Kadınlar
     
Kategoriler
Kadın sağlığı
Hamilelik ve Doğum
Kadınlar için Moda
Kadınlar için Güzellik
Kadınlar için Diyet Listesi
Çocuklar
Kadınlar için Ev İşleri
Kadınlara Tatil yerleri
Evlilik sorunları
Yemek Tarifleri
Pratik Bilgiler
Yaşam
Kim Kimdir
Kadınlar hakkında
Resimler

 

 

Kadınlar

Kadının yükselişi

Dünya basını geçen yüzyılı kadınların asrı olarak değerlendirdi
Dünya basını, geçen yüzyılı kadınların asrı olduğunu ve yeni yüzyılda da kadınların yükselişlerini her alanda sürdüreceklerini işledi. Fransız Magazine dergisi, çok geniş inceleme yaparak yayınladığı araştırmalara göre, 20. yüzyılın başlamasıyla birlikte demokratik sistemlerin hızla gelişmesi, kadınlara kendilerini her sahada öne çıkarma fırsatı verdi. Erkeklerle aynı şartlarda eğitim alarak, çalışma imkanı bulan kadınlar zamanla ekonomik bağımsızlıklarını elde etmeyi başardılar ve 20. yüzyıl kadınların yükselişine sahne oldu.
Önce cinsiyetleriyle sinema ve eğlence dünyasında daha sonra da televizyonlarda kendilerini ön plana çıkaran kadınları yükselten en önemli etkin yine erkeklerin onlara ilgisi oldu.
Televizyonların uydu yayınları uluslararası şöhretlerde patlamasına yolaçtı. Moda ve eğlence dünyasının yıldızları herkesin evine girdi. Hollywood yıldızları, Fransız ve İtalyan flim yıldızları ile müzisyenler milletlerarası arenaya çıktılar.

SİNEMACILAR ÖNDE
Marilyn Monroe sinemayla ve skandallarıyla dünyaya ismini duyurdu. Flim yıldızı Grace Kelly daha sonra Monaka Prensi ile evlenerek dünyanın konuştuğu kadın oldu. Brigitte Bardot, Liz Taylor Sharone Stone da şöhretini sinemaya borçlu olanlar arasında yer aldı.
Moda dünyasının televizyonu kullanması da yeni şöhretler çıkardı. Claudia Schiffer, Cindy Crawford, Naomi Campel gibi isimler manken olarak şöhreti yakalayanlar arasına girdiler. Ülkemizde de müzik ve sinema dünyasındaki şöhretler, magazin programlarından sonra ana haber bültenlerine girmeye başladılar.
Kraliçeler, prensesler dergilerde boy göstermeye başladı. İngiltere’nin Veliahd Prensi ile evlenmesi bütün dünya televizyonlarından naklen yayınlanan Lady Diana’nın Fransa’da trafik kazasında ölmesi de yine bütün dünyayı yasa boğdu.
Kadınların asıl yükselişi ise demokrasinin gelişmesiyle oldu. Seçme ve seçilme hakkına sahip olan kadınlar, siyasete atıldıktan sonra kendi haklarını daha da savunur hale geldiler. Aile ve kadın bakanlıkları da kuruldu. Kadınlar parlamentolara girmeye başladılar. Hatta devlet başkanı ve başbakanlıkları işgal ettiler.
İsrail’de Goldamair’in devlet başkanlığıyla başlayan kadınların ülke idaresine geçmesinin ardından dünyanın gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerindeki kadınlar devlet idarelerini ele aldılar. “Demir leydi” lakabıyla tanınan Margareth Thatcher, 80’li yıllarda üç dönem başbakanlık yaparak İngiltere’nin parlak bir dönemine imzasını attı.
Filipinlerde kocasının öldürülmesiyle Corazon Akino ülkesinde seçimle başbakanlığa getirildi. Türkiye’de Turgut Özal’ın ölümüyle Cumhurbaşkanlığına seçilen Süleyman Demirel’in yerine DYP’nin başbakanlığına seçilen Prof. Tansu Çiller birkaç kere başbakanlık yaptı. Pakistan’da Zülfikâr Ali Butto’nun idam edilmesiyle siyasete başlayan Benazir Butto iki kez başbakan oldu.
Bengladeş’in başbakanı, Srilanka’nın Cumhurbaşkanı da yine bir kadın oldu.
ABD Başkanı Bill Clinton iki adelet bakanını da kadınlardan atadı. Dünyanın lideri durumundaki ABD’nin Dışişleri Madleine Albirght’a teslim edildi. Son olarak First Lady Rodham Hillary Clinton New York senötörlüğüne adaylığını açıkladı ve seçilme ihtimali de yüksek görünüyor.

İŞ DÜNYASININ KADINLARI
İş dünyasında da önemli yerlere gelen ve kendi işlerini kuran kadınların yanında devlet kademelerinde yer alanların sayısı da gittkçe artıyor. Kadın Vali’den sonra ülkemizde kadın kaymakamlar da atanmaya başladı. Kadın askerler ve kadın plotlar da artık Ordu’da yerlerini aldılar. Devlet başkanı kadınların olmasına rağmen henüz hiçbir ülkede kadın Genel Kurmay Başkanı görülmedi.
Kadınların iş dünyasına atılması nüfusta düşüşe yol açtı. Kadınların ekonomik bağımsızlığını elde etmesiyle boşanmaların hızlanması evlenmelerin gecikmesi ve bir çocuk sahibi olmak için evlilik şartının aranmaması Avrupa’da aileyi parçalamaya başladı.
Hayat şartlarının iyileşmesiyle insan hayatının uzaması bile doğumla ölüm arasındaki oranı sağlayamadı. Avrupa nüfusu SOS vermeye başladı. Araştırmacılar bu göstergelere bakarak 21. yüzyılın aile değerleri henüz bozulmamış ve yuvanın yıkılmamış olduğu ve dolayısıyla genç nüfusun çoğunlukta olduğu İslam ülkelerinin olduğunu söylüyorlar.
Kadınlar 21. yüzyılda bu gerçeği görerek iş dünyasıyla yuvanın ihmal edilmeden birlikte götürülmesinin yolunu araycak.


Kadın dayanışması

Bugün, Dünya Kadınlar Günü... Kadın sorunları, kadın-erkek eşitliği, kadın hakları konularında yoğunlaşacağımız bir gün... Çeşitli platformlarda kadınlarımız toplanacak, durum tesbitleri yapacak,acil önlem kararları alacaklar. Sonra?
Sonra evli evine, köylü köyüne çekilecek!
Daha önceden siyasi tecrübe geçirmiş olan iyi eğitimli, aydın ve donanımlı olanlar “bizden bu kadar, bu ülkede, bu ortamda çalışmak imkansız” tavrı içinde kendi meslek alanlarının veya özel hayatlarının sınırlarına çekilecekler. Davetli oldukları toplantılarda konferans vermekle yetinecekler.
Yönetimde kariyer mücadelesi verenler, çeşitli biçimlerde engellemeler, ortalıkta dönüp duran yüzünden yorulup tepe noktalara varma hedefinden vazgeçecekler, bulundukları yerde pasifleşecekler veya gerileyecekler.
Kimileri evlerine, ocak başlarına dönecekler. Aştan ve işlerinden başka bir şey düşünmeyecekler. Televizyon dizilerinin sadık izleyicileri olacaklar. Konu komşuyla tertipledikleri bol karbonhidratlı günlerde dizi kahramanlarını, mankenlerin aşk dedikodularını konuşacaklar.
Kimileri yokluk, yoksulluk dertleriyle, dert küpüne dönen aile içi sorunlarla boğuşacak. Hayat gaileleri arasında törpülenmekten kendini bile düşünemez hale gelecek.
Kimileri kuaför, estetik ameliyatları, sauna, jimnastik salonu peşinde koşarak yeni vizyon oluşturmağa çalışacak.
Kimileri gelinim olur musun, size anne diyebilir miyim, bir yıldız doğuyor gibi abuk sabuk tv programları yoluyla şöhret ve kazanç sahibi olma cinliklerine kapılacak.
Kimileri sosyete ortamlarında birilerine hava atabilme yarışı içinde ömür tüketecek...
Kimileri evin sıkıcı havasından kurtulmak için derneklere kaydolarak bir şeyler yapıyorum havalarına girecek...
Neticede havanda su dövülecek.
Üzerinde yaşadığı gezegeni tüketen insanoğlu, uzayda yerleşim projeleri hazırlarken dünyada ve Türkiye’de kadınlar hâlâ yönetimlerde ağırlıklı bir yer edinemeyişlerinin, kendi sorunlarını temelden halledemeyişlerinin sıkıntısını çekip duracak...
Bugünde böyle karamsar olmak, moral bozan tablolar çizmek hiç hoş değil ama gidişat kanaatimce böyle...
Kadınlar haklı davalarında kararlılık ve istikrarla tam bir dayanışma ve birliktelik içinde olmadıkça uzaya da çıkmış olsak mevcut sonucun değişmesi mümkün görünmüyor.
Kadınlar isterlerse (kendi zaaflarını aşıp sıkı bir dayanışma içinde olurlarsa) siyasette ve yönetimde ağırlıklarını koyarak dünyanın ağlayan çehresini değiştirirler.
Tabii isterlerse...

Kadınların derin dünyası

Atalar, “Yuvayı yapan dişi kuştur” derler. Yaradılış itibariyle merkezi kendi dışında olan (tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz), ancak birilerini mutlu ettiği zaman mutlu olan kadın, yaradılışının bu özelliğiyle yalnız yuvasının değil toplumun da dirlik ve düzenini sağlayan temel direğidir. Bir Kurtuluş Savaşı, kadınların özverisi olmadan kazanılabilir miydi? Kadınların katkılarından yoksun bir Cumhuriyet, sağlam temeller üzerine oturabilir miydi?
Bırakın istisnai büyük değişim ve gelişmeleri, bir restoran bile kadınlar ayak atmadığı takdirde, başarıya ulaşmış; gözde ve makbul bir mekan haline gelebilir mi?
Atatürk’ü büyük önder yapan vasıflarından biri, kadınların toplum hayatında ne kadar hayati işleve sahip olduklarını takdir edip onlara devrindeki bütün uluslardan ileri haklar sağlamasıydı.
Kadınların bu hakları yeterince idrak edip etmemeleri, kullanıp kullanamamaları tartışmaya açık ayrı bir konu... Tartışılamayacak şey; 81.yılını kutladığımız Cumhuriyet’in ana temel direklerinden birinin kadınlar olduğudur. Kadınlar sahip çıktığı ve koruduğu sürece Cumhuriyet ilelebet devam edecektir.
Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kuruluna bağlı olarak çalışan “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar” grubunun hazırladığı raporda Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet ilkelerine ters düşen öneriler vardı. Büyük tartışmalara ve kırgınlığa sebep olan bu önerilere önce kadınların karşı duruş sergilemesi beklenirdi..
“Pozitif ayrımcılık, zina tartışmaları” gibi zaman zaman uç olaylarla alevlenen kadın hakları, kadının toplumdaki yeri, yönetimde ve karar mekanizmalarında kadın etkinliği tartışmalarında hissedilen kadın varlığı şimdilerde derin dünyasına çekilmiş gibi görünüyor. Yani başta parlamentodaki kadın milletvekilleri olmak üzere kadın cephesinde bir sessizlik hakim.
Büyük şehirlerde çalışan kadınlar, alt yapı desteğinden mahrum olarak ev ve iş arasındaki çizgide bütün enerjilerini tüketirlerken, modern yaşamın göz kamaştırıcı dünyasının cazibesine kapılan genç kızlar, ülke sorunlarından çok moda, şarkıcı olmak, zengin bir koca bulup lüks hayat yaşamak, özgürlüklerin çılgınca tadını çıkarmak gibi hedeflere kilitleniyorlar. Kırsal kesimdeki kadınların ise hali her zamanki gibi ağır ve zor.
Ev kadınlarına gelince...
Onlar televizyon başında ve günlerde...
Gündüz vakitlerinde TV kanallarının karşısında Seda Sayanlı, Gülben Ergenli programlarda efkar dağıtmaların ardından bir diziden diğer diziye koşturup duruyorlar. Bütün dünyaları dizi olduğu için haliyle kafa yordukları yegane konu da diziler ve kahramanları. Artık çay toplantılarında konuşulan konular bunlar...
Yani anlayacağınız, kadınlar derin dünyada pasifleştirilmiş durumdalar. Ne doğru dürüst yönetime talip olan var, ne de karar mekanizmalarında ben de söz sahibi olmak istiyorum diyen var.
Erkek profilli, akrep burçlu Türkiye ise, var gücüyle AB’ye kilitlenmiş.
Ortalıkta demokrasi ve özgürlük adına ağzı olan konuşuyor.
Ama kadınlar kendi derin dünyalarındalar. Suskun ve nemelazımcılar.
Farkında mısınız?
Sadece kadınlar için
Meksika'nın Başkenti Mexico City geçtiğimiz günlerde ev kadınlarının genel grevine sahne oldu. Ev işlerinde erkekler ve kadınlar arasındaki eşitsizliği protesto eden kadınlar bir günlük ev işleri grevi yaptılar. Grev sırasında en büyük eğlenceleri ise erkek televizyon yıldızlarının yaptığı striptease gösterisini izlemek oldu. Bu gösteri yüzbinlerce kadını topladı. Erkekler ise gösteriyi sadece kadın kılığına girerlerse izleyebiliyor.
Kendilerinden geçmiş 2500 kadının çığlıkları salondan dışarı taşıp, Mexico City'deki yoğun trafik gürültüsüne rağmen kulakları dolduruyor. Duvarlara asılı posterler, kadınlara ‘‘en derin, en karmaşık ve en mahrem duygularını su yüzüne çıkarmayı amaçlayan bir gösteri,’’ vaat ediyor. Meksika'daki bu yeni akımın aktörleri, sahnede soyunan erkek televizyon yıldızları. Meksika'da binlerce sıradan kadın, kocalarının, erkek kardeşlerinin ve din adamlarının itirazlarına kulaklarını tıkayıp, çok iyi tanıdıkları Latin yüzlerin çıplak vücutlarını seyretmeye koşuyor artık.
Sadece üç ay içinde, ülkenin dört bir yanında yaşayan 200 binden fazla kadın, hayran oldukları oyuncuları canlı olarak karşılarında görebilmek için aşağı yukarı üç günlük ücretleri tutarında bir parayı gözden çıkarmış. Erkeklerin rol aldıkları bu striptease gösterilerine bilet bulabilmek için ise günler öncesinden sıraya girmek gerekiyor. Roma Katolik Kilisesi'nin din adamları, bu çılgın kadınları yola getirmek için sabahları günah çıkarma seansları düzenlemekte aramışlar çareyi. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bu seanslara katılımı sağlayamamışlar.
YOLUMUZDAN DÖNMEYİZ
Taşradaki sağ kanada mensup bazı yetkililer ise, gösteri izinlerini son dakikada iptal ederek puan kazanmayı denemişler, ancak hiçbiri sonunda halkın baskısına karşı koyamamış. Anneler, eşler ve kızkardeşler, bu gösterinin ‘‘Solo para Mujeres’’ (Sadece Kadınlar İçin) sürdürülmesinde son derece kararlılar çünkü. Bu gösterilere erkekler eşleriyle birlikte katılabiliyorlar ama kadın kılığına girmeleri şartıyla...
Meksika'da başlayan, maço erkek karşıtı bu yeni uygulamanın esin kaynağı ise İngilizler. Pembe dizilerin sevilen oyuncusu Alexis Ayala, 1997 yılında çekilen ‘‘Full Monty/Anadan Doğma’’ filmini izlerken, 'Meksikalı kadınlar, sevdikleri erkek oyuncuları çıplak görme fırsatını elde etseler ne olur?' diye sormuş kendi kendine. Alexis Ayala, meslektaşlarıyla da konuyu tartışmış ve sonunda hep birlikte bu büyük gösteriye katılmaya karar vermişler. Alexis Ayala ve arkadaşları gelecek tepkileri göze almışlar. Ancak striptase’lerinin dinsel ve politik bir baskı aracına dönüşeceğini hesap etmemişler.
Kadınların tezahüratı
Meksikalı kadınlar, bu gösterilere inatla gitmeyi sürdürerek, bir anlamda ülkelerinde her şeyin erkeklere uygun görülmesine isyan ediyorlar. Ancak bu onların ilk tepkileri değil. Kısa bir süre önce de, ev kadınları yirmi dört saat süreli bir genel grev uygulamışlardı. Striptease sırasında erkekler bikini slipleriyle ortaya çıktıkları zaman, Meksikalı kadınlar hiçbir rahatsızlık duymadan çığlıklar atmaya başlıyorlar. Balkonlardan sutyenler, kadın külotları atılıyor. Gösteri tamamlanınca, oyuncular giyinip sahnede sıraya diziliyorlar ve hayranlarına imza veriyorlar. Oyuncuların hayranları, kendilerini yanaklarından öptürdükten sonra cinsel konulara ilişkin bazı sorular da sorabiliyorlar.
Gösterileri düzenleyenler, Meksika kadınlarının gözlerini açabildikleri için kendileriyle övünüyorlar şimdi.
Kadın hakları
Kadın hakları deyince farklı algılamalar olduğunu görüyorum. Kimi hemcinslerimiz kota istiyor. O zaman kadın-erkek eşitliğini nasıl savunacağız? Bence kota istemek erkeklerden himmet beklemektir, eşitsizliği peşinen kabul edip ayrıcalık istemektir. Yani bir mevkiye “gelmek” değil, “getirilmek”... Ben buna karşıyım. Kadının kotalardan yararlanarak belirli yerlere gelme isteğini hazıra konma arzusu gibi görüp yadırgadığımı söylemeliyim. Kadınlar hangi göreve gelecekse, hangi meclise girecekse sadece ve sadece bilgisiyle, becerisiyle, hüneriyle, kendi gayretiyle gelmelidir, girmelidir. Biz kendimiz mücadele etmeyeceğiz, didinmeyeceğiz, bize bir ayrıcalık tanınsın diye bekleyeceğiz. Bu yanlıştır. Kendine güvenen, ilmine, kültürüne, mesleğine güvenen bir kadının kotalardan kolaylık beklemesine ihtiyacı yoktur. Kota lâfının olduğu yerde zaten eşitsizlik vardır, zayıf tarafı koruyup kollamak vardır. Koruyup kollanmak istemiyoruz diye ortaya çıkan da biz değil miyiz? Fizikî güç olarak -istisnalar varsa bile- zayıf olmayı kabul ederim ama onun dışında bir tek hüküm vardır: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Bilgi kimdeyse güç ondadır. Bilmenin kadınlıkla erkeklikle alâkası yoktur. Bilgimize güveniyorsak neden hâlâ kendimizi eşit kabul etmemekte direniyor, kota diye tutturuyoruz?
Bazen çuvaldızı kendimize batırarak diyorum ki, acaba genel olarak kadınların karakterinde kolayına kaçma maddesi ağır mı basıyor?
Meselâ, ekranlardaki ciddî (gerçi çoğu zaman horoz dövüşüne dönerek onların da ciddiyetine leke sürülüyor ama) tartışma programlarının yapımcı ve sunucuları hep erkektir, tek bir kadın yok! Kadınlarımız bol müzikli, bol göbekli, bol dedikodulu programların yapımcılığından yukarı çıkamadılar. “Kadın dediğin çalkalar, çalkalar” diyen şarkıcı kıza kulak verdiğinizde ne hissediyorsunuz? Son zamanlarda kadınların yapabileceği en iyi işin bu olduğuna dair bir kanaat yerleştirilmeye çalışılıyor gibi. Bu rol dağılımından her iki cins de memnun mu yoksa?
Meselâ, en ciddî gazetelerimizin yarı çıplak kadın pozları ile dolu olması, televizyonlardaki programlarda erkek sunucular pantolon ceket giymiş olarak yayına çıkarken kadın sunucuların daima yarı çıplak olması, otomobil gibi, cep telefonu gibi en ilgisiz reklamların bile kadın vücudu teşhiri ile sunulması, “sıcaklık mevsim normallerinin üzerine çıktı” haberlerinin yegâne görüntüsünün deniz kıyılarındaki bikinili genç kadınlar olması haklar cümlesinden midir, değil midir?
Kadın akıl, fikir, ilim, irfan, kültür ağırlıklı değil de beden ağırlıklı olarak, hatta çoğu zaman bedenden ibaret düşünülmekte, sömürünün hareket noktası olan bu düşünceye, gariptir ki, kadınlar da destek vermektedir. Ve ne yazık ki bu anlayışın eğitimli-eğitimsiz, zengin-fakir, köylü-kentli olmakla da alâkası yoktur. Yani köylerde kadınlar eziliyor, şehirli kadının durumu iyidir diyemezsiniz. Aksine köylü kadın şehirli kadına göre erkekle daha eşit şartlar altındadır, çünkü çalışma hayatının daha çok içindedir. Çalışanın başı dik olur. Kuma gerçeğini hatırlatmayın. Bu, başka isimler altında şehirde daha çok var. Kumanın en azından çevresinde bir meşruiyeti ve bu meşruiyetin getirdiği bazı hakları vardır. Bu haklar da olmaksızın yaşıyan milyonlarca kadın var. Nedense kadın hakları deyince hep aldatılan kadının durumu düşünülür. “Esas kadın” odur. Halbuki karşı taraftaki de bir kadındır. Bir hemcinsimiz... Onun dünyası üzerinde hiç düşünmez, ona daima “kötü kadın” gözüyle bakarız. Kötü kadın... Ne demektir bu? “Kötü erkek” diye bir tabir yok, “kötü kadın” var. Fiilde ortaklık olduğu halde faillere farklı muamele nedendir? Kadını bedenden ibaret görmenin bir başka sonucu... Her şeyden önce bu lâfı yok etmedikçe kadın haklarından, eşitlikten nasıl bahsedeceğiz?

Güzel ol, gölge etme
Yalnız bizde değil, Batı ülkelerinde de ‘lider sultası’ şikayet konusu. The Independent on Sunday gazetesi, İngiliz Başbakanı Tony Blair'in kabinesindeki bakanlarla, özellikle de kadınlarla ilişkilerini inceledi. Blair'in tarzı özetle şöyle : ‘Güzel ol, dediğimi yap, bana gölge etme!’
İNGİLİZ Başbakanı Tony Blair kabinesine genç, güzel, hırslı ama kendisine rakip olmayacak kadınları alıyormuş.
The Independent on Sunday gazetesi iktidardaki İşçi Partisi'nde cinsiyet meselesine odaklanan bir incelemeye yer verdi. ‘Tony’nin kadınlara yaklaşımı' başlıklı, Julia Langdon'un kaleme aldığı yazıda hükümette olağanüstü gibi gözükmeyen değişime dikkat çekildi ve şöyle denildi:
‘Kabinede her zamankinden çok daha fazla kadın olmasına karşın icraatçı bakanlıkların hiç birinin başında kadın yok. Yoksa Tony Blair kadınlara gerçek güç vermek istemiyor mu? Kabinenin yaklaşık dörtte birini kadınlar oluşturuyor ve önemli koltuklara sahip görünüyorlar. Ama gerçek farklı. Aslında devletin ‘önemli ev işlerini' yapıyorlar. Yani Başbakan aslında kızlardan toz almalarını istedi'.
Blair hükümetindeki ayrımcılık tartışmalarını Kuzey İrlanda Bakanlığı'nı kaybeden ve Kabineden Sorumlu Devlet Bakanı olan Mo Mowlam ateşledi. Mowlam'in Blair ile kişisel çatışması olduğu bilinen bir gerçekti. Mowlam'in olağanüstü popüleraritesi, inançları, politikalarını sonuna kadar savunan bağımsız, keskin tarzı şimşekleri üzerine çekti. İşçi Partisi'nin geçen yılki konferansında Mowlam, Blair'e açıkça meydan okuyunca, elinden çok önemli Kuzey İrlanda dosyası alınıverdi.
24'te 5 KADIN
Blair'in kabinesinde kendisi dahil 24 bakan bulunuyor ve beş koltukta kadınlar oturuyor. İşçi Partisi Parlamento Grubu Başkanı Margaret Beckett, Kabineden Sorumlu Devlet Bakanı Mo Mowlam, Parti Denetleyicisi Ann Taylor, Uluslararası Proje Geliştirme Bakanı Clare Short ve Lordlar Kamarası Lideri ve Kadın İşlerinden Sorumlu Bakan Barones Jay. Barones diğerlerinden farklı olarak 50 yaşın üzerinde değil ve bu göreve seçilmeden geldi. ‘Dediğim dedik' Mowlam ne zaman arasa ‘Başbakan şu anda çok meşgul' cevabı alırken, ‘Patron nasıl memnun edilir' konusunda uzman Barones Jay için Downing Street no.10'un (Başbakanlık konutu) kapısı hep ardına kadar açık.
The Independent on Sunday gazetesine göre, Blair'in güçlü ve vasıflı kadınlara tamamen karşı olduğunu söylemek yanlış. Ülkenin en başarılı kadınlarından biriyle evli olan Blair, karşı cinsin kendisi için siyasi bir tehdit oluşturmamasına özen gösteriyor. Blair, temelde, kadın ya da erkek hiç kimsenin gölgesinde kalmak istemiyor ve otoritesini hiçe sayan Mowlam de bu yüzden o bakanlıktan ayrılmak zorunda kaldı.
BLAİR'İ BAŞARIYA TAŞIMAK
Başbakan Blair sorun çıkarmayan, dikkat çekmeyen, genel çizgiden şaşmayan bakanlarla çalışmayı yeğliyor. Gazetenin yorumunda, ‘Uyum, kapasiteden önemlidir. Başbakan verilen işleri aynen yerine getiren insan ister ve bu yapıyı denetleyici mekanizma vardır. Yönetim çarkı Blair'i başarıya götürecek şekilde işlemelidir. Aksi halde kapının önüne konulurlar. Harriet Harman gibi çok yakın bir dostu bile bu konuda istisna yapılmadığını öğrendi. İşçi Partisi'nin genç yetenekleri yükselmek için bu düzene boyun eğmek zorundalar' denildi.

Kadınların topuk sesleri

Tandoğan, Çağlayan, İzmir ve Samsun mitinglerinde öne çıkan kadınların topuk sesleri nasıl ülkemiz siyaset arenasında sarsıntılar oluşturduysa, Ortadoğu’da yaşanan şiddet olayları karşısında dünya siyasetinin önde gelen kadınlarının ilk defa barış ve güvenlik konusunu görüşmek üzere Viyana’da zirve toplantısı yapmaları da dünyanın dikkatini kadınlar üzerine çekti.
Evet, yurt içinde ve dışında kadın dünyasında “Böyle gelmiş ama böyle gitmez” dercesine bir uyanış ve hareketlilik gözleniyor.
Tarih boyunca iktidar yolunu tırnaklarıyla kazıyan, ihtiraslarıyla döşeyen erkek egemen yönetimlerin dünya siyasetini dar boğaza soktuğu, adalet ve refah umutlarını körelttiği; dünya barışı ve güvenliğini sağlayamadığı ortada.
Yuvalarını tehdit eden bir tehlike karşısında olağanüstü güçlerini harekete geçirip birer fırtına kuşu gibi gözüpeklikle mücadeleye göğüs geren dişi kuşlar, dünyanın zulüm kıskacına girmesi üzerine kanatlarını insanlığın üstüne açıp dünya siyaset arenasına doğru süzülüyorlar.
Barışı sağlayabilirler mi?
Kadını hâlâ bir vitrin malzemesi, magazin objesi olarak algılayanlar bu konuda tereddüt gösterebilir. Ama kadın, merkezi kendi dışında olan anaç özüyle sağduyunun, şefkat ve merhametin; sabrın ve mücadelenin kahramanıdır. Bu kadınların azim ve inançla bir amaç uğruna keneplenip dayanışma içinde olduğunda halledemeyecekleri hiçbir sorun yoktur. Gizemli güç onların mayasında vardır.
Ben, buna inanırım.
Viyana’daki zirve toplantısına ev sahipliği yapan Avusturya Dış İşleri Bakanı Ursula Plassnik’in Ferai Tınç’ın Hürriyet’teki köşesinde yer verdiği: “Erkek politikacılardan insanlar sıkıldı. Bu yüzden kadınlara fazla sorumluluk yüklüyorlar. Bakan sayılarında ciddi bir artış var. Halkın beklentisi büyük” sözlerinde de bu inancımı destekler mahiyette ipuçları buluyorum.

Almanya’da Türk kadınlarının başarısı
Önceki yıl Türk- Alman Dostluk Federasyonu’nun davetlisi olarak Almanya’ya gitmiş; Federasyonun burada etkin çalışmalar yaptığına şahit olmuştum. Federasyon Başkanı Ali Kılıç’ın internet kanalıyla bana yolladığı mesaja göre; bu yıl 6 ayrı dalda verilen Türk-Alman oscarlarını Türk kadınları almış. Almanya’daki 75 başarılı işletmenin arkasında Türk kadınlarının imzası varmış. Hatta, Alman parlamentosu ve eyalet parlamentolarında Türk kadını sayısı Türk erkeklerinkinden fazlaymış. Kılıç, bu sevindirici haberlerin ardından şöyle bir hüküm cümlesiyle mesajını sonlandırıyor:
“Türk Kadını 47 yıl önce geldiği Almanya’da akademik, politik, iş hayatında ve sosyal alanda bugün adeta tarih yazıyor. Almanya’daki Türk Kadını adını altın harflerle Avrupa’ya yazdıracak, kafalardaki önyargı duvarlarını başarılarıyla yıkacaktır.”
Kıvanç verici değil mi?
Evet, kadın isterse, azmederse ve mayasındaki gücü harekete geçirirse neler yapmaz...

Erkekler neden duygusuz?
Erkekler konuşma sırasında daha çok cümlenin anlamına ve konuşmanın ne ifade ettiğine, kadınlar ise kelimelerden çok sözel olmayan işaretler ve beden diline dikkat ediyor. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ertuğrul Eşel, binlerce yıl boyunca sadece avlanarak eve yiyecek getirmesi beklenen erkeklerin, ihtiyaç duymadıkları için duyguları anlama ve iletişim gibi yeteneklerini geliştiremediklerini söyledi.

Neden çok konuşuyorlar?

Erkeklerin kadınlara göre daha düz düşündüklerini, düz konuştuklarını ve dinlemenin gerekliliğine inandıklarını ifade eden Eşel, şöyle dedi: “Kadınların konuşma yeteneğinin daha iyi olduğunu herkes bilir. Bu, kadınların konuşurken hem sağ hem de sol beyni kullanmalarından kaynaklanıyor. Erkekler ise konuşma sırasında daha çok sol beyni kullanıyorlar. Kadınlar söylenenleri anlamada da erkeklerden başarılılar. Kız çocuklarının daha çabuk konuşması ve yabancı dili daha erken öğrenmeleri bu nedenledir.” Doç. Dr. Eşel, “Erkekler telefonda söyleyeceklerini söyleyerek kapatırlar. Kadınlar ise saatlerce konuşabilir. 2 hafta kadın arkadaşıyla tatilde olan bir kadın, bu arkadaşıyla eve geldiği günün akşamı telefonda 2 saat daha konuşabilir. Bu erkeklerin anlayamayacağı durumdur.” diye konuştu.Kadınların genel olarak algılama hızının daha yüksek olduğunu iddia aden Eşel “Kadınlar renkleri ve renk farklılıklarını daha iyi algılıyorlar. Erkekler ise uzak mesafeyi daha iyi görüyorlar. Bu nedenle evde aradıklarını bulamıyorlar. Kadınların dokunma duyusu daha hassas, tat ve doku duyguları daha keskindir. Dolayısıyla kadınlar için dokunulmak önemlidir” dedi.

Kadın kolay yalan söylüyor

Kadınların daha kolay yalan söylediklerini, ancak erkeklerin söylediği yalanı da daha kolay anladıklarını ifade eden Eşel, “Kadınlar erkeklere dertlerini anlatırken onun çözülmesini beklemiyorlar, anlaşılmak ve dinlenilmek istiyorlar. Erkek bunu bilmediği için hemen sorunu çözmeye yöneliyor.” diye konuştu. Kadınların sözel hafızaları ve nesnelerin yerlerini algılamalarının erkeklerden daha iyi olduğuna işaret eden Eşel, şu bilgileri verdi: “Erkekler çocukluktan itibaren daha yarışmacıdır. Çünkü yarışma hükmetme gibi erkeksi özellikler istiyor. Bu özellikler de testesteronla ilgilidir. Aynı tür yarışmalar sırasında bile erkeklerde kanda testesteron miktarı artarken, kadınlarda azaldığı görülüyor. Kadın ve erkekler strese farklı cevaplar veriyorlar. Erkekler stres altındayken daha çok sorunu çözmeye odaklanıyor ya da alkol gibi yatıştırıcılara yöneliyor. Kadınlar ise daha çok konuşmak ve rahatlamak istiyor.”


Kadın sağlığı RSS Feed
Yazın Dikkat Edilmesi Gerekenler
Hasta olmak için neler yapmalıyız
Hamilelik ve Doğum RSS Feed
Erkeklerde lohusa sendromu
Geç baba olmak
Kadınlar için Moda RSS Feed
Ayakkabı Markaları
2011 Erkek saç modelleri
Kadınlar için Güzellik RSS Feed
Yüzdeki lekeler nasıl giderilir
Estetik Ameliyat Fiyatları
Kadınlar için Diyet Listesi RSS Feed
Doğum Sonrası Zayıflama
Bel Çevresindeki Yağlar Nasıl Eritilir
Çocuklar RSS Feed
Öğretmenler Günü
Kızamık Hastalığı
Kadınlar için Ev İşleri RSS Feed
Evdeki enerji akışı
Çini Sobalar
Kadınlara Tatil yerleri  RSS Feed
Çin turu
Avustralya Turu
 Evlilik sorunları RSS Feed
Dinimizde Yabancı ile evlilik
Evlenme maliyeti
Yemek Tarifleri RSS Feed
Ekşili karnabahar çorbası tarifi
Pekin Ördeği nasıl pişirilir
 Pratik Bilgiler RSS Feed
Satürn hakkında bilgi
Güneş saatleri hakkında bilgi
Yaşam RSS Feed
Füsun Önal kimdir
Kemal Sunal Kimdir?
Kadınlar hakkında  RSS Feed
Kadınlar için web siteleri
Erkekler hangi Kadınları tercih eder
Resimler RSS Feed
Kutup Ayısı Resimleri
Uzaylı Resimleri
Ara
En Çok Okunanlar
Okunma: 4
Bayram Namazı Nasıl Kılınır?
Okunma: 1
Çanta Modelleri
Okunma: 1
2020 Yılında Türkiye
Okunma: 1
Avon Ürünleri
Okunma: 1
Ayak ağrıları ve tedavisi Ayak ağrısı tedavileri
Resim
Hastalıkların bitkisel tedavisi
Hastalıkların bitkisel tedavisi

Kadınlar  |   | 
Copyright © 2007

Bu sitedeki yazılar sadece bilgi amaçlıdır.Doktorunuza danışmadan, tedavi amaçlı kullanmayınız..!