç şampiyonluğuna -Bu merkezlerde eğitilen çocukların tekrar sokağa dönme ihtimali ne? Normal hayata katılabiliyorlar mı? -’Beş yıl içerisinde sokakta yaşayan 1470 çocukla birebir çalışma imkanımız oldu. Bunlardan 672’si tekrar ailesine döndürüldü.300’e yakın çocuk korumamız altında. Bir kısmı okula devam ediyor. 5 yıl sokakta kaldıktan sonra iki yıllık bir çalışma neticesinde Türkiye satranç birincisi olan var. Aşçılık yapanlar, otelde çalışanlar, marangozlar, pek çoğu meslek edindi.’ -Suç işleme yaşı da gittikçe düşüyor. Kap-kaçtan, gaspa kadar pek çok olayda çocuk denecek yaştakileri görüyoruz. Sokakta yaşayan çocuğun suça karışma oranı ne? -’Hepsi. Sokakta yaşayan çocuk yaşayabilmek için her türlü riske, zararlı alışkanlıklara, tehlikeli işlere girmek zorunda. Yoksa sokakta yaşayamaz. Belli bir guruba katılmak zorunda.’
Her şeylerini karşılıyoruz Senede 160-170 civarında kimsesiz çocuğu evlatlık veriyoruz, gerekli yazışmalar yapıldıktan sonra. Bu kadar nüfusun yaşadığı İstanbul’da koruyucu aile konusunda istediğimiz sonucu alamadık. 42 civarında koruyucu ailemiz var. Oysa çocukların giyecek ve yiyecek giderlerini de karşılıyoruz. Aileler maalesef bu konuya yaklaşmadılar.
Çocuk benim kime ne!.. Çocuklarını sokakta yaşamaya, çalışmaya zorlayan ailelerle ilgili 533 dava açtık. Sonuçlanan 78 davadan 77’si çocukların yararına... Ailelere 6 ay-1 yıl hapis cezası verildi ve bu paraya dönüştürüldü. İki aile hakkında da çocuklar üzerindeki velayetini kaldırma kararı alındı, çocuklar bize verildi. Çocuk benim istediğimi yaparım imajının yerine, benim olduğu kadar devletin demek ki imajı yerleşti.
Adın “Sevgi” olsun... -Adlarını ‘Kader’ koymayın ne olur bu koca gözlü yavruların.. Adlarıyla birlikte yüklemeyin omuzlarına hiç de payları olmayan ‘hayata eksik, yalnız başlayışın’ hüznünü... Onların da öpecek elleri olsun bayram günlerinde. Sıkı sıkı sarılacak büyükleri. Sen koca, kara gözlü çocuk... Üç yaşındaymışsın.. Yaşını bile söyleyemedin, adını da... Ama öyle sıkı sarıldın ki kucağımdan inmemek için boynuma!.. Gel adın Sevgi olsun, mutluluk, olsun... O gözlerinde de sana en çok yakışacak, hakkın olan gülümseme... Ve sen de bayram sabahlarında evin içinde dolaşan büyüklerinin, ayak seslerine uyan.
Kucağımdan inmedi, Çağla... Hep kucağımda kalmak istedin Çağla... Hani yaşın benim kızım kadar... İki elinle tuttun saçlarımı iki yandan hiç bırakmadan... Senin de Emine’nin de, Kader’in de saçları kısacık kesilmiş... Böyle daha kolay bakıyorlar size herhalde...Uzasın saçlarınız...Ve sıcacık dokunan eller tel tel tarasın onları... Bir bayram sabahı iki yandan iki kulak yapılsın kurdelelerle. Senin, Emine’nin, Kader’in... Diğerlerinin, hepinizin.... Tinerci çocuklar hakkinda aciklamalar Tinerci çocuklar konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Tinerci çocuklar,tinerci çocuk,tinerci çocuklar nedir ,tinerci çocuklar hakkında bilgiler ,tinerci çocukların saldırıları
|
|