Kadınlar
     
Kategoriler
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuklar
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlara Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Pratik Bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar » Çocuklar

» Anne şefkati

 

Anne şefkati

Kadinlaricin.net sitesinde Anne şefkati baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Anne şefkati ile ilgili yazi bulunmaktadir.

Anne şefkati ,resim ,resimleri

 

Bugüne kadar anne sütünün bebeğin sağlığına, ilerideki hayatına nasıl faydalar getirdiğine dair yüzlerce araştırma sonucu okumuşsunuzdur. Peki anne şefkatinin de aslında “doğal bir ilaç” yerine geçtiğini biliyor muydunuz?
Bilim adamları, anne şefkatinin “doğal bir ilaç” olduğunu ilmi araştırmalarıyla ortaya koydular.
Araştırmanın sonucuna göre, anne şefkati, bebeğin hem fizyolojik hem de psikolojik sağlığını direkt olarak etkiliyor. Annenin bebeğini okşaması ya da ona dokunması aslında bir masaj yerine geçiyor ve ileriki hayatında da ona vücut sağlığı açısından büyük faydalar sağlıyor.
Alın size anne şefkatinin nelere kadir olduğuna dair yaşanmış gerçek bir olay:
Amerika’da erken doğan, hiçbir organını hareket ettiremeyen ve birkaç defa ölüm tehlikesi atlatan 1 kilo ağırlığındaki bir bebek Miami Masaj Enstitüsü’nde Dr. Maria Harnandez’in ellerine teslim edilir. Dr. Harnandez, usta okşama seansları sayesinde bebek sağlığına kavuşur, kilosu ise kısa süre içerisinde yüzde 47 oranında artar.
Bilim adamları dokunma ve okşamanın bebeklerin yaşaması için hava, su ve gıda kadar önemli olduğunu belirtiyorlar. Bunu destekleyecek tarihi bir gerçeği de açıklamaktan geri kalmıyorlar: 13. asırda Alman Kralı Frederic, ülkedeki birçok bebeği annelerinden ayırarak saray korumasına aldırmış ve “Bunlara dokunmak, onlarla konuşmak yasak” emrini vermiş. Şefkatten mahrum kalan bebeklerin tamamı bir hafta sonra ölmüş.
Miami’deki Masaj Araştırmaları Merkezi Müdürü Cims Gordon, okşanarak, sevilerek büyüyen çocukların sinir sistemlerinin daha güçlü olduğunu, ileriki yaşlarda diğer çocuklara göre daha fazla kendine güven kazandığını, okul ve hayatlarında daha başarılı olduklarını söylüyor.
Annenin çocuğu kucağına alıp sevmesi, onu bağrına basması, okşaması, yanağına bir öpücük kondurması, hiçbir anlamadığını zannettiğimiz bebeğin aslında, “kendine olan güvenini” artırıyor.
Bütün bu verileri destekleyen bir diğer olay da, okşama şeklindeki hafif masaj ile şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kas ağrıları, kaslarda fazla oksijen birikmesi gibi birçok hastalıklar da tedavi edilebiliyor. Sporcuların masaj seansları almaları sizce bu gerçeği doğrulamıyor mu?

İlgisizlik, çocukların psikolojisini bozuyor

Bilim adamları, gelişme çağında ilgisizlik ve kötü muameleye maruz kalarak büyüyen çocukların ileride psikolojik sorunlarla karşılaşabileceğini açıkladı.
Boston’daki Harvard Tıp Okulu’na bağlı Mclean Hastanesi’nde görevli Dr. Martin Teicher, bazı insanların bu psikolojik sorunları yenerek normal hayatlarına devam edebildiklerini, ancak sorunların kalıcı da olabileceğini ifade etti.
Çocukların beyin gelişimlerini dış etkenlerin nasıl etkilediğine dair ayrıntılı bir araştırma yapan Dr. Teicher’ın yüzlerce çocuk üzerinde yaptığı incelemeler sonucunda, gelişim çağındaki çocukların dış etkenlere bağlı dört çeşit beyin anormalliği gösterdiklerini bildirdi.
Teicher, gelişme çağında kötü muamele görerek büyüyen çocuklarda sonraki yıllarda saldırganlık, depresyon, kaygı, hafıza geriliği ve dikkat kaybının görüldüğünü kaydetti.

Yurt çocuklarına anne şefkati

Adana’da bir ev kadını, çocuklarını büyütüp meslek sahibi yapınca, hayatını yurt çocuklarına adadı. Yurt çocuklarına şefkat elini uzatan Necla Altındağ, “Hiçbir şey veremiyorsak, bu çocuklardan şefkatimizi esirgemeyelim” dedi. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na (SHÇEK) bağlı faaliyet gösteren Çocuk Sitesi’nde hiçbir karşılık almaksızın çalışan evli ve 2 çocuk annesi Necla Altındağ (57), 10 yılı aşkın süredir yurt çocuklarına gönüllü annelik yapıyor. Kızı ve oğlu büyüyüp meslek sahibi olunca boşluğa düştüğünü, bir kez ziyaret ettiği Çocuk Yuvası’nda ise gönüllü çalışmaya karar verdiğini belirten Necla Altındağ, “Yalnızlığımı onlarla gideriyor, ihtiyaç duydukları anne şefkatini vermeye çalışıyorum. Devlet, bu çocuklar için sosyal devlet olmanın gereği olan tüm hizmetleri veriyor. Ancak, her çocuk aile ortamının sıcaklığını yaşamak ister. Devlet, bu çocukların her birine anne getiremez. Ancak, herkes bu çocuklara sahip çıkabilir. Bunu bir insanlık görevi olarak kabul ediyorum” dedi.

Bebeğe ayı şefkati

İran’da 3 gün boyunca kayıp olan 16 aylık bir bebeğin, bir anne ayı tarafından beslenip korunduğu iddia edildi. Kayhan gazetesinin haberine göre, Loristan eyaletinde göçebe bir ailenin bebeği kayboldu. Tüm aramalarına rağmen bebeği bulamayan aile, göçebe çadırına geri dönerken, araştırmalar da devam etti. 3 gün sonra bebek 10 kilometre uzaklıkta bir ayı ininde, sağlıklı bir şekilde bulundu. Araştırma ekibi, bebeğin bu süre zarfında ayının ininde barındığını ve muhtemelen ayının memesini emerek beslendiğini söyledi. Sağlık görevlileri, bebeğin sağlık durumunun oldukça iyi olduğunu açıkladı.

Sevgiye özlemim var

Ailem beni iki yaşımda iken varlıklı bir aileye evlatlık vermiş. Beni evlatlık alan aile ilk üç sene bana karşı çok iyilerdi. Fakat üvey teyzem ve eşi beni istemedi bu yüzden annemi sürekli doldurup beni dışlatıyorlardı. Evde bana sürekli şiddet uygulanıyordu. Üvey babam ise buna karşı idi. Tek destekcim babam oldu. Babam buna daha fazla dayanamadı benim için otuz yıllık eşinden ayrıldı. Babamla ben evden ayrıldıktan sonra iki yıl yalnız kaldık. Ben ilkokula gidiyordum. Bu arada babam ikinci evliliğini yaptı ve ikinci bir üveyannem oldu. O da beni kendi nüfusuna almıyor ve evde istemiyordu. Ağza alınmayacak kelimeler sarfediyordu. Evde tekrar huzursuzluklar başlamıştı. Bu sorunlardan dolayı okula devam edemedim ve yatılı Kuran kursuna, dikiş nakış kursuna gittim. Üç senem de öyle geçti. İstanbul'a teyzemin yanına geldim iş hayatına atıldım. Burda da eniştem huzur vermedi. Kumar oynuyor aylığımın hepsini alıyordu. Bir gün karşı geldim. Benim de paraya ihtiyacım vardı. Kendi ayaklarım üzerinde durmak zorundaydım arkamda kimse yoktu. Derken ablacığım eniştem beni kovdu. Burada arkadaşlarımın desteği ile ev kiraladım tek başıma yaşıyorum. Babam yaşlı olduğu için benim evlenmemi, yalnız kalmamamı istiyor. Yıllardır hep sevgisiz kaldım. Bu yüzden evlenince de aynı şeyleri yaşamaktan korkuyorum. Ama yalnız da olmuyor, rahatsız edilmekten insanların kötülük etmelerinden korkuyorum. Bunun için evliliği düşünüyorum. Ama henüz erken biliyorum. Bir de zamanında bana manevi desteğini hiç bırakmayan erkek arkadaşım var askerliğini yaptı. Fakat altı ay oldu hala memlekette boşta geziyor. Ben kız halimle çalışıyor ev geçindiriyorum. Onun eline geçen fırsatlar benim elime geçseydi daha farklı olurdu diye düşünüyorum. Fakat tanımadığım biriyle evlenirsem daha kötü olur diye korkuyorum ne yapacağımı bilmiyorum. Artık çok bunaldım. Tüm herşey umutsuz ablacağım bugüne kadar okuduğum yazılarınızda tüm okurlarınıza yardımcı oldunuz umarım bana da bir anne veya abla nasihatı vermenizi rica ediyorum.
CEVAP
16 yaş aslında ne kadar güzel bir yaş. Genç bir kızın tüm mutlulukları, neşeyi, sevgiyi, şefkati ilgiyi en yoğun bir şekilde yaşaması gereken bir yaş... Ama senin öyküne bakınca insanın içi ürperiyor. Oradan oraya itilmiş, bir yaprak gibi sürüklenmiş gencecik bir insanın öyküsü bu. Annesini babasını beğenmeyen, sıcacık aile yuvasında bir dediği iki edilmeyen bazı gençlerin durumunu düşünüp ‘‘Yalnız yaşamak istiyorum, kendime ev tutacağım’’ diye tutturanlar geçti aklımdan. Keşke seni okuyabilselerdi. Sanırım biz insanlar elimizdeki güzelliklerin ve değerlerin farkına varmayıp nankörlük etmeye alışmışız. Sonuçta kızım, aslında bu kadar genç yaşta evlenmen doğru olmazdı. Ama senin için her şey o kadarf farklı ki... İlk kez bu düşüncemi ardıma atıp sana ‘‘Evlen’’ kızım diyeceğim. Hem de bira önce evlen ki, dediğin gibi başına bir iş gelmesin. Bu yalnızlığından ve kimsesizliğinden kimse faydalanmadan hiç değilse sana manevi olarak sahip çıkan o gençle evlen, yuvanı kur. Yine çalışır yine ayaklarının üzerinde durmayı sürdürürsün. Eminim senin desteğinle o genç de bir iş bulup sana katılacaktır. Sen hayatı herkesten çok daha çabuk öğrenmiş güçlü bir kızsın.

Bir bebeğin güncesi

İnsan doğumdan itibaren memnuniyetini belli etmeye ve sıkıntılarını gidermeye çalışıyor. Daha ilk günden itibaren de isteklerini ya da sıkıntılarını çeşitli hallerde dışa vuruyor. Bebeğin başlıca istekleri arasında süt, vücudunun temizlenmesi, annesinin ilgisi geliyor. Gün geçtikçe hayattan beklentileri, sıkıntıları ve hayattan elde ettikleri artıyor, hayatın her anı değişik hazların oluşmasını sağlıyor. Elde ettiklerinin birbirinden farklı olması mutluluğunun yoğunluğunu azaltmıyor. Küçükler için hayatlarının ilk aylarında duydukları tek haz, yemekten sonra hissettikleri. Bebekler için önemli olan süt, annelerinin okşamaları ve sevgi sözcükleri. 3-6 yaş arasındaki çocuk için annesinin okşamaları hala büyük önem taşıyor. Yeni şeyler öğrenmek, dile hakim olmak da onlar için yeni tecrübeler arasında. Büyüdükçe içinde yaşadıkları toplumda bulunan kişileri kabullenmeyi ve sevmeyi öğreniyorlar.

Bebeklerin beyninde, yeni bir kelime öğrendikleri sırada neler yaşandığını ya da insanlarla göz göze geldiğinde neler hisettiğini bilmiyoruz. Sinir hücrelerinin beyne neler ilettiğini bilemiyoruz. Ama aklından hiç çıkmayacak kelimeyi biliyoruz. Yeni doğmuş bebeğin beyninde devamlı tekrarını duyduğu kelime: Anne. Belki de yüz kere, bin kere tekrar edilen, çevresindeki diğer sesler ve gürültülerle karışan ama hepsinin içinden kolayca ayırdettiği kelime.

Anneler çocukların hayatında önemli bir yer tutuyor. Annenin sesi, teninin kokusu bebeğin gelişiminden ayrılamaz bir bütün. Burada anneye düşen görev ise bebeği ile konuşmak ve onu dinlemek. Newsweek'in yayınladığı bebekler için özel ekte yer alan habere göre, anne sütü bebeğin sadece sağlığını pozitif etkilemiyor ayrıca beyninin gelişiminde de büyük rol oynuyor. Bir başka deyişle, anne sütü ile beslenen bebekler diğer bebeklere göre çok daha zeki oluyorlar. Haberde, yapılan IQ testlerinde bu bebeklerin sekiz puan daha yüksek aldıkları belirtilse de bu konu bilimsel açıdan kesinlik kazanmış değil.

NİNNİ SÖYLEYİN

Çocuklar büyümek için sevgiye ve dikkate ihtiyaç duyuyorlar. Aslında günümüzde anne babalar tarafından uygulanmayan, unutulmaya başlanan ninniler, ufak çocukça oyunlar bebeğin fiziksel ve psikolojik gelişiminde büyük rol oynuyor. Bu arada aile ve toplumsal adetler küçük eğitici oyunlar sayesinde öğretilebiliyor. Büyükanne-büyükbaba kavramının gittikçe yok olduğu bu dönemde, anne ve babanın yerini bebek bakıcıları, onun yerini de televizyon ve bilgisayar almaya başlıyor.

Bebeklerin oyuncakları da hayatlarında büyük yer tutuyor. Top boşluk duygusunu, yüksekliği belirtiyor. Konuşan bebek, konuşmayanın yanında çok daha aptal, çünkü birincisi bebeğin tanıdığı kelimeleri tekrarlıyor, ikincisi ise söylemek istediği herşeyi söylemesine yardımcı oluyor. Birçok yetişkin çocuğun okula başlamasıyla birlikte gelişmesinin de başlayacağına inanıyor. Aslında çocuğun gelişimi doğumu ile başlıyor. İlk tecrübeleri gelecekteki hayatlarına yön veriyor. Özellikle de yedikleri yiyecekler, oynadıkları oyunlar. Böylece sevgi gösterilen ve teşvik edilen çocuk daha çabuk öğreniyor. Buna karşın bebeğin geçirdiği travmalar ve stresli ortamlarda bulunması sinir hücrelerini yok ederek kapasitesini azaltıyor.

ÖĞRENMEYE AÇIK BEYİNLER

Yakın zamana kadar yapılan araştırmalar yeni doğmuş bebeklerin beyinlerinin genetik olarak yapılanmış olduğu doğrultusundaydı. Bu tezin hemen arkasından yapılan açıklamalarda ilk çocukluk döneminde edinilen tecrübelerin çarpışma etkisi yaptığı, sinir hücrelerinin ve beyin devrelerinin bağlantılarını belirlediği söyleniyor. Bebeklerin öğrenmeye açık bir beyinle doğdukları ama bunu tek başlarına başaramayacakları belirtiliyor. Altı aylıkken oturabilmek, dokuz ayda anne kelimesini kekelemek, bir yaşına girdiğinde yürümek, bebeğin geçirmesi gereken normal devreler olarak görülüyor. Erken gelişmiş ya da gelişmesi geç kalmış terimleri ise değişken kavramlar için kullanılmalı. Kısaca diğerlerinden daha çabuk yürüyen çocuklar büyüyünce atlet olacak diye birşey yok. Önemli olan erken yaşta egzersiz yapmaya başlamak. Bunu yaparken çocukların oyun oynamaları gerektiğini de unutmamak, birşeyler öğretmek, birşeyler yaptırmak için çocukluklarından çalmamak gerektiğini de unutmamalı.

Çok gülen bir çocuğun büyüyünce, kendinden emin ya da ailesinde konuşkan kişiler bulunan bir çocuğun büyüyünce dile yaşıtlarından çok daha hakim olacağına kesin gözüyle bakılıyor, çünkü kelime haznesinin geniş olması aile içindeki diyaloglara bağlı. Çok konuşan bir annenin çocuğu 20 aylıkken yaşıtlarından 130 kelime daha fazla biliyor. İki yaşına geldiğinde bu oran ikiye katlanıyor. Televizyon ise ilk yıllarda çocuk için yarardan çok zarar getiriyor, gürültüden başka birşey değil. Çocuğun müzik kulağı gelişsin, gürültülerden etkilenmesin diyerek olur olmaz müzik parçalarını da dinletmenin anlamı yok. Dahi bir çocuk yetiştirmek isteyen ailelerin sayısı çok olmasa gerek. Ailelerin çocuklarından beklentilerinin ilk sırasında sağlık geliyor, ikinci olarak dürüst bir çocuk istiyorlar. Agresif, kendine güvensiz, stresli yetişkinlerle dolu bir jenerasyon yetiştirmek istemiyorsak çocuklarımıza daha fazla zaman ayırmalıyız.

Çocukları düşünürken

Türkler'in öperken, severken çocuk dövmede de dünya rekoruna yaklaştıkları kimseyi şaşırtmaz. Henüz dünyada en çok çocuk pataklayanların çetelesi tutulmamış. Kızını dövmeyen dizini döver türü deyişlerin pratikteki sonuçları her gün gazetelere yansıdığına göre öperken dövmedeki psikolojik durum Serdar Turgut'un alanına girdiği için ben yorum yapmıyorum.

Bilindiği gibi Türkiye'de yargı, çocuk dövme konusunda epey hoşgörülü.

Önceki gün Burdur'da öğrencisine tokat atan öğretmen beraat etmişti. Yargıtay kararı bozdu yeniden yargılanan Hasan Vural iki ay hapis cezasına çarptırıldı.

Durum bu.

Elimdeki bir başka ilginç araştırma, dünyadaki en iyi anne-kız ilişkisinin İspanyol toplumunda olduğunu ortaya koyuyor. İspanya'da evlenip gittikten sonra kız çocuğun annesiyle ilişkisi eski yoğunlukta devam ediyormuş.

Görülüyor ki şefkat, öpme, sevme ve dövme falan Akdeniz havzasının markasını taşıyor.

Bilindiği gibi çocukların çok sevildiği ve de çok dövüldüğü Türkiye'de yılda bir kez 23 Nisan'da çocuk bir gelecek projesi olarak ele alınıyor. ‘Yarının Türkiyesi, gelecek onların elinde’ sloganlarıyla ertenlenmiş sorunlara bir erteleme daha eklenerek.

Eğitimde yılların birikimi olan bugünkü karmaşa sürüp giderken ‘gelecek onların elinde’ saptamalarının ekranda çocuğunu gören ebeveyin dışında kimseyi fazla etkilediğini sanmıyorum.

Çocuk, gençlik, eğitim ve gelecek bir toplum projesi olarak ele alınmadığı sürece çocukları Meclis sandalyelerine oturtup ‘Arslan çocuklar, cin çocuklar, Türkiye’nin sorunlarını büyüklerden daha iyi görüyorlar' şeklindeki her 23 Nisan'da dile getirilen bir mazoşist yetişkin tavrının yararı olabilir mi?

Her 23 Nisan'da ‘Türkiye’nin sorunlarını teşhis edip veciz biçimde ifade eden çocuklarımız' büyüdüler, mühendis, doktor, avukat hatta siyasetçi oldular. Şimdi onların çocukları gene veciz cümlelerle Türkiye'deki hastalığı anlatıylorlar ekranlarda.

Oysa tek çözüm, çocuklara yönelik bir toplum projesi üretebilmekte.

Bu yönde hiçbir kıpırdanma olmadığı için bu ülkenin sağduyulu insanları bireysel çabalarla eğitim sorunlarına, çocuk ve gençlik sorunlarına el atıyorlar. Kısaca boşluk doldurmaya çalışıyorlar

Önceki gün elime geçen bir mektup böyle bir girişimden söz ediyordu.

Emekli dişhekimi İlhan Tayar şöyle diyor: ‘Yurdumuzda yaşıyan çocuklar üç kategoride toplanabilir. Birincisi, dağ köylerinde doğanın bir parçası gibi sadece yaşamını sürdüren ve ne istediğini bile bilmeyen çocuklar. İkinci kategoridekiler, basın ve TV’lerden birşeyleri gören ama bunlara ulaşma imkanı olmayanlar. Diğerleri ise her istedikleri aileleri tarafından temin edilenler.'

İlhan Tayar, üçüncü kategoriye mensup çocukların diğerlerine ulaşabilmeleri için bir zincir oluşturmuş. İmkanları olan çocukları yoksul yörelerin çocuklarıyla iletişim kurmaya yönlendiriyor. Okudukları dergileri, eski ders kitapları vs.'yi yoksul yörelerdeki çocuklara göndertmek ve de onları bu konu üzerinde düşündürtmek yoluyla. ‘Paylaşma bilincini küçük yaşta hissetmek’ ve de ‘korkunç bir kopukluğu küçük yaşlarda bireysel düzeyde sevgi ve ilgi ile onarmaya çalışmak’ projenin hedefi bu.

Bugüne kadar Bitlis-Tatvan Yumurtatepe, Ağrı-Doğubeyazıt Besler köyü, Mardin-Kızıltepe Hacı Faris Köyü, Kahramanmaraş Oğlakkayası gibi pekçok ilköğretim okullarına ulaşılmış.

23 Nisanlar bu tür sivil girişimlerin sayısı arttıkça daha da anlamlı hale gelmez mi? Çocuklarımızı öpüp sevmeyi iyi becerdiğimize göre...

. Anne şefkati hakkinda aciklamalar Anne şefkati konusunda bilgiler

 

Çocuklar Diger Sayfalar :

 

Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 15
Şeker Hastalığı Açlık Tokluk kan şekeri kaç olmalı
Okunma: 14
İshal nasıl geçer
Okunma: 11
Referandum nedir?
Okunma: 8
Çocuklarda Yaz İshali
Okunma: 7
Tansiyon düşüklüğü ve tedavisi
Okunma: 6
Gerdek gecesi
Okunma: 5
İstanbul havuz rehberi
Okunma: 5
Kolesterol Nasıl Düşürülür
Okunma: 4
Enerjik olmak için ne yapmalı
Okunma: 4
Rus turistlerin tercih ettiği oteller
Resim
Safranbolu evleri hakkında bilgiler
Safranbolu evleri hakkında bilgiler

 |   | 
Copyright © 2007
Kadınlar

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!

Saglikarsiv Sigorta Kadınlar İçin Blog